Yerel Haberler
Eskişehir
Eskişehir’de sahte içki operasyonu 26 Mart 2026 Perşembe - 22:06:32 Eskişehir’de polisin düzenlediği kaçak ve sahte alkol operasyonunda, halk sağlığını tehlikeye atan çok sayıda sahte içki ve imalat malzemesi ele geçirilirken, olayla ilgili 3 şüpheli gözaltına alındı. Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen kaçak ve sahte alkol soruşturması kapsamında, Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü ekipleri düğmeye bastı. Edinilen bilgilere göre, belirlenen şüphelilerin kaçak ve sahte alkol ticareti yaparak piyasaya sürdükleri ve bu yolla halk sağlığını ciddi şekilde tehlikeye düşürdükleri tespit edildi. İkametler imalathaneye dönmüş Teknik ve fiziki takibin ardından şüphelilerin ikametlerine eş zamanlı operasyon düzenleyen ekipler, aramalarda adeta bir imalathane ile karşılaştı. Yapılan aramalarda; 330 adet sahte içki etiketi, 300 adet sahte içki jelatini, 290 adet sahte içki şişesi, 156 adet sahte içki kapağı, 150 adet sahte içki kapüşonu, 65 litre etil alkol, 21 litre sahte viski, 2 adet huni ve 1 şişe viski aroması ele geçirildi. 3 şüpheli gözaltında Operasyon kapsamında yakalanan 3 şüpheli şahıs, emniyet güçleri tarafından gözaltına alındı. Şüpheliler hakkında "5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa Muhalefet" suçu kapsamında başlatılan adli tahkikatın sürdüğü öğrenildi.
26 Mart 2026 Perşembe - 15:59 Eskişehir’de yaralamalı kaza sonrası ilginç tartışma Eskişehir’de 73 yaşındaki yaşlı adamın yaralandığı trafik kazası sonrası ilginç bir tartışma çıktı. Yayanın çarptığı iddia edilen dolmuşun şoförü, yaşlı adama çarpmadığını, yaralanan kişinin aslında elektrikli bisiklet sürücüsü olduğunu ve kendi idaresindeki araca çarptığını öne sürdü. Olay, dün Kurtuluş Mahallesi İnal Sokak’ta meydana geldi. İddiaya göre; İ.Y. (52) idaresindeki 26 M 0097 plakalı dolmuş, M.U. (73) isimli yaşlı adama çarptı. İhbar üzerine adrese polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Yaralı, ambulansla Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırıldı. Yayaya mı dolmuş çarptı, dolmuşa mı elektrikli bisiklet çarptı belli değil Ambulansın gitmesi sonrası olay yerinde ilginç bir tartışma çıktı. Dolmuş şoförü, yaya olduğu iddia edilen yaralının aslında elektrikli bisiklet sürücüsü olduğunu ve kendi idaresindeki araca çarptığını öne sürdü. Dolmuşun sağ camında kırık olduğu görülürken, yaşlı adamın kızı ise şoföre, "Benim babam motora binmez" dedi. "Arabayı ben kullanıyordum, yalan söylüyor" Tartışma sırasında bir genç, kazaya karıştığı belirtilen elektrikli bisiklet ile olay yerine geldi. Elektrikli bisikleti kendisinin kullandığını söyleyen genç, dolmuşun kendisine değil yaşlı dedeye çarptığını iddia etti. Buna sinirlenen dolmuş şoförü, yaşlı adamın kullandığı elektrikli bisikletin kendi aracına çarptığını belirterek "Bütün herkes gördü, görmediniz mi? Yanlış konuşuyor, siz kafayı mı yediniz? Öyle değil kurban olduğum. Arabayı ben kullanıyordum, yalan söylüyor" diyerek tepkisini dile getirdi. Polis ekipleri kazayla ilgili inceleme başlattı.
26 Mart 2026 Perşembe - 15:32 İÇEM’de su bilinci küçük yaşta kazandırılıyor Anadolu Üniversitesi bünyesinde, çocuklarda çevre bilinci ve sürdürülebilir su tüketimi farkındalığı oluşturmak amacıyla İşitme Engelli Çocuklar Eğitim Merkezi’nde (İÇEM) bir etkinlik düzenlendi. Etkinlikte, QNB’nin desteğiyle Habitat Derneği ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ortaklığında yürütülen "Su ile Hayata Projesi" kapsamında Eğitim Fakültesi Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Handan Deveci’nin koordinatörlüğünde eğitmen Eslem Önal ile İÇEM ortaokul öğrencileri, öğretmenler ve eğitimciler bir araya geldi. Anadolu Üniversitesi’nin sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında gerçekleştirilen etkinlikte, küresel su gündemi çocukların yaş düzeyine uygun, eğlenceli ve öğretici içeriklerle ele alındı. Programda, temiz suya erişim ve suyun bilinçli kullanımı interaktif yöntemlerle anlatılırken, katılımcılar suyun yaşam için taşıdığı önemi farklı etkinliklerle deneyimleme fırsatı buldu. Eğitmen Eslem Önal tarafından gerçekleştirilen sunumlarda, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarının önemi vurgulandı. Etkinlik boyunca öğrencilerin konuya gösterdiği ilgi ve aktif katılım dikkat çekti. Prof. Dr. Deveci: "Su kaynaklarının korunması geleceğin en kritik meselesidir" Etkinliğin ardından değerlendirmede bulunan Eğitim Fakültesi Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Handan Deveci, su bilincinin erken yaşlarda kazandırılmasının önemine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: "Çocuklarımıza bu yaşlarda kazandırdığımız her bir bilinçli tüketim alışkanlığı, yarının dünyasını şekillendirecek en büyük güçtür. Bugün burada gördüğümüz ilgi ve çocuklarımızın heyecanı, bu tür etkinliklerin ne kadar doğru bir yolda olduğunu gösteriyor."
Eskişehir Sultanlar Zeybek Kültür Derneği Başkanlığına Levent Tolga Akdeniz seçildi
20 Ağustos 2025 Çarşamba - 10:26 Eskişehir Sultanlar Zeybek Kültür Derneği Başkanlığına Levent Tolga Akdeniz seçildi Eskişehir Sultanlar Zeybek Kültür Derneği Başkanlığı görevine Levent Tolga Akdeniz seçildi. Önceki Başkan Sultan Sarı’nın vefatı sebebi ile yapılan olağan kongrede başkan seçilen Akdeniz, yaptığı değerlendirmede, "Eskişehir’imizin kültürünü ve Türk Kültürünü yaşatmak, gençlerimizle kültürümüz arasında köprü bağı olmak, gönüllere dokunmak ve gök kubbede hoş bir seda bırakabilmek için sosyal ve kültürel faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Lise öğrencilerimizden zeybek ve diğer folklor gösterisi yapan ekibimiz vardı. Onlar şimdi üniversiteli oldular ve gittiği yerlerde Eskişehir kültürünü yaşatıyorlar. Dernek olarak gençlerden kuvâ-yi milliye ruhuna sahip bayan zeybek yetiştirmeye ve ekip kurmaya devam edeceğiz. Derneğimizin amacı; misafirlerimizi yöresel kıyafetlerimizle karşılarız ve yöresel yemekler ikram ederek ağırlarız. Derneğimize gelen misafirler, kültürümüzden bir parça bularak mutlu bir şekilde evlerine dönmektedir. Türk misafirperverliğini yaşatan Türk gelenek ve göreneklerini misafirlerine sunan bir derneğiz. Misafirlerimizin kendilerini ana ocağında hissetmeleri bize ayrıca gurur vermektedir’’ dedi. Derneğin Yönetim Kurulu asil üyeliklerine; Levent Tolga Akdeniz, Oğuzhan Sarı, Fevziye Ağdeviren, Pınar Sarı, Hülya Günay, Denetim Kurulu asil üyeliklerine ise; Havva Cengiz, Haydar Aytüre, Yusuf Karamanlı seçildiler.
Osimhen’i Eskişehir’de gören şaşırıyor
20 Ağustos 2025 Çarşamba - 09:52 Osimhen’i Eskişehir’de gören şaşırıyor Eskişehir’de 8 yıldır yaşayan ve amatör bir kulüpte top koşturan Kamerunlu Youssouf Adamou’nun, Galatasaray’ın Nijeryalı yıldız futbolcusu Victor Osimhen’e benzerliği dikkat çekiyor. Türkiye’de 8 yıldır yaşayan ve Anadolu Üniversitesi İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden mezun olan Kamerunlu 24 yaşındaki Youssouf Adamou’nun, Galatasaray’ın 26 yaşındaki Nijeryalı golcüsü Victor Osimhen’e benzerliği dikkat çekiyor. Saçlarını Osimhen gibi kestiren ve boyatan Youssouf Adamou, Batıkent Spor Kulübü’nde orta saha oyuncusu olarak top koşturuyor. Arkadaşları tarafından kendisine Osimhen’in maskesi alınan Adamou’nun, ileride Nijeryalı golcü ile karşılaşacağına olan inancı da tam. "Osimhen’e çok benzetiyorlar" Victor Osimhen’e benzerliği hakkında konuşan Kamerunlu Youssouf Adamou, "Kamerunluyum. Müslüman bir ailenin çocuğuyum. Anadolu Üniversitesi’nde okuyordum. Bu sene bitirdim. 4 yıllık İşletme Fakültesi’nden mezun oldum. Şu an 1. Amatör Lig’de Batıkent Spor Kulübü’nde oynuyorum. 6 numarada, orta saha ve kanat oynuyorum. Beni, Osimhen’e çok benzetiyorlar. Bence de Osimhen ile çok benziyoruz. Tarzlarımız biraz benziyor, benim gibi oynuyor ama o daha golcü. Ben de arkadan oyun kurmada iyiyim. Derler ya ’Çanakkale geçilmez’, o mantıkla gol gelmesin diye kaleyi sağlama alıyorum. Topu da ön tarafa veriyorum. Kulübümüzde bir sürü forvetimiz var. Osimhen beni taklit etmeye çalışıyor ama o daha golcü" dedi. "Sen, Es-Es’li Osimhen’sin’ diyorlar" Youssouf Adamou, stilinin Victor Osimhen’e benzerliği ve kendisine olan ilgiyle alakalı, "Saçımı Osimhen’den dolayı sarıya boyatmıyorum. Zaten böyle boyatıyordum ama annem pek hoş görmüyordu. Sonra dedim ki bu benim tarzım olsun. Geçen sene Osimhen gelince benim saçıma, ’Osimhen’in saçı’ demeye başladılar. Ben de ’Hayır, bu benim saç stilim’ dedim. Oshimhen benim yani. Maskeyi de geçen sene arkadaşlarım aldı. O kadar yoğun ilgi görüyorum ki tramvayda şapka takmak zorunda kaldım. Böyle olması çok hoşuma gidiyor. İlgi iyi, güzel ama bir yerden sonra da acelen oluyor, bir yere gitmen gerekiyor ama çocuklar sürekli durduruyor. ’Osi ağabey gel, fotoğraf çekilelim’ diyorlar. Adımın Youssouf olduğunu söylüyorum, ’Sen, Es-Es’li Osimhen’sin’ diyorlar" ifadelerini kullandı. "Orta sahanın Osimhen’i benim" Futbol kariyeri hakkında açıklamalarda bulunan Youssouf Adamou, şunları dile getirdi: "Şu anlık kariyerimin başındayım, daha amatörde top koşturuyorum. Süper Amatör, BAL, 3. Lig ve 2. Lig’de yabancı oynayamıyor. Bu yüzden ben de o süre zarfında bir şeyler yapıyorum. Vatandaşlığı alıp, kimliğimi halledip, kendimi liglerde göstermek istiyorum çünkü ben amatöre fazlayım. Bu kadar da iddialıyım. Buradan tüm üst liglerdeki takımlara sesleniyorum; alın, görün, deneyin. Orta sahanın Osimhen’i benim. O forvet Osimhen, ben orta saha Osimhen. Bir gün onunla yan yana gelmeyi çok isterim. İlla denk geleceğiz, ben buna inanıyorum. Ya İstanbul’da ya Eskişehir’de ama bu sınırlar çerçevesinde, Anadolu’da ben ve Osimhen illa bir şekilde denk geleceğiz. Ben Kamerunluyum, o Nijeryalı. Aslında komşuyuz, yan kabile diyelim."
Osmanlı’nın şifa kaynağı şerbetler Eskişehir’de yaşatılıyor
20 Ağustos 2025 Çarşamba - 09:47 Osmanlı’nın şifa kaynağı şerbetler Eskişehir’de yaşatılıyor Eskişehir’in Odunpazarı ilçesinde 14 yıldır faaliyet gösteren şerbetçi Ersin Kortan, Osmanlı mutfağının özgün lezzetlerinden olan şerbetleri günümüzde de yaşatıyor. Şerbetleriyle Osmanlı kültürünü sürdüren Ersin Kortan, tamamen doğal malzemelerle hazırladığı karadut, reyhan, lavanta ve birçok şerbet çeşidiyle hem lezzet hem de şifa dağıtıyor. "Şerbetlerimizi kendi reçetemizle hazırlıyoruz" Kortan, Osmanlı şerbeti kültürünü mutfaklarında müşterilere sunduklarını belirterek, "Yaklaşık 7-8 çeşit şerbetimiz bulunmakta. Bunlar arasında karadut, lavanta, reyhan, hibisküs, demirhindi, kızılcık ve hurma şerbeti var. Hepsini kendi reçetemizle hazırlayıp farklı tatlar kazandırarak müşterilerimizin damak zevkine sunuyoruz" dedi. "Karadut ağız yaralarına, reyhan mideye, lavanta şerbeti ise sakinleşmeye birebir" Şerbetlerin sağlık açısından da pek çok faydasının olduğuna dikkat çeken Kortan, "Karadut şerbeti ağızdaki aftlara, yaralara ve diş eti çekilmelerine iyi gelirken reyhan şerbeti mide rahatsızlıklarını azaltmaya ve metabolizmayı hızlandırmaya birebir" ifadelerini kullandı. Kortan, lavanta şerbeti için ise sakinleştirici özelliğinin yanı sıra ilaç ve kozmetik sektöründe de kullanıldığını belirtti. "Şerbetlerimiz glikoz içermez tamamen pancar şekeriyle yapılıyor" Ürünlerini tamamen doğal malzemelerle hazırladıklarını vurgulayan Kortan, "Şerbetlerimizi günlük olarak taze yapıyoruz, ertesi gün yeniden hazırlıyoruz. Tamamen pancar şekeriyle yapılan şerbetlerimiz kesinlikle glikoz içermemektedir. Özellikle karadut ve reyhan şerbeti küçük büyük her damak tadına hitap ettiğinden dolayı en çok tercih edilenler arasında yer alıyor" diye konuştu. Şerbetlerin fiyatlarına da değinen Kortan, "Şerbetleri büyük bardaklarda 120 TL’ye satıyoruz. Festivallere katıldığımızda ise halkın daha uygun fiyatlara içebilmesi için bazen yarı fiyatına bazen de ücretsiz ikram ediyoruz" dedi. "Zamanla çeşitli bitki ve aromalarla harmanlanan şerbet popülerliğini sürdürmeye devam ediyor" Geçmişte şerbetlerin büyükler tarafından çocuklara içirildiğini hatırlatan ve günümüzde de önemini koruduğunu belirten Kortan, "Şerbetler aslında her dönemde var olan bir içecektir. Zamanla çeşitli bitki ve aromalarla harmanlandığından dolayı popülerliğini sürdürmeye devam ediyor" şeklinde konuştu.
Sahte ilanlar ile 100’den fazla mağduru 10 milyon TL dolandırdılar, jandarmadan kaçamadılar
20 Ağustos 2025 Çarşamba - 09:43 Sahte ilanlar ile 100’den fazla mağduru 10 milyon TL dolandırdılar, jandarmadan kaçamadılar Eskişehir İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince, sahte ilanlar ile 30 ilden 100’den fazla mağduru yaklaşık 10 milyon TL dolandırdıkları tespit edilen 18 şüpheli, 5 ilde eş zamanlı düzenlenen operasyonla yakalandı. Edinilen bilgilere göre; Asayiş Daire Başkanlığı ile Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Daire Başkanlığı koordinesinde Eskişehir İl Jandarma Komutanlığı’na bağlı Jandarma Suç Araştırma Timi (JASAT) ekiplerince, suç örgütü çerçevesinde sosyal medyada sahte ilanlar vererek ’Nitelikli Dolandırıcılık’ suçunu işlediği tespit edilen 18 şüpheli hakkında çalışma başlatıldı. Ekiplerce, şüphelilerin sosyal medya üzerinden tarım aleti almak isteyen 30 ilden 100’den fazla mağduru yaklaşık 10 milyon TL dolandırdıkları ve elde ettikleri geliri kripto para hesaplarına aktardıkları belirlendi. Bunun üzerine Eskişehir merkezli 5 ilde eş zamanlı olarak operasyon düzenlendi. Adli makamlara sevk edilen 5 şüpheli tutuklandı. Düzenlenen operasyonda, 18 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı. Operasyon çerçevesinde, suçtan elde edildiği değerlendirilen 3 otomobile satılamaz şerhi konuldu. Ayrıca 90 adet sentetik ecza hapı, 72 bin TL nakit para, 22 adet cep telefonu ve 31 adet SIM kart (yaşa dışı olarak açılan ve açık olarak satılan) ele geçirildi. Adli makamlara sevk edilen şüphelilerden 5 şahıs tutuklanırken, 8 şahıs hakkında adli kontrol kararı uygulandığı ve 5 şahsın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı öğrenildi.
Milattan önce Küllüoba’da yaşayan insanlar kuraklığa karşı tedbir almış
19 Ağustos 2025 Salı - 13:39 Milattan önce Küllüoba’da yaşayan insanlar kuraklığa karşı tedbir almış Eskişehir’de yaklaşık 5 bin 200 yıl önce insan topluluklarının yaşadığı değerlendirilen Küllüoba Höyüğü’nde Kazı Başkanı olarak görev yapan Prof. Dr. Murat Türktekin, "Kuraklık döneminde Küllüoba’da arpa ve buğday yerine kara burçak tercih edildiğini, hayvancılıkta ise koyun yerine keçinin tercih edildiğini belirledik" dedi. Seyitgazi ilçesine bağlı Yenikent mahallesinde bulunan Küllüoba Höyüğü’nde ilk olarak 1996 yılında başlayan kazı çalışmaları devam ediyor. Milattan önce 3200-3300 yılları arasında insanların yaşadığı ve planlı bir yerleşim olduğu belirlenen Küllüoba’da birçok keşif yapılırken, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Türktekin, çalışmaların güncel durumuyla ilgili bilgi paylaştı. Bilinçli bir şekilde gömüldüğü tespit edilen ve kazılarak ortaya çıkartılan yapılar olduğundan anlatan Prof. Dr. Türktekin, Küllüoba’da özellikle kuraklık durumuyla ilgili çok önemli veriler elde ettiklerini söyledi. Çok su istemeyen bir mahsul olmasına rağmen tarımda arpa ve buğday yerine kara burçağın, hayvancılıkta ise koyun yerine keçinin tercih edildiğini belirlediklerini anlatan Türktekin, bölgedeki eski insanların yaşamlarını sürdürmelerinin temel sebebinin kuraklığa uyum sağlamak olduğunu vurguladı. "Burada planlı, tasarlanmış bir yerleşim söz konusu" Küllüoba’nın milattan öce 3200 ve 1950 yılları arasında tarihlenen bir höyük yerleşmesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Murat Türktekin, "Yaklaşık 10 metre bir kültür dolgusu. İlk kazılar 1996 yılında Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izinleriyle Prof. Dr. Turan Efe başkanlığında başlatıldı. Ben de bu ekibin üyesiydim. 2019’dan beri de kazı başkanı olarak burada göreve devam ediyorum. Küllüoba, milattan önce 3200-3300 aralığında bir dönemde ilk defa yerleşilmiş bir alan. Eskişehir bu anlamda çok zengin. 200’e yakın tescilli ilk tunç çağına tarihlenen höyük bulunuyor. Küllüoba’da bunlardan bir tanesi, içerisinde bulunduğumuz yerin en büyük höyüğü. Ancak çok sayıda höyükten bir parça aslında bir tanesi. Burada ilk defa 3200 yıllarında yerleşildiğinde planlı, tasarlanmış bir yerleşim söz konusu. Ortak duvarları olan, yan yana dizilmiş, dışarıya doğru tamamen kapalı bir görünüm sergileyen avluda, evlerin içerisinde yaşamın sürdüğü bir düzen söz konusu" şeklinde konuştu. "Bir evi çatısı hariç neredeyse olduğu gibi tespit edebilme şansımız var" Çalışmalar sırasında karşılaştıkları farklı durumları anlatan Prof. Dr. Türktekin, "Bu aşamada yani 3200-3000 yılları arasında bir dönemde burada kullanılan yapılar özellikle bilinçli bir şekilde gömülmüş olarak karşımıza çıkıyor. Yerleşimin etrafında her alanda bugün de bulunan ama yüzey seviyesinin yaklaşık 3-4 metre aşağısında yer alan kırmızı renkli bir toprak var. Biz buna ’kaliş’ adını veriyoruz. Bu toprak özellikle kazılarak çıkartılmış ve yapıların içerisine doldurulmuş vaziyette karşımıza çıktı. Yani aslında evler bilinçli bir şekilde gömülmüş bu alanda. Bunu sadece 3200-2900 arasındaki bir dönem için söyleyebiliriz. Buradaki bu gömülme durumu da eşi görülmemiş bir şekilde. Aslına bakarsanız yapılarının korunmasını sağlamış. Biz bir yapıyı çatısına kadar korunmuş vaziyette bulabiliyoruz. Kapısı, havalandırma kısmı, yapının içerisinde taşınmaz ocak, silo gibi öğeleriyle bir evi çatısı hariç neredeyse olduğu gibi tespit edebilme şansımız var. Tabii ki bu uygulamanın neden yapıldığını henüz bilmiyoruz. Bu acaba bir koruma amacıyla mı yapıldı? Ya da bir iklimsel bir sebeple mi yapıldı. Bunu henüz bilmiyoruz ancak çok geniş bir alanda, yani yaklaşık 100 metre çapında bir alanda bütün evlerin gömüldüğünü tespit ettik. Bu da çok büyük bir iş gücü demek" ifadelerini kullandı. "Yapıların gömme işleminde kullanılan toprağın kırmızı renkli olması ilginç" Aynı zamanda bize düzenle ilgilide önemli bilgiler elde ettiklerinden bahseden Türktekin, sözlerine şöyle devam etti: "Bunun eş zaman yapılmış olması lazım. Bu toprağın çıkarıldığı yerde bir boşluk oluşmuş olması lazım. Bununla ilgili çalışmalara 2025 yılında da yani bu kazı sezonunda da devam ediyoruz. Bu yapıların özellikle gömülmüş olduğu toprak yani bu gömme işleminin gerçekleştiği bu toprak kırmızı renkli bir toprak. Yani yapıların etrafında günlük kullandıkları sokak dolgusunu ya da herhangi başka bir toprağı tercih etmemişler. Bu toprağı özellikle kazıp çıkartmışlar. Kırmızı renkli olması ilginç. Kırmızının bu aslına bakarsanız geçmişte de bazı sembolik anlamları var. Kırmızı boyayı biz daha önce başka alanlarda da tespit ettik. Kapların boyanması yine kırmızı renkle. Belki dokumacılıkta da kırmızı ağırlıklı bir kullanım söz konusuydu diyebiliriz. Çünkü boya kalıntıları daha önce tespit ettiğimiz kalıntılar içerisinde var. Bu anlamda kırmızının özel bir yeri var. Tunç Çağı yerleşmelerinin en öne çıkan özelliği, her evin bir atölye olması. Dokumacılık da evin içerisinde yapılıyor. Buğdayı öğütme işi de evin içerisinde yapılıyor. Depolama, yaşam alanı, pişirme alanı, bunların hepsi evin içerisinde gerçekleşiyor. Her evde bir dokuma tezgahı mutlaka bulunuyor bu dönemde. Zaman zaman alet işleyiciliğini ev içerisinde görüyoruz. Bu evler içerisinde metal aletlerin karşımıza çıkıyor." "Susuzluğa dayanıklı mahsullerin ve hayvanların tercih edildiğini belirledik" Küllüoba’dan özellikle kuraklık durumuyla ilgili çok önemli veriler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Murat Türktekin, şunları anlattı: "Bugün yaşadığımız sıcaklık, küresel iklim değişiklikleri bunlar çok konuşuluyor, ama geçmişe bakmayı bazen unutuyoruz. Küllüoba’da bulduğumuz verilerden bir tanesi ilginçtir. Kuraklık döneminde Küllüoba’da arpa ve buğday yerine kara burçak tercih edildiğini tespit ettik. Aslına bakarsanız buğday da çok su istemeyen bir üretim. Buradan aldığımız toprak örneklerini biz yüzdürüyoruz ve tohumları elde ediyoruz. Bu tohumların bize gösterdiği şey, buğday yerine kara burçak üretimi yapıldığı. Hayvancılıktaysa koyun yerine keçinin tercih edildiğini, yine susuzluğa dayanıklı hayvan türlerinin tercih edildiğini görüyoruz. Bu çok önemli. Bugün aynı coğrafyada kuraklık susuzluk tartışılırken, bir taraftan ayçiçeği ve mısır ekmeye devam ediyoruz. Halbuki Küllüoba’ların ayakta kalmasının, burada yaşamlarını sürdürmelerinin temel sebebinin aslında kuraklığa uyum sağlamak ve o şartlara göre yaşamak olduğunu tespit ettik. Bunu aslında herkesin dikkat etmesi gereken bir durum olarak söylemek isterim."