Yerel Haberler
İzmir
İzmir’de imam hatiplilerden kan bağışı seferberliği
05 Şubat 2026 Perşembe - 13:02 İzmir’de imam hatiplilerden kan bağışı seferberliği ÖNDER İmam Hatipliler Derneği ve Türk Kızılay iş birliğiyle düzenlenen "İyilik kanımızda var" kampanyası kapsamında, İzmir’de kan bağışı seferberliği başlatıldı. Türkiye genelinde 81 ilde ve ilçelerdeki 680 imam hatip derneğinin katılımıyla hayata geçirilen proje, İzmir’de Konak Meydanı’nda düzenlenen basın açıklaması ve kan bağışı etkinliği ile başladı. Toplumsal dayanışmayı güçlendirmeyi ve kalıcı bir gönüllülük kültürü oluşturmayı hedefleyen kampanya çerçevesinde; 15 Temmuz Şehitleri Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi, Kemalpaşa İmam Hatip Ortaokulu, Şehit Ömer Halis Demir Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi ve İzmir Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde de eş zamanlı olarak kan bağışı stantları kuruldu. "Hedefimiz kan bağışını sürekli hale getirmek" Kampanyanın açılışında konuşan İzmir ÖNDER İmam Hatipliler Derneği Başkanı İzzet Gündüz, Türk Kızılay’ı ile iş birliği içinde 81 ili kapsayan bir hareket başlattıklarını belirtti. Gündüz, "Türk Kızılay’ı ile ortak bir çalışma çerçevesinde başlattığımız ve ’İyilik için bir adım at, iyilik kanımızda var’ mottosuyla yola çıktığımız bu projede temel hedefimiz; kan bağışını bir günlük değil, sürekli ve sürdürülebilir hale getirmek ve bu alışkanlığı toplumumuza kazandırmaktır" dedi. Her bağışçı için 3 fidan Türkiye’nin en geniş sivil toplum ağını oluşturan camialarını, öğrencileri, velileri ve gönüllüleri Türk Kızılay’ı çatısı altında bir araya getirdiklerini ifade eden Gündüz, organizasyonların 2026 yılı boyunca Türk Kızılay’ı İzmir Şubesi iş birliğiyle farklı lokasyonlarda devam edeceğini bildirdi. Kampanyanın çevresel boyutuna da dikkat çeken İzzet Gündüz, "Kampanya kapsamında her bağışçımıza bir sertifika takdim edilecek ve Türk Kızılay’ı tarafından bağışçılarımızın adına üçer adet fidan dikilecektir. Böylece hem kan bağışı yaparak insan sağlığına hem de fidan dikimiyle doğaya katkıda bulunmuş oluyoruz" ifadelerini kullandı.
Aliağa Limanları, dış ticaretin yüzde 5,5’ini tek başına derçekleştirdi
05 Şubat 2026 Perşembe - 12:06 Aliağa Limanları, dış ticaretin yüzde 5,5’ini tek başına derçekleştirdi Küresel ticarette dalgalanmaların ve bölgesel risklerin arttığı bir dönemde Aliağa, güçlü sanayi altyapısı, entegre liman tesisleri ve lojistik kapasitesiyle Türkiye ekonomisinin dış ticaretteki en kritik merkezlerinden biri olma konumunu 2025 yılında da pekiştirdi. Ege Bölgesi sanayisini dünya pazarlarına bağlayan Aliağa, yalnızca bölgesel değil, ulusal ölçekte stratejik bir dış ticaret üssü olarak öne çıkıyor. İzmir, Manisa ve Aydın başta olmak üzere Batı Anadolu’daki sanayi üretiminin ana çıkış kapısı haline gelen Aliağa, 2025 yılında ulaştığı 35 milyar 311 milyon dolarlık dış ticaret hacmiyle Ege Bölgesi’nin dış ticaret omurgasını oluşturmaya devam etti. Ege İhracatçılar Birlikleri (EİB) verilerine göre 2025 yılında Aliağa limanlarından gerçekleşen ihracat bir önceki yıla göre yüzde 2,2 artışla 21 milyar 716 milyon dolar olurken, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ithalat ise bir önceki yıla göre yüzde 7,4 düşerek 13 milyar 487 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu tabloyla Aliağa, 9 yıldır aralıksız dış ticaret fazlası veren nadir merkezlerden biri olma özelliğini sürdürdü. 2025 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı ise yüzde 161 seviyesine ulaştı. Kimya, elektronik ve çelik ihracatta öne çıktı 2025 yılı ihracat verileri sektörel çeşitliliğin ve üretim gücünün geldiği noktayı da ortaya koydu. Aliağa limanlarından en fazla ihracat, 6 milyar 300 milyon dolarla kimyevi maddeler ve mamulleri sektöründe gerçekleşti. Bu sektörü 2 milyar 706 milyon dolarla elektrik-elektronik ürünleri ve 2 milyar 628 milyon dolarla çelik ürünleri izledi. Söz konusu veriler, Aliağa’nın katma değeri yüksek ve sanayi temelli ihracat yapısını güçlendirdiğini gösterdi. Ege’nin yüzde 58’i, Türkiye’nin yüzde 8’i Aliağa’dan Aliağa Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Ertürk, 2025 yılı dış ticaret verilerini değerlendirirken Aliağa limanlarının bölgesel ve ulusal ölçekte üstlendiği role dikkat çekti. Ertürk, Ege Bölgesi toplam ihracatının yüzde 58’inin, Türkiye ihracatının ise yüzde 8’inin Aliağa limanlarından gerçekleştirildiğini belirtti. Aynı şekilde Ege Bölgesi ithalatının yüzde 51’i, Türkiye ithalatının ise yüzde 3,7’si Aliağa üzerinden yapıldı. Toplam dış ticarette ise Aliağa, Ege Bölgesi’nin yüzde 55,8’ini, Türkiye’nin ise yüzde 5,5’ini tek başına gerçekleştirdi. Bu verilerin, Aliağa’nın artık yalnızca bir liman bölgesi değil; üretim, ticaret ve lojistiğin entegre olduğu uluslararası bir ticaret hub’ı haline geldiğini ortaya koyduğunu vurgulayan Ertürk, 2050 yılına kadar limancılık ve lojistikte Aliağa’nın Türkiye ve dünya ortalamasının üzerinde büyümeye devam edeceğine dair güçlü öngörüler bulunduğunu ifade etti. Yük ve gemi trafiğinde Türkiye’nin zirvesinde Aliağa’nın, yalnızca dış ticaret performansıyla değil, limanlar bölgesindeki güçlü rakamlarıyla da dikkatleri üstüne çektiğini söyleyen Başkan Ertürk, "2025 yılında Aliağa limanlarında gerçekleştirilen toplam yük elleçlemesi, bir önceki yıla göre yüzde 3,8 artışla 88 milyon 699 bin ton seviyesine ulaşarak, Türkiye’de en fazla yük elleçlenen liman bölgesi olma unvanını korudu. Aynı dönemde Aliağa limanlarına uğrayan gemi sayısı yüzde 2,26 artışla 6 bin 224’e yükselerek, Kocaeli’nin ardından Türkiye’nin en yoğun gemi trafiğine sahip ikinci liman bölgesi oldu. Bu tablo, Aliağa’nın uluslararası deniz ticaretinde güvenilir ve tercih edilen bir merkez haline geldiğinin somut bir göstergesidir" dedi. Konteyner ve sıvı yükte stratejik lojistik güç 2025 yılında ulaşılan 1 milyon 701 bin TEU konteyner elleçleme hacmiyle Aliağa limanlarının, Türkiye genelinde ilk 5 liman bölgesi arasında yer aldığını söyleyen Ertürk; "Konteynerden dökme ve genel kargoya kadar çok farklı yük türlerine aynı anda hizmet verebilen entegre liman yapımız, küresel ticarette önemli bir rekabet avantajı sağlamaktadır. Ayrıca Türkiye’deki toplam sıvı yük elleçlemesinin yaklaşık yüzde 30’unun Aliağa limanlarında gerçekleştirilmesi, bölgemizin enerji ve petrokimya lojistiğinde ülke ekonomisi açısından taşıdığı stratejik rolü bir kez daha ortaya koymaktadır" diye konuştu. Sanayi, enerji ve lojistikte çok yönlü güç Son 15 yılda gerçekleştirilen büyük ölçekli yatırımlar sayesinde Aliağa’nın, Türkiye’nin en hızlı büyüyen bölgelerinden biri konumuna ulaştığını ifade eden ALTO Başkanı Ömer Ertürk, "Aliağa, ülkenin demir-çelik ihtiyacının yaklaşık yüzde 25’ini, işlenmiş petrol ürünleri ihtiyacının ise yaklaşık yüzde 50’sini tek başına karşılıyor. Konvansiyonel enerji üretiminin yanı sıra rüzgâr ve güneş enerjisi yatırımlarıyla yenilenebilir enerji alanında da güçlü bir üretim kapasitesine sahip olan bölge; hububat depolama, antrepo ve lojistik geri hizmetleriyle ticaret zincirini tamamlayan bir ekosistem sunuyor. 2026 yılında üretime başlayacak olan Honda’nın motosiklet yatırımı ve Nordex’in kanat üretim tesisi de Aliağa’nın çok sektörlü ekonomik yapısını güçlendiren yatırımlar oldular. Bu çok yönlü yapı, Aliağa’nın sahip olduğu ekonomik ve jeostratejik avantajları daha da belirgin hale getirirken, yerli ve yabancı yatırımcıların dikkatini bölgeye yoğunlaştırıyor. Son dönemde yatırımların yönünün Aliağa ve çevresine çevrilmesi de bu potansiyelin somut bir göstergesi" dedi. "Aliağa’nın gücü, altyapı yatırımlarıyla tam anlamıyla açığa çıkar" Aliağa Ticaret Odası Başkanı Ömer Ertürk, Aliağa’nın güçlü konumuna rağmen çözüm bekleyen yapısal sorunların bulunduğunu da vurgulayarak, bu gücün sürdürülebilir kılınabilmesi için kamu ve özel sektörün eş zamanlı, kararlı ve koordineli adımlar atmasının zorunlu olduğunu ifade etti. Mevcut durumda limanlar bölgesi ile ağır sanayi alanlarının, özellikle ulaşım altyapısı başta olmak üzere önemli eksikliklerle karşı karşıya bulunduğunu belirten Ertürk, bugün ortaya çıkan yüksek kapasitenin, yetersiz altyapıya rağmen bölgedeki yatırımcıların özverili çalışmalarıyla sağlandığını kaydetti. Liman geri sahaları, ulaşım altyapısı ve lojistik destek alanlarının bütüncül bir planlama anlayışıyla ele alınmaması halinde mevcut potansiyelin tam anlamıyla değerlendirilemeyeceğine dikkat çeken Ertürk, limanlar ve ağır sanayi bölgesinin önümüzdeki 40–50 yıllık lojistik ihtiyaçları gözetilerek planlanması gerektiğini vurguladı. Parçacıl çözümlerin yeterli olmadığını ifade eden Ertürk, yetkili kurumlar ile yatırımcıların ortak vizyon ve güçlü bir iş birliği içinde hareket etmesi halinde Aliağa’nın sürdürülebilir büyümesinin hız kazanacağını; doğru planlama ve nitelikli altyapı yatırımlarıyla desteklendiğinde Aliağa’nın sanayi, üretim, istihdam ve ihracat alanlarında Türkiye ekonomisine katkısının önümüzdeki yıllarda da artarak süreceğini ifade etti.
EÜ’de 6 ön lisans programı daha akreditasyon aldı
05 Şubat 2026 Perşembe - 11:16 EÜ’de 6 ön lisans programı daha akreditasyon aldı Ege Üniversitesi (EÜ), eğitimde kalite güvencesi ve akreditasyon çalışmaları kapsamında önemli bir başarıya daha imza attı. Mesleki Eğitim Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği-Mesleki Eğitim Akreditasyon Kurulu (MEDEK) tarafından yapılan değerlendirmeler sonucunda, Ege Üniversitesi bünyesindeki meslek yüksekokullarında yer alan 6 ön lisans programı akreditasyon belgesi almaya hak kazandı. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı başkanlığında gerçekleştirilen Senato Toplantısında, MEDEK tarafından yürütülen değerlendirme süreci sonucunda akreditasyon almaya hak kazanan programlara ilişkin bilgiler paylaşıldı. Ege Üniversitesinin eğitim ve araştırma kalitesinin niteliğini artırmaya devam ettiğini ifade eden Rektör Prof. Dr. Musa Alcı, "Kaliteyi ve akreditasyonu üniversitemizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Ege Üniversitesi olarak, şeffaflık ve sürekli iyileştirme ilkeleri doğrultusunda kalite çıtamızı yükseltmeye devam ediyoruz. Bu kapsamda meslek yüksekokullarımız akreditasyon süreçlerini başarıyla tamamladılar. Ege Meslek Yüksekokulunun; Makine, Resim Konstrüksiyon, Gıda Teknolojisi ve Elektronik Haberleşme Teknolojisi programları; Ödemiş Meslek Yüksekokulunun; Süt ve Besi Hayvancılığı Programı ile Tire Kutsan Meslek Yüksekokulunun Gıda Teknolojisi ve Bilgisayar Programcılığı programları akreditasyon belgesi almaya hak kazandı. Emeği geçen tüm akademik ve idari personelimizi tebrik ediyor, katkı sunan tüm mensuplarımıza teşekkür ediyorum." diye konuştu. Toplantı sonunda MEDEK tarafından akredite edilen programların "Akreditasyon Belgeleri", Rektör Prof. Dr. Musa Alcı tarafından birim yöneticilerine takdim edildi.
Rahim ağzı kanserine karşı "Güç sende" söyleşisi
05 Şubat 2026 Perşembe - 11:15 Rahim ağzı kanserine karşı "Güç sende" söyleşisi Acıbadem Kent Hastanesi ve Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği iş birliğiyle düzenlenen "Güç Sende" söyleşisinde, rahim ağzı kanseriyle mücadelede erken teşhisin önemi anlatıldı. Katılımcılar, bilgilendirme toplantısının ardından Japon iyileştirme sanatı Kintsugi atölyesinde bir araya gelerek farkındalık etkinliğine imza attı. Ocak Ayı Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı ve 4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında düzenlenen "Güç Sende" söyleşisinde, rahim ağzı kanserinin aşı, tarama ve farkındalıkla önlenebileceğine dikkat çekildi. Acıbadem Kent Hastanesi ile Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği iş birliğinde gerçekleştirilen etkinlikte, uzmanlar ve katılımcılar rahim ağzı kanseriyle mücadele yöntemlerini konuştu. Sanatçı Berna Laçin’in moderatörlüğünü üstlendiği söyleşinin ardından katılımcılar, Japon iyileştirme sanatı olarak bilinen "Kintsugi" atölyesine katılarak farkındalık çalışmasına destek verdi. "Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kadının HPV pozitif olduğu tahmin ediliyor" Acıbadem Kent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil, Türkiye ve dünyadaki rahim ağzı kanseri verilerini paylaştı. Türkiye’de hastalığın görülme sıklığının yüz binde 4,5 civarında olduğunu belirten Prof. Dr. İtil, bu oranın gelişmemiş ülkelerde yüz binde 30 seviyelerine kadar çıktığını kaydetti. Bulaşma oranlarına ilişkin bilgiler veren Prof. Dr. İtil, "Türkiye’de yaklaşık 8 ila 10 milyon kadının HPV pozitif olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca serviks kanseri öncüsü lezyonların görülme sıklığı çok daha yüksektir" dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) stratejisine değinen İtil, hedeflerin tutturulması halinde hastalığın yok edilebileceğini vurguladı. İtil, "Hedef kitlenin yüzde 90’ının aşılanması, toplumun en az yüzde 70’inin taranması ve tarama sonucu pozitif çıkan veya lezyon tespit edilen hastaların yüzde 90’ının tedaviye erişiminin sağlanması gerekmektedir. Bu hedefler tutturulduğunda, serviks kanseri bir ülkeden tamamen yok edilebilir. Avustralya, İngiltere ve Kuzey Avrupa ülkeleri gibi aşılama oranlarının yüksek olduğu bölgelerde, 2030 yılından sonra serviks kanserinin tamamen eradike edilmesi öngörülmektedir" ifadelerini kullandı. "30-65 yaş aralığındaki kadınlara ücretsiz tarama yapılıyor" Prof. Dr. İtil, kamuoyunda HPV ve aşılamayla ilgili bilgi kirliliği yaşandığına dikkat çekerek, doğru bilgilendirmenin önemine işaret etti. Sağlık Bakanlığı’na bağlı Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) şubelerinin her ilde hizmet verdiğini hatırlatan İtil, şunları söyledi: "Bugüne kadar yaklaşık 16 milyon kişi tarandı. 30-65 yaş aralığındaki kadınlara ücretsiz HPV ve serviks kanseri taraması yapılmaktadır. HPV pozitif çıkan hastalara daha sık tarama, kolposkopik inceleme ve gerektiğinde biyopsi gibi ileri tetkikler uygulanmalıdır. Serviks kanseri, yüzde 99,5 oranında HPV kaynaklı olduğu için sebebi bu kadar net bilinen, yoğun tarama programları ve aşılamayla önlenebilen ender kanser türlerinden biridir." Berna Laçin: "Sağlık sorunları utanç kaynağı olmamalı" Etkinliğin moderatörü Sanatçı Berna Laçin, kadın sağlığı konularının kültürel kodlar nedeniyle konuşulmaktan çekinildiğini ancak bu durumun sağlığı olumsuz etkilediğini belirtti. Kadınların tarihsel süreçte sağlık alanında geri planda kaldığını ifade eden Laçin, "Kendi meselelerimiz hakkında konuşmaktan çekindik ve utandık. Ancak bu buluşmayı, sağlık sorunlarının ayıp olmadığını bilmek, vücudumuzu tanımak ve farkındalık kazanmak adına bir bilgilendirme faaliyeti olarak nitelendirebiliriz" şeklinde konuştu. Meme kanserindeki farkındalığın rahim ağzı kanseri için de oluşturulması gerektiğini vurgulayan Laçin, aşılamanın önemine değindi. Laçin, "Rahim ağzı kanseri özelinde bir aşı mevcuttur. Devletin bu aşılamaları üstleneceğine dair duyumlar alıyoruz, bu çalışmaların bir an önce hayata geçmesini umuyorum. Böylece gençlerimiz, henüz hastalıkla tanışmadan önlem alabilir. Önleyici tedbirler, hem birey hem de toplumun sağlık yükü açısından büyük önem taşımaktadır" dedi. "Meme kanserine gösterilen hassasiyeti rahim ağzı kanserine de göstermeliyiz" Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği Başkan Yardımcısı Feyza Öztürk ise derneğin kadın kanserlerine yönelik farkındalığı artırmak amacıyla yola çıktığını ifade etti. Kanserin küresel ölçekte en sık görülen ikinci ölüm sebebi olduğunu hatırlatan Öztürk, "Meme kanseri, hakkında sıkça konuşulan bir alan olmakla birlikte, benzer sıklıkta görülmesi ve önlenebilir nitelikte olması nedeniyle rahim ağzı kanseri konusunda da bir kampanya yürütmekteyiz. Özellikle çocukluk çağından itibaren uygulanabilen bir aşısının bulunması, hastalığın tedavisinin ve koruyuculuğunun mümkün olması büyük önem arz etmektedir" açıklamasında bulundu.
Rahim ağzı kanserine karşı ‘Güç sende’ söyleşisi
05 Şubat 2026 Perşembe - 10:58 Rahim ağzı kanserine karşı ‘Güç sende’ söyleşisi Acıbadem Kent Hastanesi ve Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği iş birliğiyle düzenlenen "Güç Sende" söyleşisinde, rahim ağzı kanseriyle mücadelede erken teşhisin önemi anlatıldı. Katılımcılar, bilgilendirme toplantısının ardından Japon iyileştirme sanatı Kintsugi atölyesinde bir araya gelerek farkındalık etkinliğine imza attı. Ocak Ayı Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı ve 4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında düzenlenen "Güç Sende" söyleşisinde, rahim ağzı kanserinin aşı, tarama ve farkındalıkla önlenebileceğine dikkat çekildi. Acıbadem Kent Hastanesi ile Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği iş birliğinde gerçekleştirilen etkinlikte, uzmanlar ve katılımcılar rahim ağzı kanseriyle mücadele yöntemlerini konuştu. Sanatçı Berna Laçin’in moderatörlüğünü üstlendiği söyleşinin ardından katılımcılar, Japon iyileştirme sanatı olarak bilinen "kintsugi" atölyesine katılarak farkındalık çalışmasına destek verdi. "Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kadının HPV pozitif olduğu tahmin ediliyor" Acıbadem Kent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil, Türkiye ve dünyadaki rahim ağzı kanseri verilerini paylaştı. Türkiye’de hastalığın görülme sıklığının yüz binde 4,5 civarında olduğunu belirten Prof. Dr. İtil, bu oranın gelişmemiş ülkelerde yüz binde 30 seviyelerine kadar çıktığını kaydetti. Bulaşma oranlarına ilişkin bilgiler veren Prof. Dr. İtil, "Türkiye’de yaklaşık 8 ila 10 milyon kadının HPV pozitif olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca serviks kanseri öncüsü lezyonların görülme sıklığı çok daha yüksektir." dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) stratejisine değinen İtil, hedeflerin tutturulması halinde hastalığın yok edilebileceğini vurguladı. İtil, "Hedef kitlenin yüzde 90’ının aşılanması, toplumun en az yüzde 70’inin taranması ve tarama sonucu pozitif çıkan veya lezyon saptanan hastaların yüzde 90’ının tedaviye erişiminin sağlanması gerekmektedir. Bu hedefler tutturulduğunda, serviks kanseri bir ülkeden tamamen yok edilebilir. Avustralya, İngiltere ve Kuzey Avrupa ülkeleri gibi aşılama oranlarının yüksek olduğu bölgelerde, 2030 yılından sonra serviks kanserinin tamamen eradike edilmesi öngörülmektedir." ifadelerini kullandı. "30-65 yaş aralığındaki kadınlara ücretsiz tarama yapılıyor" Prof. Dr. İtil, kamuoyunda HPV ve aşılamayla ilgili bilgi kirliliği yaşandığına dikkat çekerek, doğru bilgilendirmenin önemine işaret etti. Sağlık Bakanlığı’na bağlı Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) şubelerinin her ilde hizmet verdiğini hatırlatan İtil, şunları söyledi: "Bugüne kadar yaklaşık 16 milyon kişi tarandı. 30-65 yaş aralığındaki kadınlara ücretsiz HPV ve serviks kanseri taraması yapılmaktadır. HPV pozitif çıkan hastalara daha sık tarama, kolposkopik inceleme ve gerektiğinde biyopsi gibi ileri tetkikler uygulanmalıdır. Serviks kanseri, yüzde 99,5 oranında HPV kaynaklı olduğu için sebebi bu kadar net bilinen, yoğun tarama programları ve aşılamayla önlenebilen ender kanser türlerinden biridir." Berna Laçin: "Sağlık sorunları utanç kaynağı olmamalı" Etkinliğin moderatörü Sanatçı Berna Laçin, kadın sağlığı konularının kültürel kodlar nedeniyle konuşulmaktan çekinildiğini ancak bu durumun sağlığı olumsuz etkilediğini belirtti. Kadınların tarihsel süreçte sağlık alanında geri planda kaldığını ifade eden Laçin, "Kendi meselelerimiz hakkında konuşmaktan çekindik ve utandık. Ancak bu buluşmayı, sağlık sorunlarının ayıp olmadığını bilmek, vücudumuzu tanımak ve farkındalık kazanmak adına bir bilgilendirme faaliyeti olarak nitelendirebiliriz." şeklinde konuştu. Meme kanserindeki farkındalığın rahim ağzı kanseri için de oluşturulması gerektiğini vurgulayan Laçin, aşılamanın önemine değindi. Laçin, "Rahim ağzı kanseri özelinde bir aşı mevcuttur. Devletin bu aşılamaları üstleneceğine dair duyumlar alıyoruz; bu çalışmaların bir an önce hayata geçmesini umuyorum. Böylece gençlerimiz, henüz hastalıkla tanışmadan önlem alabilir. Önleyici tedbirler, hem birey hem de toplumun sağlık yükü açısından büyük önem taşımaktadır." dedi. "Meme kanserine gösterilen hassasiyeti rahim ağzı kanserine de göstermeliyiz" Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği Başkan Yardımcısı Feyza Öztürk ise derneğin kadın kanserlerine yönelik farkındalığı artırmak amacıyla yola çıktığını ifade etti. Kanserin küresel ölçekte en sık görülen ikinci ölüm sebebi olduğunu hatırlatan Öztürk, "Meme kanseri, hakkında sıkça konuşulan bir alan olmakla birlikte; benzer sıklıkta görülmesi ve önlenebilir nitelikte olması nedeniyle rahim ağzı kanseri konusunda da bir kampanya yürütmekteyiz. Özellikle çocukluk çağından itibaren uygulanabilen bir aşısının bulunması, hastalığın tedavisinin ve koruyuculuğunun mümkün olması büyük önem arz etmektedir." açıklamasında bulundu.
İzmir Su Ürünleri Hali 51 bin tonla rekor kırdı
05 Şubat 2026 Perşembe - 10:53 İzmir Su Ürünleri Hali 51 bin tonla rekor kırdı İzmir’de Su Ürünleri Hali 2025 yılında 51 bin 699 tonluk işlem hacmine ulaşarak rekor kırdı. Sebze-meyve halinde işlem hacmi yarım milyon tonu geçti. İzmir, gıda ticaretinin önemli merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Su Ürünleri Hali ile Sebze ve Meyve Hali, sıkı denetimler ve titiz çalışmalar sayesinde 2025 yılında Türkiye’nin zirvesinde yer aldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Haller Şube Müdürlüğü tarafından 7 gün 24 saat esasına göre hizmet veren haller, İzmir ve Ege Bölgesi’nin yanı sıra Türkiye’nin dört bir yanından gelen yurttaşların güvenli ve sağlıklı koşullarda alışveriş yapmasına olanak tanıyor. Türkiye genelinde marka haline gelen bu tesislerde hizmet kalitesinin korunması için Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın kontrol ekipleri ve mühendisleri, Zabıta Dairesi Başkanlığı ekipleriyle koordineli biçimde denetimlerini aralıksız sürdürüyor. Hal girişlerinde yapılan kontrollerle kayıp ve kaçaklara geçit verilmezken, satış alanlarında düzenin sağlanması ve hijyen koşullarının korunmasına yönelik çalışmalar titizlikle yürütülüyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından her geçen gün koşulları daha da iyileştirilen haller, düzeni, sunduğu olanaklar ve yüksek işlem hacmiyle Türkiye’nin lider halleri arasında yer almayı sürdürüyor. Su ürünleri hali 51 bin tonla Türkiye lideri Yıl boyunca yürütülen çalışmalar kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi Su Ürünleri Hali, 2025 yılında 51 bin 699 tonluk işlem hacmine ulaşarak Türkiye genelinde birinci sırada yer aldı. İzmir Körfezi ve Ege Denizi’nin bereketinin yanı sıra kültür balıkçılığı ve ithal deniz ürünlerinin de satışa sunulduğu halde, yıl içinde en çok işlem gören balık 11 bin 898 ton ile hamsi oldu. Hamsiyi 11 bin 601 tonla sardalya, 2 bin 818 tonla kupez, 2 bin 793 tonla çupra ve 2 bin 741 tonla levrek izledi. En çok işlem gören ürünler arasında ayrıca tirsi, istavrit, kefal, granyöz ve çimçim karides gibi deniz ürünleri de yer aldı. "Sadece İzmir’in değil, Türkiye’nin de gözbebeği" İzmir Büyükşehir Belediyesi Haller Şube Müdürü Murat Polat, Su Ürünleri Hali’nin Türkiye’nin en önemli gıda ticaret merkezlerinden biri olduğunu vurguladı. Polat, "Halimiz, su ürünlerinin açık artırma usulüyle toptan satışının ve dağıtımının yapıldığı, yurttaşlarımızı sağlıklı ve hijyenik koşullarda su ürünleriyle buluşturduğumuz bir tesistir. Yılın 365 günü, 7 gün 24 saat esasına göre hizmet veriyoruz" dedi. Günlük ortalama bin 500 aracın giriş yaptığı tesiste yaklaşık 4 bin kişiye hizmet sunulduğunu belirten Polat, Su Ürünleri Hali’nin 58 bin metrekarelik alan üzerine kurulu olduğunu, 44 satış noktasında faaliyet gösterdiğini ifade etti. İzmir Körfezi ve Türkiye’nin farklı denizlerinden gelen taze ürünlerin yanı sıra yurt dışından ithal edilen su ürünlerinin de satışa sunulduğunu aktaran Polat, çipura ve levrek başta olmak üzere birçok ürünün Avrupa’nın birçok ülkesine ihraç edildiğini söyledi. Polat, "2025 yılı içinde 51 bin ton balık sevkiyatı gerçekleştirdik. Bu işlem hacmiyle Su Ürünleri Halimiz, Türkiye’de en yüksek kapasiteye sahip hal konumunda. Dolayısıyla tesisimiz sadece İzmir’in değil, Türkiye’nin de gözbebeğidir" ifadelerini kullandı. "Beyan usulüne göre değil tespit usulüne göre işlem yapıyoruz" Polat, hallerde temizlik, bakım ve denetim çalışmalarının 7 gün 24 saat sürdüğünü belirtti. Hal girişlerinde araçların hem beyan hem de fiili kontrollerden geçtiğini, ürünlerin ise hal içinde gıda ve su ürünleri mühendisleri tarafından denetlendiğini ifade etti. Satış sırasında balık türü, miktarı ve fiyatının kantar tespit personeli tarafından kayıt altına alındığını vurgulayan Polat, "İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak beyan usulüne değil, tespit usulüne göre işlem yapıyoruz. Düzenin sağlanması ve kayıp-kaçağın önlenmesi için denetimlerimizi kararlılıkla sürdüreceğiz" dedi. "Ünlü şefler balık halinde" Su Ürünleri Hali esnafı Mehmet Hanifi Özen, hijyen ve temizlik çalışmalarından memnun olduklarını belirterek, belediye personelinin ihtiyaçlara hızlı yanıt verdiğini söyledi. İzmir Balık Hali’nin geniş bir müşteri ağına sahip olduğunu ifade eden Özen, İzmir’in gastronomide öne çıktığını, ünlü şeflerin de erken saatlerde hale gelerek ürünleri yerinde incelediğini dile getirdi. Sebze ve Meyve Hali’nde yarım milyon tonu aşan işlem hacmi Türkiye’nin en büyük üç hali arasında yer alan İzmir Büyükşehir Belediyesi Sebze ve Meyve Hali’nde 2025 yılında 541 bin 823 tonluk işlem hacmine ulaşıldı. En çok işlem gören ürün 81 bin 331 tonla domates olurken; patates, salatalık, soğan ve biber domatesi izledi. Patlıcan, mandalina, limon, elma ve portakal da işlem hacmi yüksek ürünler arasında yer aldı. "Kayıp ve kaçak sebzenin önüne geçiyoruz" İzmir Büyükşehir Belediyesi Sebze ve Meyve Hali Şefi Sadık Ceylan, halin 7 gün 24 saat esasına göre çalıştığını belirterek, "5907 sayılı Kanun kapsamında gece gelen araçların bildirimlerini kontrol ediyor, eksik beyanları tamamlatmadan girişe izin vermiyoruz. Böylece kayıp ve kaçak ürünlerin önüne geçiyoruz" dedi. Vardiya sistemiyle zabıta ve güvenlik ekipleri eşliğinde denetimlerin sürdüğünü ifade eden Ceylan, İzmir Sebze ve Meyve Hali’nin 157 dükkânıyla Türkiye’nin üçüncü büyük toptancı hali olduğunu, halkın güvenli, hijyenik ve taze sebze-meyveye erişimi için çalıştıklarını söyledi. "Gece saatlerinde gelip sorunlarımızı dinliyorlar" Sebze ve Meyve Hali esnafı İzzet Tunç, İzmir Büyükşehir Belediyesi ekiplerinin çalışmalarından memnuniyet duyduklarını belirterek, hal içi ve çevre düzenlemeleri ile temizlik hizmetlerinin düzenli şekilde yürütüldüğünü söyledi. Tunç, "Gece saatlerinde gelip sorunlarımızı dinliyor, çözüm odaklı çalışıyorlar. Çevre illerden de çok sayıda müşterimiz var. Tüm ekibe teşekkür ediyoruz" dedi.
Çeşme Belediye Meclisinde, 2,5 milyarlık arazi devrinde tansiyon yükseldi
05 Şubat 2026 Perşembe - 10:52 Çeşme Belediye Meclisinde, 2,5 milyarlık arazi devrinde tansiyon yükseldi Çeşme Belediyesinin Şubat ayı meclis toplantısında, Alaçatı’daki değerli arazilerin belediye şirketine devri görüşülürken tansiyon yükseldi. Cumhur İttifakı grubunun kamu yararı ve şeffaflık konusundaki eleştirilerine tepki gösteren Belediye Başkanı Lal Denizli, meclis üyelerine yönelik, "Size söz hakkı vermem bile büyük bir ödül" ifadelerini kullanması tepkilere neden oldu. Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli başkanlığında gerçekleştirilen Şubat ayı olağan meclis oturumuna, mülkiyeti belediyeye ait Alaçatı’daki 17 dönümlük arazinin belediye iştiraki Alataş şirketine devri görüşüldü. Cumhur İttifakı grubu, piyasa değeri yaklaşık 2,5 milyar TL olan arazinin devrine, "rant" ve "adrese teslim ihale" endişeleriyle karşı çıktı. "Gizli ajandanızı açıklayın" Mecliste söz alan AK Partili Meclis Üyesi Faruk Yılmaz, devir işleminin şaibeli olduğunu belirterek yönetime tepki gösterdi. Şirket yapısında şahısların bulunduğuna dikkat çeken Yılmaz, "Yarın öbür gün buradaki şahıslar nemalanacaklar. Gizli ajandanızı açarsanız memnun oluruz. Bu devir ’adrese teslim’ olarak yorumlanabilir. Şirket bu kadar güçlüyse neden Ilıca’daki tesisi işletemeyip devrettik? Belediye olarak bu kadar mı beceriksiziz?" diye sordu. MHP Grubundan Yunus Emre Koç ise arazinin devrini "Çeşme’ye ihanet" olarak nitelendirdi. Koç, kesin bir proje ve finansman kaynağı olmadan yapılan devrin, arazinin satışı veya kiralanmasıyla sonuçlanacağını belirterek, "Port bölgesi ranta kurban giden bir bataklık olma yolundadır" uyarısında bulundu. "Size söz hakkı vermem bile büyük bir ödül" Muhalefet sıralarına yüklenen Lal Denizli, Cumhur İttifakı üyelerinin eleştiri haklarına yönelik meclis üyelerine hitaben şunları söyledi: "Ne rant ne de yatırım konusunda sizin zihniyetinizden akıl alacak değilim. Cumhur İttifakı’nın yönettiği kentlerde CHP’lilere söz vermiyorlar. Size söz hakkı vermem bile büyük bir ödül bence. Sizin ittifakınız bana akıl verecek bir ittifak değil. Psikolog tonunuzu kesin. Karşınızda çocuk yok." Denizli: Rant iddiası komiğime gidiyor Arazinin devriyle ilgili eleştirileri de "komik" bulduğunu belirten Denizli, "Alanla ilgili rant sağlama iddiası benim komiğime gidiyor. Amacımız 2,5 milyar TL değerindeki bir alanı 5 milyar TL değere ulaştırmak. Gizli bir ajandamız yok, şirket Sayıştay denetimine tabi." savunmasını yaptı. Gergin geçen oturumun sonunda, tartışmalara neden olan devir maddesi oy çokluğu ile kabul edildi.
İzmir’de atıl alanlar mini ormana dönüşüyor
05 Şubat 2026 Perşembe - 10:41 İzmir’de atıl alanlar mini ormana dönüşüyor İzmir Büyükşehir Belediyesi, atıl alanları mini ormanlara dönüştürerek kentin yeşil dokusunu büyütüyor. Bu kapsamda Mavişehir ve Gaziemir’de binlerce ağaç ve çalı toprakla buluştu. İzmir Büyükşehir Belediyesi, kentin yeşil varlığını artıracak projeleri hayata geçirmeyi sürdürüyor. Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığı, kent merkezinde atıl durumda bulunan alanları, yerel ağaç türlerinin yoğun dikimiyle oluşturulan ve kendi kendine yetebilen mini ormanlara (mikroforest) dönüştürüyor. İzmir’in biyolojik çeşitliliğini artırmak ve iklim krizine karşı yerel çözümler üretmek amacıyla yürütülen proje kapsamında, Altan Aydın Caddesi ile Akçay Caddesi kesişiminde yer alan bin 100 metrekarelik atıl alan ağaçlandırıldı. Alan 250 adet hayıt, 180 adet ılgın, 460 adet sandal, 200 adet çitlembik ve 50 adet defne türü olmak üzere bin 140 bitki ile menengiç, Anadolu sığla, iğde, keçiboynuzu ve badem ağacı türlerinde 75 ağaç dikildi. Karşıyaka Mavişehir Atakent Lisesi önündeki 2 bin 500 metrekarelik boş alanın dönüşümü de tamamlandı. Alana, incir, kavak, sığla, meşe ve keçiboynuzu türlerinde 306 ağacın yanı sıra biberiye, hayıt, sandal, zakkum ve ılgın gibi 3 bine yakın çalı türleri dikildi. "Daha sık dikimle daha hızlı uzayan ormanlar" Proje hakkında bilgi veren İzmir Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığı Ziraat Yüksek Mühendisi Gökçe Işık, mikroforest projesinin kente yeni yeşil alanlar kazandırmayı hedeflediğini ifade etti. Işık, "Mikroforestler, sık dikim yöntemiyle oluşturulan ve bu sayede ağaçların daha kısa sürede büyümesini sağlayan küçük ölçekli ormanlardır. Kentimizin farklı noktalarında, çoğunlukla atıl durumda bulunan ya da belediyemize ait alanlarda mikroforest uygulamaları gerçekleştiriyoruz. Bu alanları yeşil alanlara dönüştürerek park olarak halkımızın kullanımına sunuyoruz" dedi. Doğaya, iklime uygun yeni yeşil alanlar "Amacımız, doğaya ve iklime uygun şekilde kente yeni yeşil alanlar kazandırmak" diyen Gökçe Işık, projenin kentlerde yerel biyolojik çeşitliliği artırmayı ve iklim krizine karşı doğa temelli çözümler üretmeyi hedeflediğini belirtti. Işık, "Minik ormanlar oluşturarak kente yeni yeşil alanlar kazandırıyoruz. Bu alanlar, bulundukları çevrenin canlı ekosistemine önemli katkılar sağlayacak. Ağaç çeşitliliği arttıkça kuş çeşitliliği de artacak, toprak altındaki canlı yaşamı da olumlu yönde değişecek. İzmir’e yeni yeşil alanlar kazandırmak için mikroforest projelerini sürdürmeye devam edeceğiz" diye konuştu. Büyükşehir’in kompost gübreleriyle büyüyecek Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığı, oluşturulan mini orman alanlarında verimliliği ve su tutma kapasitesini artırmak amacıyla kendi bünyesinde ürettiği kompost gübreleri kullanıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait alanlardan elde edilen budama artıkları, çim kalıntıları, yeşil atıklar ve atölyelerden çıkan talaşlar; Bornova yerleşkesinde, İzmir Doğal Yaşam Parkı’ndan getirilen hayvansal gübreyle birleştiriliyor. Sıcaklık, nem ve azot dengesi sağlanarak kompost gübreye dönüştürülen bu doğal malzemeler, mini ormanların gelişiminde kullanılarak sürdürülebilir ve döngüsel bir sistem oluşturuluyor.