Yerel Haberler
Sivas
11 Nisan 2026 Cumartesi - 16:44 Uzmanı uyardı: "Parkinson hastalığında erken teşhis önemli" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Songül Bavli, Türkiye’de yaklaşık 150 bin Parkinson hastası bulunduğunu ve her yıl ortalama 10 bin yeni tanı konulduğunu belirtti. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Songül Bavli, 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü kapsamında önemli açıklamalarda bulundu. 1817 yılında hastalığı tanımlayan James Parkinson’un doğum günü olan 11 Nisan’ın farkındalık günü olarak kabul edildiğini belirten Bavli, bu günün amacının hastalığın bilinirliğini artırmak ve hastaların yaşam kalitesini yükseltmek olduğunu ifade etti. Parkinson hastalığının beyinde dopamin üreten hücrelerin kaybı sonucu ortaya çıkan ilerleyici ve kronik bir sinir sistemi hastalığı olduğunu belirten Bavli, alzaymırdan sonra en sık görülen nörodejeneratif hastalık olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de yaklaşık 150 bin Parkinson hastası bulunduğunu kaydeden Bavli, her yıl yaklaşık 10 bin kişiye yeni tanı konulduğunu söyledi. "Genç yaşlarda ortaya çıkabilir" Hastalığın genellikle 60 yaş ve üzeri bireylerde görüldüğünü ancak genç yaşlarda da ortaya çıkabileceğini vurgulayan Bavli, özellikle genetik vakalarda erken yaşta görülme ihtimalinin bulunduğunu dile getirdi. Parkinson’un genellikle genetik olmadığını ifade eden Bavli, vakaların yalnızca yüzde 10-15’inde genetik geçiş bulunduğunu belirtti. "Farklı belirtiler görülebiliyor" Parkinson’un en temel nedeninin beyindeki dopamin hücrelerinin kaybı olduğunu aktaran Bavli, bu durumun hareketlerde yavaşlama, titreme ve kas sertliği gibi belirtilere yol açtığını söyledi. Bayli, ilerleyen süreçte denge kaybı, konuşma bozuklukları, duygusal değişiklikler ve koku alma problemlerinin de görülebileceğini ifade etti. "En yaygın belirtisi titreme" Hastalığın en yaygın belirtisinin tek taraflı titreme olduğunu belirten Bavli, her Parkinson hastasında titreme görülmeyebileceğini, hastaların bir kısmının kas sertliği ve hareketlerde yavaşlama şikayetleriyle başvurduğunu kaydetti. Unutkanlık konusuna da değinen Bavli, hastalığın ilerleyen evrelerinde demansa kadar gidebilen sorunların ortaya çıkabileceğini ancak bunun her hastada görülmediğini söyledi. "Korunmanın kesin bir yolu yok" Parkinson’dan korunmanın kesin bir yolu olmadığını belirten Bavli, düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, zihinsel aktivite ve sosyal yaşamın önemine dikkat çekti. Toksik kimyasallardan uzak durulması ve işlenmiş gıdalardan kaçınılmasının riskleri azaltabileceğini ifade eden Bavli, kahve tüketiminin de kısmen koruyucu olabileceğini dile getirdi. Günümüzde Parkinson’u tamamen iyileştiren bir tedavi bulunmadığını ancak ilaçlar ve ileri tedavi yöntemleriyle hastaların yaşam kalitesinin artırılabildiğini söyleyen Bavli, özellikle düzenli yaşam alışkanlıklarının önemine vurgu yaptı. "Moral desteği büyük önem taşıyor" Hasta yakınlarının da tedavi sürecinde önemli rol üstlendiğini belirten Bavli, ilaç takibi, beslenme desteği ve moral desteğinin hastalar için büyük önem taşıdığını ifade etti. Parkinson hakkında toplumda yanlış bilinenlere de değinen Bavli, hastalığın yalnızca yaşlılarda görülmediğini, her titremenin Parkinson anlamına gelmediğini ve hastaların mutlaka yatağa bağımlı hale geleceği düşüncesinin doğru olmadığını söyledi. Sivas’ta Parkinson hastalarına tanı ve tedavi imkânlarının sunulduğunu belirten Bavli, ilaç tedavilerinin yanı sıra ileri cihaz destekli yöntemlerin de uygulandığını ifade etti. Parkinson hastalarına umut mesajı veren Bavli, "Parkinson bir son değildir. Hareket özgürlük getirir" dedi.
Maaşları ödenmeyen termik santral işçileri Ramazan ayında mağdur oldu
06 Mart 2026 Cuma - 20:49 Maaşları ödenmeyen termik santral işçileri Ramazan ayında mağdur oldu Torku’nun iştiraki olduğu Konya Şeker tarafından işletilen Kangal Termik Santrali’nde çalışan işçiler, maaşlarının ödenmediği gerekçesiyle eylem yaptı. Filtresiz bacalarıyla ve neden olduğu çevre kirliliğiyle ülke gündemine gelen Kangal Termik Santrali, bu kez de işçi eylemleriyle gündem oldu. İşverenin zam oranına razı gelen işçiler şimdide maaşlarını alamadıkları için eylem yaptı. İdare binası önünde toplanan işçiler, günler geçmesine rağmen maaşlarının ödenmemesini protesto etti. İşçiler adına konuşan TES-İŞ Sivas Şube Başkanı Hakan Korkmaz, "Bir işletmenin ekonomik zorluklar yaşaması mümkün olabilir ancak bu zorlukların bedelini işçilerin ödemesi kabul edilemez. İşçiler ay boyunca emeklerini ortaya koymuş, görevlerini yerine getirmiş ve üretimin devam etmesini sağlamıştır. Buna rağmen maaşların ödenmemesi ya da eksik ödeme teklif edilmesi çalışanların geçimlerini doğrudan etkilemektedir. İşçi emeği her şeyden önce gelir. İşçilerin aileleri, çocukları ve geçim sorumlulukları bulunmaktadır. Maaşların ödenmemesi yalnızca bir ödeme gecikmesi değil, aynı zamanda yüzlerce ailenin yaşamını zorlaştıran bir durumdur. Bu nedenle Konya Şeker yönetiminin çalışanlarının emeğine saygı göstererek maaş ödemelerini eksiksiz ve zamanında gerçekleştirmesi gerekmektedir. İşçilerin hak ettiği ücretin verilmesi hem hukuki hem de vicdani bir sorumluluktur. Çalışanların alın terinin karşılığı geciktirilmemeli ve mağduriyet bir an önce giderilmelidir" dedi. Sivas’ın Kangal ilçesinde bulunan Kangal Termik Santrali, 8 Şubat 2013 tarihinde özelleştirilerek Torku’nun iştiraki olduğu Konya Şeker’e devredildi. Yıllık 1 milyon 908 bin 229 MWh elektrik üretim gücüne sahip olan santral, 2020 yılında filtresiz bacalarıyla gündem oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla santralde üretim 1 Ocak 2020 tarihinde filtre ile ilgili şartları sağlayamadığı gerekçesiyle durduruldu. Bacalarda gerekli filtre işlemlerinin tamamlanmasıyla 30 gün sonra tek türbinde, 6 ay sonra ise tam kapasite olarak elektrik üretimine yeniden başlandı. Termik santralde kullanılan kömürlerin atığı olan küller, çevre köylerin sınırları içerisinde biriktirildi. Yıllar içerisinde açıkta biriktirilen küllerden adeta kül dağı oluşurken, kül tabakası rüzgârlı havalarda çevreye yayılarak köyleri tehdit ediyor. Santralde yaklaşık 800 işçi çalışıyor.
STSO Başkanı Özdemir: "Sivas’ta üretilen ürünler AB ürünü etiketiyle dünya pazarına açılabilir"
06 Mart 2026 Cuma - 16:01 STSO Başkanı Özdemir: "Sivas’ta üretilen ürünler AB ürünü etiketiyle dünya pazarına açılabilir" STSO Başkanı Zeki Özdemir, Türkiye’nin Avrupa değer zincirinin parçası olarak tanınmasının Sivas sanayisi için önemli fırsatlar oluşturacağını söyledi. Sivas Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Özdemir, Türkiye’nin Avrupa değer zincirinin ayrılmaz bir parçası olarak tanınmasının ve gümrük birliği kapsamında Türk ürünlerinin AB menşeli kabul edilmesinin stratejik bir gelişme olduğunu vurguladı. Başkan Özdemir, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ekonomik ve ticari diplomasi trafiğinin somut sonuçlar verdiğini belirterek, AB’nin Sanayi Hızlandırma Yasası ve AB Ürünü Made in EU politikası çerçevesinde Türkiye ile gümrük birliğinin tanınmasının hem Türkiye hem de Avrupa ekonomisi için olumlu bir adım olduğunu ifade etti. Özdemir, bu kararın ticari ilişkilerin derinleşmesine ve sanayi üretiminin sürdürülebilirliğine katkı sağlayacağını söyledi.Türkiye’nin özellikle otomotiv başta olmak üzere birçok kritik üretim alanında Avrupa tedarik zincirlerinin güvenilir bir parçası olduğunu belirten Özdemir, söz konusu gelişmenin sektörel bağları daha da güçlendireceğini dile getirdi. Özdemir, kararın Sivas açısından da önemli fırsatlar barındırdığını belirterek, kentin güçlü sanayi altyapısı ve üretim kabiliyetiyle dikkat çektiğini ifade etti. Demir-çelikten makine imalatına, savunma sanayisinden doğal taş ve mermer sektörüne kadar geniş bir üretim yelpazesine sahip olan Sivas’ta üretilen birçok ürünün Avrupa standartlarında AB ürünü niteliğiyle dünya pazarlarına daha güçlü şekilde ulaşabileceğini söyledi. Sivas’ın organize sanayi bölgeleri, üretim gücü ve lojistik avantajlarıyla Avrupa ile yürütülen ekonomik iş birliğinde önemli bir rol üstlenebileceğini kaydeden Özdemir, Sivas iş dünyasının üretim kapasitesini artırmaya, ihracatı çeşitlendirmeye ve Avrupa pazarlarıyla bağlantılarını güçlendirmeye devam edeceğini belirtti.
Kutsal emanetler Sivas’ta sergilendi, görmek isteyen vatandaşlar uzun kuyruk oluşturdu
06 Mart 2026 Cuma - 15:09 Kutsal emanetler Sivas’ta sergilendi, görmek isteyen vatandaşlar uzun kuyruk oluşturdu Sivas’ta açılışı yapılan ve ziyaretçilerini ağırlamaya başlayan ‘Kutsal Emanetler ve Vakıf Eserleri Sergisi’ yoğun ilgi gördü. Ramazan ayında Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Milli Saraylar Başkanlığı iş birliğinde düzenlenen ‘Kutsal Emanetler ve Vakıf Eserleri Sergisi’ Sivas’ta kapılarını açtı. İçerisinde 99 eserin bulunduğu sergiye vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Ramazan ayının manevi atmosferini kültürel mirasla buluşturmayı amaçlayan sergide, Kâbe örtüleri, Ravza-i Mutahhara örtüleri, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (Sallallahü teala aleyhi ve sellem) Saç-ı Şerifi ve Sakal-ı Şerifi’nin yanı sıra Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne taşınır vakıf kültür varlıkları yer aldı. Serginin açılışına Sivas Valisi Yılmaz Şimşek, Belediye Başkanı Adem Uzun, Sivas Vakıflar Bölge Müdürü Mehmet Ali Çalışkan ve protokol üyeleri katıldı. Açılışta konuşan Sivas Vakıflar Bölge Müdürü Mehmet Ali Çalışkan, "Türkiye’nin 6 vilayetinde yapılan bir sergi; vakıf sergileri ve kutsal eserler kapsamında en nadide eserlerimizi sergiliyoruz. Umarım tüm halk sergiye icabet edecektir. Sivaslı hemşehrilerimizi bekliyoruz" dedi. Sivas Belediye Başkanı Adem Uzun ise, "Ramazan ayında kutsal emanetlerimizi şehrimizde sergilemekten gurur duyuyoruz. Kâbe’nin örtüleri, Peygamberimizin saçı şerifi ve vakıflar envanterinde bulunan pek çok eserin sergilenmesi bizim için büyük bir mutluluk" ifadelerine yer verdi. Vatandaşların sergiyi mutlaka ziyaret etmesi gerektiğine dikkat çeken Sivas Valisi Yılmaz Şimşek, "Kutsal emanetler şüphesiz sadece Peygamber Efendimizin bize bıraktığı hatıralar değil, aynı zamanda kültürümüzün, inancımızın ve maneviyatımızın birer sembolü, birer işaretidir. Bize düşen görev ise bu eserleri korumak ve gençlerimize, çocuklarımıza en iyi şekilde aktarmaktır" şeklinde konuştu. Konuşmaların ardından kurdeleyi kesen protokol üyeleri ve vatandaşlar, sergiyi gezdi. Açılışı yapılan sergide yer alan 99 eser, 6-8 Mart tarihleri arasında Şehit Ahmet Eyce Spor Salonu’nda 13.00 ila 23.00 saatleri arasında sergilenecek.
Made in EU,  Türk sanayicisine moral oldu
06 Mart 2026 Cuma - 12:49 Made in EU, Türk sanayicisine moral oldu SOSAD Başkanı İsmail Timuçin, Made in EU düzenlemesinin Türkiye’yi de kapsamasının ihracat ve sanayi üretimi açısından önemli fırsatlar sunacağını söyledi. Avrupa Komisyonu tarafından Avrupa sanayisini güçlendirmek ve yeni istihdam alanları oluşturmak amacıyla hazırlanan Sanayi Hızlandırma Yasası taslağında Türkiye’yi ilgilendiren önemli bir gelişme yaşandı. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, yasa tasarısında yer alan Made in EU, AB Ürünü ifadesinin Avrupa Birliği menşei şartı kapsamında, Türkiye AB Gümrük Birliği çerçevesinde Türkiye’yi de kapsamasını sağlayan yasal zeminin teyit edildiğini açıkladı. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Sivas Organize Sanayi Bölgesi Sanayicileri Derneği (SOSAD) Başkanı İsmail Timuçin, kararın Türk sanayisi açısından önemli bir kazanım olduğunu belirtti. Timuçin yaptığı açıklamada, "Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan Sanayi Hızlandırma Yasası kapsamında "AB Ürünü" tanımının Türkiye’yi de kapsayacak şekilde yorumlanmasının özellikle ihracata dayalı çalışan sanayi için büyük önem taşıdığını ifade etti. Türkiye’nin Gümrük Birliği içindeki üretim gücü ve tedarik kabiliyeti dikkate alındığında bu gelişmenin başta otomotiv ve yan sanayi olmak üzere birçok sektörde rekabet gücünü artıracak." Dedi. Timuçin ayrıca Anadolu’daki organize sanayi bölgelerinin bu gelişmeden önemli fırsatlar elde edebileceğini vurgulayarak, Sivas gibi üretim altyapısını sürekli geliştiren sanayi şehirlerinin Avrupa tedarik zincirlerine daha güçlü entegre olabileceğini ve bunun yeni yatırımlar ile istihdamın önünü açabileceğini ifade etti. Yeni düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye’de üretilen birçok sanayi ürününün Avrupa pazarında AB ürünü kapsamında değerlendirilmesinin, tedarik zinciri ve ihracat açısından önemli avantajlar sağlayabileceği belirtiliyor.
Türk-İslam tarihindeki 3 Şems’ten biri, Kara Şems’in türbesi, ziyaretçilerini ağırlıyor
06 Mart 2026 Cuma - 11:47 Türk-İslam tarihindeki 3 Şems’ten biri, Kara Şems’in türbesi, ziyaretçilerini ağırlıyor İslam tarihindeki 3 Şems’ten biri olarak kabul edilen ve kabri Sivas’ta bulunan, Şemseddin Sivas-i hazretlerinin diğer adıyla Kara Şems’in, türbesinde ziyaretçi yoğunluğu yaşanıyor. Anadolu’da yetişen büyük velilerden biri olan Şemseddin Sivas-i hazretlerinin Sivas’ta bulunan türbesinde Ramazan ayında ziyaretçi yoğunluğu yaşanıyor. Kara Şems olarak da adlandırılan Şemseddin Sivasi hazretleri; Şems-i Tebrizi ve Akşemseddin hazretleriyle birlikte Türk-İslam tarihinde ki 3 Şemsten birisi olarak kabul ediliyor. Üç Şems’ten biri Tarih araştırmacısı-yazar İbrahim Denizli, Şems-i Sivasi-i’nin Anadolu’da yetişen büyük velilerden biri olduğunu belirterek, "Şemseddin Sivasi, Anadolu’da yetişen büyük velîlerden olup Halvetiyye tarikatının Şemsiyye (Sivasiyye) kolunun kurucusudur. Esmer tenli olması sebebiyle "Kara Şems" diye tanınmıştır. Hicri 926- miladi 1519 yılında Tokat’ın Zile kazasında doğmuş, ömrünü Tokat ve Sivas’ta geçirmiş, Hicri 1006 - miladi 1597 yılında Sivas’ta vefat etmiştir. Türk-İslam tarihinde "üç Şems"ten biri kabul edilir: Şems-i Tebrizi, Akşemseddin ve Kara Şems" dedi. Valinin davetiyle Sivas’a yerleşti Denizli, Şems’i Sivas-i hazretlerinin dönemin Sivas valisinin davetiyle Sivas’a yerleştiğini ifade edip, "Yedi yaşında Amasya’da Halvetî şeyhi Hacı Hızır’ın duasını almış, daha sonra Şeyh Muslihuddin Efendi’ye ve ardından Abdülmecid Şirvani’ye intisap ederek tasavvufta ilerlemiştir. Şirvani’nin kendisini özellikle irşad etmek için geldiğini söylediği rivayet edilir. Sivas Valisi Hasan Paşa’nın davetiyle Sivas’a yerleşmiş, Meydan Camii’nde vaizlik ve imamlık yaparak irşad faaliyetlerini sürdürmüştür" 77 yaşında Eğri seferine katıldı Denizli, Şems’i Sivas-i hazretlerinin ilerleyen yaşına rağmen 1596’daki Eğri Seferi’ne katıldığını hatırlatarak, "Yaşlı olmasına rağmen III. Mehmed ile birlikte 1596’daki Eğri Seferi’ne katılmış, savaşın zorlu geçeceğini ancak zaferle sonuçlanacağını bildirmiştir. İstanbul’da Üsküdar’da Aziz Mahmud Hudayi tarafından karşılanmış ve ona dua etmiştir. Eğri’de savaşın en çetin anında zaferin yakın olduğunu söylemiş, kısa süre sonra Osmanlı ordusu galip gelmiştir" şeklinde konuştu. İstanbul yerine Sivas’ı tercih etti Denizli, Şems’i Sivas-i hazretlerinin Eğri seferi sonrası padişahın İstanbul’da kalması davetine rağmen Sivas’a geri dönmeyi tercih ettiğine vurgu yaparak şunları kaydetti. "Sefer dönüşü İstanbul’da kalma teklifini kabul etmeyerek Sivas’a dönmüş, kısa bir süre sonra vefat etmiştir. Cenazesine çok sayıda kişinin katıldığı rivayet edilir. Meydan Camii bahçesine defnedilmiştir"
‘Aracına tır çarptı’ denildi, davul ve zurnayla uğurlandı
06 Mart 2026 Cuma - 11:47 ‘Aracına tır çarptı’ denildi, davul ve zurnayla uğurlandı Sivas’ta görev yaparken tayini İzmir’e çıkan doktor, meslektaşları tarafından unutamayacağı bir veda programı ile uğurlandı. Önce ‘Aracına tır çarptı’ dediler ardından davul ve zurna ile uğurladılar. Sivas Numune Hastanesi’nde görev yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Buğra Okşaşoğlu’nun İzmir’e tayininin çıkması üzerine çalışma arkadaşları tarafından ilginç bir veda programı düzenlendi. İftar programında bir araya gelen mesai arkadaşları, Okşaşoğlu’na unutamayacağı bir sürpriz hazırladı. İftar sonrası şaka yapmak isteyen mesai arkadaşları, restoran çalışanlarından birine Okşaşoğlu’na aracına bir tırın çarptığını söylemesini istedi. Haberi alan Okşaşoğlu büyük bir panikle restoranın dışına çıktı. Dışarıya çıkan Okşaşoğlu, karşısında davul ve zurnayla karşılaşınca kısa süreli şaşkınlık yaşadı. İlk başta müziğin kendisi için çalındığını anlamayan Okşaşoğlu, arkadaşlarının da oynadığını görünce yapılan şakayı fark etti. Şaşkınlığını kısa sürede atan Okşaşoğlu, mesai arkadaşlarıyla birlikte halay çekerek eğlenceli anlar yaşadı. "Telaşla dışarı çıktım" Mesai arkadaşlarının kendisine şaka yaptığını söyleyen Buğra Okşaşoğlu, "Veda yemeği olarak iftarımızı açtık. Daha sonra ise içerideki görevli tarafından aracıma bir tırın çarptığı bilgisi verildi. Ben de bir telaş ile dışarıya çıktım ve beni davul ve zurna ile karşılayan arkadaşlarımla karşılaştım. Ben aracıma bakarken, davulun başkası için çaldığını düşündüm. Arkadaşlarımın alkışladıklarını görünce orada anladım. Bize de güzel bir anı oldu" dedi. "Davulun çaldığını görünce çok şaşırdı" Veda yemeğinde şaka yaptıklarını söyleyen Neslihan Yener, "Hocamızla beraber yıllardır beraber çalışıyoruz. Hocamızın tayini İzmir’e çıktı. Kendisi bize gitmeden önce şaka yapmıştı. Bizde kendisine bir şaka yapmak istedik. İftarımızı beraber yaptık. Daha sonra hocamızın aracına bir tırın çarptığını söylemesi için görevliye bilgi verdik. Daha sonra ise görevli bir araca tırın çarptığını ve bu aracın kime ait olduğunu sordu. Hocamız panik içerisinde dışarıya çıktı. Aracı ile yola çıkacağı için herhangi bir oluşacak sorun onun için problem teşkil ediyordu. Hocamız davul ve zurnayı görünce çok şaşırdı" diye konuştu.
‘Aracına tır çarptı’ denildi, davul ve zurnayla uğurlandı
06 Mart 2026 Cuma - 11:41 ‘Aracına tır çarptı’ denildi, davul ve zurnayla uğurlandı Sivas’ta görev yaparken tayini İzmir’e çıkan doktor, meslektaşları tarafından unutamayacağı bir veda programı ile uğurlandı. Önce ‘Aracına tır çarptı’ dediler ardından davul ve zurna ile uğurladılar. Sivas Numune Hastanesi’nde görev yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Buğra Okşaşoğlu’nun İzmir’e tayininin çıkması üzerine çalışma arkadaşları tarafından ilginç bir veda programı düzenlendi. İftar programında bir araya gelen mesai arkadaşları, Okşaşoğlu’na unutamayacağı bir sürpriz hazırladı. İftar sonrası şaka yapmak isteyen mesai arkadaşları, restoran çalışanlarından birine Okşaşoğlu’na aracına bir tırın çarptığını söylemesini istedi. Haberi alan Okşaşoğlu büyük bir panikle restoranın dışına çıktı. Dışarıya çıkan Okşaşoğlu, karşısında davul ve zurnayla karşılaşınca kısa süreli şaşkınlık yaşadı. İlk başta müziğin kendisi için çalındığını anlamayan Okşaşoğlu, arkadaşlarının da oynadığını görünce yapılan şakayı fark etti. Şaşkınlığını kısa sürede atan Okşaşoğlu, mesai arkadaşlarıyla birlikte halay çekerek eğlenceli anlar yaşadı. "Telaşla dışarı çıktım" Mesai arkadaşlarının kendisine şaka yaptığını söyleyen Buğra Okşaşoğlu, "Veda yemeği olarak iftarımızı açtık. Daha sonra ise içerideki görevli tarafından aracıma bir tırın çarptığı bilgisi verildi. Ben de bir telaş ile dışarıya çıktım ve beni davul ve zurna ile karşılayan arkadaşlarımla karşılaştım. Ben aracıma bakarken, davulun başkası için çaldığını düşündüm. Arkadaşlarımın alkışladıklarını görünce orada anladım. Bize de güzel bir anı oldu" dedi. "Davulun çaldığını görünce çok şaşırdı" Veda yemeğinde şaka yaptıklarını söyleyen Neslihan Yener, "Hocamızla beraber yıllardır beraber çalışıyoruz. Hocamızın tayini İzmir’e çıktı. Kendisi bize gitmeden önce şaka yapmıştı. Bizde kendisine bir şaka yapmak istedik. İftarımızı beraber yaptık. Daha sonra hocamızın aracına bir tırın çarptığını söylemesi için görevliye bilgi verdik. Daha sonra ise görevli bir araca tırın çarptığını ve bu aracın kime ait olduğunu sordu. Hocamız panik içerisinde dışarıya çıktı. Aracı ile yola çıkacağı için herhangi bir oluşacak sorun onun için problem teşkil ediyordu. Hocamız davul ve zurnayı görünce çok şaşırdı" diye konuştu.
Uzmanı uyardı: "Dikkat edilmezse mide kanaması geçirebilirsiniz"
05 Mart 2026 Perşembe - 11:42 Uzmanı uyardı: "Dikkat edilmezse mide kanaması geçirebilirsiniz" Ramazan ayında bilinçsiz ve ani yemek tüketiminin sindirim sistemini zorladığına dikkat çeken Sivas Medicana Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. İbrahim Emre Kurtça, geçmişinde mide rahatsızlığı bulunan kişilerin mide kanaması riskiyle karşı karşıya kalabileceğini belirtti. Ramazan ayında değişen beslenme düzeni, sindirim sistemi üzerinde önemli etkiler oluşturuyor. Gün boyu süren açlığın ardından iftar sofralarında birden ve fazla miktarda yemek tüketilmesi mide ve bağırsak sorunlarını beraberinde getirebiliyor. Özellikle sahurun atlanması durumunda, uzun süre aç kalan mideye bir anda yüklenilmesi ciddi sindirim problemlerine neden olabiliyor. Uzmanlar, işlenmiş ve ağır yağlı gıdaların özellikle iftar sofralarında sınırlandırılması gerektiğini ve bunun yerine sebze ağırlıklı ve hafif beslenmenin sindirim sistemini rahatlattığı aktarıyor. İftar ile sahur arasında su tüketiminin kademeli olarak artırılması da önem taşıyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi’nde görevli Gastroenteroloji Uzmanı Dr. İbrahim Emre Kurtça eğer oruç tutan hastanın geçmişinde mide rahatsızlıkları varsa iftar zamanı yemek yerken dikkat etmesi gerektiğini söyleyerek, "Eğer hastanın altta bir mide rahatsızlığı varsa özellikle bir reflüsü, mide fıtığı dediğimiz ya da bir ülseri varsa asit salgısı da attığı zaman hem semptomlarımızı arttırır hem de ülsere sebep olup ülserin de bir komplikasyonu olan kanamaya yol açabilir" dedi. "Ciddi sindirim problemleri oluşmaktadır" İftarda yemek yerken hafif gıdalar ile başlanması gerektiğini söyleyen Kurtça, "Şu anda on bir ayın sultanı Ramazan ayının içerisindeyiz. Bu ayda da dikkat etmemiz gereken hususlar var. Çünkü yaşam tarzımız ve beslenme alışkanlıklarımız değişmektedir. Burada da uzun süre aç kalmaktayız. Özellikle sahur yapılmadığı dönemlerde oruç tutan hastalarımızda ciddi sindirim problemleri oluşmaktadır. Bu konuda da dikkatli olmalıyız. Uzun süre aç kalıp daha sonra birden yemek yenildiği zaman midenin de bir sindirim hacmi bulunuyor. Eğer bu hacminin üzerinden fazla bir giriş olursa da sindirim problemleriyle karşılaşmaktayız. Bunu açısından da önce bir ılık bir çorba içilmesi, su içmeyi unutmamak çok önemli. Hafif bir yemekle başlanmalı, ağır bir yağlı yiyecek, kızartmalardan da uzak durmamız gerekiyor. Ön planda kızartma yediğimiz zaman mide olduğundan aşırı bir tepki vermektedir. Bununla beraberde midedeki asit salgısı artmaktadır. Bu da hasta tarafından, oruç tutanlar tarafından aşırı bir yanma, hazımsızlık, şişkinlik rahatsızlık hissi oluşturmaktadır. Özellikle böyle işlenmiş gıdalar, yağlı gıdalar, kızartılmış besinlerden uzak durulması gerekiyor" dedi. "Kanamaya yol açabilir" Bol miktarda su tüketilmesi gerektiğini belirten Kurtça, "Ramazan ayı boyunca sahuru olabildiğince yapmamız gerekiyor. Çünkü en azından iki öğün yemiş oluyoruz. Bununla beraber de bol miktarda su tüketilmeli. Yani bizim iftar zamanımızdan başlayıp sahur zamanımıza kadar kademeli olarak su tüketmemiz gerekiyor. Yeşil gıdalar ile beslenip, hafif şeyler tüketmemiz gerekiyor. Bir de elimizden geldiğince bir hareket katmalıyız. Eğer oruç tutuyoruz diye hiç hareket etmezsek bu sefer kendi vücut metabolizmamız da yavaşlar ve sindirim sistemimiz de yavaşlar. Eğer hastanın altta bir mide rahatsızlığı varsa özellikle bir reflüsü, mide fıtığı dediğimiz ya da bir ülseri varsa asit salgısı da attığı zaman hem semptomlarımızı arttırır hem de ülsere sebep olup ülserin de bir komplikasyonu olan kanamaya yol açabilir. Sahurda da böyle çok hızlı yemek yemeden, suyumuzu tüketerek, sıvı gıdamızı alarak bir kendimize de sindirim zamanı sağlamamız açısından da çok önemli. Bu süre zarfında susuz kalmaktayız. O onun için su alma miktarımız da saatimizi de ne kadar arttırırsak vücudumuzun sindirim sistemine de o kadar yardımcı oluruz" diye konuştu.