Yerel Haberler
Eskişehir
21 aylık İkra’nın acılı ailesi adli süreci başlattı 05 Mart 2026 Perşembe - 19:42:07 Eskişehir’de yaşayan Umut ve Burcu Öter çifti, geçtiğimiz yıl diş çıkarmasından dolayı götürdükleri Eskişehir Şehir Hastanesi’nde hayatını kaybeden 21 aylık kızları İkra Beliz Öter için adli süreç başlattı. Öter çifti, geçtiğimiz yıl kızlarını diş çıkarma döneminde Seyitgazi ilçesinde bulunan aile sağlık merkezine götürdü. Burada kendilerine bebeklerinin bir probleminin olmadığı söylenen Öter çifti, evlerine döndüklerinde İkra Beliz Öter’in kustuğunu gördü. Bunun üzerine çocuklarını Eskişehir Şehir Hastanesi’ne 18 Şubat 2025 tarihinde götüren ailenin bebekleri burada muayene edilip, tedavi altına alındı. Bir gece boyunca hastanede kalan bebek, 19 Şubat 2025 günü sabah, erken saatlerinde fenalaştı. Hemşirenin ‘Mavi kod’ uyarısıyla İkra Beliz Öter’e, müdahale edilmeye başlandı. Doktorların yaklaşık 50 dakikalık müdahalesinden sonra bebeğin hayatını kaybettiğini Burcu Öter’e bildirildi. Acılı anneye, minik İkra’nın bütün organlar iflas ettiği ve çoklu organ yetmezliğinden hayatını kaybettiği bildirildi. Muhtemel ihmale karşı dava açan Öter çifti, hastanede kendileriyle yeterince ilgilenmediğini belirtti. Sorumlu var ise cezalandırılmasını isteyen aile, adli sürecin peşini bırakmayacaklarının altını çizdi. "Doktor, ’Kanda şüpheli bir durum görüyorum’ dedi" Konuyla alakalı konuşan anne Burcu Öter, "Kızım, İkra Beliz Öter 21 aylıktı. Basit bir ateş şikayetiyle, diş çıkartma dönemindeydi. Seyitgazi Sağlık Ocağı’na götürüldü. Ateşinin 37 derece olduğu ve hiçbir şeyinin olmadığı söylendi, eve gönderildi. İlk kusmasında Şehir Hastanesi’ne getirdim. Röntgeni çektirdik. Bana ’Burnu tıkalı çocuğunuzun, temizleyelim’ dediler. Öksürük vesaire hiçbir şeyi yoktu. ‘Boşuna getirmişsin, bu çocuğun bir şeyi yok, yapabileceğim bir şey de yok’ denince eve geldik. Çocuğum akşama doğru tekrar kustu. Kustuktan sonra morarma, böyle bembeyaz oldu, su gibi terlemeye başladı. Sonra ben hemen ambulans aradım. Hastanede doktor ‘Tamam, ben size bir serum yaptırayım’ dedi. Bizi sarı alana gönderdi. Serum takılması gerekiyormuş. Oradaki hemşireler, ‘Bizim sistemde serum gözükmüyor’ dedi. Çocuğum tekrar kustu, yine morardı. Tekrar ben hekimin yanına gittim ve ‘Doktor hanım çocuğun kusması durmuyor, tekrar morardı’ dedim. Görevli sağlık çalışanı, ‘serum yapılmadı mı?’ dedi. ‘Yazmamışsınız’ dedim, hemşireler sarı alana bizi geri gönderdi. O sıra benim çocuğum konuşuyor, gayet iyi. Kan testleri çıktı ama idrarı veremedik, çünkü hala çocuk idrar yapmıyordu. Doktor, ‘Kanda şüpheli bir durum görüyorum. İdrar çıkmadan ben çocuk doktoru arayamam’ dedi. O sıra zarfında çok güzel uyuyor diye çocuğumun resmini çektim" dedi. "’Bütün organlar iflas etmiş’ denildi" Çocuğunun ölümü anlatan acılı anne Burcu Öter şöyle devam etti: "Sabah işte 06.00 sıralarında tekrar kan alındı. Çocuğumun göz bebekleri birden büyüdü. ‘İkra’ diye seslendim, dişleri kitlendi, hemen ağzını açtım. Doktor, ‘Atak geçirmiş, nöbet geçiriyor’ dedi. ‘Mavi kod’ diye bağırmaya başladılar orada. Beni apar topar dışarı attılar. Bir yarım saat boyunca orada müdahale edildi ama hiçbir bilgi verilmedi. Sonra yoğun bakıma indirdiler benim çocuğumu. 50 dakika sonra bizi içeri aldılar, ‘Bize geldiğinde karaciğer enzimleri zaten yüksekti. Bütün organlar iflas etmiş, çoklu organ yetmezliğine gitmiş çocuğun’ dedi. Sonrası zaten bende yok. Bir gecede ne olduysa oldu." "Yine kızım oldu korkuyorum hastaneye götüremiyorum" Adaletin yerini bulması gerektiğini belirten anne Öter, "Hasta kayıt dosyaları yok şu an. İstanbul’dan gelecek sonucu bekliyoruz. Hala çıkmadı, hala bir sonuç yok. Duysun herkes duysun sesimizi. Sadece bir İkra değil, bir Ali, bir Veli değil. Bizim toprağa koyduklarımız bir isimden ibaret değil. Biz anneler onları ne şartlarda büyütüyoruz, ne şartlarda doğuruyoruz. Benim şu an tekrar bir kızım oldu. Ben onda da korkuyorum. Hastaneye götüremiyorum. En ufak bir kusması yani içtiği sütü kusuyor diyerekten korkuyorum ben artık. Başkalarının canı yanmasın yani ne yapılması gerekiyorsa yapılsın, Sağlık Bakanlığı duysun bizim sesimizi" dedi. "Sonuna kadar hakkımızı arayacağız" Adaletin yerini bulmasını isteyen baba Umut Öter ise, "Gidebildiğimiz yere kadar gideceğiz yani. Çocuğumuzun hakkını arayacağız yani. Zaten çocuğumuz sağlam gitti hastaneye, bir şeyi yok dediler. Ondan sonra sabah kalkıp vefat etti dediler. Yani çocuğumuzun fotoğrafları filan her şey var yani gülerken oynarken. Yani sonuna kadar hakkımızı arayacağız. Ben yani başka da bir şey söylemek istemiyorum Allah razı olsun" ifadelerini kullandı.
58 yaşındaki Dilek Mutlu’nun deriyle yazılan başarı hikayesi
05 Ocak 2026 Pazartesi - 10:30 58 yaşındaki Dilek Mutlu’nun deriyle yazılan başarı hikayesi Eskişehir’de yaşayan 58 yaşındaki Dilek Mutlu, üç yıl önce Halk Eğitim Merkezi’nde başladığı deri sanatını tutkuya dönüştürdü. Makine kullanmadan, her bir ürünü el iğnesiyle ilmek ilmek işleyen Mutlu, lise diploması engeline rağmen usta öğreticilere taş çıkartan eserler üretiyor. Halk Eğitimi merkezinde aldığı eğitimle deri sanatına adım atan Dilek Mutlu, bugün evindeki mütevazı imkanlarla deri yakma, kabartma (vaketa) ve renklendirme tekniklerini ustalıkla uyguluyor. Hazır deri kullanmak yerine "vaketa" adı verilen ham deriyi kendi elleriyle boyayan ve şekillendiren Mutlu, çantadan cüzdana, kartlıktan gözlük kılıfına kadar geniş bir yelpazede üretim yapıyor. "Asla makine kullanmıyorum, her bir parçayı puzzle gibi birleştiriyorum" Deri işleme sürecinin sadece bir hobi değil, büyük bir sabır sınavı olduğunu belirten Dilek Mutlu, üretim aşamalarındaki titizliğini şu sözlerle ifade etti: "Deri ürünleri oluştururken beni zorlayan hiçbir aşama yok çünkü bu işi çok büyük bir sevda ile yapıyorum. Bir ürünü daha bitirmeden zihnimde bir sonrakinin tasarımını yapıyorum. Benim için en kıymetlisi, hazır boyanmış deri kullanmak yerine ’vaketa’ dediğimiz ham deriyi alıp onu kendi ellerimle renklendirmek ve desen çıkarmaktır. Özellikle kabartma ve yakma teknikleriyle uğraşmak bana büyük keyif veriyor. Çantalarımın kalitesini artıran en önemli unsur ise dikişlerimdir; asla makine kullanmıyorum. Bütün ürünleri elde, tek tek delerek ve iki iğne kullanarak dikiyorum. Bir kartlık deyip geçmeyin; o küçük parçayı oluşturmak için bazen onlarca parçayı bir puzzle gibi bir araya getirip milim şaşmadan birleştiriyorum." "Marka takıntısı el işçiliğinin değerini gölgeliyor" Piyasadaki tüketim alışkanlıklarının el emeği sanatçılarını zorladığına dikkat çeken Mutlu, "Fiyatlarımız aslında yurt dışı piyasasına ve harcanan emeğe bakıldığında oldukça makul. Ancak günümüzde insanların ciddi bir marka takıntısı var. Sürekli bilindik logoların ve seri üretim markaların peşinden gidildiği için bizler gibi butik ve el yapımı üretim yapanların emeği bazen hak ettiği değeri göremiyor. Eskişehir bir öğrenci şehri olduğu için genellikle kartlık gibi daha küçük ve ekonomik ürünler tercih ediliyor. Biz de gençlerimize yardımcı olmaya çalışıyoruz; hem spor hem de laptop çantalarından gözlük kılıflarına kadar her yaşa ve zevke hitap edecek tasarımlar yapıyorum. Her şeyini, boyasından cilasına kadar kendim yaptığım için bu ürünler aslında birer sanat eseri değerinde" şeklinde konuştu. "Sanatın sertifikası el becerisidir, diploma değil" Eğitim hayatı ve usta öğreticilik konusundaki bürokratik engellere de değinen Dilek Mutlu, sanatın sadece kağıt üzerinde değerlendirilmemesi gerektiğini savunarak sözlerini şöyle sonlandırdı: "Halk eğitiminde çok kaliteli bir eğitim aldım; derinin cinsinden, nerede nasıl kullanılacağına kadar her şeyi uygulamalı ve yazılı sınavlarla öğrendik. Aslında bu birikimimle usta öğreticilik yapabilirim ancak önüme lise diploması şartı çıkıyor. 60 yaşına gelmiş, deriyi her türlü işleyebilen biri olarak, lise diplomam yok diye bu bilgiyi resmi yollardan aktaramıyorum. Etrafımda liseyi bitirip birkaç ay eğitimle ustalık belgesi alanlar var ama öğretebilecekleri şeyler çok sınırlı. Bence el sanatlarında kişinin lise diplomasına değil, elinin ustalığına, işinin kalitesine ve üretimindeki zenginliğine bakılmalı. Sanatın gerçek diploması, o elin becerisidir."
Nesli tükenme tehlikesi altında olan bin 200 Ankara keçisine gözleri gibi bakıyorlar
05 Ocak 2026 Pazartesi - 09:58 Nesli tükenme tehlikesi altında olan bin 200 Ankara keçisine gözleri gibi bakıyorlar Eskişehir’de faaliyet gösteren Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) bünyesindeki Anadolu Tarım İşletmesi’nde özenle bakılan nesli tehlike altındaki bin 200 Ankara keçisinin kış bakımı titizlikle devam ederken bu yıl 550 ile 600 oğlak doğması bekleniyor. Nesli tükenme tehlikesi altında olan tarihte Angora ırkı olarak bilinen, halk arasında Ankara keçisinin ırkı Mahmudiye ilçesinde faaliyet gösteren, Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) bünyesindeki Anadolu Tarım İşletmesi’nde koruma altında. Gen kaynağı büyük bir titizlikle korunan Ankara keçilerinin bakımı kışın da büyük bir titizlikle sürdürülüyor. Tiftik keçisi olarak da bilinen küçükbaşlar, Esenbel mevkiindeki Keçicilik Şubesi’nde bakılıyor. 1815 yılında Osmanlı döneminde Sultan 2. Mahmud tarafından "Çiftlikat-ı Hümayun" olarak faaliyetlerine başlayan işletmede 550’si anaç olmak üzere toplamda bin 200 baş Ankara keçisi bulunuyor. Türklerin Anadolu’ya beraberinde getirdikleri ve tarih boyunca Türklerle özdeşleşen Ankara keçilerinin eti ve sütünden daha çok ziyade kürkünden yapılan kaliteli kumaş ile ön plana çıkıyor. Mart ve Nisan ayında doğum yapan Ankara keçilerinden 550-600 oğlak doğması bekleniyor. Dondurucu soğuklarda 5 kişilik ekip bin 200 keçiye gözü gibi bakıyor Eksi seviyelerde düşen hava sıcaklıklarında 5 kişilik ekip bin 200 Ankara keçisinin üzerinden gözlerini adeta bir an bile ayırmıyorlar. Sabah saat 07.00’da başlayan bakım mesaisi akşama gün boyu kademe kademe devam ediyor. Müdürlüğün bilgisi dahlinde hastalılara karşı aylık ve yıllık periyotlarda aşılanan keçiler için tüm riskler minimize ediliyor. Hastalık gibi sürüye zarar verebilecek hayvan saldırılarına karşıda Keçicilik Şubesi’nin çevresi anbean gözetleniyor. "550-600 yeni yavru almayı hedefliyoruz" Anadolu Tarım İşletmesi Müdürü Hüseyin Yılmaz, "Nesli tükenmekte olan Ankara Keçisi, Türklerin Anadolu’ya gelişiyle beraber getirdikleri ve tarih boyunca Türklerle özdeşleşmiş çok özel bir hayvandır. Bu keçi türü, özellikle kıymetli tiftiğiyle ön plana çıkmaktadır. Süt verimi düşük olduğu ve eti halk arasında çok tercih edilmediği için sadece tiftik amaçlı yetiştirilmektedir. Bu nedenle nesli tükenme tehlikesi altındadır ve genetik yapısının korunması büyük önem taşımaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığımıza bağlı TİGEM (Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü) bünyesinde, uzun yıllardır işletmemizde koruma amacıyla yetiştirilmektedir. Şu an işletmemizde toplam bin 200 hayvanımız mevcuttur; bu yıl 550 ana başı keçiyi yavru almak üzere tekeye verdik. Mart-Nisan aylarındaki doğum sezonunda yaklaşık 550-600 yeni yavru almayı hedefliyoruz" dedi. "5 aylık gebelik süresi sonunda yavrularımızı almayı bekliyoruz" İşletmedeki çalışmalar ve keçilerin bakımı hakkında işletmede görevli veteriner hekim Ayhan Biçer, "İşletmemizdeki bin 200 keçinin bakımı 5 kişilik bir ekip tarafından titizlikle yürütülmektedir. Mesai sabah saat 07.00’de kesif ve kaba yemlerin verilmesiyle başlar, akşam 17.00 civarında yemler yenilenir. İki ay sürecek teke katımının ardından, 5 aylık gebelik süresi sonunda yavrularımızı almayı bekliyoruz. Ankara Keçisi, Türkiye’deki toplam keçi popülasyonunun sadece yüzde 2 buçuğunu oluşturmaktadır. Genetik saflığı korumak adına işletmemize dışarıdan kaynağı belirsiz hayvan girişi kesinlikle yapılmamaktadır. Her yıl tekeler ve keçiler, genetik özelliklerine bakılarak özenle seçilmekte; Ankara Keçisi özelliğini tam yansıtmayan hayvanlar sürüden çıkarılmaktadır. Ayrıca temel amacımız hayvanları hastalandıktan sonra tedavi etmek değil, korumaktır. Bu doğrultuda Genel Müdürlüğümüzün bilgisi dâhilinde, teknik personelimiz tarafından aylık ve yıllık aşı programları eksiksiz bir şekilde uygulanmaktadır" ifadelerini kullandı.
Yarış uğruna 3 genci hayattan koparan sürücü, kaçtığı adreste yakalandı
05 Ocak 2026 Pazartesi - 07:15 Yarış uğruna 3 genci hayattan koparan sürücü, kaçtığı adreste yakalandı Eskişehir’de 2 aracın yarıştığı anda 3 yayaya çarpan ve onları hayattan kopardıktan sonra kayıplara karışan Muhammed D. ve beraberindekiler gözaltına alındı. Odunpazarı ilçesi 75. Yıl Mahallesi Selami Vardar Bulvarı üzerinde meydana gelen trafik kazasında, Muhammed D. idaresindeki 26 ADU 714 plakalı otomobil, tramvaydan inen Eray Akyol(21), Ayşegül Seliti(14) ve Samiye Saygı(21)’ya çarpmıştı. Kaza da yaya 3 kişinin de olay yerinde hayatını kaybetti. Kaza yerine yaklaşık 1 kilometre uzakta araç terk edilmiş halde buldu. Yarış yaparken kaza gerçekleşti Ekiplerin başlattığı çalışmalarda, Muhammed D. idaresindeki otomobil ile başka bir aracın yarıştığı ve bahse konu sürücünün aracı geçmek için otomobiliyle tramvay yoluna girdiği öğrenildi. Kazanın ardından Muhammed D.’nin kendi otomobilini yol kenarında bıraktığı ve başka bir araca binerek kaçtığı belirlendi. Polis tarafından yapılan çalışmalardan 71 Evler Nahallesi’nde bir evde olduğu belirlenen sürücü, Odunpazarı İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipler tarafından gözaltına alındı. Kazada Muhammed D.’nin kullandığı araçta bulunan Fırat D., Emin D., Volkan Ş. ile yarıştığı araçta bulunan Sefa A. ve Musa Can A. da gözaltına alındı. 3 kişininim ölümüne neden olan Muhammed D., Yunus Emre Devlet Hastanesi’ndeki sağlık kontrolünün ardından polis merkezine götürüldü.
Gürhan Albayrak, Talat Yalaz’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik açıklamalarına tepki gösterdi
04 Ocak 2026 Pazar - 13:41 Gürhan Albayrak, Talat Yalaz’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik açıklamalarına tepki gösterdi AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak, CHP İl Başkanı Talat Yalaz’ın Venezuela’da yaşanan gelişmeler üzerinden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik ifadelerini eleştirdi. Albayrak, CHP’li yerel yöneticilerin önceliğinin Eskişehir’in yerel sorunları olması gerektiğini belirterek, "Küresel siyaseti konuşmak yerine Eskişehir’de hangi caddeye duba dikip üç gün sonra hangisinden geri sökeceğinize, köstebek yuvasına dönen yolları hangi asırda yamayacağınıza, musluktan akan suyun kalitesini artırıp hemşehrilerimizin derdine nasıl derman olacağınıza kafa yorun" dedi. Başkan Albayrak, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamasında şunları kaydetti: "Genel Başkanı Türkiye’yi Batı’ya şikâyet etme kuyruğuna girmiş, kapı kapı ’randevu dilenip’ yüz bulamayınca ’terk edildik’ diye ağlayan bir partinin yerel temsilcisi olarak, bağımsızlıktan bahsetmeniz tam bir siyasi akıl tutulmasıdır. Recep Tayyip Erdoğan, dünya siyasetinde masayı kuran küresel bir liderdir, sizin gibi ’çapsız siyaset’ anlayışıyla Batı’dan aferin bekleyenlerin bunu anlamasını beklemiyoruz. Siz CHP’liler olarak ancak slogan atarsınız, biz ise ecdadımızdan miras aldığımız o tam bağımsızlık ruhunu bugün Mavi Vatan’da, Karabağ’da, Suriye’nin kuzeyinde ve dünyanın pek çok noktasında yerli ve millî teknolojilerimizle sahada yaşatırız. Sayın Yalaz, siz bırakın küresel diplomasiyi de Eskişehir’de hangi caddeye duba dikip üç gün sonra hangisinden geri sökeceğinize, köstebek yuvasına dönen yolları hangi asırda yamayacağınıza, musluktan akan suyun kalitesini artırıp hemşehrilerimizin derdine nasıl derman olacağınıza kafa yorun. Vizyonunuz bir kaldırımı boyamaktan, başarınız ise Eskişehir trafiğini kördüğüm yapmaktan ibaretken, Türkiye’nin dünya siyasetindeki rotasına dair cümle kurmanız ancak bir mizah konusu olabilir. Önce yönettiğiniz şehirdeki sorunları çözün, sonra cihan siyaseti üzerine konuşmaya heves edin. Kendinizi gülünç duruma düşürmeyin. Haddinizi ve yerinizi bilin."