Yerel Haberler
İzmir
Başkan Pehlivan, şehit aileleri ve gazilerle iftar sofrasında buluştu 23 Şubat 2026 Pazartesi - 14:33:14 Birlik ve beraberliğin en güzel örneklerinin sergilendiği Ramazan, iftar sofralarıyla da gönül buluşmalarına ev sahipliği yapıyor. Şehit aileleri, gaziler ve STK’lar, Menemen Belediyesi’nin düzenlediği iftarda bir araya geldi. Menemen Belediyesi, dün akşamki iftar sofrasında şehit aileleri, gaziler, STK’lar ve ilçe protokolünü ağırladı. Tepe Sosyal Tesisleri’nde düzenlenen iftara Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan eşi Filiz Pehlivan ile birlikte katılırken, Menemen Kaymakamı Vedat Yılmaz, Menemen Garnizon Komutanı Topçu Albay Zekeriya Tosun, Menemen Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Kaçar, AK Parti İzmir İl Kadın Kolları Başkanı Emel Dalkıran, AK Parti Menemen İlçe Başkanı Hakkı Durmaz, MHP Menemen İlçe Başkanı Barbaros Çalışçı, kamu kurum ve kuruluşları ile STK’ların başkan ve yöneticileri, muhtarlar, şehit aileleri ve gaziler katıldı. "Şehit aileleri ve gazilerimiz başımızın tacı" Tasavvuf dinletisi ve semah ile başlayan gecede, ezanın okunması ve oruçların açılmasının ardından bir konuşma yapan Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, "Bu sofra; vefanın, kardeşliğin, millet olmanın ve aynı bayrağın altında tek yürek olmanın sofrasıdır." dedi. Başkan Pehlivan, "Çanakkale’den Yemen’e, Sakarya’dan terörle mücadeleye kadar bu topraklar uğruna canını feda eden tüm şehitlerimiz bu milletin baş tacıdır. Gazilerimiz ise bu milletin yaşayan onur nişanıdır. Bugün huzur içinde bir aradaysak, ay yıldızlı bayrağımız gökyüzünde özgürce dalgalanıyorsa, bunu şehitlerimizin fedakârlığına, gazilerimizin cesaretine borçluyuz. Biz şuna inanıyoruz: Şehidini unutan millet, istikbalini kaybeder. Biz ne şehidimizi unuturuz ne de emanetini yere düşürürüz. Sayın Kaymakamımız Vedat Yılmaz’ın önderliğinde, devletimizin tüm kurumlarıyla, muhtarlarımızla, siyasi partilerimizle STK’larımızla, şehit ailelerimiz ve gazilerimizle, 220 bini aşkın hemşehrimizle birlikte dayanışmayla ve uyum içinde Menemen’in ihtiyaçlarına odaklanan bir anlayışla çalışıyoruz. Bu şehirde vatandaşımızın derdine derman olacak her adımda bizlerle omuz omuza olan herkese yürekten teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı. "Şehitlerimizin emanetine layık olma gayreti içindeyiz" Menemen Kaymakamı Vedat Yılmaz da Ramazan’ın önemine dikkat çekti. Yılmaz, "Ramazan ayında sizlerle birlikte bu iftar sofrasında bulunmanın onur ve şerefini taşıdığımı dile getirir saygı ve sevgilerimi sunarım. 11 ayın sultanı Ramazan sonsuz rahmeti ve bereketiyle geldi. Ramazan, kendimizi hatırlatmak, arınmak, can ve ruh vermek için geldi. Ramazan; iftar sevinciyle, sahurun bereketiyle, rahmet rüzgarlarıyla geldi. Gönülleri imar etmek, hoşgörüyü paylaşmak adına geldi. Ramazan bizlere kurtuluş için, Allah’ımıza kavuşmak için geldi. Rahmet ve mağfiret ayı bizlere birçok şeyi hatırlatmak için geldi. Biz huzurla bu iftarı yapıyorsak, şehadete eren şehitlerimizin ve şehadete gidip geri dönen gazilerimiz sayesindedir. Ramazan bizlere bunları hatırlatmak için geldi. Bizler şehitlerimizin emanetlerine olan görevlerimizi, onlara layık olacak çalışmalar yapabilmenin gayreti içindeyiz. İnşallah sizlerin rızasıyla bu görevimizi gerçekleştirdiğimizi düşünüyorum. Biz bugün rahatça iftarımızı yapıyorsak şehadete eren şehitlerimizin ve şehadete gidip dönen gazilerimizin sayesindedir. Bayrama da hep birlikte kavuşarak hep birlikte beraberliğimizi daim edeceğiz. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere bizlere bu toprakları vatan kılan tüm şehitlerimize rahmet diliyorum." dedi.
23 Şubat 2026 Pazartesi - 14:17 Ağır yaralı bulunan saz kedisi, sağlıklı şekilde doğaya salındı Aydın’da yaralı halde bulunan saz kedisi, İzmir Doğal Yaşam Parkı’nda yaklaşık 6 ay süren yoğun tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuştu. İyileşme süreci boyunca hayvanın doğal davranışları, gece görüşlü ve harekete duyarlı kameralar aracılığıyla takip edildi. Tedavi ve rehabilitasyon sürecinin tamamlanmasının ardından saz kedisi yeniden doğal yaşam alanına bırakıldı. Aydın’da geçen yıl 27 Ağustos’ta Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) ekipleri tarafından yaralı halde bulunan saz kedisi (Felis chaus), tedavi edilmek üzere İzmir Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı’na bağlı Doğal Yaşam Parkı Kliniği’ne getirildi. Yapılan klinik ve radyografik değerlendirmelerde hayvanda kalça çıkığı, sağ femurda parçalı açık kırık ve kalça bölgesinde kırıklar tespit edildi. Ayağa kalkamadığı ve arka bacağını sürüyerek ilerlemeye çalıştığı gözlenen saz kedisinin genel durumu, uygulanan yoğun bakım ve destekleyici tedavilerle düzeltildi. Doğal davranışları titizlikle takip edildi İleri ortopedik cerrahi müdahale, yoğun bakım uygulamaları ve kontrollü rehabilitasyon süreci sayesinde yeniden ayağa kaldırılan saz kedisinin doğal davranışları, gece görüşlü ve harekete duyarlı kameralar aracılığıyla izlendi. İnsanlarla temasının en aza indirildiği bu süreçte hayvanın hareket kabiliyeti, refleksleri ve doğada yaşamını sürdürebilme becerileri uzman ekipler tarafından değerlendirildi. Yapılan gözlemler sonucunda doğaya dönmeye hazır olduğu belirlenen saz kedisi, Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü ekipleriyle koordinasyon içinde doğal yaşam alanına bırakıldı. Doğaya salınan saz kedisinin sağlıklı şekilde koşarak bölgeden uzaklaştığı görüldü. Ekosistem açısından faydalı Saz kedisi (Felis chaus), Türkiye’de Akdeniz ve Ege bölgelerinde; özellikle Gediz Deltası ve Büyük Menderes Deltası ile çeşitli sulak alanların çevresinde görülen yabanıl bir kedi türü olarak biliniyor. Sazlıklar, bataklıklar, nehir kenarları ve deltalar başta olmak üzere suya yakın doğal alanlarda yaşamını sürdüren tür, genellikle yalnız yaşıyor ve alacakaranlık ile gece saatlerinde aktif oluyor. Yüzme yeteneği gelişmiş olan saz kedileri suya girmekten çekinmiyor. Tarım alanlarında kemirgen popülasyonunu kontrol altında tutarak ekosistem dengesine katkı sağlayan tür; kuşlar, sürüngenler ve amfibilerle de besleniyor. Yaban hayatı için kararlı mücadele İzmir Büyükşehir Belediyesi, sahipsiz hayvanlarının yanı sıra yaban hayatına yönelik rehabilitasyon çalışmalarıyla da biyolojik çeşitliliğin korunmasına katkı sağlıyor. Doğal Yaşam Parkı bünyesinde yürütülen bilimsel çalışmalar sayesinde ağır yaralanan pek çok yaban hayvanı yeniden ekosistemine kazandırılıyor.
Gerçek dışı içerikler çocukları tehdit ediyor
12 Şubat 2026 Perşembe - 09:51 Gerçek dışı içerikler çocukları tehdit ediyor İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Yeni Medya ve İletişim Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Sarphan Uzunoğlu, sosyal medyada yayılan içeriklerin gerçek olup olmadığını ayırt etmenin zorlaştığına dikkat çekerek uyarılarda bulundu. Düşük kalite videoların, görsellerin ve seslerin hızla üretilip paylaşıldığı, ’AI slop’ (yapay zeka kirliliği) olarak da adlandırılan sürecin çocukları ve gençleri olumsuz etkileyebileceğini belirten Dr. Uzunoğlu, "Yüksek etkileşimli içeriklere bağımlılık artıyor. Gerçeklik algısı ve dikkat kapasitesi aşınıyor. Kullanıcılar için doğru, önemli ya da güvenilir olan şeyler giderek belirsizleşiyor" diye konuştu. We Are Social ve Meltwater tarafından hazırlanan Dijital 2025 Türkiye Raporu’na göre, Türkiye’deki aktif internet kullanıcısı 77,3 milyona ulaştı. Türkiye, internet kullanımının en yaygın olduğu ülkeler arasında yer alırken, sosyal medyaya olan ilgi de her geçen gün artmaya başladı. 2025 yılı itibarıyla Türkiye’deki sosyal medya kullanıcısı 60 milyona yaklaştı. Ekran başındaki süre artıyor Ekran başında ve sosyal medyada geçen süre hızla artarken, İEÜ İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Sarphan Uzunoğlu, yapay zekayla üretilen yanıltıcı içeriklere dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti. Özellikle sosyal medya platformlarında ’manipülatif’ amaçlarla bazı içeriklerin yayılabildiğini dile getiren Dr. Uzunoğlu, 10-20 yaş aralığındaki genç kullanıcıların yanı sıra ailelere ve güvenilirliklerini korumak isteyen firmalara da tavsiyelerde bulundu. "İki yönde baskı olacak" ’AI slop’ içeriklerin, yalnızca kullanıcıların ya da içerik üreticilerin neden olduğu bir sorun olmadığını belirten Dr. Uzunoğlu, "Bugün sosyal medya platformları, içeriğin doğruluğundan çok dolaşıma girme potansiyelini ödüllendiriyor. Düşük ve orta kalite, hızlı tüketilen ve duygusal tepki üreten içerikler, tam da bu nedenle görünür oluyor. Önümüzdeki dönemde platformlar iki yönde baskı altında kalacak. Bir yandan regülasyonlar ve kamusal baskı artacak, diğer yandan da kendi iş modellerini ayakta tutmak için yüksek etkileşimli içeriklere bağımlılık sürecek. Bu ikili yapı, platformların ’tarafsız aracı’ söylemini inandırıcılıktan uzak hale getiriyor. Dolayısıyla mesele, yalnızca yapay zekânın daha fazla içerik üretmesi değil, platformların neyi öne çıkardığına dair editoryal kararları" diye konuştu. "Hızlı tepki vermek üzerine kurulu" Dr. Uzunoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kullanıcılar açısından yaşanan temel sorunlardan biri, içeriklerin gerçek mi ya da sahte mi olduğu ayrımını yapabilecek zamanın, dikkatin ve zihinsel mesafenin ortadan kaldırılması. Dijital platformlar, kullanıcıyı düşünmeye değil, hızlıca tepki vermeye çağırıyor. Sürekli akan içerik, bildirimler, öneriler ve trend listeleri, kullanıcının içerikle kurduğu ilişkiyi şuurlu bir değerlendirme sürecinden çok, refleksif bir tüketime dönüştürüyor. Bu ortamda ayırt etme kabiliyeti zayıflamıyor, ayırt etme ihtiyacı bastırılıyor." "Gerçeklik, görünürlük ile karıştırılıyor" Bu durumun çocuklar ve gençler üzerinde birçok olumsuz etkiye neden olabileceğini ifade eden Dr. Uzunoğlu, "Hızlı, duygusal ve çoğu zaman manipülatif içeriklerle karşılaşan genç kullanıcılar için ‘doğru’, ‘önemli’ ya da ‘güvenilir’ olan şeyler giderek belirsizleşir. Algoritmaların en çok etkileşim üreten içeriği öne çıkardığı bir ortamda, gerçeklik çoğu zaman görünürlükle karıştırılır. Çok izlenenin doğru, çok paylaşılanın değerli olduğu yönünde örtük bir öğrenme süreci işler. Bu da uzun vadede eleştirel düşünmenin zayıflamasına, yüzeysel bir dünya algısının normalleşmesine yol açabilir. Buna ek olarak, çocuklar ve gençler sürekli bir dikkat ekonomisi içinde büyüdükleri için sabır, derinlik ve bağlam gerektiren düşünme biçimleri geri plana itilir. Her şeyin kısa, hızlı ve ‘eğlenceli’ olması beklentisi, öğrenme süreçlerini ve duygusal dayanıklılığı olumsuz etkileyebilir" diye konuştu. "Düzenlemeler yapılabilir" Ailelere de bu süreçte önemli görevler düştüğünü belirten Dr. Uzunoğlu, "Konuyu sadece yasaklama ya da kontrol etme refleksiyle ele almamalıyız. Çocukları dijital dünyadan izole etmek, hem mümkün değil hem de sağlıklı bir çözüm değil. Asıl ihtiyaç, çocuklarla birlikte içerik üzerine konuşmak, ne izlediklerini değil bunların neden karşılarına çıktığını, ne hissettirdiğini ve ne amaçladığını birlikte düşünmek. Bu tür sohbetler, çocukların dijital ortamda karşılaştıkları içeriklere karşı mesafe koyabilme ve sorgulama becerilerini güçlendirir. Bu noktada bazı düzenlemeler yapılabilir. Platformların çocuklara yönelik öneri sistemlerinin şeffaflaştırılması, yaşa duyarlı algoritmaların uygulanması ve şirketlerin ülkeler düzeyinde muhatap alınabilir temsilcilikler bulundurması sansür değil, kamusal sorumluluğun gereğidir" dedi. Firmalara ’güven’ uyarısı Firmaların da yanıltıcı içeriklere karşı önlemler almaya başladığına dikkat çeken Dr. Uzunoğlu, "Firmaların yapay zeka kaynaklı içeriklere karşı etiketleme, uyarı, doğrulama ya da filigran gibi önlemler almaya başlaması ilk bakışta olumlu görünüyor. Ancak bu önlemler nasıl, ne amaçla ve ne kadar şeffaf biçimde uygulandığına bağlı olarak, güven inşa etmek yerine tam tersine bir etki de oluşturabilir. Yapay zekaya yönelik refleksif ve sert müdahaleler, sorunu yapısal olarak çözmekten çok, kullanıcıyı sürekli alarm hâlinde tutan bir ortama sürükleme riski taşıyor. Burada kritik olan, firmaların aldığı önlemlerin sorumluluğu kullanıcıya devreden bir alarm sistemine dönüşmemesi. ‘Biz uyardık, gerisi sana kalmış’ yaklaşımı sorunu çözmez, sadece yükü bireye bırakır. Oysa kullanıcıların güvenini korumak için platformların yalnızca içerikleri etiketlemesi değil, bu içeriklerin neden ve nasıl dolaşıma sokulduğunu, hangi mantıkla öne çıkarıldığını da açıklaması gerekir. Şeffaflık olmadan güven inşa edilemez" ifadelerini kullandı.
Parkinson hastaları için hayati önem taşıyan ’Akıllı Karar Destek Sistemi’ geliştirilecek
12 Şubat 2026 Perşembe - 09:50 Parkinson hastaları için hayati önem taşıyan ’Akıllı Karar Destek Sistemi’ geliştirilecek Ege Üniversitesi (EÜ) Ödemiş Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Hemşirelik Fakültesi İç Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Öznur Usta Yeşilbalkan’ın danışmanlığını yaptığı, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Sibel Eyigör, Prof. Dr. Kerem Öztürk ve Doç. Dr. Ahmet Acarer’in araştırmacı, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Furkan Bilek’in yürütücüsü olduğu; "Parkinson hastalarında derin öğrenme yaklaşımı kullanılarak akustik ses analizi ile disfajinin tespit edilmesi" başlıklı proje, TÜBİTAK 1001 Programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) yürütücülüğünde 4 üniversite ve özel sektörün katılımıyla hazırlanan TÜBİTAK projesi, Türkiye’nin sağlık teknolojisindeki yerli gücünü dünyaya duyurmaya hazırlanıyor. Parkinson hastalarının hayatını tehdit eden yutma bozuklukları, Türk bilim insanlarının geliştireceği "Akıllı Karar Destek Sistemi" ile kontrol altına alınacak. Sağlık, tıp ve mühendislik disiplininden bilim insanlarını bir araya getiren projenin klinik çalışmaları ise Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde gerçekleştirilecek. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, Türk bilim ekibi tarafından yerli ve milli bir anlayışla hazırlanan parkinson hastaları için hayati önem taşıyan "Akıllı Karar Destek Sistemi" geliştirilmesini amaçlayan ekibi tebrik ederek başarılar diledi. "Bilim ve teknoloji ağı tek çatı altında" Proje Danışmanı EÜ Ödemiş Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Öznur Usta Yeşilbalkan, "Parkinson hastalarının yaşam kalitesini doğrudan etkileyen yutma bozuklukları, artık yapay zekânın rehberliğinde takip edilecek. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Furkan Bilek’in yürütücülüğünde hazırlanan ve TÜBİTAK 1001 programı kapsamında desteklenen proje ile hastaların yutma seslerini analiz ederek hekimlere teşhis aşamasında rehberlik edecek bir ‘Karar Destek Sistemi’ geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu çalışma, sıradan bir akademik araştırma olmanın ötesinde, Türkiye’nin farklı bölgelerinden ve yurt dışından katılan çok kıymetli uzmanlıkların birleştiği dev bir teknoloji ağını da temsil ediyor. Ege Üniversitesi projenin tıbbi ve klinik temelini oluşturuyor. Tıp, sağlık, mühendislik ve bilişim dünyasını buluşturan bu disiplinler arası güç birliği, Parkinson hastaları için geliştirilen ‘Karar Destek Sistemi’nin hem yerli hem de dünya çapında rekabet edebilir bir teknoloji olmasını sağlıyor" dedi. "Hekimlere pek çok kolaylık sunulacak" Projenin hedeflerini anlatan Prof. Dr. Öznur Usta Yeşilbalkan, "Bu proje ile hekimlere veriye hızlı erişim, kolay ve zahmetsiz izleme olanağı sunulurken, hastalıkla ilgili hayati riskleri erkenden fark etme imkânı sunulacak. Yapay zekânın, insan kulağının fark edemeyeceği ses detaylarını analiz ederek hekime saniyeler içinde bir risk raporu sunması planlanıyor. İnvaziv (vücut içine müdahale gerektiren) ve maliyetli yöntemlere gerek kalmadan, sadece ses analiziyle hastanın durumu düzenli olarak takip edilebilmesi amaçlanıyor. Yutma güçlüğü nedeniyle besinlerin akciğere kaçması sonucu oluşan zatürre ve beslenme bozukluğu gibi ölümcül riskler erkenden fark edilecek. Ayrıca ülkemizin Milli Teknoloji Hamlesi vizyonuna katkı sunularak, Türkiye’nin sağlık teknolojisinde dışa bağımlılığı azalacak ve tüm hastanelerde kullanılabilecek ekonomik bir tanı sistemi geliştirilecek" diye konuştu. "Geleceğin bilim insanları yetiştirilecek" Yürütülecek araştırma kapsamında geleceğin bilim insanlarının yetiştirileceğini vurgulayan Prof. Dr. Öznur Usta Yeşilbalkan, "Proje, sadece ileri teknoloji üretmekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’nin sağlık ve teknoloji geleceğine yön verecek nitelikli insan kaynağına da yatırım yapıyor. Alanında uzman kıdemli hocaların rehberliğinde; farklı disiplinden gelen bu genç yetenekler, yapay zekânın sağlık alanındaki uygulamalarında bizzat deneyim kazanarak geleceğin multidisipliner çalışma modelini temsil edecekler" dedi. "4 üniversiteden multidisipliner bilim ekibi" Projenin yürütücülüğünü Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Fethiye Sağlık Bilimleri Fakültesi Gerontoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Furkan Bilek üstlenirken danışmanlığı ise EÜ Ödemiş Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Öznur Usta Yeşilbalkan ile School of Nursing and Midwifery, University College Cork (Cork, İrlanda) Senior Research Coordinator İsmail Toygar yapıyor. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Sibel Eyigör, Nöroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Ahmet Acarer ve Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Kerem Öztürk, Atatürk Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Aslı Nur Polat ve özel sektörde görev yapmakta olan Bilgisayar Mühendisi Dr. Hüseyin Yaman’ın araştırmacı olarak görev aldığı projede, EÜ Hemşirelik Fakültesi İç Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı öğretim elemanı Arş. Gör. İrem Gül, doktora öğrencisi İrem Karaman ve İzmir Tınaztepe Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi Kağan Şahin bursiyer olarak yer alıyor.
İzmir’in çalışkan fabrikası "Model Fabrika"
12 Şubat 2026 Perşembe - 09:09 İzmir’in çalışkan fabrikası "Model Fabrika" Gerçek bir üretim ortamında, katılımcılara bir fabrikanın daha verimli olması için gereken her şeyi yaparak öğretmeyi amaçlayan İzmir Uygulamalı Yetkinlik ve Dijital Dönüşüm Merkezi-İzmir Model Fabrika, 2025 yılında toplam 193 firmaya verimlilik ve dönüşüm desteği verdi. En çok ilgi gören "Yalın Olgunluk Değerlendirme Analizi" hizmetini talep eden firma sayısı 2024 yılında 10’ken, 2025 yılında 126 firmaya ulaşarak rekor kırıldı. Türkiye’deki 11 model fabrika’dan biri Türkiye’deki 11 model fabrikadan biri olarak 2020 yılında faaliyetlerine başlayan İzmir Model Fabrika 2025 yılında İzmirli firmaların rehberi oldu. Yıl boyunca 33 kobiye farkındalık eğitimi verildi, 13 deneyimsel eğitim çalışması yapıldı. 2024 yılında 9 olan öğren-dönüş programı uygulama sayısı, 2025 yılında 18’e yükseldi. Bu programlarda firmalar, yalın üretim tekniklerini teoride öğrenmenin ötesine geçerek, doğrudan kendi üretim hatlarında uygulama fırsatı buldu. Süreçlerde yalın üretimin yanı sıra dijitalleşme konuları da ele alındı. Elmasoğlu: "Ne ürettiğiniz kadar nasıl ürettiğiniz de önemli" Model Fabrikaların öneminin her geçen gün daha fazla anlaşıldığını ifade eden İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve İzmir Model Fabrika Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Elmasoğlu, "Ne ürettiğiniz kadar nasıl ürettiğiniz konusunun da önem taşıdığı yeni bir dönemdeyiz. Daha az maliyetle, daha az enerjiyle, çevreyi koruyarak üretim yapan firmalar önümüzdeki süreçte rakiplerinin önüne geçecek. Bu noktada Model Fabrikalar önemli bir kılavuz olma özelliği taşıyor" dedi. Dijitalde yükseliş İzmir Model Fabrika tarafından yürütülen Dijital Olgunluk Değerlendirme Analizi (DDX) kapsamında 2025 yılında 3 firmada dijital olgunluk seviyesinin değerlendirildiğine dikkat çeken Elmasoğlu sözlerine şöyle devam etti: "Bu firmalar için özel dijital yol haritaları oluşturularak Endüstri 4.0’a geçiş süreçleri başlatıldı. 2026 yılının ilk ayında 2 firmaya daha DDX yapıldığına dikkat çekmek istiyorum. Bu hızlı başlangıç, dijital dönüşüm çalışmalarının önümüzdeki dönemde ivme kazanacağının bir göstergesi. İzmir Model Fabrika’nın, firmalarımızın yalın ve dijital dönüşüm yolculuklarına rehberlik eden güçlü bir yapı haline geldiğini görmek bizler için memnuniyet verici" İzmir Uygulamalı Yetkinlik ve Dijital Dönüşüm Merkezi-Model Fabrika Hakkında: T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, İzmir Ticaret Odası (İZTO), Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), İzmir Ekonomi Üniversitesi ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) iş birliği ile 2020 yılında hayata geçirilen İzmir Uygulamalı Yetkinlik ve Dijital Dönüşüm Merkezi-Model Fabrika, işletmelere yalın üretim felsefesini ve operasyonel mükemmeliyet ilkelerini, öğren dönüş programları ile yaparak öğrenme teknikleri kullanarak yaygınlaştırmayı hedefleyen bir merkez olarak faaliyet gösteriyor.
Aliağa’da nüfus 110 bin 892’ye ulaştı
11 Şubat 2026 Çarşamba - 17:20 Aliağa’da nüfus 110 bin 892’ye ulaştı İzmir’in sanayi kenti Aliağa’nın nüfusu 110 bin 892 kişi oldu. İlçede erkek nüfusu 60 bin 541, kadın nüfusu ise 50 bin 351 olarak kaydedildi. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre, İzmir’in toplam nüfusu 4 milyon 504 bin 185 kişiye ulaştı. Kentte erkek nüfus oranı yüzde 49,5 ile 2 milyon 227 bin 738 kişi, kadın nüfus oranı ise yüzde 50,5 ile 2 milyon 276 bin 447 kişi oldu. Kentte 2024 yılında binde 3,1 olan yıllık nüfus artış hızı, 2025 yılında binde 2,4’e geriledi. Açıklanan verilerde, İzmir genelinde bazı metropol ilçelerde nüfus azalması yaşanırken gelişen ilçelerde artışın sürdüğü görüldü. 2025 yılında nüfusu artan ilçeler arasında Aliağa’nın yanı sıra Bergama, Bornova, Çeşme, Dikili, Karaburun, Kemalpaşa, Menemen, Seferihisar, Torbalı, Tire, Urla, Menderes, Çiğli, Gaziemir ve Güzelbahçe yer aldı. Nüfusu azalan ilçeler ise Karabağlar, Konak, Karşıyaka, Bayraklı, Bayındır, Kınık, Kiraz, Ödemiş, Selçuk, Beydağ, Buca, Balçova ve Narlıdere oldu. Resmi verilere göre Aliağa’da nüfus artışı devam ederken, ilçenin nüfusu 110 bin 892’ye ulaştı. Aynı dönemde Bergama’nın nüfusu 107 bin 549 olarak kaydedildi. Böylece Aliağa, nüfus büyüklüğü açısından Bergama’yı geride bırakarak bölgedeki büyüme ivmesini sürdürdü. Dört yılda yaklaşık 6 bin kişilik artış Son dört yılın verileri incelendiğinde Aliağa’nın düzenli şekilde büyüdüğü görüldü. İlçenin nüfusu 2022 yılında 104 bin 828, 2023 yılında 106 bin 168, 2024 yılında 108 bin 701 olurken, 2025 yılında 110 bin 892 kişiye ulaştı. Böylece son dört yılda yaklaşık 6 bin kişilik artış yaşandı. Sanayi yatırımları, liman faaliyetleri ve istihdam imkanlarının artmasıyla göç almaya devam eden Aliağa’nın, artan nüfusuyla birlikte ekonomik ve sosyal açıdan bölgenin önemli merkezlerinden biri haline geldiği değerlendiriliyor. Konut ihtiyacı artıyor Nüfus artışıyla birlikte ilçede konut ihtiyacı da hızla yükseliyor. Yeni konut üretiminin artış hızına paralel gitmemesi nedeniyle kiralarda yükseliş yaşanırken, özellikle genç aileler ve dar gelirli vatandaşlar için uygun fiyatlı konut bulmanın zorlaştığı ifade ediliyor.
Umuda uzanan eller: Mahsur kalan köpeği itfaiye kurtardı
11 Şubat 2026 Çarşamba - 15:10 Umuda uzanan eller: Mahsur kalan köpeği itfaiye kurtardı İzmir’in Torbalı ilçesinde su yükselen inşaatta mahsur kalan bir köpek, İzmir Büyükşehir Belediyesi itfaiye ekiplerinin hızlı müdahalesiyle güvenli bir şekilde kurtarıldı. Bu başarılı operasyonla birlikte İzmir İtfaiyesi’nin son bir yıl içinde kurtardığı hayvan sayısı 4 bin 824’e ulaştı. Torbalı ilçesine bağlı Yeniköy Mahallesi’nde, inşaat hâlindeki üç katlı bir binaya sığınan bir köpek, çevresini saran su nedeniyle mahsur kaldı. Su seviyesinin hızla yükselmesiyle kaçacak yeri kalmayan hayvan, binanın üçüncü katına sığındı. İhbar üzerine İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı ekipleri kısa sürede bölgeye ulaştı. Zamanla yarışan ekipler, yüksek su seviyesine rağmen dikkatli ve kontrollü bir çalışma yürüttü. Korku ve yalnızlık içinde bekleyen köpeğe kısa sürede ulaşıldı. İlk anda tedirginlik yaşayan hayvan, itfaiyecilerin güven verici yaklaşımı sayesinde sakinleşti. Kucaklanarak güvenli alana çıkarılan köpek yeniden özgürlüğüne kavuştu. "İnsanlara da patili dostlara da dokunabilmek huzur veriyor" İtfaiyeciliğin çocukluk hayali olduğunu belirten ve iki yıldır İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı’nda görev yapan 26 yaşındaki Mustafa Furkan Karatepe, kurtarma anının kendisi için anlamını şu sözlerle ifade etti: "İtfaiyeci olduğum için çok mutlu ve gururluyum. İnsanların ve patili dostlarımızın hayatına dokunabilmek bana huzur veriyor. Göreve gittiğimizde hiçbir canlı arasında ayrım yapmıyoruz. Zor durumda olan herkesin yardımına tereddütsüz koşuyoruz. İyi ki ihbar geldi, iyi ki o göreve gittik, yoksa o köpek orada mahsur kalacaktı." Evinde bir güvercin beslediğini de dile getiren Karatepe, hayvanlarla kurduğu bağın mesleğine ayrı bir anlam kattığını vurguladı. "Biz sadece yangın söndürmüyoruz" Geçen yıl temmuz ayında göreve başlayan ve yaklaşık bir aydır Torbalı’da çalışan 27 yaşındaki Batuhan Işık, itfaiyeciliğin yalnızca alevlerle mücadeleden ibaret olmadığını vurgulayarak, "Sınavları kazandıktan sonra yoğun ve kapsamlı eğitimlerden geçtik. Bu eğitimler bize her canın hayatının ne kadar kıymetli olduğunu öğretti. Bu olayda da köpek ilk anda korkmuştu ancak kurtarılacağını anlayınca yanımıza yaklaştı. Kucağımıza alarak güvenli alana çıkardık. Bir canlının hayatına dokunmak bizlere büyük gurur ve mutluluk veriyor" dedi. "Bunu iş değil, sorumluluk olarak görüyoruz" Ekipte yer alan ve 19 yıldır itfaiyede görev yapan Cemil Tanataş, mesleğin insani yönüne dikkati çekerek, "Gittiğimiz her görevde yurttaşların ve tüm canlıların hayatına dokunuyoruz. Yaptığımız iş zorlu ama bir o kadar da kutsal. Biz buna yalnızca ‘iş’ olarak bakmıyoruz. Olay yerine gittiğimizde, büyükse ailemizin büyüğü, küçükse ailemizin küçüğü gibi görüyoruz. Her canı kendi ailemizden biri olarak kabul ediyoruz" diye konuştu. Bir ihbar, bir hayat demek İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı ekipleri, son bir yılda İzmir genelinde binlerce canlıya umut oldu. Yalnızca yangınlara müdahale etmeyen ekipler, yardıma ihtiyaç duyan ve sesini duyuramayan hayvanların da imdadına yetişti. İtfaiye ekipleri, bir yıl içinde toplam 4 bin 824 hayvanı kurtardı. Bu kurtarmaların 3 bin 559’unu kediler, 622’sini kuş ve diğer kanatlılar, 237’sini köpekler, 406’sını ise diğer hayvanlar oluşturdu. Veriler, her ihbarın bir hayat için ne denli hayati olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
BAL-GÖÇ’ten Bulgaristan’a, sandık sınırlaması tepkisi
11 Şubat 2026 Çarşamba - 15:09 BAL-GÖÇ’ten Bulgaristan’a, sandık sınırlaması tepkisi İzmir BAL-GÖÇ’ün 18. Olağan Genel Kurulu’nda Abdurrahim Nursoy yeniden başkan seçildi. Nursoy, Bulgaristan’ın Türkiye’deki sandık sayısını 20 ile sınırlayan kararına sert tepki gösterdi ve oy hakkının evrensel bir yurttaşlık hakkı olduğunu vurgulayarak Bulgaristan yetkililerini bu kısıtlamadan vazgeçmeye ve demokrasiye darbe vurmamaya davet etti. İzmir Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği’nin (İzmir BAL-GÖÇ) 18. Olağan Genel Kurulu, İzmir İktisat Kongre Merkezi’nde yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Genel kurulda güven tazeleyen Abdurrahim Nursoy, Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının oy kullanma haklarına yönelik kısıtlamaya tepki gösterdi. Nursoy, "Sandığa engel olursan, demokrasiye darbe vurursun. Oy hakkı evrenseldir, sınır tanımaz" dedi. Genel kurulda yaptığı konuşmada Nursoy, Bulgaristan Parlamentosu’nda kabul edilen ve Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelerde konsolosluklar dışında kurulabilecek sandık sayısını 20 ile sınırlayan düzenlemenin demokratik haklara zarar verdiğini söyledi. "Sandık yurttaşlık hakkıdır" Balkan Türkleri Göçmen Dernekleri Federasyonu (BGF) Genel Başkanı ve İzmir BAL-GÖÇ Başkanı Abdurrahim Nursoy, bu kararın Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşları ile çifte vatandaşlık hakkına sahip olanların seçme haklarını fiilen zorlaştırdığına dikkat çekti. Nursoy, vatandaşların yalnızca Türkiye’de değil; Amerika, Kanada ve İngiltere gibi ülkelerde de özgürce sandığa gidebilmesinin demokratik bir hak olduğunu ifade ederek, "Temennimiz; çifte vatandaşlık hakkına sahip olan herkesin oy kullanma hakkını özgürce kullanabilmesidir. Bu alınan kararları kınıyoruz" diye konuştu. Oy sandığı sayısının 20 ile sınırlandırılmasıyla, Türkiye’de yaşayan yüzbinlerce Bulgaristan vatandaşının oy kullanma hakkından mahrum kalacağını belirten Abdurrahim Nursoy, şöyle devam etti: "Oy kullanma hakkı bir ayrıcalık değil, temel bir yurttaşlık hakkıdır. Bu hakkın idari ya da keyfi düzenlemelerle sınırlandırılması kabul edilemez. Sandık sayısı, vatandaşların yaşadığı ülkeye göre değil; gerçek seçmen sayısı ve yapılan başvurular esas alınarak belirlenmelidir. Bulgaristan Ulusal Meclisi’ni ve ilgili tüm yetkili kurumları, Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının oy haklarını etkin ve eşit biçimde korumaya davet ediyorum." Binlerce kişilik katılım İzmir İktisat Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen 18. Olağan Genel Kurul’a katılımın yoğunluğu dikkat çekti. Genel kurul öncesinde katılımcılar, Gaziemir Üçetek Kültür Sanat Derneği Zeybek Ekibi’nin gösterisiyle karşılandı. Genel kurulda Abdurrahim Nursoy başkanlığındaki yönetim 2026-2028 dönemi için yeniden görevlendirildi. Yeni Yönetim İzmir BAL-GÖÇ’ün yeni yönetim kurulu şu isimlerden oluştu: Abdurrahim Nursoy, Sabri Atasoy, Hüseyin Pasaoğlu, Tuncay Işık, Seyide Uludağ, Gülizar Dağlar, Yakup Serbest, Ümit Şentürk, Hayriye Kahraman, Feyime Mutlu, Hatice Köroğlu, Nurettin Zaimoğlu, Nejdet Çalışkan, Eray Mutlu, Mustafa Vatansever, Onur Can Çamdereli, Sezen Şen, Remziye Mutlu, İlten Güven Ulualan, Gürkan Altıntaş ve Rubil Destanoğlu.
Ege Üniversitesinden geleceğin teknolojilerine yatırım
11 Şubat 2026 Çarşamba - 15:07 Ege Üniversitesinden geleceğin teknolojilerine yatırım Ege Üniversitesi, öğrencilerin yenilikçi fikirlerini somut projelere dönüştürmelerini sağlamak amacıyla EBİLTEM-AROM Proje ve Tasarım Atölyesi’ni hizmete açtı. Milli Teknoloji Hamlesi doğrultusunda hayata geçirilen bu merkezle, genç araştırmacıların üretim kültürü ve uygulamalı öğrenme yoluyla geleceğe hazırlanması hedefleniyor. TÜBİTAK’ın öğrenci araştırmaları projelerinde lider konumda bulunan Ege Üniversitesinde, öğrenci projelerini desteklemek ve fikirlerini somut çıktılara dönüştürmek amacı ile "EBİLTEM - AROM Proje Evi - Proje ve Tasarım Atölyesi" açıldı. Açılış törenine Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Aydoğan Savran, EBİLTEM TTO Müdürü Prof. Dr. Bahri Başaran, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Atölyenin açılışında konuşan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, "Milli Teknoloji Hamlesi ve YÖK 2030 vizyonu doğrultusunda, Ar-Ge ve inovasyon altyapımızı, bilim üretme ekosistemimizi güçlendirmeye devam ediyoruz. Üniversitemizin bilim, teknoloji, inovasyon ve girişimcilik alanlarındaki etki gücünü daha ileri taşımak, genç araştırmacılarımızı geleceğe hazırlamak için altyapımızı güçlendirmeyi sürdürüyoruz. Bu kapsamda öğrencilerimizin üretim kültürüyle tanışmaları, fikirlerini projelere dönüştürmeleri amacıyla EBİLTEM - AROM Proje Evi - Proje ve Tasarım Atölyesini hizmete sunuyoruz" diye konuştu. "Bu atölyede fikirleri somut çıktılara dönüşecek" Üniversitelerin eğitim, araştırma ve topluma hizmet gibi üç ana sorumluluğu olduğuna dikkat çeken Rektör Prof. Dr. Musa Alcı, "Bugün açtığımız bu atölyede söz konusu üç sorumluluk da karşılığını buluyor. Bu tür girişimler gerçekten çok önemli. Öğrencilerin lisans seviyesindeyken böyle projelerde yer alması ileride mezun olduklarında çok daha iyi projeleri hayata geçirmelerine vesile olacaktır. Öğrencilerimizin ulusal ve uluslararası yarışmalarda üniversitemizi başarıyla temsil edecek projeler üretmelerini desteklemek amacıyla EBİLTEM - AROM Proje Evi - Proje ve Tasarım Atölyesi ile fikirleri somut çıktılara dönüştürüyor, uygulamalı öğrenmeyle proje ve tasarım kültürünü güçlendiriyoruz. Bu kapsamda, Proje ve Tasarım Atölyesinin hem öğrencilerimize hem de üniversitemize hayırlı olmasını diliyorum" dedi. Rektör Prof. Dr. Musa Alcı, konuşmasının ardından öğrencilerle bir araya gelerek gerçekleştirilen projeler hakkında bilgi aldı.