Yerel Haberler
İzmir
Hıdırellez ateşi, dev isimlerle Menemen’de yanacak 01 Mayıs 2026 Cuma - 12:19:26 Baharın en güzel habercisi, umutların ve dileklerin günü Hıdırellez, Menemen’de her yıl olduğu gibi bu yıl da coşkuyla karşılanacak. 5 Mayıs Salı günü en güzel şarkılarıyla Kibariye ve Hüsnü Şenlendirici, Menemen’de sahne alacak. Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, "Tüm hemşehrilerimizi Hıdırellez kültürünü hep birlikte yaşatmak adına Cumhuriyet Meydanı’na bekliyoruz" dedi. Menemen’de baharın gelişi ve Hıdırellez sevinci, bu yıl da on binleri tek yürek olarak buluşturacak. Her yıl düzenlediği etkinliklerle kitleleri Hıdrellez ateşinin etrafında buluşturan Menemen Belediyesi, bu yıl da geleneği bozmayarak renkli bir program hazırladı. Program kapsamında ünlü sanatçılar Kibariye ve Hüsnü Şenlendirici, en güzel parçalarla Menemen’de unutulmaz bir gece yaşatacak. Müzik, neşe ve baharın enerjisinin Hıdırellez ile birlikte Menemen’de buluşacağı bu özel program, 5 Mayıs Salı günü saat 20.00’da başlayacak. Menemen Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirilecek konser, on binleri bir araya getirecek. "Geleneklerimizi yaşatacağız" Hemşehrilerini Hıdırellez çoşkusunu yaşamaya davet eden Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, "Ülkemizin en güzel renklerinden biri hiç şüphesiz dileklerin dilendiği, umutların tazelendiği Hıdırellez akşamlarıdır. Biz de Menemen Belediyesi olarak, böylesi özel bir günü hemşehrilerimizin çok daha renkli ve unutulmaz hatıralar bırakacak şekilde geçirmesi adına ünlü sanatçılarımız Kibariye ve Hüsnü Şenlendirici’yi ilçemize getirerek, Hıdırellez coşkusunu en üst seviyeye çıkarıyoruz. Geleceğe adım atarken, geleneklerimizi de yaşatmaya devam edeceğiz" dedi.
01 Mayıs 2026 Cuma - 11:31 Festival için 2 bin kilometre pedal çevirip Bergama’ya geldiler İzmir’in Bergama ilçesinde, Bisikletliler Derneği Bergama Şubesi tarafından bu yıl 5’incisi düzenlenen Uluslararası Bergama Bisiklet Festivali coşkuyla başladı. Renkli görüntülere sahne olan festivale, Ankara’dan yola çıkarak 2 bin kilometre pedal çeviren bisiklet tutkunu çift damga vurdu. Tarihi ve kültürel zenginlikleriyle ön plana çıkan Bergama, uluslararası düzeyde dev bir organizasyona daha ev sahipliği yapıyor. Hem yurt içinden hem de yurt dışından yüzlerce bisiklet tutkununu bir araya getiren festival, bölgenin tanıtımına büyük katkı sağlıyor. "300’e yakın bisikletliyle şehrimizi tanıtacağız" Organizasyonun detayları hakkında bilgi veren Bisikletliler Derneği Bergama Şubesi Yöneticisi Emine Aktürk, festivalin uluslararası boyutuna ve hedeflerine dikkat çekti. Aktürk, şu ifadeleri kullandı: "Bu yıl 5. Uluslararası Bergama Bisiklet Festivali’ni yapıyoruz. Yabancı ülkelerden ve Türkiye genelinden arkadaşlarımız geliyor. 300’e yakın bisikletli ile şehrimizin tarihi ve doğal güzelliklerini tüm dünyaya tanıtacağız." Festival için 2 bin kilometre pedal çevirdiler Festivalin en ilham verici hikayelerinden biri ise Ankara’dan katılan Meryem Çavuşyan ve eşinden geldi. 25 Mart’ta Ankara’dan yola çıkarak zorlu ama keyifli bir serüvene imza atan çift, Türkiye’nin Adana, Mersin, Kaş üzerinden ülkenin güney şeridini boydan boya geçerek Bergama’ya ulaştı. Çavuşyan, yolculuklarını şu sözlerle anlattı: "Güzel bir festival ortamında bulunmak için yaklaşık 2 bin kilometre pedal çevirdik. Her şey için çok teşekkür ediyoruz. Türk milletine misafirperverliği için gerçekten minnettarız."
01 Mayıs 2026 Cuma - 10:56 İzmir’in bağcılık mirası için yeni adım: Bağ Yolu tanıtıldı İzmir Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde hayata geçirilen ’İzmir Bağ Yolu’, İZFAŞ tarafından Fuar İzmir’de düzenlenen Olivtech-12. Zeytin, Zeytinyağı, Süt Ürünleri, Şarap ve Teknolojileri Fuarı’nda gerçekleştirilen programla tanıtıldı. Proje, İzmir’in köklü bağcılık kültürünü korumayı, görünür kılmayı ve sürdürülebilir turizm anlayışıyla geleceğe taşımayı hedefliyor. İzmir Bağ Yolu’nun temeli, Avrupa Konseyi Kültür Rotaları arasında yer alan Iter Vitis üyeliği ile atıldı. Bu üyelik sayesinde İzmir, bağcılık mirasını uluslararası ölçekte temsil eden kentler arasındaki yerini aldı. İzmir Bağ Yolu’nun tanıtım programına İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel, Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan, İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclisi Turizm ve Fuarlar Komisyonu Başkanı Seyhan Müşerref Kuralı, Anadolu Gastronomi Turizmi Derneği Başkan Yardımcısı Yalçın Güçer, Çeşme Belediye Başkan Yardımcısı Banu Ayhan, Menderes Belediye Başkan Yardımcısı Rüzgar Sönmez, Torbalı Belediye Başkan Yardımcısı Murat Gilgil, İZFAŞ Genel Müdürü Tuğçe Cumalıoğlu, SKAL İzmir Başkanı Aydın Tokbaş, İzmir Ticaret Odası Meclisi Konaklama Komitesi Başkanı Ahmet Kilimci, TÜRSAB Ege BTK Yönetim Kurulu üyeleri, firma ve sektör temsilcileri katıldı. "Bu hikayenin kendisi de biziz" Programın açılışında konuşan Anadolu Gastronomi Turizmi Derneği Başkan Yardımcısı Yalçın Güçer, İzmir’in gastronomi ve bağ turizmi potansiyeline dikkat çekti. Güçer, "Üzümün ve şarabın gen kaynağı olan bu coğrafyanın yeniden güçlü bir kültür rotasıyla temsil edilmesi büyük bir anlam taşıyor. Yaklaşık 15 yıl boyunca bu ölçekte bir yapılanma yoktu ancak kararlı bir çalışmayla kısa sürede Avrupa ölçeğinde en hızlı büyüyen ağlardan biri haline geldik. Bu rota, kültürel mirasımızı yalnızca anlatmakla kalmıyor, onu bir deneyime ve ekonomik değere dönüştüren bütüncül bir yaklaşım sunuyor. İzmir ise bu hikayenin en güçlü duraklarından biri. Bu potansiyelin ekonomik hayatın içinde yer alması gerekiyor. Çünkü bir rotanın anlam kazanabilmesi için hikayeleştirilmesi şart. Bu hikayeyi anlatanlar biziz; aslında bu hikayenin kendisi de biziz. Bu nedenle bu değeri birlikte üretmek, birlikte anlatmak ve kalıcı bir ekonomik karşılığa dönüştürmek zorundayız" dedi. Pozitif birlikteliğe dikkat çekti Iter Vitis Başkanı Emanuela Panke, gönderdiği video mesajda İzmir’de aktif ve dinamik bir bağcılık topluluğu olduğunu ifade ederek, pozitif ve motive olmuş birlikteliğin birçok destinasyonda olmadığını sözlerine ekledi. İzmir Bağ Yolu’nun da bu pozitif birlikteliğin bir kanıtı olarak başarılı olacağını belirten Panke, İzmir’in doğal güzelleri ve kaliteli turizm ürünleriyle daha iyi yerlere geleceğine inandığını ifade etti. "Bölgesel refahı destekliyor" İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay ise, "Oluşturduğumuz İzmir Bağ Rotası yerel üreticilerimizi destekleyen, kırsal kalkınmayı teşvik eden, kültürel mirasımızı koruyan ve ziyaretçilere özgün deneyimler sunan bütüncül bir model olarak öne çıkmakta. Bu rota sayesinde yalnızca şarap üretimi değil; gastronomi, kültür, turizm ve yerel ekonomi arasında güçlü bir bağ kurulmakta" dedi. İzmir’in bağcılık mirasının uluslararası platformlarla buluşacağını ifade eden Prof. Dr. Okyay, bağ evleri ve şaraphanelerden kültürel miras alanlarına, gastronomi duraklarından konaklama tesislerine kadar uzanan geniş bir ekosistem oluştuğunu, bu yapının yalnızca turizmi değil, aynı zamanda yerel kalkınmayı ve bölgesel refahı da desteklediğini dile getirdi. Ortak hareket çağrısı yaptı Kültürel mirasın korunması ve doğru anlatılmasının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Okyay, "Bu çalışmaların uluslararası ölçekte nasıl karşılık bulduğunu gördükçe kendimizi nasıl anlattığımızın ne kadar belirleyici olduğunu daha iyi anlıyoruz. Bu süreç sizlerin katkılarıyla mümkün oluyor. Hepinize İzmir adına çok teşekkür ediyorum. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak süreci kolaylaştırmak için buradayız. Turizm Şube Müdürlüğümüz bu işe gönül verdi. Birçok farklı ağda, farklı destinasyonlarla birlikte çalışıyoruz. Birlikte çalışmak bu işin en önemli noktası. Burası Homeros’un memleketi, öyküler elbette bizim olacak. Bu öyküyü çok daha geliştireceğimizi biliyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak biz buradayız, birlikte yol almaya devam edelim. İlçe belediye başkanlarımız burada, sizler buradasınız. Bu birliktelikten çok daha güzel çalışmalar çıkacak" diyerek İzmir’in potansiyelinin ekonomik değere dönüştürülmesi için ortak hareket çağrısı yaptı. Ortak marka çatısı Turizm Şube Müdürlüğü Birim Şefi Sinem Soygül, İzmir Bağ Yolu hakkında bir sunum yaptı. Sunumda rotanın hedefleri, üyelik kriterleri ve gelecek dönem planları paylaşıldı. Program kapsamında İzmir Bağ Yolu’nda yer alan ilçelerin belediye başkanları ve başkan yardımcıları, kendi bölgelerinde yer alan işletmelere üyelik sertifikalarını sundu. Ayrıca Efes Tarlası Yaşam Köyü için Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel’e Iter Vitis Onursal Üyelik Sertifikası takdim edildi. Urla Bağ Yolu Derneği’nin de Iter Vitis üyelik sertifikasını Urla Bağ Yolu Derneği Başkanı Serpil Erdurak, Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan ile birlikte aldı. İzmir Bağ Yolu ile birlikte üreticiler, yerel yönetimler ve turizm paydaşları ortak bir marka çatısı altında buluşacak. Hazırlanacak tur paketleri, eğitim programları ve uluslararası iş birlikleri ile İzmir’in bağcılık mirası dünya sahnesine taşınacak. İzmir Bağ Yolu’nda 17 işletme, 1 onursal üye, 4 tane aday üye yer alıyor.
01 Mayıs 2026 Cuma - 10:29 İnsülin direnci tartı ile ölçülemez En temel tanımıyla vücuttaki şeker (glukoz) trafiğini yöneten insülin hormonu, kandaki şeker seviyesini düzenlemeye ve vücudun ihtiyacı olan enerjiyi almasına yardımcı olur. Ancak bazı kişilerde bu durum olması gerektiği gibi işlemeyebiliyor. Bu noktada da insülin direnci denilen tıbbi bir tablo oluşuyor. Genellikle kilolu bireylerde görüldüğü düşünülen söz konusu tabloya ilişkin Medicana Sağlık Gurubu Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, zayıf kişilerde de insülin direnci görülebileceğine dikkat çekti. Hücrelerin insülin sinyaline gereken yanıtı vermemesi sonucu kan şekerinin yükselmesiyle oluşan tablo insülin direnci olarak adlandırılıyor. Bu tablonun oluşmasında çeşitli nedenler olabileceği gibi genetik faktörlerin de olabildiğini aktaran Medicana International İzmir Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, insülin direncinin neden olduğu hastalıklara dikkat çekti. Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Her ne kadar insülin direnci çoğunlukla fazla kilo ile ilişkilendirilse de, normal kilolu hatta zayıf bireylerde de ortaya çıkabilir. Bunun nedeni sadece kilo değil; genetik yatkınlık, hareketsiz yaşam tarzı, düzensiz beslenme ve özellikle karın bölgesinde (visseral) yağlanma gibi faktörlerdir" diyerek uyardı. İnsülin direnci metabolik bir bozukluktur İnsülin direnci, hücrelerin insüline verdiği yanıtın azalması sonucu ortaya çıkan metabolik bir bozukluk olduğunu aktaran Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Bu durumda insülin, kandaki glukozu hücre içine taşımakta yetersiz kalır. Özellikle kas ve yağ dokusunda insülinin etkisinin azalması, hücre içine glukoz alımını düşürür. Bunun sonucunda hücreler enerji üretimi için gerekli glukozu yeterince kullanamazken, glukoz kanda birikerek kan şekeri düzeyinin yükselmesine neden olabilir. Bu durum, hücre içi düzeyde göreceli bir enerji eksikliği ile birlikte sistemik hiperglisemiye yol açabilir" dedi. İnsülin direnci sonucu karaciğer yağlanması, hızlı ya da aşırı kilo alma ve bel çevresinde kalınlaşma gibi sorunlarla karşılaşılabileceğini aktaran Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Ayrıca sık tatlı yeme isteği ve karbonhidrat tüketimi sonrası ortaya çıkan uyku hali ve yorgunluk da önemli belirtiler arasındadır. Bu bulguların birlikte görülmesi, insülin direnci açısından değerlendirme yapılmasını gerektirebilir" sözlerini kaydetti. Zayıf kişilerde de insülin direnci görülebilir Sadece kilosu olan kişilerin karşılaştığı bir sorun olarak görülen insülin direncinin zayıf kişilerde de görülebildiğini aktaran Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Her ne kadar insülin direnci çoğunlukla fazla kilo ile ilişkilendirilse de, normal kilolu hatta zayıf bireylerde de ortaya çıkabilir. Bunun nedeni sadece kilo değil; genetik yatkınlık, hareketsiz yaşam tarzı, düzensiz beslenme ve özellikle karın bölgesinde (visseral) yağlanma gibi faktörlerdir. Bu kişiler dışarıdan zayıf görünse bile, metabolik olarak risk taşıyabilir. Bu nedenle sadece kiloya bakarak değerlendirme yapmak yeterli değildir; gerekli durumlarda kan testleriyle insülin direnci araştırılmalıdır" ifadelerini kullandı. Öte yandan insülin direncinin neden olabileceği hastalıkları sıralayan Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "İnsülin direnci, karaciğerin normalden fazla yağ (VLDL kolesterol) üretmesine yol açar. Bu durum hem karaciğer yağlanmasına (MASH) hem de kanda LDL (kötü kolesterol) seviyesinin artmasına neden olabilir. Kandaki LDL’nin yükselmesi ise damar duvarlarında plak oluşumunu hızlandırabilir. Bu plaklar zamanla damarların daralmasına yol açarak ateroskleroz gelişimini tetikleyebilir ve yüksek tansiyon (hipertansiyon) riskini artırabilir" açıklamasını yaptı. Günlük kalori alımını azaltın İnsülin direncine karşı günlük kalori (kcal) alımını 300- 500 kcal azaltmanı faydalı olabileceğini aktaran Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Günlük kalori alımını azaltmak, uzun vadede kilo kontrolünü sağlayarak insülin direncini düşürebilir. Kilo kaybı, trigliserid düzeylerinde yüzde 20-30 oranında azalma ve HDL-kolesterolde artış sağlayabilir. Özellikle kilolu veya obez bireylerde vücut ağırlığında yüzde 5 civarında bir azalma bile insülin direncini azaltmak için yeterli olabiliyor. Bu nedenle diyabet riski taşıyanlara kilo verme önerilir. Sağlıklı beslenme, haftada 25-30 kilometre yürüyüş veya eşdeğeri aerobik hareketler; aşikar diyabeti olanlarda ise farmokolojik tedaviler, insulin direncini geri döndürebilir" dedi. Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, insülin direnci tanısının nasıl konulduğuna ilişkin de bilgi vererek, şu sözleri kaydetti: "İnsülin direncinin değerlendirilmesinde en sık açlık kan şekeri ve açlık insülin düzeyi ölçülür; gerekli durumlarda şeker yükleme testi (OGTT) yapılır. Ayrıca HbA1c (son 3 aylık ortalama kan şekeri) ile kolesterol ve trigliserid gibi kan yağları da tabloyu desteklemek amacıyla incelenir. Sonuç olarak tanı; laboratuvar testleri ile birlikte hastanın kilo durumu, bel çevresi ve klinik belirtileri birlikte değerlendirilerek konur."
Selçuk’ta fırtına yol kenarında dev panoları yola savurdu
08 Ocak 2026 Perşembe - 12:40 Selçuk’ta fırtına yol kenarında dev panoları yola savurdu İzmir’in Selçuk ilçesinde fırtına nedeniyle büyük reklam panoları ve demir konstrüksiyonlar anayola devrildi. O esnada yoldan geçen herhangi bir aracın bulunmaması muhtemel bir kazanın önüne geçti. Selçuk ilçesinde etkili olan şiddetli fırtına, Kuşadası yolu üzerindeki Efes Antik Kenti yakınlarında inşaatı devam eden Efes Karşılama Merkezi panolarını yıktı. Selçuk-Kuşadası kara yolunda bulunan ve Efes Karşılama Merkezi inşaatının çevresini kapatan büyük reklam panoları ve demir konstrüksiyonlar, rüzgârın etkisiyle anayola devrildi. "Geleceğe Miras: Sonsuz Efes Projesi" kapsamında hayata geçirilmesi planlanan karşılama merkezi inşaat alanını çevreleyen dev panoların fırtınaya dayanamayarak yola savrulması, bölgede ulaşımı bir süre olumsuz etkiledi. Olayın ardından kara yolunda trafik kontrollü olarak tek şeritten sağlanmaya başlandı. İnşaat alanında yer alan, 180 otobüs kapasiteli otopark ve 61 dükkândan oluşması planlanan merkez çevresinde yaşanan olay sonrası polis ekipleri ve yüklenici firma personelleri bölgeye geldi. Yolda geniş güvenlik önlemleri alınırken, devrilen panoların kaldırılması için çalışmalar başlatıldı. Facia kıl payı atlatıldı Yetkililerden alınan bilgiye göre, panoların devrildiği sırada yoldan geçen herhangi bir aracın bulunmaması muhtemel bir kazanın önüne geçti. Olayda can kaybı ya da yaralanma yaşanmaması teselli oldu. Temizlik ve kaldırma çalışmalarının tamamlanmasının ardından yolun yeniden tamamen trafiğe açılacağı bildirildi. Yetkililer, bölgede rüzgârın etkisini sürdürebileceğini belirterek sürücüleri dikkatli olmaları konusunda uyardı.
Önlem alınmazsa 50 yıl içinde deniz suyu Basmane’ye kadar ilerleyebilir
08 Ocak 2026 Perşembe - 11:35 Önlem alınmazsa 50 yıl içinde deniz suyu Basmane’ye kadar ilerleyebilir Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, İzmir’de yeraltı sularının kontrolsüz kullanımıyla kentin çöküşe sürüklendiğini ifade ederek, önlem alınmazsa 50 yıl içinde deniz suyunun Basmane’ye kadar ilerleyebileceği uyarısında bulundu. Temiz Toplum Temiz Gelecek Platformu üyeleri, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar ile bir araya gelerek İzmir ve Türkiye’nin giderek büyüyen su ve enerji krizini masaya yatırdı. Platform Başkanı Yunus Karakaya, yöneticiler Oktay Karaçelik, Tekin Alptekin ve Cem Şeker ile birlikte gerçekleştirilen toplantıda, özellikle İzmir’i tehdit eden kuraklık, yer altı suyu kullanımı ve çökme riski konusunda çarpıcı değerlendirmeler yapıldı. Toplantıda konuşan Prof. Dr. Doğan Yaşar, İzmir’in uzun vadede karşı karşıya olduğu en büyük tehlikenin "çökme" olduğunu vurgulayarak, bugüne kadar kentin bu gerçeği görmezden geldiğini söyledi. Ahmet Piriştina’dan bu yana göreve gelen belediye başkanlarının su tasarrufu ve Körfez konularında yeterli adım atmadığını dile getiren Yaşar, Aziz Kocaoğlu, Tunç Soyer ve Cemil Tugay ile görüşme imkânı bulamadığını, uyarılarını mektup yoluyla iletmek zorunda kaldığını ifade etti. 42 yıldır denizler ve İzmir Körfezi üzerine çalışan bir akademisyen olduğunu hatırlatan Yaşar, Körfez’le ilgili en kapsamlı bilimsel çalışmayı 1998 yılında yaptıklarını, 1999’dan bu yana da kamuoyunu sürekli uyardığını söyledi. Büyük Kanal Projesi sonrasında Körfez’in temiz suyla beslenmesi halinde yüzülebilir hale geleceğini ancak derelerin betonlanması ve yanlış çevre uygulamaları nedeniyle bunun mümkün olmadığını vurguladı. İzmir’in çok ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olduğunu belirten Yaşar, 2000 yılında yüzde 60 olan su kayıp-kaçak oranının yıllar içinde düşürülmesine rağmen halen yüzde 35 seviyesinde olduğunu söyledi. Kentte kullanılan suyun yaklaşık yüzde 80’inin yer altı kuyularından çekildiğine dikkat çeken Yaşar, kuyu derinliklerinin 600 metreden 1200 metreye kadar indiğini, bunun Manisa Ovası başta olmak üzere tüm bölgenin altını boşalttığını ifade etti. Kuraklığın yalnızca çevresel bir sorun olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Yaşar, "Enflasyon, ekonomik kriz, enerji krizi, balıkların yok oluşu ve hatta savaşların temelinde kuraklık yatıyor" dedi. Tarihî süreçte büyük göçlerin ve toplumsal kırılmaların da kuraklık dönemlerinde yaşandığını hatırlattı. "Deniz suyu Basmane’ye kadar gelebilir" İzmir’de çökme sürecinin sessiz ama sürekli ilerlediğini belirten Yaşar, çarpıcı bir uyarıda bulunarak, "İzmir’in en büyük sorunu ne ulaşım ne Körfez’in kokması ne de kirlilik. Uzun vadede tek bir sorun var: Çökme. Eğer önlem alınmazsa 50-60 yıl sonra deniz suyu Basmane’ye kadar gelebilir. Alsancak’ta bugün hissedilen kanalizasyon kokularının nedeni de boruların deniz seviyesinin altına inmeye başlamasıdır" diye konuştu. Cakarta ve Mexico City örneklerini veren Yaşar, bu kentlerde yılda 10-15 santimetre çökme yaşandığını, çözüm olarak bazı bölgelerin tamamen boşaltıldığını söyledi. Yer altı sularının stratejik bir rezerv olduğuna dikkat çeken Yaşar, kaçak kuyuların mutlaka engellenmesi gerektiğini, Türkiye genelinde tahminen 550 bin kuyu bulunduğunu, bunların 120 bininin kaçak olduğunu ifade etti. Toplantıya ilişkin değerlendirmede bulunan Temiz Toplum Temiz Gelecek Platformu Başkanı Yunus Karakaya, uyarıların artık görmezden gelinemeyecek noktaya geldiğini söyledi. Karakaya, "Bu mesele siyasi tartışmaların ötesindedir. İzmir’in altı boşalıyor ve biz hâlâ günü kurtarmaya çalışıyoruz. Bilimin söylediğini dikkate almazsak, çocuklarımıza yaşanabilir bir şehir bırakamayacağız" dedi. Karakaya ayrıca, suyun plansız kullanımının sadece bugünü değil, geleceği de ipotek altına aldığını vurgulayarak, "Bugün atılmayan her adım, yarın çok daha ağır bedellerle karşımıza çıkacak" ifadelerini kullandı.
Üç haftayı geçen öksürük veremin habercisi olabilir
08 Ocak 2026 Perşembe - 11:31 Üç haftayı geçen öksürük veremin habercisi olabilir Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü, Halk Sağlığı Doktoru Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, Veremle Savaş Haftası nedeniyle yaptığı açıklamada üç haftayı geçen öksürüklerin ciddiye alınması gerektiğinin altını çizdi. Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Verem genetik değil, bulaşıcıdır. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre tüberküloz küresel ölçekte hala ciddi bir halk sağlığı sorunu olup, dünya nüfusunun yaklaşık üçte biri aktif hastalık gelişmemiş olsa da gizli (latent) verem enfeksiyonu taşımaktadır. Bu nedenle verem hastalığını iyi tanımakta fayda var" mesajını verdi. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de önemli bir halk sağlığı sorunu olan verem (tüberküloz), erken tanı ve düzenli tedavi ile tamamen iyileşebilen bir hastalık olmasına rağmen, geç başvuru ve yanlış bilgiler nedeniyle toplum açısından hala risk oluşturuyor. Veremle Savaş Haftası kapsamında hastalığa yönelik farkındalık çalışmalarının önemini vurgulayan Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü, Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, tüberküloz üzerine detaylı bilgi vererek uyarıda bulundu. Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Tüberküloz; etkeni ‘mycobacterium tuberculosis’ olan ve solunum yoluyla bulaşan bir enfeksiyon hastalığıdır. Bu hastalık genetik değildir; yani aileden kalıtsal olarak geçmez. Ancak tedavi edilmediğinde ciddi ve yaşamı tehdit eden sonuçlara neden olabilir. Hasta kişilerin öksürmesi, hapşırması ya da konuşması sırasında ortaya çıkan damlacıklar aracılığıyla havaya yayılır. Bu damlacıkların solunmasıyla sağlıklı bireyler enfekte olabilir. Burada önemli bir noktanın altını çizmek gerekir: Enfekte olan her kişide hastalık gelişmez. Alınan basiller vücutta uyur halde kalabilir ve bağışıklık sisteminin zayıfladığı bir dönemde hastalığa yol açabilir. Hastalık gelişme riskinin en yüksek olduğu dönem, enfeksiyondan sonraki ilk iki yıldır" dedi. En riskli grup; hasta ile uzun süre aynı ortamı paylaşanlar Hastalığın bulaşma açısından en riskli grubun, verem hastalığına yakalanmış biriyle uzun süre aynı ortamı paylaşan kişiler olduğunu dile getiren Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Bunların başında aile bireyleri ve yakın çalışma arkadaşları gelir. Tüberküloz: kaşık, çatal, bardak; giysi, çarşaf gibi eşyalar aracılığıyla bulaşmaz. Ancak mikrop, güneş görmeyen, havalandırması yetersiz ortamlarda havada uzun süre canlı kalabilir. Güneş ışığındaki ultraviyole ışınlar verem mikrobunu kısa sürede etkisiz hale getirir. Bu nedenle kalabalık, kapalı ve havalandırması yetersiz alanlar bulaşma açısından en riskli ortamlardır" diye konuştu. Öte yandan tüberkülozun en sık, toplumun en üretken yaş grubundaki yetişkinleri etkilediğini aktaran Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Ancak tüm yaş grupları risk altındadır. Vakaların ve ölümlerin yüzde 80’inden fazlası düşük ve orta gelirli ülkelerde görülmektedir. DSÖ’nün 2024 yılı verilerine göre; yeni verem vakalarının yüzde 34’ü Güney Doğu Asya Bölgesi’nde, yüzde 27’si Batı Pasifik Bölgesi’nde yüzde 25’i Afrika Bölgesi’nde görülmüştür. Yeni vakaların yaklaşık yüzde 87’si, Tüberküloz yükünün yüksek olduğu 30 ülkede toplanmıştır. Küresel toplamın üçte ikisi; Hindistan (yüzde 25), Endonezya (yüzde 10), Filipinler (yüzde 6.8), Çin (yüzde 6.5), Pakistan (yüzde 6.3), Nijerya (yüzde 4.8), Demokratik Kongo Cumhuriyeti (yüzde 3.9) ve Bangladeş’te (yüzde 3.6) kaydedilmiştir. İlk beş ülke tek başına küresel yükün yüzde 55’ini oluşturmaktadır" sözlerini kaydetti. Sadece bir halk sağlığı sorunu değil Tüberkülozun sadece bir halk sağlığı sorunu olmadığını, aynı zamanda ciddi bir sosyal ve ekonomik yüke neden olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Küresel ölçekte, tüberküloz tedavisi gören kişilerin ve ailelerinin yaklaşık yüzde 50’si, hane gelirinin yüzde 20’sini aşan, felaket düzeyinde maliyetlerle karşı karşıya kalmaktadır. Bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde hastalık riski daha yüksektir. DSÖ’nün 2024 yılı verilerine göre yeni Tüberküloz vakalarının: 0.97 milyonu yetersiz beslenme, 0.93 milyonu diyabet, 0.74 milyonu alkol kullanım bozuklukları, 0.70 milyonu sigara, 0.57 milyonu HIV enfeksiyonu ile ilişkilidir. Hastalık en sık akciğerleri tuttuğu için belirtiler çoğunlukla solunum sistemine aittir. 2-3 haftadan uzun süren, tedaviye yanıt vermeyen öksürük, balgam çıkarma, balgamda kan görülmesi, ateş, gece terlemesi, halsizlik, yorgunluk, kilo kaybı, iştahsızlık, nefes darlığı, göğüs ve sırt ağrısı gibi şikayetler hastalığın belirtileri arasında yer almaktadır. Belirtiler genellikle hafif başlar ve yavaş ilerler. Bu nedenle pek çok hasta doktora geç başvurur. Oysa 2-3 haftadan uzun süren öksürük, mutlaka göğüs hastalıkları polikliniğinde ya da verem savaşı dispanserinde değerlendirilmelidir." Tüberküloz tanısının nasıl konulduğuna ilişkin de detayları paylaşan Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Tüberküloz tanısı, balgamda verem mikrobunun gösterilmesiyle konur. Hastanın yakınmaları ve akciğer filmi bulguları hastalıktan şüphelenmeyi sağlar. Ancak kesin tanı için mikrobiyolojik inceleme şarttır. Balgam ya da diğer örneklerde mikrobun görülmesi, kültürde basil üremesi tanıyı kesinleştirir" açıklamasını yaptı. En etkili yöntem doğrudan gözetimli tedavi Tüberküloz tedavisinde ilaçların düzensiz kullanılmasının mikrobun ilaca dirençli olmasına ve de bu durumun tedavi sürecini 18-24 ay kadar uzamasına neden olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, vereme karşı en etkili tedavinin doğrudan gözetimli tedavi olduğunu söyledi. Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Dünya Sağlık Örgütü, her doz ilacın sağlık çalışanı ya da eğitilmiş bir kişi tarafından içirilmesini önermektedir. Türkiye’de bu uygulama başarıyla sürdürülmektedir" dedi. Türkiye’de tüberküloz ilaçlarının Sağlık Bakanlığı tarafından karşılandığını, Verem Savaşı dispanserleri aracılığıyla bu ilaçların ücretsiz verildiğini ve hastalık takibinin de dispanserler aracılığıyla yapıldığını hatırlatan Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Türk Toraks Derneği’nin açıklamalarına göre; özel diyetler, iklim koşulları ya da istirahat, tedavinin temel unsuru değildir. En önemli faktör; ilaçların doğru, düzenli ve yeterli süre kullanılmasıdır. Tüberkülozdan korunmanın en etkili yolu, bulaştırıcı hastaların erken tanı alıp hızla tedaviye başlamasıdır. Uygun tedavi ile 2-3 haftada bulaştırıcılık büyük ölçüde ortadan kalkar. BCG aşısı, erişkinde hastalığı tamamen önlemez ancak özellikle çocuklarda ölümcül ve ağır formlara karşı koruma sağlar. Türkiye’de BCG aşısı, doğumdan sonra ikinci ayını dolduran bebeklere hayatta bir kez uygulanmaktadır" ifadelerini kullandı. Tüberküloz hastasıyla temaslı olan kişilerin de mutlaka muayene edilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Buna temaslı muayenesi denir. Risk taşıyan ancak hasta olmayan kişilere genellikle 6 ay süreyle koruyucu tedavi uygulanır. Düzenli kullanıldığında hastalık gelişme riskini yüzde 90’a varan oranda azaltır. Özellikle çocuklar için hayati önemdedir" açıklamasını yaptı.
İzmir’de fırtına ağaçları devirdi: 5 araç hasar gördü
08 Ocak 2026 Perşembe - 10:52 İzmir’de fırtına ağaçları devirdi: 5 araç hasar gördü İzmir’de sabaha karşı etkisini gösteren kuvvetli sağanak yağış ve fırtına günlük yaşamı olumsuz etkilerken, şiddetli rüzgar nedeniyle yol kenarlarındaki ağaçlar otomobillerin üzerine devrildi, 5 araç hasar gördü. Cadde ve sokaklar göle dönerken, hava ve deniz ulaşımında aksamalar yaşandı. İzmir’de sabah saatlerinden başlayan sağanak yağış ve fırtına kenti tamamen etkisi altına aldı. İşe ve okula gitmek için evlerinden çıkan vatandaşlar, aniden bastıran yağmur nedeniyle zor anlar yaşadı. Yanında şemsiyesi olmayan ve hazırlıksız yakalanan birçok vatandaş sırılsıklam olurken, yağış nedeniyle trafikte de aksamalar meydana geldi. Birçok ilçede ana arterler ve ara sokaklar su birikintileriyle dolarken, yollar adeta göle döndü. Sürücüler, suyla kaplı yollarda ilerlemekte güçlük çekti. Yağışla birlikte etkili olan şiddetli rüzgar, maddi hasara yol açtı. Karşıyaka ilçesi Mavişehir bölgesinde bir otoparkta bulunan ağaç, rüzgarın şiddetine dayanamayarak park halindeki araçların üzerine devrildi. Olayda şans eseri yaralanan olmazken, 5 araçta maddi hasar meydana geldi. Kemalpaşa Ulucak Mahallesi’nde bir binanın çatısı uçarak yere düştü. Olayda herhangi bir can kaybı yaşanmadığı öğrenildi. Olumsuz hava koşulları hava ve deniz ulaşımını da vurdu. İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na yapılan seferlerde aksamalar olduğu bildirildi. Deniz ulaşımında ise arabalı vapur seferleri iptal edildi. Meteoroloji 2. Bölge Müdürlüğü tarafından bugün için yapılan değerlendirmelere göre, bölge genelinde sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışların etkili olmaya devam edeceği belirtildi. Yapılan uyarıda, yağışların gün boyu aralıklarla süreceği, rüzgarın ise güney yönlerden kuvvetli ve zaman zaman fırtına şeklinde eseceği ifade edildi. Yetkililer, ani sel, su baskını, yıldırım, ağaç ve direk devrilmesi ile ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı vatandaşları tedbirli olmaları konusunda uyardı. Yağışlı havanın akşam saatlerine doğru etkisini sürdüreceği tahmin ediliyor.
Aliağa Belediyesinden çiftler için sağlıklı iletişim atölyesi
08 Ocak 2026 Perşembe - 10:47 Aliağa Belediyesinden çiftler için sağlıklı iletişim atölyesi Aliağa Belediyesi, aile yapısını güçlendirmeye yönelik çalışmalarına bir yenisini daha ekliyor. Aliağa Belediyesi Aile Danışma Merkezi tarafından düzenlenecek "Çiftler İçin Sağlıklı İletişim Atölyesi" için başvurular başladı. Atölye programı, 4 Mart - 22 Nisan 2026 tarihleri arasında her çarşamba günü 16.00-18.00 saatleri arasında gerçekleştirilecek. Eğitimler, ALBEST AYM A Blok 1. Kat’ta yer alan ASEV Birimi Resim Atölyesi’nde yapılacak. Program kapsamında, ilişkilerin sürdürülebilirliğinin öğrenilebilir bir beceri olduğu yaklaşımıyla çiftlerin iletişim becerilerini güçlendirmeleri hedefleniyor. Atölye sürecinde katılımcılar; uyumlu davranış ve özveri geliştirme, bağlanma ve güven süreçleri, "ben"den "biz"e geçişi destekleyen bilişsel farkındalıklar, pozitif ilişki algısı ve ilişkiyi koruyucu stratejiler üzerine çalışmalar gerçekleştirecek. Atölye, ilişkisini güçlendirmek ve daha sağlıklı bir ilişki yapısı oluşturmak isteyen çiftlere açık olacak. Aile Danışma Merkezi uzmanları, programın bir terapi süreci olmadığını; önleyici ve geliştirici nitelikte bir psikoeğitim çalışması olarak planlandığını vurguluyor. Grup sürecinin sağlıklı ilerleyebilmesi amacıyla, atölye başlamadan önce çiftlerle ön görüşme yapılacak ve uygun bulunan çiftler programa dahil edilecek. Başvuru yapmak ve detaylı bilgi almak isteyen vatandaşlar, 0 (232) 399 00 29 numaralı telefonu arayabilir ya da Aliağa Belediyesi Aile Danışma Merkezi’ne şahsen başvuruda bulunabilir.
Rektör Prof. Dr. Alcı: "Gençlerimizi geleceğin yetkinlikleri ile donatacağız"
08 Ocak 2026 Perşembe - 10:28 Rektör Prof. Dr. Alcı: "Gençlerimizi geleceğin yetkinlikleri ile donatacağız" Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, 30 Eylül-4 Ekim 2026 tarihlerine Şanlıurfa GAP Havalimanında yapılacak olan TEKNOFEST Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali’nde güçlü bir şekilde yer alacaklarını duyurdu. Teknoloji geliştiren ve üreten bir Türkiye hedefiyle; Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ana yürütücülüğünde hayata geçirilen TEKNOFEST Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali bu sene 30 Eylül - 4 Ekim 2026 tarihleri arasında Şanlıurfa’da gerçekleştirilecek. Yüz binlerce gencin hayallerini gerçeğe dönüştürmesi amacıyla TEKNOFEST kapsamında çeşitli kategorilerde teknoloji yarışmaları düzenleniyor. Havacılıktan uzaya, yapay zekâdan savunma sanayiine, enerjiden tarım teknolojilerine uzanan geniş bir yelpazede; gençleri üretmeye, geliştirmeye ve birlikte başarmaya teşvik ediyor. Bu doğrultuda, Milli Teknoloji Hamlesi vizyonu ile Türkiye’nin teknoloji üreten ve geliştiren bir topluma dönüşmesine katkı sunuluyor. Ege Üniversitesi de Şanlıurfa’da TEKNOFEST’te yer alacak Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, "Son yıllarda hayatın her alanında hızlı bir teknolojik değişim ve dönüşüm yaşanıyor. Ege Üniversitesi olarak gençlerimizin çağın gerekleri doğrultusunda yetişmeleri, geleceğin yetkinlikleri ile donatılması öncelikli konularımızın başında geliyor. Bu kapsamda biz de ders programlarından laboratuvar altyapısına kadar mevcut durumumuzu revize ediyoruz. Özellikle yapay zekanın eğitim öğretim sistemi ile bilim ve teknolojiye doğru bir şekilde entegre edilmesi için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. 2018 yılından bu yana düzenlenen TEKNOFEST Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali, yüz binlerce gencimizin hayallerini gerçeğe dönüştürdü. Bu sene Millî Teknoloji Hamlesi heyecanı Şanlıurfa’dan tüm dünyaya yayılacak. TEKNOFEST’in paydaşı ve ülkemizin köklü yükseköğretim kurumlarından birisi olarak 30 Eylül - 4 Ekim 2026 tarihlerine Şanlıurfa GAP Havalimanında yapılacak olan dev organizasyona güçlü bir şekilde yer alacağız. Türkiye Yüzyılı hedefi, Milli Teknoloji Hamlesi vizyonu ile bir yandan ekosistemimizi güçlendirirken diğer yandan da multidisipliner iş birliği ile öğrencilerimizi, genç araştırmacılarımızı geleceğe hazırlayacağız. Bu süreçte öğrencilerimize ve takımlarımıza her türlü desteği sunacağız. Böylesine dünya çapında bir festivalin ülkemize kazandırılmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" dedi.
Ders saatinde öğrencileri evine götürüp temizlik yaptıran öğretmene soruşturma
07 Ocak 2026 Çarşamba - 23:06 Ders saatinde öğrencileri evine götürüp temizlik yaptıran öğretmene soruşturma İzmir’in Bornova ilçesindeki bir mesleki eğitim merkezinde görevli öğretmenin, kız öğrencileri ders saatinde okuldan çıkararak kendi evine götürdüğü ve temizlik işlerinde çalıştırdığı iddiası üzerine idari soruşturma başlatıldı. Edinilen bilgiye göre olay, 4 Kasım 2025 tarihinde Bornova’da bulunan bir mesleki eğitim merkezinde meydana geldi. İddiaya göre, okulda görevli Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni D.T., yaşları 16 olan Ş.A., E.K, D.D., A.Y., E.N.K. ve N.K. isimli 6 kız öğrenciyi okul yönetimi ve velilerin bilgisi haricinde ders saatleri içerisinde okul dışına çıkardı. Öğrencilerin, güvenlik kameralarının görüş açısı dışında kalan bir noktadan özel araca bindirilerek öğretmenin yeni taşındığı eve götürüldüğü öne sürüldü. Velilerin şikayet dilekçelerine yansıyan iddialara göre; okula eğitim görmek amacıyla giden öğrenciler, gün boyu öğretmenin evinde koli taşıma, eşya toplama ve temizlik gibi işlerde çalıştırıldı. Öğrencilerin eğitim haklarından mahrum bırakıldığı ve velilerin rızası olmadan bu eylemin gerçekleştirildiği savunuldu. Gün sonunda öğrencilere yiyecek veya ulaşım imkanı sağlanmadığı da iddialar arasında yer aldı. Öğrencilerin iş bitiminde Bayraklı TOKİ bölgesinden Şehir Hastanesi istikametine kadar yürüdükleri, daha sonra kendi imkanlarıyla toplu taşıma kullanarak evlerine dönebildikleri belirtildi. Soruşturma dosyasında fotoğraflar yer aldı Velilerin İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğüne yaptığı başvuruda, öğretmenin evinde çekildiği iddia edilen bazı fotoğraflar da delil olarak sunuldu. Dosyaya giren görüntülerde; öğrencilerin bulunduğu ortamda sigara ve alkol şişelerinin yer aldığı, bu durumun çocukların güvenliği açısından risk oluşturduğu ifade edildi. İl Milli Eğitim Müdürlüğü harekete geçti Konuyla ilgili olarak velilerin, olayın Milli Eğitim Temel Kanunu ve Çocuk Koruma Kanunu’na aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle şikayetçi olmasının ardından İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından öğretmen hakkında idari soruşturma başlatıldığı öğrenildi.