Yerel Haberler
Sivas
05 Mayıs 2026 Salı - 17:11 "Astım kontrol altına alınabilen kronik bir hastalıktır" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefa Levent Özşahin, 5 Mayıs Dünya Astım Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin astıma zemin hazırladığını ifade eden Özşahin, "Çevresel faktörler olarak alerjenler, sigara dumanı, hava kirliliği ve beslenme alışkanlıkları astımın gelişmesinde etkili olmaktadır. Ev tozu akarları, polenler, hayvan tüyleri, küf mantarları ve hamamböceği gibi alerjenlere karşı duyarlılık astımlı hastalarda çok sık görülmektedir. Yaşadığımız ortamlarda rutubet ve küf olması, sigara dumanına maruz kalınması astım gelişimi için önemli bir risk faktörüdür. Astımlı hastalarda havayolları aşırı duyarlı olup uyaranlara karşı aşırı yanıt vermektedir. Tetikleyici olarak kabul ettiğimiz alerjenler, enfeksiyonlar, egzersiz, sigara dumanı ve hava kirliliği astım semptomlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır" dedi. Astım hastalığının bulgularını öksürük, nefes darlığı, göğüste sertlik ve hışıltı olarak açıklayan Özşahin, "Bu şikayetlerin uzun sürmesi veya tekrarlaması halinde hastada astım düşünülmelidir. Astımda görülen öksürük, inatçı, tekrarlayan, gece ve sabaha karşı daha fazladır ve uykudan uyandırabilir. Astım hastalığı kronik olup hasta ve hekim iş birliği ile hastalığın kontrolünün sağlanması mümkündür. Tedavinin hedefi astım belirtilerinin azaltılması ve bireyin normal günlük aktivitelerini yapılabilmesidir. Astım krizlerinin olmaması, acil başvurularının olmaması, gece ve gündüz belirtilerinin kaybolması ve hastanın günlük aktivitelerini zorlanmadan yapması astım kontrolünün temel göstergeleridir. Alerjisi olan bir hastanın alerjenlerden korunması, sigara dumanına maruz kalınmasının engellenmesi, grip aşısının her yıl yapılması, aşırı kilolardan kaçınılması ve ilaçların düzenli ve doğru kullanımı önemlidir. Astım tedavisinde kullanılan ilaçların büyük bölümü solunum yolu ile alınmaktadır. Bu ilaçların doğru teknikle kullanımı hastalığın kontrolü için çok önemlidir. Unutulmaması gereken en önemli konu ise tedaviye uyumun bozulması yani ilaçların yanlış teknikle ve düzensiz kullanılması hastalığın kontrolündeki başarısızlığın en önemli nedenidir. Astım kronik bir hastalık olduğu için bu sorunların aşılması ancak iyi bir hekim ve hasta iş birliği ile sağlanabilir. Hastanın eğitimi ve hekim ile iyi iş birliğinin kurulması astım kontrolünün sağlanmasının en önemli basamağıdır. Bu sayede astım daha kolay bir şekilde kontrol altına alınabilir" ifadelerine yer verdi.
En tatlı satranç, rakibinden kazandığı taşı afiyetle yedi
10 Temmuz 2025 Perşembe - 13:45 En tatlı satranç, rakibinden kazandığı taşı afiyetle yedi Sivas’ta bir annenin ürettiği satranç taşı şeklindeki çikolatalar, oynayanları tatlı bir tecrübe sunuyor. Sivas’ta özel güvenlik olarak çalışan Tülin Gülşen çocuğunun alerjik sorunları nedeniyle çikolata yiyememesinden dolayı katkı maddesiz çikolata üretmeye başladı. Bir süre evinde çikolatalar üreten Gülşen, kendi işyerini açmaya karar verdi. Katkı maddesiz çikolata üretimi yaparak insanların beğenisine sunan Tülin Gülşen, farklı konseptler oluşturarak çocuklara sağlıklı çikolatalar yedirmeyi amaçladı. Çocukların hem oyun oynayarak çikolata tüketmesini isteyen Tülin Gülşen, çikolatadan satranç takımı yaptı. Tamamen çikolatan yapılan satranç takımı ile çocuklar hem eğlenirken hem de doyasıya çikolata tüketiyor. "Hem oyun oynuyorlar hem de yendikleri taşları yiyorlar" Tülin Gülşen, "Oğlum alerjik hastalıkları olan bir çocuk ona nasıl sağlıklı çikolatalar yedirebilirim diye düşünürken hobi olarak başladığım bu işe daha sonra meslek haline getirdim. İnsanların ilgini çekmek için ne yapabilirim diye düşünürken satrançtan çikolata yapmak ortaya çıkan bir fikirdi. Bu konsepti babalar gününde yaptığım bir çalışmaydı. Buraya gelen müşteriler tarafından çok sevildi, hem oyun oynuyorlar hem de yendikleri taşları yiyorlar. Bir çikolatanın yapım süreci aşama aşama ilerliyor. El yapımı ve içlerinde katkı maddesi olmadığı için sürecimiz 1 günümüzü alıyor. Kalıp temizliğinden, dondurma sürelerine, temperleme süresinin hızı her şey derece ve ısıyla alakalı olduğu için bir insanın 1 gününü alabiliyor. Görenler ilk başta çikolata olduğuna inanamıyorlar daha sonrasında çok beğeniyorlar" dedi.
Dizilerden etkilendi, özel olarak tasarladı
10 Temmuz 2025 Perşembe - 11:44 Dizilerden etkilendi, özel olarak tasarladı Sivaslı bıçak ustası, 10 bin koç boynuzu arasından seçtiği özel seri boynuz ile bıçak üretti. Dizilerden etkilendiği tarihi kılıç ve hançer motiflerinden yorumlayıp ürettiği koleksiyonluk bıçağı, 35 bin TL’den satışa sundu. Sivas’ta uzun yıllardır bıçakçılık mesleğini sürdüren Emre Göçeri, Türkiye’de daha önce örneği bulunmayan özel tasarım bir bıçak üretti. Yaklaşık 10 bin koç boynuzu arasından titizlikle seçtiği 5-6 yaşındaki hayvanlara ait özel seri boynuzları kullanan Göçeri, sap kısmına yüzyıllar öncesinden izler taşıyan işlemeleri farklı yorumlarla birleştirdi. Bıçaklara ‘Yunus modeli’ ismini veren Göçeri, Kütahya ve Balıkesir’den getirilen boynuzların doğal rengarenk ve alacalı dokusunun, standart malzemelere göre çok daha estetik olduğunu belirtti. Sınırlı sayıda hazırlanan bu koleksiyonluk bıçağın satış fiyatı ise 3 bin TL’den başlayarak 35 bin TL’ye kadar çıkıyor. "Özel tasarım bıçak yapmaya karar verdim" Emre Göçeri, bıçağın üretiminin zahmetli olduğunu ve bu zahmetin karşılığını aldıklarını söyleyerek, "O kadar koç boynuzu kullanmamıza rağmen, 8 ile 10 bin tane koç boynuzundan yalnızca 15-20 tane özel seri koç boynuzu yakalayabildik. Alacaları ve motifleri farklı, kehribar gibi olan koç boynuzları ön plana çıkmaya başladı. Daha öncesinde Gaziantep, Şanlıurfa ve Diyarbakır gibi illerden koç boynuzu bize geliyordu. Onlar dolgundu fakat renkli değillerdi. Kütahya ve Balıkesir illerinden gelen boynuzların daha dolgun, daha renkli ve daha katmanlı olduğunu fark ettik. Bu durumu merak ettik ve araştırdık. Bu olayın yedikleri yemlerle ve gezdikleri meralarla ilgili olduğunu gördük. Sonrasında da bu boynuzlarla özel tasarımlı bıçaklar yapmaya karar verdik. Koleksiyoncuların yoğun talep gösterdiği ürünler üretmeye başladık. Bizim yaptığımız bu bıçağa ‘Yunus Modeli’ ismini verdik. Biz bu bıçakları yapmaya başlamadan önce bu şekilde işlemeli Sivas bıçakları yoktu. Düz sarı ve siyah manda ile koç boynuzları vardı. Biz bu boynuzları keşfettik ve daha neler yapabiliriz diye düşündük. 5-6 yaşındaki koç boynuzlarında bu motiflerin çıktığını gördük. Biraz zahmetli oluyor ama emeğimizin karşılığını aldığımızı düşünüyoruz" dedi. "Bu motifleri daha önce dizide görmüştüm" Göçeri, bu motifleri daha önce bir dizide görüp bıçak yaptığını ve bu bıçakları sadece koleksiyon düşkünü insanların aldığını ifade ederek, "Bu motifleri daha önce bir dizide görmüştüm. Daha sonrasında Türkiye’nin başka bir yöresinden motif baktım. Araştırınca bizim dedelerimizin yapmış olduğu kılıçlarda ve hançerlerde de bu işlemeler var. Yalnız, hepsi birbirinden farklı işlemelerdi. Biz de bu işlemelere zincir kısmını eklersek farklı bir tasarım olur diye düşündük. Bu da çok tuttu, çok beğenildi. Bunların arkasına da bizim "yılan motifi" diye adlandırdığımız deseni biz kendimiz işliyoruz. Daha Önceden hiç yapılmadığı için patent kurumuna başvurumuzu yaptık. İnsanlara sunmaya hazırız. 8 ila 10 bin üründen sadece 7-8 tane özel ürün çıkarttık. Zaten bu yaptığımız ürünlerin 5 tanesini tek bir müşterimize sattık. İnsanlar bu bıçakları kullanmak için değil, koleksiyon amacıyla alıyor. Nasıl ki dolgun bir kehribar insanların gözüne güzel görünür ve almak isterlerse, bu ürünleri görenler de mutlu olup almak istiyor. Bu bıçakların bizde bir dezavantajı da var. İnsanlar hep bu özel bıçaklardan istiyor, bu sefer siyah ve sarı boynuzlarla yapılmış bıçakları satamıyoruz. Ortalama olarak bu özel bıçaklar 3 bin ila 13 bin TL arasında değişiyor. 4-5 yaşındaki bir koçtan elde edilen bir parçayı, kutusuyla birlikte 35 bin TL’ye verdik" diye konuştu.