Son Dakika
|
Artvin’de çığ altındaki Bülent Gezer’in cansız bedeni 4 ay sonra kar altından çıkarıldı
Savunma Sanayii’nin kalbi İstanbul’da atıyor
MHP lideri Bahçeli: "Terörsüz Türkiye, Türkiye'nin ortak mesajı olmalıdır"
Çığ altında kalan çobanın cansız bedenine 125 gün sonra ulaşıldı
Karaçi’de son 8 yılın sıcaklık rekoru: 16 ölü
Beyaz Saray yakınlarında güvenlik güçlerine saldırı
Çin'de havai fişek fabrikasında patlama: 26 ölü, 61 yaralı
Trump: "(İran) Onlar için olabilecek en iyi şey, bizim ateşkesi yürürlükte tutmamızdır"
Trump, "İran'ı yeryüzünden silmekle" tehdit etti
Zuhal Böcek’in ifadeleri ortaya çıktı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Annesi tasarımlarına ’zımbırtı’ demişti, şimdi uluslararası sunuma hazırlanıyor
Savunma Sanayii’nin kalbi İstanbul’da atıyor
Athletic Bilbao’yu yeni sezonda Edin Terzic çalıştıracak
17 yıl önceki cinayetle ilgili kritik gelişme
Karaçi’de son 8 yılın sıcaklık rekoru: 16 ölü
Beyaz Saray yakınlarında güvenlik güçlerine saldırı
Çin'de havai fişek fabrikasında patlama: 26 ölü, 61 yaralı
SAĞLIK
Yedikleriniz kokunuzu değiştiriyor
05 Mayıs 2026 Salı - 14:46:09
Memorial Kayseri Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Muhammed Burak Yücel, özellikle yaz aylarında terleme problemi ile gelen hastaların en büyük şikayetlerinin kötü koku olduğunu söyleyerek, "Kötü koku çoğu zaman ter ile değil hastaların ne yediği ile alakalı oluyor" dedi. Özellikle yaz aylarında ortaya çıkan terlemelerin ikiye ayrıldığını söyleyen Dermatoloji Uzmanı Dr. Muhammed Burak Yücel, "Yaz aylarının gelmesiyle birlikte hastalarımız, özellikle terleme problemleriyle bize sıkça başvuruyorlar. Tabii terlemeyi tıp literatüründe biz hiperhidroz tanısı olarak biliyoruz. Öncelikle bunu ikiye ayırmak lazım. Birincisinde sekonder yani altında bir sebep olan terleme sebeplerine bakmak lazım. Özellikle tiroid hastalıkları, diyabet, enfeksiyonlar, kullanılan ilaçlar ve tüketilen yiyeceklerle ilgili bölgesel değil ancak genel bütün vücutta gördüğümüz terlemelerin altta yatan sebeplerini biz bu alt başlıklarda mutlaka araştırıyoruz. Dahiliye uzmanlarıyla, endokrin uzmanlarıyla birlikte ve hastanın anamneziyle, hikayesiyle birlikte altta yatan sebep varsa bunu kestiğimiz zaman yaygın terlemelerin tedavisinin olabileceğini hastamızla paylaşıyoruz. Diğeri ise primer hiperhidroz dediğimiz altta herhangi bir sebep bulamadığımız bölgesel terlemeler özellikle bu gruba girmektedir. Hastalarımız da en çok bu gruptan muzdarib olmaktadırlar. Bunlar özellikle günlük hayatta gördüğümüz koltuk altı yoğun terlemeleri, el ayak bölgesi terlemeleri, alın ve yüz bölgesindeki terlemeler de yine bu gruba girmekte. Öncelikle tabii bu grupta kullanabileceğimiz tedavilerimiz çeşitli. Tabii terlemenin sıklığına, şiddetine ve hastayı rahatsız etmesine göre tedavi seçeneklerimiz değişmekte. En hafif ve orta şiddetli bölgesel terlemelerde özellikle alüminyum klorür içeren krem ve losyonları kullanabilmekteyiz. Bunlar o bölgedeki ter bezlerinin ağızlarını kapatarak terin yüzeye çıkışını azaltmakta ve hafif ve orta şiddetli vakalarda bizim elimizi güçlendiren tedavi seçenekleri arasında mutlaka kullanmaktayız" dedi. Muhammed Burak Yücel, daha ileri safhalarda terleme önleyici tedavilere başladıklarını söyleyerek, "Bir ileri düzeyde iyontoforez dediğimiz yine terleme önleyici tedaviler de kullanmaktayız. Burada hastanın terleyen bölgesini su dolu bir küvet düşünebiliriz. Bunun içerisine alıyoruz ve düşük dozda elektrik akımı vererek o bölgeye giden, ter bezlerine giden sinirlerin aktivitesini geçici olarak blokluyoruz. Bu da yine hafif ve orta şiddetli hiperhidrozlarda tercih ettiğimiz ve hastaların fayda gördüğü yöntemlerden birisi. Orta şiddetli ve ağır şiddetli biraz daha terlemenin hastayı rahatsız ettiği durumlarda da biz botulinum toksin dediğimiz botoks uygulamalarını sıkça hem koltuk altında hem yüz ve alın bölgesi terlemelerinde hem de el ve ayak bölgesi terlemelerinde sıkça kullanmaktayız. Hem de hastalarımızdan tedavi sonuçları açısından gayet tatminkar sonuçlar almaktayız. Burada özellikle ter bezine giden sinirlerin aktivitesini baskıladığımız zaman hem en az 4 ay en fazla 6-7 ay olacak şekilde bu ter bezlerinin aktivitelerini biz bloklayabiliyoruz. Dolayısıyla bir yaz başlangıcının girişinde bir de kış mevsiminin başlangıcında senede iki kere bazı durumlarda hastanın semptomuna göre de senede üç kere botoks uygulamalarını etkili şekilde yaparak bölgesel hiperhidrozlarda bölgesel terlemelerin önüne geçiyoruz ve hasta açısından da gayet tatminkar sonuçlar alıyoruz. Bu söylediğimiz yöntemlere ek olarak yanıt alamadığımız, terlemeyi kontrol altına alamadığımız durumlarda da özellikle göğüs cerrahisi uzmanlarıyla konsülte edip hastamızı paylaşıp sempatektomi dediğimiz yani o ter bezlerine giden sinirin ameliyat yöntemiyle kesilip klipslemesi ve o bölgedeki ter aktivitesinin kalıcı olarak durdurulmasına yönelik cerrahi operasyonları, minör ameliyatları da yine göğüs cerrahisi uzmanlarıyla birlikte planlayarak hastamızı yönlendiriyoruz ve bu şekilde de eğer diğer yöntemlerden fayda alamadıysak özellikle ağır hastanın günlük hayatını bozan terleme şikayetlerinde de bu şekilde tedavi yöntemlerini kullanabilmekteyiz" ifadelerini kullandı. "Kötü koku yenilen gıdalarla ilgili olabilir" Hastaların terleme ile birlikte en büyük şikayetlerinin kötü koku olduğunu söyleyen Yücel, "Terleme ile birlikte hastaların genelde bize başvuru sebeplerinden bir tanesi koku oluyor açıkçası. Bu terlemeye genelde eşlik ettiği için özellikle biz terlemenin üzerinde duruyoruz. Yani biz eğer ter salgısını kesersek ter salgısının içerisinde çözülmüş olan koku miktarı da azalacağından dolayı koku şikayeti de hastanın kendiliğinden azalmış oluyor. Bu noktada bilimsel açıdan anlamı olan şeyler aslında biraz da hastanın yedikleriyle ilgili. Ter kokusunun sekonder çok fazla bir sebebinin olduğunu düşünmüyoruz hastalık açısından. Ancak tabii dediğim gibi bu acı baharat yiyecekleri, biraz daha soğan, sarımsak gibi ter kokusunun içerisinde daha uzun süre çözünen koku moleküllerini yayan yiyeceklerden de hastalarımızın uzaklaşmasını söylüyoruz ve özellikle ter şikayetinin azalmasına odaklandığımızda da kokunun da sekonder olarak azaldığını hastalarımızda gözlemliyoruz" dedi.
05 Mayıs 2026 Salı - 14:37
Yedikleriniz kokunuzu değiştiriyor
Memorial Kayseri Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Muhammed Burak Yücel, özellikle yaz aylarında terleme problemi ile gelen hastaların en büyük şikayetlerinin kötü koku olduğunu söyleyerek, "Kötü koku çoğu zaman ter ile değil hastaların ne yediği ile alakalı oluyor" dedi. Özellikle yaz aylarında ortaya çıkan terlemelerin ikiye ayrıldığını söyleyen Dermatoloji Uzmanı Dr. Muhammed Burak Yücel, "Yaz aylarının gelmesiyle birlikte hastalarımız, özellikle terleme problemleriyle bize sıkça başvuruyorlar. Tabi terlemeyi tıp literatüründe biz hiperhidroz tanısı olarak bunu biliyoruz. Öncelikle bunu tabi ikiye ayırmak lazım. Birincisinde sekonder yani altında bir sebep olan terleme sebeplerine bakmak lazım. Özellikle tiroid hastalıkları, diyabet, enfeksiyonlar, kullanılan ilaçlar ve tüketilen yiyeceklerle ilgili bölgesel değil ancak genel bütün vücutta gördüğümüz terlemelerin altta yatan sebeplerini biz bu alt başlıklarda mutlaka araştırıyoruz. Dahiliye uzmanlarıyla, endokrin uzmanlarıyla birlikte ve hastanın anamneziyle, hikayesiyle birlikte altta yatan sebep varsa bunu kestiğimiz zaman yaygın terlemelerin tedavisinin olabileceğini hastamızla paylaşıyoruz. Diğeri ise primer hiperhidroz dediğimiz altta herhangi bir sebep bulamadığımız bölgesel terlemeler özellikle bu gruba girmektedir. Hastalarımız da en çok bu gruptan muzdarip olmaktadırlar. Bunlar özellikle günlük hayatta gördüğümüz koltuk altı yoğun terlemeleri, el ayak bölgesi terlemeleri, alın ve yüz bölgesindeki terlemeler de yine bu gruba girmekte. Öncelikle tabii bu grupta kullanabileceğimiz tedavilerimiz çeşitli. Tabi terlemenin sıklığına, şiddetine ve hastayı rahatsız etmesine göre tedavi seçeneklerimiz değişmekte bizim. En hafif ve orta şiddetli bölgesel terlemelerde özellikle alüminyum klorür içeren krem ve losyonları kullanabilmekteyiz. Bunlar o bölgedeki ter bezlerinin ağızlarını kapatarak terin yüzeye çıkışını azaltmakta ve hafif ve orta şiddetli vakalarda bizim elimizi güçlendiren tedavi seçenekleri arasında mutlaka kullanmaktayız" dedi. Muhammed Burak Yücel, daha ileri safhalarda terleme önleyici tedavilere başladıklarını söyleyerek, "Bir ileri düzeyde iyontoforez dediğimiz yine terleme önleyici tedaviler de kullanmaktayız. Burada hastanın terleyen bölgesini su dolu bir küvet düşünebiliriz. Bunun içerisine alıyoruz ve düşük dozda elektrik akımı vererek o bölgeye giden, ter bezlerine giden sinirlerin aktivitesini geçici olarak blokluyoruz. Bu da yine hafif ve orta şiddetli hiperhidrozlarda tercih ettiğimiz ve hastaların fayda gördüğü yöntemlerden birisi. Orta şiddetli ve ağır şiddetli biraz daha terlemenin hastayı rahatsız ettiği durumlarda da biz botulinum toksin dediğimiz botoks uygulamalarını sıkça hem koltuk altında hem yüz ve alın bölgesi terlemelerinde hem de el ve ayak bölgesi terlemelerinde sıkça kullanmaktayız. Hem de hastalarımızdan tedavi sonuçları açısından gayet tatminkar sonuçlar almaktayız. Burada özellikle ter bezine giden sinirlerin aktivitesini baskıladığımız zaman hem en az 4 ay en fazla 6-7 ay olacak şekilde bu ter bezlerinin aktivitelerini biz bloklayabiliyoruz. Dolayısıyla bir yaz başlangıcının girişinde bir de kış mevsiminin başlangıcında senede iki kere bazı durumlarda hastanın semptomuna göre de senede üç kere botoks uygulamalarını etkili şekilde yaparak bölgesel hiperhidrozlarda bölgesel terlemelerin önüne geçiyoruz ve hasta açısından da gayet tatminkar sonuçlar alıyoruz. Bir de tabii ki bu söylediğimiz yöntemlere ek olarak bunlara rağmen yanıt alamadığımız, terlemeyi kontrol altına alamadığımız durumlarda da özellikle göğüs cerrahisi uzmanlarıyla konsülte edip hastamızı paylaşıp sempatektomi dediğimiz yani o ter bezlerine giden sinirin ameliyat yöntemiyle kesilip klipslemesi ve o bölgedeki ter aktivitesinin kalıcı olarak durdurulmasına yönelik cerrahi operasyonları, minör ameliyatları da yine göğüs cerrahisi uzmanlarıyla birlikte planlayarak hastamızı yönlendiriyoruz ve bu şekilde de eğer diğer yöntemlerden fayda alamadıysak özellikle ağır hastanın günlük hayatını bozan terleme şikayetlerinde de bu şekilde tedavi yöntemlerini kullanabilmekteyiz" ifadelerini kullandı. "Kötü koku yenilen gıdalarla ilgili olabilir" Hastaların terleme ile birlikte en büyük şikayetlerinin kötü koku olduğunu söyleyen Yücel, "Tabi terleme ile birlikte hastaların genelde bize başvuru sebeplerinden bir tanesi koku oluyor açıkçası. Bu terlemeye genelde eşlik ettiği için özellikle biz terlemenin üzerinde duruyoruz. Yani biz eğer ter salgısını kesersek ter salgısının içerisinde çözülmüş olan koku miktarı da azalacağından dolayı koku şikayeti de hastanın kendiliğinden azalmış oluyor. Bu noktada bilimsel açıdan anlamı olan şeyler aslında biraz da hastanın yedikleriyle ilgili. Ter kokusunun sekonder çok fazla bir sebebinin olduğunu düşünmüyoruz hastalık açısından. Ancak tabii dediğim gibi bu acı baharat yiyecekleri, biraz daha soğan, sarımsak gibi ter kokusunun içerisinde daha uzun süre çözünen koku moleküllerini yayan yiyeceklerden de hastalarımızın uzaklaşmasını söylüyoruz ve özellikle ter şikayetinin azalmasına odaklandığımızda da kokunun da sekonder olarak azaldığını hastalarımızda gözlemliyoruz" dedi.
05 Mayıs 2026 Salı - 13:40
Hastane koridorlarında sergilenen ürünler umut oldu
Manisa’nın Alaşehir ilçesinde, Alaşehir Devlet Hastanesi koridorunda düzenlenen el sanatları sergi ve satış etkinliği, ziyaretçilere duygu dolu anlar yaşattı. Yıl boyunca danışanların hazırladığı el emeği ürünler sergilenerek satışa sunuldu. Sergiden elde edilecek gelir yine danışanların üretimine destek amacıyla kullanılacak. Alaşehir Devlet Hastanesi ile Halk Eğitimi Merkezi iş birliğinde gerçekleştirilen etkinliğin açılışına Alaşehir Belediye Başkanı Ahmet Öküzcüoğlu, Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Uzman Dr. Metin Gümüş, Alaşehir Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Ahmet Sancar Topal, iş insanı Ali Uçak, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, kurum amirleri ve vatandaşlar katıldı. Etkinlikte hastane personelleri tarafından hazırlanan pasta, börek ve çörek gibi ikramlar da yer alırken, Toplum Ruh Sağlığı Merkezi ile Halk Eğitimi Merkezi iş birliğinde açılan kurslarda danışanların yıl boyunca hazırladığı el emeği ürünler ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. Alaşehir Devlet Hastanesi bünyesinde, iş insanı Ali Uçak tarafından yaptırılan Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nde müzik, nakış, çini, ebru, drama, okuma-yazma ve resim kursları düzenlendiği kurslarda üretilen ürünlerin sergide yer aldığı belirtildi. Bir yıl süren eğitimlerin Halk Eğitimi Merkezi öğretmenleri tarafından verildiği kaydedildi. Sergiyi gezen vatandaşlardan İrfan Çardak gördüğü manzara karşısında duygulandığını ifade ederek, "Alaşehir Devlet Hastanesi’ne gelmiştim çok şaşırdım ve çok da mutlu oldum. Gördüğüm manzara resmen gözlerimi yaşarttı. Alaşehir Devlet Hastanesi’nin personellerinin hazırlamış oldukları ikramlar pasta börek çörek gibi hizmetleri ile vermiş oldukları destekler Toplum Ruh Sağlığı Merkezi danışanlarının da yapmış oldukları el emeği göz nuru eserlerini satışa çıkarmışlar. Emeği geçen hepsini kutluyor. Elimizden geleni desteği gösteriyoruz." diye konuştu. Alaşehir Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Ahmet Sancar Topal da etkinliğin geleneksel hale geldiğini vurgulayarak, "Bu yıl üçüncüsünü düzenlediğimiz etkinlik bizim için çok kıymetli. Toplum Ruh Sağlığı Merkezimizin kurulmasına katkı sağlayan Ali Uçak’a teşekkür ediyoruz" dedi. Çalışmalar hakkında bilgi veren Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Doktoru Burçin Güler Uslu, "Uçak Kardeşler Toplum Ruh Sağlığı Merkezimizin Alaşehir Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü iş birliği ile düzenlemiş olduğu kursumuzda yıl boyunca el emeği göz nuru eserler üretildi. Bu gün açılan sergimiz de yıl boyunca danışanlarımızın aktif olarak katıldığı el emeği ürünleri sergilemiş oldu. Bu şekilde danışanlarımızın motive olması ve burada bulunması bizim için çok gurur verici ve onların onura olması bizleri çok mutlu etti. Emeği geçen herkese çok teşekkür ederiz. Yaklaşık 250 danışanımız var. Danışanlarımızın ve ailelerinin de yaşam kalitelerinin arttığını toplum içinde iletişimlerinin daha kolay sağlanabildiğini görüyoruz. Bunlar da bizi çok mutlu ediyor. Bu da tabii ki özverili bir çalışma gerektiriyor. Ben burada çalışan ve destek veren herkese teşekkür ediyorum." dedi. İş insanı Ali Uçak ise merkezin ailesi adına yaptırıldığını belirterek, "Bu binanın yapılmasına sebep olanlara çok teşekkür ediyorum. Rahmetli annem ve babam adına yaptırmıştık, böyle güzel bir hizmet yapılması ve bunun karşılığında da bu tür güzel çalışmaların olması bizleri daha da mutlu etti. Hepimiz ölümlü dünyada yaşıyoruz, insanın arkasında ne bıraktığı önemli. Herkes maddi imkanları ölçüsünde Alaşehir’e yapılması gereken hayır işlerini hep birlikte yapmamız ve katkı sağlamamız gerekiyor. Taşın altına elimizi koymamız gerekiyor. Yaptığımız hayır sonucu böyle güzel eserleri topluma kazandırmak çok güzel bir şey. Bu arada tedavi gören benim evladım da olabilir kardeşim olabilir. Hepimizin bir yakını da olabilir. Böyle hayırlı işleri Alaşehir olarak elbirliğiyle yapmamız gerekiyor. Böyle bir esere vesile olduğumuz için çok mutluyum rahmetli annem ve babama okunan bir dua dünyalara bedel" dedi. Etkinlikten elde edilecek gelirin, Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nde hizmet alan danışanların el emeği çalışmalarında kullanılacak araç ve gereçlerin temininde kullanılacağı bildirildi.
05 Mayıs 2026 Salı - 13:15
Sağlık ekipleri okul okul gezip hijyeni anlattı
Sinop’un Durağan ilçesinde, "Dünya El Hijyeni Günü" dolayısıyla düzenlenen etkinliklerde, sağlık ekipleri okulları dolaşarak öğrencilere hijyen eğitimi verdi. Durağan İlçe Toplum Sağlığı Merkezi, 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü kapsamında bulaşıcı hastalıklarla mücadele ve farkındalık oluşturma amacıyla kapsamlı bir eğitim programı gerçekleştirdi. Bulaşıcı Hastalıklar Birimi tarafından organize edilen etkinliklerde, ilçedeki çok sayıda okul ziyaret edilerek öğrencilere doğru el yıkama teknikleri ve hijyenin önemi anlatıldı. Sağlık ekipleri, 75. Yıl YİBO, METEM, Mehmet Akif İlkokulu, Şehit Kadirler Ortaokulu ve Çerçiler köyü İlkokulu’nda öğrencilerle bir araya geldi. Eğitimlerde, ellerin günlük yaşamda hastalıkların taşınmasındaki rolüne dikkat çekilirken, bulaşıcı hastalıklardan korunmanın en temel yolunun el hijyeni olduğu vurgulandı. Uygulamalı gösterimlerle desteklenen eğitimlerde öğrencilere sabun kullanımı ve yıkama süresi gibi kritik bilgiler aktarıldı. Eğitimlerin, ilçedeki diğer eğitim kurumlarında da farkındalık oluşturacak faaliyetlerle devam edeceği bildirildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
30 Nisan 2026 Perşembe- 10:11
Grip olduğunu düşündü doktora gitmedi: Hayatının şokunu yaşadı
2
04 Mayıs 2026 Pazartesi- 14:27
Cilt kanserinde 5 işaret: ABCDE kuralı ile erken tanı
3
04 Mayıs 2026 Pazartesi- 14:03
Muğla Büyükşehir sosyal hizmetler için sahaya iniyor
4
03 Mayıs 2026 Pazar- 19:03
Üniversiteli sağlık öğrencilerinden köyde sağlık taraması
5
04 Mayıs 2026 Pazartesi- 12:59
Karadeniz Ereğli’de kardiyoloji ve ortopedi uzmanları göreve başladı
18 Temmuz 2025 Cuma - 09:26
Aşırı sıcaklar beyin kanaması riskini artırıyor
Aşırı sıcaklarda dışarıda vakit geçirmek beyin kanaması riskini artırıyor. Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, "Aşırı sıcaklara maruz kaldığınızda beyin, buna hemen tepki olarak onu dengelemeye çalışır. Kalp hızı artar ve eğer yaşlıysanız, damar duvarınız zayıfsa, idrar söktürücü ilaç kullanıyorsanız, tansiyon hastasıysanız bu durumlar beyinde kanamaya yol açar" dedi.
18 Temmuz 2025 Cuma - 09:18
Aşırı sıcaklar beyin kanaması riskini artırıyor
Adana’da aşırı sıcaklarda dışarıda vakit geçirmek beyin kanamasına yol açabiliyor. Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, "Aşırı sıcaklara maruz kaldığınızda beyin, buna hemen tepki olarak onu dengelemeye çalışır. Kalp hızı artar ve eğer yaşlıysanız, damar duvarınız zayıfsa, idrar söktürücü ilaç kullanıyorsanız, tansiyon hastasıysanız bu durumlar beyinde kanamaya yol açar" dedi. Adana’da termometreler mevsim normallerinin çok üzerinde seyrederken, kent genelinde kavurucu sıcaklar etkisini sürdürüyor. Son günlerde 40 dereceyi aşan hava sıcaklığı nedeniyle vatandaşlar serinlemek için gölge ve kapalı alanlara yöneliyor. Beyin kanaması riski yüksek Uzmanlar, özellikle uzun süre güneş altında kalmanın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor. Özellikle sıcak havalarda şapka takmadan yürümek veya çalışmak beyin kanamasına neden olabiliyor. "Sıcaklar herkeste beyin kanamasına yol açmaz" Konuyla ilgili Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Şen, aşırı sıcakların insan sağlığı üzerinde ciddi etkiler oluşturabileceğine dikkat çekerek, "Aşırı sıcaklar beyin kanamasına yol açabilir. Ancak bu sıcaklar herkeste beyin kanamasına yol açmaz. Aşırı sıcaklarda beynin tansiyondaki oynamalara karşı kendisini koruduğu oto regülasyon sistemi var. Sıcak havalarda damarlarda aşırı bir genişleme, bunun sonucu olarak da tansiyonda düşme olur. Tansiyon düşmesi ise beyne veya diğer organlara giden kan miktarlarında azalmaya yol açar. Beyinde buna hemen tepki olarak onu dengelemeye çalışır. Kalp hızı artar ve eğer yaşlıysanız, damar duvarınız zayıfsa, idrar söktürücü ilaç kullanıyorsanız, tansiyon hastasıysanız bu durumlar beyinde kanamaya yol açar" ifadelerini kullandı. "Yeteri kadar sıvı almamak kanda koyulaşmaya yol açıyor" Tansiyon hastaları ve idrar söktürücü ilaç kullananların daha dikkatli olması gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Şen, "Aşırı sıcaklarda beraberinde terlemede fazla olduğu için vücut sıvı kaybediyor. Yeteri kadar sıvıyı vücuda almadığınızda ise kanda koyulaşma, yoğunlaşma oluyor. Bu yoğunlukta beyin ve kalp damarlarında tıkanıklığa yol açarak felçlik yapar ya da kalp, fazla efor harcayarak tansiyon hastalığı olarak kendisini gösterebilir. Tansiyon hastasıysanız, idrar söktürücü ilaçlar alıyorsanız muhakkak dikkatli olmanız gerekiyor" diye konuştu. Öte yandan Prof. Dr. Orhan Şen, özellikle yaşlılar, tansiyon hastaları ve ağır işlerde çalışanların sıcak saatlerde dışarı çıkmamalarını, bol sıvı tüketmelerini ve güneşten korunmalarını önerdi.
17 Temmuz 2025 Perşembe - 21:56
Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz oldu
Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başhekimlik görevine Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz atandı. Prof. Dr. Yılmaz, düzenlenen devir teslim töreniyle Başhekim Vekili Uzm. Dr. Ali Gök’ten jtlhaea devralarak görevine başladı. Göreve başlamasının ardından açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, akademik bilgi birikimi ve sağlık çalışanlarının desteğiyle Alanya’ya yeni ve nitelikli sağlık hizmetleri kazandırmak için çalışmalara başlayacağını ifade etti. Başhekim Prof. Dr. Karakuş Yılmaz. açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Bugün değerli meslektaşım Başhekim Vekili Sayın Ali Gök’ten hizmet nöbetini devralmış bulunuyorum. Tüm sağlık çalışanlarımızla birlikte temel hedefimiz sağlıkta kaliteyi ön planda tutarak, hasta ve çalışan memnuniyetini artırmak, fiziki altyapımızı güçlendirerek etkin ve nitelikli sağlık hizmeti sunmak olacaktır. Sayın Doç. Dr. Yılmaz Güler’e görev süresince hastanemize kazandırdığı hizmetler ve emeklerinden dolayı teşekkür ediyorum. Bizler de aldığımız bu hizmet bayrağını en iyiye taşımak için çalışacağız" dedi. Devir teslim töreniyle birlikte Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz resmen görevine başlamış oldu.
17 Temmuz 2025 Perşembe - 17:05
Manisa CBÜ Tüp Merkezinde ilk buluşma gerçekleştirildi
Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tüp bebek merkezinde gördükleri tedaviyle çocuk sahibi olan aileler ve bebekleri, düzenlenen özel bir etkinlikte bir araya geldi. MCBÜ Tüp bebek merkezinde tüp bebek tedavisiyle çocuk sahibi olan aileler ve bebekleri, Başhekimlik toplantı salonunda bir araya geldi. Toplantıya Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oktay Üçer, MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İsmet Topçu, Başhekim yardımcısı Prof. Dr. İhsan Şebnem Örgüç ile MCBÜ Tüp Bebek Merkezi Müdürü Prof. Dr. Burcu Artunç Ülkümen ve tüp bebek tedavisiyle çocuk sahibi olan aileler ve bebekleri katıldı. Toplantıda konuşan Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Hafsa Sultan Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İsmet Topçu, MCBÜ Tüp bebek merkezinde tüp bebek tedavisiyle çocuk sahibi olan aileler ve bebeklerinin, ilk kez düzenlenen özel bir etkinlikte bir araya geldiğini söyledi. Başhekim Prof. Dr. Topçu, "2013 yılından bu yana hizmet veren Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tüp Bebek Merkezi, kurulduğundan bu yana yüzlerce çifte gebelik sevincini yaşatarak, Manisa ve çevre illerden gelen hastalara umut olmaya devam ediyor. Tecrübeli kadrosu ile son teknolojik gelişmeleri takip ederek, yüksek başarı oranları, etik ilkelere bağlılık ve çifte özel tedavi yaklaşımları ile fark oluşturuyor." diye konuştu. Başhekim Topçu, "Tüp Bebek Merkezi’nde bugün yaklaşık 20 tane aile bir araya geldi ve ağlama sesinin bu kadar güzel olduğu bir topluluk daha yok görmedik. Tabii ki biz bizim için çok büyük bir mutluluk. 10 yılı aşkın bir süredir bizim üniversitesinde tüp bebek merkezi kuruldu. İlimizde kurulan ilk tüp bebek merkezi ve çok yüksek başarı oranıyla çalışıyor. Bizler de bugün ilk defa böyle bir buluşma gerçekleştirdik. Tüp bebek tedavisiyle olan çocuklarımız ve yine anne babalarla bir aradaydık. Bunu doktorlarla çalışanlarınızla beraber. O yüzden güzel bir gün oldu. Bu buluşmayı tekrarlayacağız. Bu birincisiydi, bundan sonra her yıl bu tip etkinliklerin devamı gelecek. Hastanemiz tüp bebek merkezini ben kesinlikle tavsiye ederim. Çok yüksek başarı oranı olan bir merkezimiz. Biz de böyle bir esere sahip olduğumuz için çok mutluyuz." dedi. MCBÜ Tüp Bebek Merkezi Müdürü Prof. Dr. Burcu Artunç Ülkümen ise konuşmasında, "Her çiftin hikâyesini önemsiyor, her yolculuğu titizlikle planlıyoruz. bu süreç sadece en güncel teknolojilerin kullanıldığı tedaviyi değil, aynı zamanda güven, anlayış ve destek sunuyoruz. Tüp bebek tedavisiyle çocuk sahibi olan aileler ve bebekleri, düzenlenen özel bir etkinlikte bir araya geldi. Etkinlikte, zorlu bir tedavi sürecinin ardından dünyaya gelen bebekler, aileleriyle birlikte umut ve sevincin simgesi oldu. Etkinliğin amacı öncelikle bu zorlu süreci ve sonuçlarını kutlamak. Emek verdiğimiz, eşlik ettiğimiz yeni hayat hikayelerinin mutlu sonları bizim için de çok değerli manevi bir tatmin. Süreci yaşayan ama hala mücadele eden ailelere umut vermek, aynı süreçlerden geçen aileleri bir araya getirerek, paylaşmak ve güçlenmek; yalnız değilsiniz demek, sizlerin varlığı, yeni başlayanlar için en güçlü motivasyon. Tüp Bebek Tedavileri tıbbi bir gereklilik; utanılacak-saklanacak bir durum değil, toplumda bu tedavilere dair önyargıları azaltmak, sizlerle takip sürecinde de iletişimi sürdürmek. Eylül ayı itibarı ile Tüp Bebek tedavi sürecinde olan, tüp bebek tedavisi ile gebe kalan ailelerimizle düzenli aralıklar ile eğitim programları yapılmasını planlamaktayız. Psikolog, diyetisyen, çocuk doktorlarımızın destekleri ile küçük grup eğitimleri gerçekleştireceğiz." diye konuştu. Yapılan konuşmaların ardından tüp bebek merkezi sayesinde bebek sahibi olan aileler birbirleriyle tanışarak sohbet ettiler. Etkinlik, hastane önünde toplu hatıra fotoğraf çekimi ile sona erdi.
17 Temmuz 2025 Perşembe - 16:39
Adana’ya Plazma Bağış Merkezi kuruluyor
Türkiye’de kurulacak ilk Plazma Bağış Merkezi için Türk Kızılay ile Adana Ticaret Odası’nca ilgili protokol imzalandı. Türk Kızılay tarafından kurulacak ilk Plazma Bağış Merkezi için Adana seçildi. İlgili protokol Türk Kızılay Genel Sekreteri Y. Ramazan Saygılı ve Adana Ticaret Odası Başkanı Yücel Bayram tarafından imzalandı. Adana Ticaret Odası’nın (ATO) tarihi hizmet binası bu amaçla kiralanırken merkezin kurulmasına ilişkin teknik ve idari hazırlıklar hızla sürüyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Türk Kızılay Genel Sekreteri Y. Ramazan Saygılı, "Plazma ürünleri, insan kanının sıvı kısmı olan plazmadan elde edilen ve tedavide hayati önem taşıyan beşeri ilaçlardır. Bu ürünler, başta kan hastalıkları, bağışıklık sistemi yetersizlikleri ve nadir genetik rahatsızlıklar olmak üzere, yaşamı tehdit eden pek çok hastalığın tedavisinde kullanılmakta; birçok durumda tek tedavi seçeneği olarak öne çıkmaktadır. Ülkemiz, plazma ürünleri konusunda halen tamamen yurt dışına bağımlı durumdadır. Ülkemizin bu alandaki dışa bağımlılığını sonlandırmak ve yerli üretim kapasitesini oluşturmak amacıyla Plazma Fraksinasyon Projesi başlatılmıştır. Bu proje için Adana’nın seçilmesi bizler için ayrı bir gurur kaynağıdır. Ayrıca sosyal sorumluluk konusunda duyarlılık gösteren Adana Ticaret Odası’na bu merkezin kurulumunda bizlere verdiği destekten dolayı teşekkür ederim" dedi. Adana Ticaret Odası’nın tarihi hizmet binasının Plazma Kan Merkezi olarak kullanılması için kiraya verdiklerini belirten ATO Başkanı Yücel Bayram, "Adana Ticaret Odamızın tarihi hizmet binası birçok ilke imza atmış tarih kokan bir binadır. Bizim için manevi bir öneme sahiptir. Türk Kızılay ile nerdeyse aynı yaşa sahip Adana Ticaret Odası böyle manevi bir projenin destekçisi olmaktan gurur duymaktadır. ATO olarak birçok sosyal projede imzamız vardır. İnsanlığa faydalı bu tür projelerin her zaman destekçisi olduk, olmaya da devam edeceğiz. Türk Kızılay ile imzaladığımız protokolle Adana’da kurulacak bu ilk merkez hem teknik altyapı hem de plazma bağışçısı kazanımı açısından model teşkil edecek; ülke genelinde kurulacak diğer Plazma Bağış Merkezlerine öncülük edecektir. Adana Plazma Bağış Merkezi’nin faaliyete geçmesiyle birlikte, plazma bağışı kültürünün yaygınlaşması sağlanacak; yerli plazmadan stratejik öneme sahip ilaçların üretiminin önü açılacak ve dışa bağımlılığı azaltan, sağlık sistemine güvence oluşturan milli bir kapasite oluşturulması sağlanacaktır. Hizmet binamızı kiraya verirken Kızılay ile kararlaştırdığımız konulardan biri de, binamızın tarihi dokusuna ve dış cephesine müdahale edilmemesi hususu olmuştur" dedi.
17 Temmuz 2025 Perşembe - 16:06
Akseki’ye yeni sağlık merkezi ve 112 istasyonu yapılıyor
Antalya’nın Akseki ilçesine 4 hekimli aile sağlığı merkezi, 112 acil sağlık hizmetleri istasyonu ve ilçe sağlık müdürlüğü hizmet binasından oluşacak sağlık kompleksi yapılacak. Akseki ilçesinde sağlık hizmetlerine erişimi artırmak ve vatandaşlara daha hızlı hizmet sunmak amacıyla yüklenici firma tarafından Akseki Aile Sağlık Merkezi ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonunun yapımına başlandı. 1030 metrekare büyüklüğünde inşa edilen sağlık kompleksi, 4 hekim birim kapasiteli olacak şekilde planlandı. Mevcut sağlık ocağı bahçesine yapılıyor Mevcut Akseki Sağlık Ocağı bahçesine yapımı başlanan sağlık kompleksi tamamlandığında yaklaşık 1030 metrekare büyüklüğünde Zemin+1 katlı bir yapı şeklinde hizmet verecek olan yapının zemin katında teknik zorunlu mekanlar ve ıslak hacimler dışında Aile Sağlığı Merkezine ait sağlık birimleri ile 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonuna ait bölümler yer alacak. Üst katında ise yine Aile Sağlığı Merkezine ait bazı birimlerin yanı sıra İlçe Sağlık Müdürlüğü Hizmet Binası olarak kullanılacak bölümler yer alacak. Antalya İl Sağlık Müdürlüğü tarafından ihale iş ve işlemleri yürütülerek açık ihale usulü ile ihale edilen, anahtar teslimi götürü bedel tutarı olarak 39 milyon 590 bin TL bedel üzerinden ihale edilen sağlık kompleksinin, 17.05.2026 tarihine kadar tamamlanması planlandığı bildirildi. Modern donanımlı sağlık tesisi Tamamlandığında bölge halkına önemli katkılar sağlayacak olan sağlık merkezi, modern donanımlara sahip Aile Sağlık Merkezi ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu ile hizmet verecek. Vatandaşların daha kaliteli ve hızlı sağlık hizmeti alabilmesi için planlanan proje, ilçenin sağlık altyapısını güçlendirecek. Yetkililer, projenin tamamlanmasıyla birlikte ilçede sağlık hizmetlerinin daha etkin ve erişilebilir hale geleceğini vurguladı. İlçede sağlık altyapısını güçlendirecek bu önemli yatırımın en kısa sürede tamamlanarak hizmete açılacağını belirten AK Parti Akseki ilçe başkanı Halis Gündoğdu, şu ifadeleri kullandı: "Vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine daha kolay erişimini sağlamak amacıyla hayata geçirilen bu projeyi en kısa sürede tamamlayarak hizmete sunacağız"
17 Temmuz 2025 Perşembe - 15:30
Alzheimer ve Demans hastaları etkinliklerle hayata tutunuyor
Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, Alzheimer ve Demans Danışma ve Dayanışma Merkezi sözünü hayata geçirdi. Alzheimer ve Demans hastalarına yönelik çalışmalarını sürdüren merkez sayesinde hastalar hem hayat kalitesini artırıyor hem de çeşitli etkinlikler ile sosyalleşiyor. Toplumun önemli bir kesimini etkileyen Alzheimer ve Demans hastalarının hayatları Yunusemre Belediyesi ile güzelleşiyor. Yunusemre Belediyesi ve Türkiye Alzheimer Derneği Manisa Şubesi işbirliği ile Ferdi Zeyrek Millet Çarşısı 2.katında faaliyete geçirilen Alzheimer ve Demans Danışma ve Dayanışma Merkezi hasta ve hasta yakınlarına yönelik olarak yürüttüğü çalışmalarını sürdürüyor. Merkezde Alzheimer ve Demans hastalarına yönelik olarak gerçekleştirilen el işi, resim, müzik, fiziksel aktivite ve çeşitli oyunlarla hayat kaliteleri artırılırken, hasta yakınlarına ise bu hastalıklar ile ilgili baş etme yöntemleri, hastalık hakkında farkındalığın artırılması ve yasal haklar konusunda bilgilendirmelerde bulunuluyor. "Amacımız hayat kalitelerini artırmak" Yunusemre Belediyesi Alzheimer ve Demans Danışma ve Dayanışma Merkezi Sorumlusu Duygu Selcan Gündüz, amaçlarının hasta ve hasta yakınlarının hayat kalitelerini artırmak olduğunu belirtti. Gündüz, "Faaliyete başlayan merkezimizde hasta ve hasta yakınlarının hayat kalitelerini artırmak amacıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Çeşitli etkinliklerle bu merkezde hizmet veriyoruz. Merkezimizde bize çalışmalarımızda destek sağlayan Türkiye Alzheimer Derneği Manisa Şubemize, Celal Bayar Üniversitesi hocalarımıza ve Belediye Başkanımız Semih Balaban’a teşekkür ediyorum." diye konuştu. "Mutlulukları paha biçilmez" Demans hastası Sultan Eşbah’ın eşi Ali Eşbah, merkezden duyduğu memnuniyeti ifade etti. Eşbah konu ile ilgili olarak yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "Amacımız eşimin mutluluğu ve huzuru. Eşim buraya geldiğinde aktiviteler yaptığında kendisini mutlu hissediyor. Hem sosyalleşiyor, hem uğraşlar ediniyor. Buradan eve gittiğimizde mutlu oluyor. Biz de onun mutluluğu ile mutlu oluyoruz. Böyle bir merkezi hizmete açtığı için Yunusemre Belediye Başkanımız Semih Balaban ve ekibine çok teşekkür ediyorum." "Eşim bazen beni tanımıyor" Alzheimer hastası Hatice Güngör’ün eşi Yaşar Güngör ise konu ile ilgili olarak yaptığı açıklamada şöyle konuştu: "Allah kimsenin başına vermesin. Zor bir rahatsızlık. 55 yıllık eşim bazen beni bile tanımıyor. Rahatsızlığını geç fark ettik. Bu merkez bizim için faydalı oluyor. Bizim gibi hastası olan herkese bu merkezi tavsiye ederim." Yunusemre Belediyesi Ferdi Zeyrek Millet Çarşısı 2. katta hizmet veren Yunusemre Belediyesi Alzheimer ve Demans Danışma ve Dayanışma Merkezi’nden faydalanmak isteyen vatandaşlar konu ile ilgili 444 62 09 numaralı çağrı merkezinden detaylı bilgi alabilecek.
17 Temmuz 2025 Perşembe - 14:12
Kene ısırmasında destekleyici tedavi: ‘Ozon’
İdeal Tıp Merkezi GETAT ve Acil Sorumlu Hekimi Dr. Mehmet Kınacı, ozon tedavisinin Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığında etkisinin olabileceğini söyleyerek, "Genel bağışıklık desteği dolayısıyla ozon, kene ısırmasında destekleyici tedavi olarak düşünülebilir" dedi. Ozon tedavisinin destekleyici tedavi olarak düşünülebileceğini söyleyen Dr. Mehmet Kınacı, "Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), keneler aracılığıyla insanlara bulaşan ve ciddi klinik sorunlara yol açabilen viral bir hastalıktır. Bu hastalık etkeni Bunyaviridae ailesinden Nairovirus grubundan zarflı bir virüstür. Genellikle enfekte kenenin insanı ısırmasıyla bulaşır. Ayrıca hasta insanların kan veya vücut sıvılarıyla temas eden kişiler de risk altındadır. En önemlisi kene temasını önlemek. Çalılık, otluk alanlara giderken kapalı, açık renkli kıyafetler giymek; pantolon paçalarını çorap içine sokmak; dönüşte mutlaka vücudu ve giysileri kontrol etmek gerekir. Kene fark edilirse de çıplak elle dokunmadan, uygun şekilde çıkarmak çok önemlidir. Ozon, bağışıklık sistemini güçlendirici ve virüslerin çoğalmasını baskılayıcı etkileriyle biliniyor. Özellikle grip ve koronavirüs gibi bazı viral enfeksiyonlarda destek tedavisi olarak faydalı olabileceğini gösteren bilimsel çalışmalar mevcut. KKKA özelinde henüz yeterli klinik çalışma yok. Ancak genel bağışıklık desteği ve anti-viral potansiyeli nedeniyle ozon tedavisini, klasik tedavinin yanında destekleyici olarak düşünebiliriz" dedi. Kınacı, ozonun bazı virüslere karşı etkisinin bilimsel olarak kanıtlandığını söyleyerek, "Tekrar belirtelim ki Ozon tedavisi asıl tedavinin yerine geçmez; ancak şu 4 mekanizmayla bu hastalıkta Ozon önemli bir destek olabilir. Biraz önce de dediğim gibi, Ozonun korona virüs gibi bazı virüslere karşı etkinliği birçok bilimsel çalışmayla kanıtlanmış durumda. Mesela Ozon, zarfla kaplı virüslerde virüsün zarf yapısını parçalayabiliyor. Nairovirüs de zarflı bir virüs olduğu için benzer mekanizmalarla antiviral etkinlik söz konusu olma potansiyeli vardır. 2. olarak Her enfeksiyon ile bağışıklık sistemimiz mücadele ediyor biliyorsunuz. Biz bağışıklık sistemi modulasyonu için destek olarak zaten Ozon tedavi uygulayabiliyoruz. 3. olarak da, Bilimsel çalışmalarla Ozon tedavisinin hücrelerde pleotropic transcription factor de denilen NRF2 yolunu aktive ettiği biliniyor. Bunun sonucu olarak hücrelerde antiviral savunma genlerinin artışı söz konusu. Bu genler, interferon benzeri savunma yollarını uyararak virüsün hücre içinde tutunmasını zorlaştırabilir. 4. olarak da KKKA hastalığında, karaciğer, böbrek ve beyin gibi organlarda hipoksi gelişebilir. Hipoksi dokularda oksijenin yetersiz olmasıdır. Peki biliyorsunuz, Ozon dediğimiz molekül zaten 3 adet oksijen atomundan oluşmuyormuydu? Bakınız bilimsel çalışmalar gösteriyor ki, direkt oksijenlenme etkisi dışında, ozon tedavisi 2,3 difosfogliserat üzerinden oksijen taşıyan hemoglobinlerin oksijen bırakma kapasitesini artırarak da, doku oksijenlenmesini iyileştirebiliyor" ifadelerini kullandı. Doğaya çıkarken önlem alınması gerektiğini söyleyen Mehmet Kınacı, "Doğaya çıkınca dikkatli olun, keneye karşı önlem alın. Vücudu düzenli kontrol edin. Kene ısırığında paniğe kapılmadan en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurun. Bağışıklığınızı güçlü tutun; yeterli uyku, dengeli beslenme ve stres yönetimi çok önemli ve tabii ki bilimsel temelleri olan, doğru ellerde yapılan ozon tedavisini de destek amaçlı düşünebilirsiniz" dedi.
17 Temmuz 2025 Perşembe - 14:10
Prof. Dr. Ürünsak: "Kısırlıkta tedavi kişiye özeldir"
Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Ferhat Ürünsak, kısırlık tedavisinin kişiye özel olduğunu belirterek, "Bazı çiftlerde yalnızca ilaçla tedavi, bazı çiftlerde aşılama uygulaması yeterliyken, bazılarında ise tüp bebek tedavisi gerekir. Doğru tedavi için ilk değerlendirmede nedene yönelik doğru tanı konması son derece önemlidir" dedi. Kısırlık, bir çiftin korunmasız ve düzenli cinsel ilişkiye rağmen bir yıl boyunca gebelik elde edememesi durumu olarak tanımlanıyor. Araştırmalar, günümüzde her 100 çiftten 15’inin bu sorunla karşılaştığını, çeşitli nedenlere bağlı olarak doğal yollarla gebelik elde edilemediğini ortaya koyuyor. Çocuk sahibi olmak isteyen ama doğal yollarla bu hayaline ulaşamayan birçok çift için günümüzde modern tıbbın sunduğu tüp bebek tedavisinin umut kaynağı olduğunu söyleyen Medline Adana Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Ferhat Ürünsak, kısırlığa yol açan nedenleri ve yapılabilecekleri anlattı. Kısırlık, yalnızca kadına özgü bir sorun değil Çocuk sahibi olamama durumunun yüzde 37’si kadına, yüzde 8’i erkeğe, yüzde 35’i ise hem kadın, hem de erkeğe bağlı olabileceğini kaydeden Prof. Dr. Ürünsak, "Yüzde 20 kadar çiftte ise kadın ve erkekte bir problemin tespit edilemediği, yani açıklanamayan infertilite söz konusudur. Bu nedenle kısırlık sorunu ile karşılaşıldığında mutlaka kadın ve erkeğin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Her tedavi kişiye özeldir. Bazı çiftlerde yalnızca ilaçla tedavi, bazı çiftlerde aşılama uygulaması yeterliyken, bazılarında ise tüp bebek tedavisi gerekir. Doğru tedavi için ilk değerlendirmede nedene yönelik doğru tanı konması son derece önemlidir. Bundan dolayı her hastanın özel olarak değerlendirilmesi başarı için önemli bir adımdır" dedi. Geç kalmadan bir uzmana başvurmak gerekebilir Bilinen bir problem yoksa kadının yaşı 35 yaş altı çiftlerde 1 yıl, 35 yaş üzerinde çiftlerde 6 ay içerisinde gebelik oluşmuyorsa araştırma ve tedaviye başlanması gerektiğinin altını çizen Ürünsak, "Kadının 40 yaş ve üzerindeki olduğu çiftlerde ise hiç beklenmeden bir uzmana danışılması önerilir. Kadınlarda 35 yaş sonrası yumurta sayısı ve kalitesi azalmaya başlar. Bu durum gebelik şansını azaltırken düşük yapma ve genetik sorunlu gebelik riskini de artırır. Bu nedenle çocuk sahibi olmayı planlayan kadınların zaman kaybetmeden bir uzmana başvurarak yumurtalık rezervlerini değerlendirmeleri, gerekiyorsa yumurta dondurma gibi koruyucu yöntemleri düşünmeleri önemlidir. Düzensiz adet görme, aşırı tüylenme veya kilo problemi olan kadınlarda yumurtlama sorunu olabilir. Ancak, yapılacak bazı testler yardımı ile bu durum zaman kaybetmeden tespit edilebilir" diye konuştu. Sperm sayısı ve kalitesi önemlidir Semen analizi ile sperm sayısı, hareketliliği ve yapısının değerlendirildiğini ifade eden Prof. Dr. Ürünsak, "Bu, kısırlık nedeninin anlaşılmasında yol gösterici olması açısından ilk değerlendirmede ve tedavi öncesinde mutlaka yapılması gereken bir testtir. Sigara, alkol, aşırı kilo, stres ve uykusuzluk hem kadın hem de erkekte doğurganlığı azaltabilir. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinmek ve düzenli egzersiz yapmak bu süreçte oldukça destekleyicidir. Geçirilmiş enfeksiyonlar veya ameliyatlar kadın üreme sistemindeki tüplerin tıkanmasına yol açabilir. Tüpler tıkalıysa, sperm yumurtaya ulaşamaz ve doğal yolla gebelik gerçekleşmez. Bu durum genellikle rahim filmi (HSG) ile tespit edilir. Gerekirse ek olarak laparoskopik değerlendirme de yapılmalıdır. Tüplerin tamamen tıkalı olduğu durumlarda en etkili tedavi yöntemi tüp bebek uygulamasıdır. Çünkü bu yöntemde yumurtalar sperm ile laboratuvar ortamında döllenir ve embriyo doğrudan rahime yerleştirilir" şeklinde konuştu. Erken tanı ve doğru tedavi başarı şansını artırır Gebeliği geciktiren bir sorun fark edildiğinde zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmayı öneren Prof. Dr. Ürünsak, "Böyle bir durumda yapılacak testler kısırlığın kaynağını hızla ortaya koyar. Sorun netleştiğinde ise kişiye özel, bilimsel olarak kanıtlanmış tedavi yolu belirlenir. Böylece deneme-yanılma ile zaman kaybetmek yerine, en etkili adımı en başta atarak gebelik şansı artırılmış olur. Anne ve baba adaylarında tüm testlerin normal çıktığı, ancak gebeliğin gerçekleşmediği durumlar "açıklanamayan kısırlık" olarak adlandırılır. Bu çiftlerde aşılama ve tüp bebek tedavisi çoğu zaman başarıya ulaşır. Önemli olan, umutsuzluğa kapılmadan sürecin doğru bir şekilde yönetilmesidir. Kısırlık süreci çiftler üzerinde büyük duygusal baskılar oluşturabilir. Bu dönemde çiftlerin birbirine destek olması ve gerektiğinde psikolojik yardım alması, tedavinin başarısını olumlu etkileyen önemli bir adımdır" dedi.
17 Temmuz 2025 Perşembe - 13:42
Ağrı’da prematüre doğan bebek, uçak ambulansla sevk edildi
Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 32 haftalık ve 2100 gram ağırlığında dünyaya gelen bebek (Zeynep) Hamo isimli, nadir görülen doğumsal bir anomali olan meningomyelosel (omurilik zarı ve içeriğinin tam kapanmaması) ile doğdu. Bebeğin tedavisinde beyin cerrahisi ve plastik cerrahi uzmanlarının ortak müdahalesini gerektiren ileri düzey cerrahi operasyon ihtiyacının doğması üzerine, başarılı bir ekip koordinasyonuyla uçak ambulansla Gaziantep Şehir Hastanesi’ne sevki sağlandı. Zeynep bebek, Gaziantep Şehir Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi’nde tedavi altına alındı.
17 Temmuz 2025 Perşembe - 13:23
Pamukkale Üniversitesi Hastanesi çalışanları 3. kez iş bıraktı
Denizli Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastanesinde görevli bir grup sağlık çalışanı, eşit çalışma şartları ve eşit ücret talebiyle 1 günlüğüne 3’üncü kez iş bırakma eylemi gerçekleştirdi. Eyleme 250 personel katılım sağlarken, mesaide olmamalarına rağmen 100 personelde eyleme katılarak destek verdi. Pamukkale Üniversitesi Hastanesinde görev yapan Türk Sağlık İş Sendikası üyesi sağlıkçılar Mart ayında PAÜ yönetimi tarafından çalışanlar arasında ayrım yapıldığını iddia ederek, yataklı servisler önünde 1 saatlik eylemin ardından 2’inci kez 2 saatlik iş bırakma eylemi gerçekleştirilmişti. Sağlık çalışanları diğer personeller gibi haftalık 40 saatlik çalışma ve eşit maaş taleplerini yineleyerek 3. kez işi bırakma eylemi gerçekleştirildi. PAÜ sağlık çalışanları sloganlar ve pankartlarla seslerini duyurmaya PAÜ Rektörlüğüne duyurmaya çalıştılar. 250 personel 1 günlüğüne işi bırakırken, mesaisi olmamasına rağmen eylemi desteklemek için gelen 100 işçi de arkadaşlarını yalnız bırakmadı. "Biz 2 yıl öncesinin zammını değil, bugünün şartlarına uygun, hakkımız olan ücreti istiyoruz" Yaklaşık bir yılı aşkın süredir eylem gerçekleştirdiklerini ama muhatap olan herhangi bir yetkiliyle karşılaşmadıklarını ifade eden Türk Sağlık İş Denizli İl Temsilcisi Zeki Kılıç, "Bugün yine burada toplanmamızın nedeni çok açık: 2023 yılında aldığımız zamlarla geçinmeye çalışmak zorunda bırakılıyoruz. Ekonomik gerçekler ortada; alım gücümüz her geçen gün düşüyor ve bizler görmezden geliniyoruz. Bizler, Denizli’nin ve çevre illerin halkına sağlık hizmeti sunan emekçiler olarak asla vatandaşlarımızı mağdur etmek ya da sorun çıkarmak istemiyoruz. Bizim tek isteğimiz, insanca ve refah içinde yaşayabileceğimiz bir ücret almaktır. Şunu açıkça ifade ediyoruz, Biz 2 yıl öncesinin zammını değil, bugünün şartlarına uygun, hakkımız olan ücreti istiyoruz. 86 milyon insanın bildiği gerçeği hatırlatıyoruz: 2 yıl önceki alım gücü ile bugünkü alım gücü aynı değildir. Yaklaşık bir yılı aşkın süredir bu meydanlarda sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Her platformda derdimizi anlatıyoruz. Ancak çözüm odaklı yaklaşan, bizleri muhatap alıp masaya davet eden hiçbir yetkiliyle karşılaşamadık" dedi. "Biz çözüm istiyoruz, hakkımız olanı istiyoruz" Rektörlükten randevu talep oluşturduklarını ve haklarını istediklerini belirten Kılıç, "Defalarca Denizli’mizdeki bürokratlara, siyasilere ve seçilmiş devlet yetkililerine seslendik. Ama çözüm bulamadık. Önümüzdeki günlerde Rektörümüzden randevu talep edeceğiz. Çünkü inanıyoruz ki Rektörümüz, bu sorunu çözmek adına bizleri dinleyecek ve ortak bir yol bulacaktır. Bizim talebimiz net ve adildir, Aynı kadroda, aynı birimde, aynı işi yaptığımız arkadaşlarımızla eşit ücret almak ve haftalık çalışma süresinin, Rektörlükte görev yapan aynı kadrodaki arkadaşlarımızla eşitlenmesidir. Eminiz ki Rektörümüzle bu konuları görüştüğümüzde sağduyu galip gelecek ve ortak bir çözüm bulunacaktır. Çünkü biz artık vatandaşlarımızın mağdur olmasını istemiyoruz. Biz çözüm istiyoruz. Biz hakkımız olanı istiyoruz" diye konuştu.
17 Temmuz 2025 Perşembe - 13:16
Şanlıurfa’da kalp rahatsızlığı olan bebek ambulans uçakla İstanbul’a gönderildi
Şanlıurfa’da kalp rahatsızlığı bulunan 10 günlük bebek, ambulans uçakla İstanbul’a sevk edildi. Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi gören 10 günlük Zehra İ.’nin doğuştan kalp rahatsızlığı olduğu tespit edildi. İlk müdahalesi uzman doktorlar tarafından yapılan bebeğin, ileri tetkik ve tedavisi için İstanbul’a gönderilmesine karar verildi. Zehra bebek, kente yönlendirilen ambulans uçakla İstanbul Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesine sevk edildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder