Yerel Haberler
Eskişehir
15 Mart 2026 Pazar - 14:00 Mimariden tasavvufa: Mahperi Hatun’un Şeyh Turesan ile bıraktığı izler Doç. Dr. Demet Kara, Mahperi Hatun’un 1240 yılında inşa ettirdiği Şeyh Turesan Zaviyesi’nin tasavvufi ritüellerle şekillenen mimari sırlarını gün yüzüne çıkardı. Anadolu Selçuklu Devleti’nin önemli kadın figürlerinden biri olan Mahperi Huand Hatun, Selçuklu Dönemi’nden günümüze kalan tarihî miraslarıyla anılıyor. Mahperi Hatun’un geride bıraktığı pek çok eser arasında yer alan Şeyh Turesan Zaviyesi, tasavvuf eğitimlerinin verildiği, dervişlerin barındığı ve ibadet ettiği bir yapı olarak biliniyor. Bu kapsamda Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Türk-İslam Sanatı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Demet Kara, yüksek lisans tez çalışması olan "Mahperi Huand Hatun’un yaptırdığı yapılardan biri olan Şeyh Turesan Zaviyesi" hakkında bilinmeyenleri anlattı. "Zaviye-i Şeyh Turesan Mahperi Hatun tarafından yaptırıldı" Zaviye terimi, anlam olarak 14. ve 15. yüzyıla kadar şehir, kasaba ve köylerde ya da yollar üzerinde kurulmuş, içinde belli bir tarikata mensup şeyh ve dervişlerin yaşadığı, yol üzerinden gelip geçen yolcuların ücretsiz misafir edildiği belli bir müesseseyi ifade etmek için kullanılır. Bu yapıların zaviye olarak adlandırılmasının yanı sıra ribat, hânikâh, buk’a, savmaa, düveyre ve medrese gibi isimlerle de anıldığı görülüyor. Kayseri’nin İncesu ilçesi ile Ürgüp’ün Başköy kasabası arasında yer alan, Tekke Dağı olarak adlandırılan mevkide bulunan Şeyh Turesan Zaviyesi; 1240 inşa tarihiyle bu tarikat yapılarının ilk örnekleri arasında yer alıyor. Zaviye, inşa kitabesine göre I. Alâeddin Keykubad’ın eşi, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi Mahperi Huand Hatun tarafından, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in saltanat döneminde yaptırılıyor. Zaviyenin inşa kitabesinde Mahperi Hatun’un ismi geçmiyor. Ancak yapının vakıf kaydı Mahperi Huand Hatun ismini vermekle birlikte, yapının zaviye olduğunu da "Zaviye-i Şeyh Turesan" ifadesiyle doğruluyor. İnşa kitabesi ve vakıf kaydı birlikte değerlendirildiğinde; yapının zaviye olduğu, 1240 yılında II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in saltanat yıllarında annesi Mahperi Hatun tarafından Şeyh Turesan adına yaptırıldığı anlaşılıyor. "Zaviyenin mimari yapısı ritüeller için de kullanılmış" Zaviyenin mimari planı ve kullanım amacı, döneminin diğer yapılarına göre bazı farklılıklar barındırıyor. Plan bakımından incelendiğinde, yapı içerisinde yer alan bazı mimari unsurların mekân kurgusunu geliştirmek ya da yapıyı sağlamlaştırmak amacıyla yapılmadığı görülüyor. Bu nedenle söz konusu mimari öğelere, inançla ilgili gerçekleştirilen ritüeller kapsamında ihtiyaç duyulduğu tahmin ediliyor. Bu unsurlardan ilki, sofada yer alan ana eyvanın zeminden yükseltilmiş bir sekisinin bulunması. Eyvanlı tarikat yapılarında eyvan bölümünde bir mihrap bulunmaması, eyvanların tasavvufi ritüeller esnasında seyirci mahfili olarak kullanılmasından kaynaklanıyor. Bu doğrultuda, zaviyenin ana eyvanında bulunan sekinin işlevi de bu şekilde açıklanabiliyor. Diğeri ise orta sofanın örtüsünü destekleyen takviye kemerleri arasına yerleştirilmiş sembolik kubbe ve bu kubbenin altına denk gelecek biçimde yapılmış tonoza açılan merdiven kuruluşu. Merkezi kubbe-eyvan ilişkisine sahip Anadolu Selçuklu zaviyelerinde, merkezde yer alan kubbedeki açıklık aracılığıyla evrenle bağlantı kurulduğu ileri sürülüyor. Bu bağlamda Şeyh Turesan Zaviyesi’nin sembolik kubbesinde böyle bir açıklığın bulunmamasının oluşturduğu eksikliğin, hemen yakınında tonoza açılan ve çatıya çıkan bir açıklıkla giderilmeye çalışıldığı düşünülüyor. Alt kısımda yer alan merdivenin kuruluşu da bu yorumu destekliyor. Tarikat zaviyelerinin sosyal görevlerinden birini de ülkede dolaşan "âyende ve revende"ye (gelip geçene) belirli bir süre karşılıksız barınma ve konaklama imkânı sağlanması oluşturuyor. Şeyh Turesan Zaviyesi’nde eyvana açılan bazı odaların yaşam mekânı olarak kullanıldığı biliniyor. Bu kapsamda, kuzey duvarı boyunca uzanan ve günümüzde mezarlık olarak anılan bölümün duvarlarında yer alan halkaların, konaklayan kişilerin hayvanlarını barındırmak amacıyla kullanıldığı anlaşılıyor. Mahperi Hatun, özellikle Kayseri, Tokat ve Yozgat gibi şehirlerde vakıflar ve hayır kurumları kurdu. Zaviyeler ise Osmanlı döneminde tekke ve dergâhlara dönüşerek bu işlevlerini sürdürdü.
Özgür Özel: "Devlet bey ve ben de beka sorunu tarif ediyoruz ama aramızda fark var"
06 Kasım 2025 Perşembe - 13:28 Özgür Özel: "Devlet bey ve ben de beka sorunu tarif ediyoruz ama aramızda fark var" Eskişehir’de konuşan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, "Devlet bey ile benim aramda bir fark var. O da beka sorunu tarif ediyor, ben de beka sorunu tarif ediyorum. Dünyanın gelişmiş ülkelerinin Türkiye’de hayaller kurması beka sorunu değildir, Türkiye’nin gençlerinin o ülkelerde hayal kurması beka sorunudur" dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bir dizi programa katılım sağlamak üzere Eskişehir’e geldi. İlk olarak gençlerle buluşan Başkan Özel, saat 10.00’da Haller Gençlik Merkezi’nde gerçekleştirilen ’Her Gencin Hakkı: Nitelikli, Özerk, Demokratik ve Yaşanabilir Üniversite’ isimli panelde yer aldı. Özel, çeşitli konu başlıkları hakkında açıklamalarda bulundu. "Devlet bey ve ben de beka sorunu tarif ediyoruz ama aramızda fark var" Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den söz eden CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Devlet bey ile benim aramda bir fark var. O da beka sorunu tarif ediyor, ben de beka sorunu tarif ediyorum. Devlet beyin tarif ettiği beka sorunu, ’Dünyanın güçlü ülkelerinin Türkiye’de gözü var, bu bir beka sorunudur’ diyor. Evet, bu varsa beka sorunudur. 100 yıl önce denilen o beka sorunu nasıl bertaraf edildi, bütün dünya bunu bilir. İhtiyaç olursa gözümüzü kırpmayacağımızı da bilir ama ben başka bir beka sorunu görüyorum. Anketlere bakıyorum; her 4 gençten 1 tanesi Türkiye’de kalmayı, 3 tanesi ise fırsatını bulursa dünyanın gelişmiş ülkelerine gitmeyi hayal ediyor. Dünyanın gelişmiş ülkelerinin Türkiye’de hayal kurması mekan sorunu değildir. Dünyanın gelişmiş ülkelerinin Türkiye’de hayaller kurması beka sorunu değildir, Türkiye’nin gençlerinin o ülkelerde hayal kurması beka sorunudur" şeklinde konuştu. "Gazeteci arkadaşlarımız yine gözaltına alınmış" Bu sabah saatlerinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı üzerine bazı gazetecilerin gözaltına alınması hakkında da konuşan Başkan Özel, konuşmasına şöyle devam etti: "Bu sabah kalktık; gazeteci arkadaşlarımız, dünya kadar insan yine gözaltına alınmış. Her sabah bir korkuya gark etmeye çalışıyorlar ama taktik bu. Umudu örgütleyemeyenler, sevgiyi büyütemeyenler, korkuyu örgütlemeyi ve tehdidi büyütmeyi kendilerine yol seçmişler. Böyle iktidarda kalabileceklerini düşünüyorlar." Özel’in saat 13.00’te Yeşiltepe Mahallesi’nde Tepebaşı Belediyesi Ferdi Zeyrek Yaşam Merkezi açılış törenine katılması bekleniyor.
ESO’nun yeni ihracat projesi Bakanlık desteğine hak kazandı
06 Kasım 2025 Perşembe - 12:20 ESO’nun yeni ihracat projesi Bakanlık desteğine hak kazandı Eskişehir Sanayi Odası (ESO) tarafından Ticaret Bakanlığı’na sunulan "Eskişehir Makine ve Metal İşleme Sektöründe İhracatın Geliştirilmesi" başlıklı UR-GE (Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesi) projesi Bakanlık tarafından onaylanarak desteklenmeye hak kazandı. ESO üyesi 20 firmanın katılımıyla hayata geçirilecek proje, 3 yıl boyunca sürdürülecek ve Eskişehir sanayisinin ihracat gücünü artırmaya yönelik önemli bir adım olacak. Eskişehir Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Celalettin Kesikbaş, projenin kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada "Makine ve metal işleme sektörü, Eskişehir sanayisinin omurgasını oluşturan, yüksek katma değerli üretim gücümüzün en önemli temsilcilerinden biridir. Bu alanda faaliyet gösteren firmalarımızın uluslararası rekabet güçlerini artırmak, yeni pazarlara açılmalarını sağlamak ve ihracat kapasitelerini güçlendirmek amacıyla hazırladığımız UR-GE projesinin Ticaret Bakanlığımız tarafından kabul edilmesi bizim için büyük bir motivasyon kaynağı olmuştur." diye belirtti Başkan Kesikbaş, "Uluslararası işbirlikleri için çalışıyoruz" Kesikbaş, projenin içeriğine ilişkin olarak da şu bilgileri paylaştı: "Proje kapsamında firmalarımıza yönelik pazar araştırmaları, ihracat odaklı eğitimler, danışmanlık programları, ticaret ve alım heyetleri gibi çok yönlü faaliyetler gerçekleştirilecek. Yapılan harcamaların yüzde 75’i ise Bakanlığımız tarafından hibe olarak desteklenecek. Bu süreçte firmalarımız hem küresel pazarlardaki eğilimleri yakından takip edecek hem de uluslararası alanda yeni iş birlikleri geliştirme fırsatı bulacaklar. Eskişehirli üreticilerimizin dış ticarette daha güçlü bir konuma ulaşması en büyük hedefimiz. Emeği geçen tüm firmalarımıza ve destekleri için Ticaret Bakanlığımıza teşekkür ediyorum"
Eskişehir’de açılan stres evine girenler eşyaları kırıp rahatlıyor
06 Kasım 2025 Perşembe - 12:16 Eskişehir’de açılan stres evine girenler eşyaları kırıp rahatlıyor Eskişehir’de açılan stres evine giren vatandaşlar, yarım saatlik seansta işletme içindeki eşyaları gönüllerince kırarak stres atıyor. İşletme sahibi Erhan Çalık, "Genellikle ilişkilerinde problem yaşayan hanımefendiler geliyor. Geçen gelen bir hanımefendi, nişanlısıyla tartışmış; ‘Onun kafasını kırmamak için buradaki eşyaları kırmak istiyorum’ dedi" diye konuştu.Eskişehir’de yaşayan esnaf Erhan Çalık, ilginç fakat son zamanlarda oldukça popüler olan bir işletme açtı. Tepebaşı ilçesinde açılan ’Stres Evi’ isimli işletmeye gelen vatandaşlar, bin TL ödeyip içerdeki ev eşyalarını gönüllerince kırıp döküyor. 30 dakika süresi olan müşteriler kırıp dökmeden önce ise koruyucu elbise ve ekipmanları giyip, belli şartları kapsayan sözleşmeye imza atıyor. Daha sonra içeri alınan vatandaşlar balta, beyzbol sopası ve süpürge gibi materyallerle eşyalara vurmaya başlıyor. Hurdadan alınan beyaz eşyalar, kırıldıktan sonra ise yine eskiciye satılıyor.Sevgiliyle kavga edenler ortalığı dağıtıp stres atıyorİşletme sahibi Çalık, daha çok eşi ya da sevgilisiyle kavga eden kadınların geldiği ve içeride her şeyi kırdıklarını, bazen içeri girdiklerinde ortamın tanınyamayacak kadar dağıtıldığını aktardı."Kırdıkları eşyalar genellikle rahat parçalanıp dağılabilecek türden"İlgiden memnun olduğunu söyleyen Çalık, "Daha çok ilişkisinde problem yaşayan arkadaşlarımız geliyor. Bizim amacımız şu: İnsanların anlık öfkeyle yanlış kararlar vermesini istemiyoruz. Ayrıca kendi eşyalarına zarar vermelerini de istemiyoruz; bunu doğru bulmuyoruz. Burada kırıp dökebilecekleri kullanılmayan birçok eşya var. Hem ilişkiler bozulmasın hem de insanlar stres atsın diye böyle bir girişimde bulunduk. Tabii ki öfke kontrolsüzlüğünü tasvip etmiyoruz; kontrollü öfke ve stres atmak için doğru bir alan oldu. Koruma konusunda hassasiyet gösteriyoruz: Tulumlar, kasklar ve siperlikler, eldivenler sağlıyoruz. Yapılması ve yapılmaması gerekenleri oyun öncesinde dikkatlice belirtiyoruz; katılımcılar da bu hassasiyeti gösteriyor. Güvenlik bizim için öncelikli konumuz; anbean her anı izliyoruz. İsterlerse görüntülerini de onlarla paylaşabiliyoruz. Süreyi yarım saatte sınırlandırıyoruz; yarım saat bile fazla geliyor aslında. 20-25 dakika içinde deşarj olabiliyorlar. 30 dakika ama istediklerinde ekstra süre tanıyabiliyoruz. Beyzbol sopalarımız, çekicimiz, baltamız ve mini balyozumuz var. Kırdıkları eşyalar genellikle rahat parçalanıp dağılabilecek türden, televizyonlar ve benzeri eşyalar var. Ayrıca klavyeler çok rağbet görüyor çünkü hızlı ve rahat dağılabiliyorlar. Eski tip radyolar, hoparlörler, kullanılmayan beyaz eşyalar, elektrik süpürgeleri gibi eşyalar da var. Hurdadan geri dönüşüme katkıda bulunuyoruz; aslında onları parçalama kısmından kurtarıyoruz" diye konuştu."Onun kafasını kırmamak için buradaki eşyaları kırmak istiyorum"Genellikle trafikte sorun yaşayan vatandaşların ve eşiyle tartışan kadınların dükkânda stres attığına değinen Çalık, "Katılımcılar genellikle trafik kavgası yaşayanlar değil; ilişkide problem yaşayanlar tercih ediyor ve özellikle hanımefendiler daha çok geliyor. Muhtemelen evdeki bardak, tabak kırmak yerine buradaki şeyleri kırmayı tercih ediyorlar. Bir hatıramız da şu: Geçenlerde bir hanımefendi geldi, nişanlısıyla tartışmış; "Onun kafasını kırmamak için buradaki eşyaları kırmak istiyorum" dedi. Güzel bir hatıraydı; iyi de parçaladı bu arada. Biz de şaşırdık. Çıktığında "tüy gibi oldum, çok teşekkür ederim" dedi. Memnun kalıyorlar" dedi.
Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çevik’e "TEB Eczacılık Akademisi Teşvik Ödülü"
06 Kasım 2025 Perşembe - 11:23 Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çevik’e "TEB Eczacılık Akademisi Teşvik Ödülü" Türk Eczacıları Birliği (TEB) Eczacılık Akademisi tarafından düzenlenen törenle "TEB Eczacılık Akademisi 2025 Yılı Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödülleri" sahiplerini buldu. TEB tarafından her yıl eczacılık bilimine önemli katkılar sunan akademisyenleri onurlandırmak amacıyla verilen Eczacılık Akademisi Teşvik Ödülü’ne, jüri tarafından alınan karara göre bu yıl Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Kimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ulviye Acar Çevik layık görüldü. Törene Anadolu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yusuf Özkay, Eczacılık Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Sinem Ilgın da katıldı. Doç. Dr. Ulviye Acar Çevik, medisinal kimya alanında yürüttüğü ilaç tasarımı, moleküler doking ve yapı-aktivite ilişkileri üzerine yoğunlaşan çalışmalarıyla, özellikle antikanser, antimikrobiyal, antidiyabetik ve nöroprotektif potansiyele sahip yeni birşeliklerin geliştirilmesine öncülük etti. Bilimsel üretkenliği, disiplinler arası bakış açısı ve yenilikçi araştırma yaklaşımıyla tanınan Doç. Dr. Çevik, uluslararası düzeyde yayımlanmış makaleleri, bildirileri, projeleri, patentleri ve aldığı ödüllerle Türk eczacılık bilimlerinde kendine özgü ve saygın bir yer edindi. Ayrıca, genç araştırmacılara ilham veren akademik duruşu ve araştırma liderliğiyle alanında örnek gösterilen bir bilim insanı oldu.
Lösemi artık korkutucu bir hastalık değil
06 Kasım 2025 Perşembe - 11:06 Lösemi artık korkutucu bir hastalık değil Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Canan Özdemir, löseminin eskiden olduğu gibi korkutucu bir hastalık olmadığını, gelişen teknoloji ve yeni yöntemlerle tedavide başarı oranlarının oldukça yükseldiğini belirterek, "Elbette yüzde 10’luk hasta grubunun tedaviye dirençli olması mümkün ancak bu hastalar için de yenilikçi tedavilere yöneliyoruz" dedi. Lösemili Çocuklar Haftası vesilesi ile lösemi hastalığını, tanı ve tedavi yöntemlerini anlatan Prof. Dr. Zeynep Canan Özdemir, kanserin dünyada yaygın görülen bir sağlık sorunu olduğunu belirtti. Hem dünyada hem de Türkiye’de en sık görülen çocukluk çağı kanserlerini lösemilerin oluşturduğunu anlatan Özdemir" Lösemi kemik iliğinde kan hücrelerinin üretimini sağlayan kök hücrelerden gelişen malign bir hastalık. Bu malignitenin gelişme nedeni ise hala tam olarak bilinmiyor. Ancak kansere neden olan belirli mutasyonlar olduğunu biliyoruz. Virüs enfeksiyonları, radyasyon, kullanılan ilaçlar, gıdalarla aldığımız doğayı kirleten bir takım maddeler gibi etkenlerin neden olabileceği mutasyonlar bu hücrelerin ölümsüzleşmesine sebep oluyor ve kemik iliğini istila ediyorlar. Sonuç olarak bu hücreler normal fonksiyon gören hücreler olmadığı için kemik iliğinde işe yaramayan milyonlarca, milyarlarca hücre üretilmiş oluyor. Bu hücreler organ ve dokulara yerleşerek oradaki hücrelerin de fonksiyonlarını bozuyorlar ve löseminin klinik tablosu ortaya çıkıyor. Löseminin klinik tablosunda ateş, bacak ve kemik ağrıları, kilo kaybı, özellikle boyunda büyümüş lenf bezleri görebiliyoruz. Lösemilerin birçok tipi var ama temelde iki tip lösemi görüyoruz. Bunlar akut lenfoblastik ve akut miyeloblastik lösemiler. En çok lenfoblastik lösemileri, sıklıkla 2-5 yaş aralığında görüyoruz. Ayrıca çocuklarda ilaveten morluklar, diş eti kanamaları, burun kanaması, halsizlik ve solgunluk bulguları da eşlik ediyor olabilir. Bu gibi şikayetleri olan çocuklarımızı derhal doktora götürmemiz gerekiyor" diye konuştu. Lösemi artık korkutucu bir hastalık değil Lösemilerin eskiden korkutucu kanserler grubunda olduğunu, ancak günümüzde ilerleyen teknoloji ve yeni tedavi yöntemleri, destekleyici tedaviler ile bu hastaların yüzde 90’ınin tamamen iyileşme şansına sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Zeynep Canan Özdemir, "Tabii ki bu iyileşmeyi medikal tedavi ile sağlıyoruz ancak, bu hastaların ve ailelerinin sosyal ve psikolojik anlamda desteklenmeye çok ihtiyacı var" dedi. Tanıda hastalığın öyküsünün, fizik muayenenin, kan tahlillerinin, kemik iliği tahlillerinin önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Özdemir, her hastaya aynı tedavinin uygulanmadığının altını çizdi ve düşük, orta ve yüksek risk durumlarına göre tedavi sürecinin şekillendiğini anlattı. Prof. Dr. Özdemir, tedavisi yaklaşık iki yıl süren Lösemi hastalığının eskiden olduğu gibi korkutucu bir hastalık olmadığını, başarı oranlarının oldukça yüksek olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Zeynep Canan Özdemir, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftasında yapılan etkinliklerin toplumda hastalığa yönelik farkındalık oluşturmak bakımından taşıdığı öneme de değindi. Gerçekleştirdikleri farkındalık haftası etkinliklerinden de bahseden Özdemir, löseminin bulaşıcı bir hastalık olmadığına dikkat çekerek bu çocukların ve ailelerin toplumda dışlanmayarak desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
Eskişehir’de ’Organ Bağışı Haftası’ farkındalık etkinlikleri
06 Kasım 2025 Perşembe - 09:57 Eskişehir’de ’Organ Bağışı Haftası’ farkındalık etkinlikleri Organ Bağışı Haftası dolayısıyla, toplumda organ bağışının önemine dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü Acil Sağlık Hizmetleri Başkanlığı tarafından il genelinde çeşitli etkinlikler gerçekleştirildi. Hafta kapsamında, hem okullarda bilgilendirme sunumları yapılırken hem de sağlık tesislerinde farkındalık stantları kurularak vatandaşlara doğrudan bilgilendirme ve yönlendirme yapıldı. İl Sağlık Müdürlüğü personelleri tarafından yürütülen okul etkinliklerinde, öğrencilere organ bağışının hayat kurtaran önemi, organ nakli süreçleri ve gönüllü bağışçı olma konuları anlatıldı. Öğrencilerin konuya yoğun ilgi gösterdiği programlarda, organ bağışının sadece tıbbi bir işlem değil, aynı zamanda insani bir sorumluluk olduğu vurgulandı. Okul etkinliklerine ek olarak, Eskişehir Şehir Hastanesi ve Yunus Emre Devlet Hastanesi bünyelerinde kurulan stantlarda vatandaşlara organ bağışıyla ilgili bilgilendirmeler yapıldı. Stantlarda görevli sağlık çalışanları, organ bağışının kimler tarafından ve nasıl yapılabileceği hakkında bilgilendirme yaparken, dileyen vatandaşlara organ bağışı formu doldurma imkânı da sağlandı. Etkinliklerle, Eskişehir genelinde organ bağışına yönelik farkındalığın artırılması, toplumsal duyarlılığın güçlendirilmesi ve daha fazla kişinin gönüllü bağışçı olmasının teşvik edilmesi amaçlandı