Yerel Haberler
İstanbul
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:18 Yükseköğretimde katılımcı model: Öğrenci etkisi artıyor İstanbul Arel Üniversitesi ile Yükseköğretim Kalite Kurulu (YÖKAK) iş birliğinde düzenlenen ‘Yükseköğretimde Öğrencinin Rolü Çalıştayı’, öğrencileri kalite süreçlerinin merkezine alan somut çözüm önerileriyle tamamlandı. 20 Nisan 2026 tarihinde İstanbul Arel Üniversitesi Tepekent Kemal Gözükara Yerleşkesi’nde gerçekleştirilen çalıştay, yükseköğretimin geleceğine yönelik önemli başlıkları gündeme taşıdı. Üniversitenin Kalite Komisyonu ve Arel Genç Kalite Topluluğu tarafından, YÖKAK iş birliğiyle düzenlenen etkinlikte, öğrencilerin kalite güvencesi sistemindeki rolü ele alındı. "Öğrenci geri bildirimi önemli bir mekanizmadır" Çalıştayın açış konuşmasını yapan İstanbul Arel Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ergül Berber, öğrencilerin süreçlere aktif katılımının önemine dikkat çekti. Berber, "Öğrenci geri bildirimleri, üniversitemizin sunduğu hizmetlerin gözden geçirilmesi ve sürekli iyileştirme çalışmalarının yürütülmesi açısından büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. Sekiz başlıkta öneriler geliştirildi Çalıştay kapsamında oluşturulan sekiz tematik çalışma grubunda öğrenciler; müfredat, ders iş yükü, akademik danışmanlık ve mezun ilişkileri gibi başlıkları ele aldı. Geri bildirim mekanizmalarının etkinliği, öğretim yöntemlerinin güncellenmesi ve ölçme-değerlendirme süreçlerinin şeffaflığı gibi konularda kapsamlı değerlendirmeler yapılarak, uygulanabilir çözüm önerileri ortaya konuldu. Öğrenciler karar süreçlerinde aktif rol üstleniyor Çalıştayın öne çıkan çıktıları arasında, öğrencilerin yalnızca görüş bildiren değil, çözüm üreten aktörler olarak konumlanması yer aldı. Çalışma gruplarında geliştirilen önerilerde; öğrencilerin karar alma mekanizmalarına doğrudan katılımı, kalite komisyonlarındaki rollerinin güçlendirilmesi ve geri bildirimlerin somut iyileştirmelere dönüştüğü "kapalı döngü" yaklaşımının yaygınlaştırılması vurgulandı. 112 katılımcı yer aldı YÖKAK Öğrenci Kalite Komisyonu Koordinatörü Arş. Gör. Sena Çatal’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen çalıştay, farklı üniversitelerden yoğun katılımla yapıldı. İstanbul Üniversitesi ve Beykent Üniversitesi başta olmak üzere çeşitli kurumlardan toplam 112 katılımcı etkinlikte yer aldı. "Öğrenciler doğrudan yön veren aktörler" Çalıştayın sonunda değerlendirmelerde bulunan Arş. Gör. Sena Çatal, etkinliğin yükseköğretimde öğrencinin rolünün yeniden tanımlandığını ortaya koyduğunu belirtti. Çatal, "Bu çalıştay, öğrencilerimizin yalnızca izleyici değil, doğrudan yön veren aktörler olduğunu açıkça ortaya koydu. Akademik danışmanlıktan müfredat geliştirmeye kadar birçok alanda üretilen vizyoner ve uygulanabilir öneriler, yükseköğretimde kalite güvencesi süreçlerine önemli katkı sunacak niteliktedir. YÖKAK olara, bu denli geniş katılımla ortaya konulan çözüm önerilerinden büyük memnuniyet duyuyoruz. İstanbul Arel Üniversitesi öğrencilerinin karar alma süreçlerine bu düzeyde aktif katılımı, yükseköğretimin geleceği açısından son derece umut vericidir" dedi. Çalıştay, öğrencilerde kalite kültürünün güçlenmesi ve karar alma süreçlerine katılımın kurumsallaşması açısından stratejik bir adım olarak değerlendirildi. Etkinlik, çalışma gruplarının somut çıktılarının paylaşılması ve öğrenci katılımını kalıcı hale getirmeye yönelik yaklaşımların ortaya konulmasıyla sona erdi.
Yurtiçi Kargo ‘Yılın En İyi Kargo Şirketi’ seçildi
06 Nisan 2026 Pazartesi - 11:31 Yurtiçi Kargo ‘Yılın En İyi Kargo Şirketi’ seçildi Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) öğrencilerinin oylarıyla belirlenen ‘Yıldız İş Dünyası Ödülleri’ sahiplerini buldu. Kargo sektöründe Yurtiçi Kargo, 15 binden fazla öğrencinin katılımıyla gerçekleşen ankette zirveye yerleşerek yılın en iyi kargo şirketi seçildi. Yıldız Teknik Üniversitesi Kalite ve Verimlilik Kulübü tarafından düzenlenen ve Türkiye’nin en prestijli öğrenci ödüllerinden biri kabul edilen tören, iş ve sanat dünyasının önemli isimlerini bir araya getirdi. Gecenin sunuculuğunu, 2000’li yılların efsane dizisi Çocuklar Duymasın’da canlandırdığı "Havuç" karakteriyle hafızalara kazınan ve genç kuşağın sevdiği isimlerden biri olan Furkan Kızılay üstlendi. 15 bin öğrenci ‘Yurtiçi Kargo’ dedi Üniversite kampüsünde gerçekleştirilen ve 15 binden fazla YTÜ öğrencisinin dahil olduğu kapsamlı bir araştırma sonucunda; farklı sektörlerden markalar, "öğrenci memnuniyeti", "hizmet kalitesi" ve "marka algısı" gibi kriterlere göre değerlendirildi. Yurtiçi Kargo, ‘Yılın En İyi Kargo Şirketi’ ödülüne layık görüldü. Ödülü 18 bin kişilik Yurtiçi Kargo ailesi adına Ürün Marka ve Medya İlişkileri Grup Müdürü Sezgin Akar aldı. "Gençlerin güveni geleceğimizin teminatıdır" Ödül töreninin ardından konuya ilişkin kapsamlı bir basın açıklamasında bulunan Yurtiçi Kargo Genel Müdürü Fatih Önyol, Türkiye’nin en köklü eğitim kurumlarından biri olan Yıldız Teknik Üniversitesi’nden ödül almanın kendileri için ifade ettiği anlamı şu sözlerle dile getirdi: "Türkiye’nin en parlak zihinlerinin, geleceğin mühendislerinin ve yöneticilerinin bulunduğu bir platformda üst üste en iyi seçilmek, bizim için sadece bir ödül değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluktur. Gençlerin dinamizmine ayak uydurmak ve onların beklentilerini karşılamak için teknoloji yatırımlarımıza hız kesmeden devam ediyoruz." "Sektördeki öncü rolümüzü koruyacağız" Genel Müdür Fatih Önyol, şirketin gelecek vizyonuna dair yaptığı değerlendirmelerde, sektördeki başarının temel yolunun sürekli gelişim ve adaptasyondan geçtiğini vurguladı. Öğrencilerin ve genç neslin markaya olan güveninin, özellikle kullanıcı dostu dijital çözümler ve yüksek teslimat hızıyla doğru orantılı olduğunu belirten Önyol, akıllı teslimat sistemlerine yönelik yatırımların sektör standartlarını belirlemeye devam edeceğini ifade etti. 18 bin kişilik dev bir kadronun emeğiyle Türkiye’nin her noktasına ulaştıklarını hatırlatan Önyol, bu başarının arkasındaki en büyük gücün saha ve operasyon ekiplerinin özverisi olduğunun altını çizdi. Ayrıca, yeni nesil tüketicilerin çevre hassasiyetini de önemsediklerini dile getiren Önyol, sadece hıza değil, sürdürülebilir lojistik ve doğa dostu operasyonlara odaklanarak toplumsal faydayı gözeten bir büyüme stratejisi izlediklerini belirtti.
Aras Digital’den Avrupa’ya teknoloji ihracatı
06 Nisan 2026 Pazartesi - 11:28 Aras Digital’den Avrupa’ya teknoloji ihracatı Aras Digital tarafından geliştirilen teslimat yönetim sistemi Next Generation Transportation Management System (NESY), Avusturya Postanesi iştiraki olan 6 ülkede hayata geçirildi. Uluslararası ölçekte teknoloji ihraç eden bir yapıya dönüşen şirket, geliştirdiği modüler altyapı ile Avrupa’nın lojistik operasyonlarını tek bir dijital merkezden yönetmeye başladı. Aras Kargo’nun teknoloji iştiraki Aras Digital, global pazarlara teknoloji ihraç eden bir yapı olarak büyümesini yeni bir adımla sürdürdü. Bağlı bulunduğu Avusturya Postanesi iştiraklerine sağladığı çözümlerle küresel ölçekte değer oluşturan şirket, kuryelere en verimli rotayı sunarak yakıt ve zaman tasarrufu sağlayan, müşterilere ise canlı takip ve esnek teslimat imkanı tanıyan Aras Rotalama Platformu (ARP) gibi yenilikçi projelerin ardından NESY ile bu alandaki yetkinliğini bir üst seviyeye taşıdı. NESY 6 ülkede devreye alındı Yapılan açıklamaya göre, şirket tarafından uçtan uca geliştirilen yeni nesil teslimat yönetim sistemi olan NESY, 2025 sonu itibarıyla Slovakya, Slovenya, Bosna Hersek, Karadağ, Hırvatistan ve Sırbistan’da devreye alınarak Avusturya Postanesi grubunun bölgedeki tüm dağıtım operasyonlarının merkezi yönetim platformu haline geldi. NESY, paket teslimat operasyonlarının müşteri entegrasyonları, planlama, dağıtım, faturalandırma, gerçek zamanlı izleme ve raporlama süreçlerini tek bir platform altında birleştiren modüler ve ölçeklenebilir bir dijital altyapı sunuyor. Platform, farklı ülkelerde faaliyet gösteren iştiraklerin operasyonlarını standartlaştırılmış süreçler ve ortak veri yapıları üzerinden yönetilmesini sağlıyor. Veriden yapay zekaya uzanan stratejik altyapı Açıklamaya göre NESY, modüler ve ölçeklenebilir yapısıyla kargoculuk operasyonlarında yeni bir standart belirlerken; dağıtım, raporlama ve faturalandırma gibi tüm kritik süreçleri tek bir platform altında birleştirerek uçtan uca bir yönetim modeli sunuyor. Farklı ülkelerdeki iştiraklerin operasyonlarını standartlaştırılmış süreçler ve ortak veri modelleri üzerinden yöneten bu yapı, verileri uyumlu ve her noktada karşılaştırılabilir hale getirerek kurum genelinde ortak bir finansal ve operasyonel dil oluşturuyor. Bu stratejik altyapı sayesinde elde edilen veriler; rota optimizasyonu, operasyonel analitik ve yapay zeka destekli karar mekanizmaları için temel oluşturarak verimliliği en üst seviyeye taşıyor. Sistemin sunduğu kullanıcı dostu deneyim ise son kullanıcıların paketlerini gerçek zamanlı takip etmesine ve teslimat sürecini diledikleri gibi yönlendirmesine olanak tanıyor. 2026 yılı itibarıyla da Türkiye, Azerbaycan ve Bulgaristan gibi yeni ülke katılımlarıyla operasyon hacminin katlanarak artması hedefleniyor. "Teslimat yönetim sistemimiz NESY, verimlilik ve kullanıcı deneyimini merkeze alıyor" NESY ve Aras Digital’in vizyonuna dair açıklamalarda bulunan Aras Digital Genel Müdürü Kenan Cebeci, şunları söyledi: "Aras Digital olarak kurulduğumuz günden bu yana hedefimiz sadece Aras Kargo’nun ihtiyaçlarına cevap vermek değil, kargoculuk sektörünün geleceğini şekillendiren bir teknoloji merkezi olmaktı. Bugün geldiğimiz noktada, Avusturya Postanesi iştiraklerinin operasyonel faaliyetlerine uçtan uca teknolojik çözümler üreten ve uluslararası ölçekte teknoloji ihraç eden bir yapıya dönüştük. Teslimat yönetim sistemimiz NESY, farklı ülkelerdeki dağıtım operasyonlarını tek bir platform altında birleştirerek merkezi ve standart bir yönetim modeli sunuyor. Modüler ve ölçeklenebilir yapısıyla operasyonel süreçleri uçtan uca dijitalleştiren NESY, verimlilik ve kullanıcı deneyimini merkeze alırken; ortak veri modelleri sayesinde yapay zeka destekli karar mekanizmalarının da temelini oluşturuyor. Şu an NESY platformunu 6 ülkede hayata geçirdik 2026 yılında Türkiye, Azerbaycan ve Bulgaristan’da da devreye alarak bu ağı daha da büyütmeyi hedefliyoruz. Şirket olarak teknoloji odaklı yatırımlarımızla global pazarda dijital dönüşümün öncüsü olmaya devam edeceğiz."
Sosyal medya devlerinin "temsilcilik" oyunu
06 Nisan 2026 Pazartesi - 11:08 Sosyal medya devlerinin "temsilcilik" oyunu Türkiye’de sosyal medya şirketlerine getirilen temsilcilik zorunluluğunun büyük ölçüde kağıt üzerinde kaldığı, dijital reklam gelirlerinin hızla artmasına rağmen bu gelirlerin yurt dışına aktarılması nedeniyle ciddi bir ekonomik kayıp ve cari açık oluştuğu uzmanlar tarafından değerlendiriliyor. Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık ile hukukçu Prof. Dr. Murat Volkan Dülger’in değerlendirmelerine göre, milyonlarca kullanıcıya ulaşan küresel platformların Türkiye’de gerçek anlamda ofis ve veri yapılanması kurmaması, hem hukuki süreçleri zorlaştırıyor hem de vergi kaybını büyütüyor. 2024 yılında 158 milyar TL olan dijital reklam harcamalarının 2025’te 200 milyar TL’ye yükselmesi, geleneksel medyanın gelir kaybını hızlandırırken, bu dev bütçenin önemli kısmının yurt dışı merkezli platformlara gitmesi Türkiye ekonomisinde ciddi bir katma değer kaybı ve cari açık baskısı oluşturuyor. Sosyal medya şirketlerinin Türkiye’deki varlığı "sembolik" kaldı Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, 2020 yılında yapılan yasal düzenlemeyle günlük erişimi 1 milyonu aşan sosyal medya platformlarına temsilcilik açma zorunluluğu getirildiğini hatırlatarak, bu yükümlülüğün pratikte karşılık bulmadığını ifade etti. Kırık, "Bu şirketler kağıt üzerinde temsilcilik açtı ancak Türkiye’de aktif, faal bir ofis yapısı oluşturulmadı. Mahkemeler bilgi talep ettiğinde verilen yanıt genelde ‘veriler yurt dışında’ şeklinde oluyor. Bu da temsilciliklerin işlevini ortadan kaldırıyor. Türkiye’de gerçek bir yapılanma olmadığı için hem hukuki süreçlerin sekteye uğradığını hem de ekonomik anlamda ciddi kayıplar yaşanıyor, özellikle vergi konusunda büyük bir açık oluşuyor" dedi. Reklam gelirleri katlanıyor, para yurt dışına gidiyor Dijitalleşmeyle birlikte reklam pastasının hızla büyüdüğüne dikkat çeken Kırık, "2024’te dijital reklamlara ayrılan pay 158 milyar TL iken, 2025’te bu rakam 200 milyar TL’ye çıktı. Her geçen yıl bu pastanın büyüdüğünü görüyoruz. Ancak bu gelirler büyük ölçüde yurt dışı merkezli platformlara gidiyor. Geleneksel medyanın pay kaybettiğini belirten Kırık, bu durumun istihdam kaybına ve yerli medya yapısının zayıflamasına yol açtığını söyledi. Vergi oranı düşüyor, risk büyüyor Dijital hizmet vergisindeki düşüşe de dikkat çeken Kırık, 2025’te yüzde 7,5 olan verginin 2026’da yüzde 5’e, 2027’de ise yüzde 2,5’e gerileyeceğini belirterek, "Bu durum Türkiye ekonomisi açısından ciddi bir kayıp. Gelir artarken vergi oranının düşmesi, cari açığı daha da derinleştirir" dedi. Platformların gelirlerini şeffaf şekilde açıklamadığını da ifade eden Kırık, açıklanan rakamların gerçeği yansıtmadığını ve gerçek hacmin çok daha büyük olabileceğini öne sürdü. Kırık ayrıca sosyal medya platformları üzerinden kara para aklama riskine de dikkat çekerek, bağış ve yayın destekleri üzerinden elde edilen gelirlerin kripto para aracılığıyla sistem dışına çıkarılabildiğini söyledi. "Temsilcilikler daha çok hukuki formalite" İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Volkan Dülger ise sosyal medya şirketlerinin Türkiye’deki temsilciliklerinin daha çok hukuki taleplere yanıt vermek amacıyla kurulduğunu belirtti. Dülger, "Bu yapılar gerçek anlamda bir şirket şubesi gibi değil. Daha çok avukatlar üzerinden yürüyen, sınırlı fonksiyona sahip yapılar. Vergi hukukuna göre kazancın elde edildiği yerde vergilendirilmesi gerekiyor. Türkiye’deki kullanıcıya ulaşarak gelir elde eden platformların burada vergilendirilmesi gerekir. Ancak uygulamada bu konuda ciddi bir açık olduğu görülüyor" ifadelerini kullandı. Influencer ekonomisi büyüyor, denetim tartışmalı Dülger, sosyal medya üzerinden yapılan reklamların e-ticaretin en önemli unsurlarından biri haline geldiğini belirterek, influencer ekonomisinin ciddi bir büyüklüğe ulaştığını söyledi. "Influencer’lar üzerinden yapılan reklamlar satışları doğrudan etkiliyor. Bu ciddi bir gelir kapısı. Ancak bu gelirlerin tamamının ne ölçüde vergilendirildiği tartışmalı" diyen Dülger, mevcut sistemin geleneksel medya ile dijital platformlar arasında eşitsizlik oluşturduğunu ifade etti. Türkiye için çifte risk: Medya daralıyor, cari açık büyüyor Uzmanlara göre, sosyal medya şirketlerinin Türkiye’de gerçek bir ekonomik ve hukuki varlık göstermemesi, bir yandan yerli medyanın küçülmesine neden olurken diğer yandan milyarlarca liralık reklam gelirinin yurt dışına çıkmasına yol açarak cari açığı artırıyor.
Renklerin diliyle farkındalık: Ayşegül’ün sergisi büyük ilgi gördü
06 Nisan 2026 Pazartesi - 10:49 Renklerin diliyle farkındalık: Ayşegül’ün sergisi büyük ilgi gördü Küçükçekmece’de Güzel Sanatlar Akademisi Engelsiz Sanat Eğitimi branşı öğrencisi Ayşegül Doğan’ın eserlerinden oluşan "Ayşegül" başlıklı sergi, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında sanatseverlerle buluştu. Küçükçekmece Belediyesi Güzel Sanatlar Akademisi Engelsiz Sanat Eğitimi branşı öğrencisi Ayşegül Doğan’ın eserlerinden oluşan "Ayşegül" başlıklı sergi, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında sanatseverlerle buluştu. Güzel Sanatlar Akademisi Performans Galerisi’nde açılan sergi, özel çocukların potansiyeline dikkat çekerken duygusal anlara da sahne oldu. 13 yaşındaki Ayşegül Doğan’ın üç yıllık sanat yolculuğunun ürünü olan eserler, ziyaretçilerden tam not aldı. Ayşegül’ün özgün çalışmalarından oluşan sergide; sanat tarihine iz bırakmış ressamların portrelerinin illüstrasyon yorumları sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sergi alanında kullanılan puzzle parçaları ise "Hepimiz bir bütünün parçasıyız" mesajıyla otizmin simgesel anlatımına vurgu yaptı. "Her çocuk doğru destekle kendi ışığını ortaya çıkarır" Serginin açılışında konuşan Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, özel bireylerin toplumsal hayata katılımını önemsediklerini belirterek şunları söyledi: "Bugün burada sadece bir serginin açılışını yapmıyoruz; emeğin, sabrın ve sevginin görünür olduğu çok özel bir yolculuğa tanıklık ediyoruz. Ayşegül’ün eserleri bize bir gerçeği hatırlatıyor: Her çocuk özeldir ve doğru destekle kendi ışığını mutlaka ortaya çıkarır. Bizler Küçükçekmece Belediyesi olarak hiçbir çocuğun geride kalmadığı bir kent için çalışıyoruz. Bu anlayışla hayata geçirdiğimiz Bi’Mola Engelsiz Yaşam Merkezimizde çocuklarımız destekleniyor. Ailelerimiz de bir mola veriyor. Çünkü biliyoruz ki bir çocuğun hayatına dokunmak, bir ailenin hayatını değiştirmektir" Anne Işıl Doğan: "Otizm bir eksiklik değil, farklı bir bakış açısıdır" Sergide duygusal anlar yaşayan anne Işıl Doğan ise konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Bugün burada sadece bir sergi için değil, bir yolculuğun kutlaması için bir aradayız. Otizm bir eksiklik değil, farklı bir bakış açısıdır. Burada gördüğünüz eserler, kızımın kelimelerle ifade edemediklerinin renklerle ortaya çıkmış halidir. Bu süreçte sabrı, sevgiyi ve umudu bana öğreten kızım Ayşegül ile gurur duyuyorum. Bize bu imkânı sunan başta Belediye Başkanımız olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" Eğitmen Nimet Erdoğan: "Sanat, çocukların dünyasını anlamamızı sağlıyor" Ayşegül’ün öğretmeni Nimet Erdoğan ise Engelsiz Sanat Eğitimi çalışmalarının önemine dikkat çektiği konuşmasında, "Engelsiz Sanat Eğitimi branşımızda 2021 yılından bu yana çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Her yıl Otizm Farkındalık Haftası kapsamında bir öğrencimizin sergisini düzenliyoruz. Bu yıl Ayşegül’ün üç yıllık emeğini hep birlikte görüyoruz. Ayşegül’ün çizgileri, detaylara verdiği önem ve kendine özgü anlatımı bizlere farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Öğrencilerimiz sayesinde dünyaya daha dikkatli ve daha duyarlı bakmayı öğreniyoruz" ifadelerine yer verdi. Özel bireylerin potansiyeline dikkat çeken sergi, 25 Nisan tarihine kadar ziyaret edilebilecek.
"Kanser tedavisinde hedefe yönelik yaklaşımlar umut veriyor"
06 Nisan 2026 Pazartesi - 10:44 "Kanser tedavisinde hedefe yönelik yaklaşımlar umut veriyor" Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, kanser tedavisinde son yıllarda yaşanan bilimsel gelişmelerin, hastalara daha kişiselleştirilmiş ve etkili tedavi seçenekleri sunduğunu belirterek özellikle kişiselleştirilmiş tedavilerin onkoloji alanında önemli bir dönüşüm sağladığını ifade etti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl dünya genelinde yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası görüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Kaytan Sağlam, kanserin halen küresel ölçekte en önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu söyledi. Türkiye’de de her yıl 200 binden fazla yeni kanser vakasının tanı aldığını belirten Prof. Dr. Kaytan Sağlam, erken tanı ve doğru tedavi planlamasının hayati önem taşıdığını vurguladı. "Hedefe yönelik tedaviler tümörün biyolojisini hedef alıyor" Kanser tedavisinde klasik yöntemlerin yanı sıra son yıllarda geliştirilen hedefe yönelik tedavilerin, tümör hücrelerinin biyolojik özelliklerini hedef aldığını belirten Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, "Hedefe yönelik tedaviler kanser hücrelerinin büyümesini sağlayan belirli moleküler mekanizmalar üzerinde etkili olurken spesifik olarak tümör hücrelerini yok edebiliyor. Tümörün biyolojisini bilmek, patoloji ve genetik uzmanları yardımı ile moleküler düzeyde hastalığı tespit ederek ilgili molekülü bloke ederek hastalığın hızla kontrolünü sağlamak mümkün olmakta. Kanser tedavilerinde farklı disiplinlerdeki hekimlerin ortak akıl ve bir ekip ile tedaviyi üstlenmeleri hem daha az yan etki hem de daha etkili, hastalarımızı daha az yoran tedavileri beraberinde getirmiştir" dedi. "Kişiye özel tedavi dönemi güçleniyor" Onkolojide artık kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımının giderek daha fazla önem kazandığını ifade eden Prof. Dr. Kaytan Sağlam, hastaların genetik ve moleküler özelliklerinin tedavi planlamasında belirleyici olduğunu söyledi. Sağlam, "Her kanser aynı değildir. Aynı organda ortaya çıkan kanserlerde bile tümörün genetik yapısı farklı olabilir. Bu nedenle moleküler analizler ve biyobelirteçler sayesinde hangi hastanın hangi tedaviden daha fazla fayda göreceği belirlenebilmektedir. Bu yaklaşım, tedavi başarısını artırırken gereksiz tedavilerin de önüne geçebilir" ifadelerini kullandı. "Radyoterapi ile kombine tedaviler başarıyı artırabiliyor" Hedefe yönelik tedavilerin birçok hastada radyoterapi ve diğer tedavi yöntemleriyle birlikte uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Kaytan Sağlam, multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çekti. Kaytan Sağlam, "Kanser tedavisi artık tek bir yönteme dayanmıyor. Cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin uygun kombinasyonları hastaya özel olarak planlanıyor. Bu multidisipliner yaklaşım, özellikle ileri teknolojiye sahip radyoterapi yöntemleriyle birlikte uygulandığında tedavi başarısını önemli ölçüde artırabiliyor. Erken evre hastalıklarda küratif tedaviler daha ön planda cerrahi ve radyoterapi veya kemoterapi/hedefli tedaviler ve radyoterapi gibi farklı disiplinlerin ortak tedavileri ile uzun sağkalımlar ve kür oranları oluşturmaktadır. Bununla beraber ileri evre ve metastatik hastalıklar da son dönemlerde tümör konseylerinde tartışılarak kemo-immunoterapiler ile birlikte stereotaktik vücut radyoterapisi yöntemi ile dirençli odaklar tespit edilerek etkili (ablatif) doz belli bir noktada yoğunlaştırılabilmektedir. Bu şekilde hem hastanın etkili olan immunoterapisi veya hedefli tedavileri devam edebilmekte hem de bu tedavilere dirençli tümör odakları hızla yok edilebilmektedir" dedi. Radyoterapi teknolojilerindeki gelişmelere de değinen Kaytan Sağlam, "Radyoterapi uygulamalarında bilgisayar teknolojileri ile birleşerek görüntü kılavuzluğunda, tümör odaklarını daha net görerek yapılabilmesi metastatik odakların da daha etkili tedavi yapılabilmesine imkan sağlamıştır. Radyoterapi teknolojileri ile birlikte 5-6 haftalara uzayan tedaviler meme kanseri, prostat kanseri gibi pek çok tümörde daha kısa sürede tamamlanabilir hale gelmiştir. Bu hastaların uyumunu da arttırmıştır. Erken ve geç dönem izlemlerinde de yan etki profilinin tolerabıl olduğu ve artmadığı gözlemlenmiştir" diye konuştu. "Erken tanı ve düzenli kontroller hayati önem taşıyor" Kanserle mücadelede erken tanının hâlâ en önemli faktörlerden biri olduğunu vurgulayan Kaytan Sağlam, düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Kaytan Sağlam, "Kanser birçok türde erken evrede yakalandığında tedavi şansı oldukça yüksektir. Bu nedenle özellikle risk grubundaki bireylerin düzenli tarama programlarına katılması ve vücuttaki olağan dışı belirtileri ihmal etmemesi büyük önem taşır" dedi. Tarama programları ve aşılar kanserle mücadelede kritik rol oynuyor Meme kanseri taramalarının artmasıyla birlikte vakaların önemli bir bölümünün erken evrede yakalanabildiğini belirten Kaytan Sağlam, aynı hassasiyetin diğer kanser türlerinde de gösterilmesi gerektiğini söyledi. Kaytan Sağlam, "Meme kanseri taramalarının artması ve kadınların bu konudaki hassasiyetleri ile artık vakaların yüzde 75’i erken evre olarak görülmektedir. Aynı hassasiyeti erkeklerin de göstermesi prostat kanserlerinde de fark oluşturacaktır" dedi. Türkiye’de uygulanan tarama programlarına da değinen Kaytan Sağlam, "Yurdumuzda da tarama programları içinde kolonoskopi ve endoskopi bulunmaktadır. 45-50 yaş, herhangi bir şikayeti olmayan bireylerin endoskopi ve kolonoskopi yaptırması kanser sıklığında her iki cinste de 3. sırada sıklıkla görülen barsak tümörlerini çok erken yakalayarak hastalıktan kurtulmak mümkündür. Maalesef bu konuda kişilerin direnci barsak ve rektum tümör sıklığını düşürmememizde en önemli etkendir" ifadelerini kullandı. HPV aşısı kadınlarda yüzde 90’a ulaşmalı HPV aşısının önemine dikkat çeken Kaytan Sağlam, "Dünyada 160 ülkede günümüzde HPV aşıları ve aktif tarama programları etkin olarak yapılmaktadır. Serviks kanseri artık gelişmiş ülkelerde tamamen yok olmuş ve hiç yeni vaka görülmemekte iken yurdumuzda aşı karşıtlığı ve maddi sorunlar nedeniyle HPV aşısı yaptıran kişi sayısı çok azdır. Hatta tıp fakültesi öğrencileri arasında yaptığımız bir değerlendirmede de aşılanmış öğrencilerimizin yüzde 5 gibi çok düşük oranda olduğunu üzülerek tespit ettik" dedi. Kaytan Sağlam, yalnızca kadınların değil erkeklerin de aşılanmasının önemine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: "Sadece kız çocukların -kadınların aşılanması yüzde 90’lara ulaşmalı ki bu hastalık ortadan kaldırılabilsin. Eğer erkek ve kadınlar birlikte aşılanabilirse yüzde 60 bireyin aşılanması da epidemiyolojik olarak başarıyı birlikte getirecektir. Dolayısı ile erkekten kadına ve kadından erkeğe bulaşı önlemek ve hastalığı ortadan kaldırabilmek için her iki cinste de aşılanma yapılması önem arz etmektedir." Sağlıklı yaşam alışkanlıkları kanser riskini azaltabilir Kanserde genetik yatkınlığın tamamen ortadan kaldırılamayacağını belirten Kaytan Sağlam, yaşam tarzının hastalık riskini önemli ölçüde etkilediğini söyledi. Kaytan Sağlam, "Kanserdeki genetik yatkınlığın önüne geçmek mümkün olamamaktadır. Fakat beslenme şeklimizi düzenlemek, egzersiz yapmaya dikkat etmek, sigara vg bilinen risk faktörlerinde uzaklaşmak, rutin kontrollerimizi yaptırmak, aşılanmak gibi farkındalıklarımızın arttırılması ile kanser hastalığını yaşamımızı kısaltan bir hastalık olmaktan çıkarabilir ve daha uzun sağkalım sürelerini beraberinde getirebilir" dedi.