Yerel Haberler
Trabzon
Bakan Uraloğlu: "Trabzon Şehir Hastanesi’nde herhangi bir risk öngörüsü yok" 28 Şubat 2026 Cumartesi - 18:00:18 Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Trabzon Şehir Hastanesi’ndeki çalışmalarının yüzde 90 seviyesini geçtiğini belirterek, "Zaman zaman bazı spekülasyonlarda yapılıyor. 4 bin 800 adet fore kazık ve 762 adette sismik izolatör burada tesis edilmiştir. Dolayısıyla burada mühendislik olarak herhangi bir risk öngörüsü yoktur bunun altını özellikle çizmek isterim" dedi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, beraberindeki Trabzon Valisi Tahir Şahin, Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç ve milletvekilleri ile yapımı devam eden Trabzon Şehir Hastanesi şantiyesinde incelemelerde bulundu. Projenin son durumuna ilişkin açıklamalarda bulunan Bakan Uraloğlu, çalışmalarda yüzde 90’ın üzerine gelindiğini belirterek, Trabzon Şehir Hastanesi’nin mühendislik açıdan son derece güvenli inşa edildiğini vurguladı. Hastane bünyesinde genel hastane, kadın doğum, onkoloji ve kalp-damar cerrahisi gibi farklı branşlarda hizmet verileceğini, çok sayıda ameliyathane ve yoğun bakım ünitesinin yer alacağını ifade eden Bakan Uraloğlu, "Trabzon Şehir Hastanesi ile ilgili çalışmalara baktığımız zaman yüzde 90’lar seviyesinin üzerine geldiğimizi söyleyebiliriz. İç donanımlar, tıbbi cihazların yerleştirilmesi gibi aşamalara gelinmek üzere tabii. 272 bin metrekarelik bir inşaat alanından bahsediyoruz. Çok büyük bir alan olduğunu özellikle söylemek isterim. İlk etapta binin üzerinde bir yatak kapasitesi ile hizmete açılacak. Bin 500 yatak kapasitesine kadar gidecek olan çok önemli bölge hastanesi olacak. Genel hastane, kadın doğum hastanesi, onkoloji hastanesi, kalp ve damar cerrahisi hastanesi, ameliyathaneler, yoğun bakım üniteleri, 2 bin 500 civarındaki kapalı ve açık otopark alanıyla beraber bir hastane inşaatı" şeklinde konuştu. Dolgu üzerine inşa edilen Trabzon Şehir Hastanesi’nde herhangi bir risk öngörüsü olmadığına dikkat çeken Bakan Uraloğlu, "Zaman zaman bazı spekülasyonlarda yapılıyor. 4 bin 800 adet fore kazık ve 762 adette sismik izolatör burada tesis edilmiştir. Dolayısıyla burada mühendislik olarak herhangi bir risk öngörüsü yoktur bunun altını özellikle çizmek isterim. Trabzon Şehir Hastanesi’nin yapılması elbette önemli ama mutlaka oraya doğru kanallardan da ulaşılması gerekir. Bunun için iki tane kavşağı uygulamaya geçirdik. Kuzeyden bir kuşaklama yolunun yine karayolları vasıtasıyla çalışmalarını yürütüyoruz. Herhangi bir risk oluşmaması için DSİ tarafından kuşaklama kanalı bitmek üzere yine onu yürütüyoruz. TEDAŞ ve Büyükşehir Belediye Başkanlığımızın yürüttüğü çalışmalar var" diye konuştu. "Bu yıl bitmeden Trabzon Şehir Hastanesi’ni hizmete açacağız" Uraloğlu, hastaneye erişimin de en az yapı kadar önemli olduğunu vurgulayarak, "Şehrimiz için kıymetli olan hafif raylı sisteminin birinci etabını Şehir Hastanesi’nden Akyazı‘dan başlatıp havalimanına kadar götürmüş olacağız. İnşallah önümüzdeki günlerde onun ihale ilanını da yapmış olacağız. 16 kilometrelik bir hatla aynı şekilde şehir hastanemize ulaşımı da sağlamış olacağız. Elbette burada önemli yapılardan olan güney çevre yolu devam ediyor. Hastanemize ulaşımı önemli bir şekilde kolaylaştıracaktır. Havalimanı inşaatında yer teslimini yaptık inşallah bu sene içerisinde çalışmalara başlayacağız. Bütün Karadeniz’i hızlı tren ağı ile buluşturmak için Samsun-Sarp arasındaki proje çalışmalarını başlatmıştık. Kırıkkale ile Çorum arası yapım çalışmalarına başladık ve hızlıca devam ediyoruz. Bu sene Çorum ile Samsun arasını yatırım programını aldık. İnşallah yapım ihalesini bu sene içerisinde yapmayı planlıyoruz. Dolayısıyla şehrimize bu anlamdaki bütün ulaşım modlarıyla beraber ulaşımı sağlamış olacağız. İlerleyen zaman içerisinde de problemsiz bir bölge tesis etmiş olacağız. Turizm ve gelişmesine de bu anlamda katkı sağlamış olacağız. Şehir hastanesinde finale doğru gidiyoruz. Net bir tarih vermeyelim. Ufak tefek aksamalar olabilir ama bu senenin sonuna kalmadan inşallah şehir hastanemize hizmete açmış olacağız" ifadelerini kullandı.
28 Şubat 2026 Cumartesi - 17:47 Bakan Uraloğlu: "İran, Irak, Suriye, Lübnan ve Ürdün‘e olan bütün uçuşları 2 Mart’a kadar iptal ettik" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, İsrail’in İran’a yönelik saldırısının ardından bölgedeki gelişmeler nedeniyle Türkiye’nin sivil havacılık trafiğini yakından izlediğini belirterek, bir dizi uçuş iptali ve güvenlik tedbirinin hayata geçirildiğini açıkladı. İran, Irak, Suriye, Lübnan ve Ürdün‘e olan bütün uçuşları 2 Mart’a kadar iptal ettiklerini belirten Bakan Uraloğlu, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’a gidecek olan seferleri de günlük olarak iptal ettiklerini söyledi. Bakan Uraloğlu, "Bugün yine Orta Doğu’da maalesef istemediğimiz gelişmeler söz konusu. İsrail’in İran’a saldırması sonucunda öncelikle İran, İsrail ve Irak hava sahalarını kapattıklarını takip ediyoruz. Yine aynı şekilde Katar, Bahreyn ve Kuveyt’in de hava sahalarını kapatmaya yönelik notamlar yayınladıklarını biliyoruz. Bizde sivil uçuşlar noktasında sektörü yakın takibe aldık ve yönetiyoruz. Şu anda Türk Hava Yolları’nın ve Pegasus’un İran’da yerde birer uçağı var. Onların bu saldırı sürecinin sonucuna göre onları ülkeye getirme ile ilgili bir çalışmamız olacak. Yine 12 gün çatışmasında da benzer süreçleri yürütmüştük. Tabii bizim esas amacımız bölgemizdeki bu tür saldırıların olmaması, olanın da bir an önce bitmesi noktasında elbette sayın Cumhurbaşkanımızın çok yakın takiplerinin olduğunu özellikle söylemek isterim. Biz bölgede devam eden riskler nedeniyle İran, Irak, Suriye, Lübnan ve Ürdün‘e olan bütün uçuşları 2 Mart’a kadar iptal ettik. Yine aynı şekilde Katar, Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’a gidecek olan seferleri de günlük olarak iptal ettik. Gelişmelere göre de bunları takip edeceğiz. Dediğim gibi bir an önce bu savaş ya da saldırı durumunun bir an önce bitmesi hepimizin gayretidir" ifadelerini kullandı.
28 Şubat 2026 Cumartesi - 17:01 Bakan Uraloğlu: "İran, Irak, Suriye, Lübnan ve Ürdün‘e olan bütün uçuşları 2 Mart’a kadar iptal ettik" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, İsrail’in İran’a yönelik saldırısının ardından Orta Doğu’da hızla değişen hava sahası durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakan Uraloğlu, bölgedeki gelişmeler nedeniyle Türkiye’nin sivil havacılık trafiğini yakından izlediğini belirterek bir dizi uçuş iptali ve güvenlik tedbirinin hayata geçirildiğini açıkladı. İran, Irak, Suriye, Lübnan ve Ürdün‘e olan bütün uçuşları 2 Mart’a kadar iptal ettiklerini belirten Bakan Uraloğlu, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’a gidecek olan seferleri de günlük olarak iptal ettiklerini söyledi. Bakan Uraloğlu, "Bugün yine orta Doğu’da maalesef istemediğimiz gelişmeler söz konusu. İsrail’in İran’a saldırması sonucunda öncelikle İran, İsrail ve Irak hava sahalarını kapattıklarını takip ediyoruz. Yine aynı şekilde Katar, Bahreyn ve Kuveyt’in de hava sahalarını kapatmaya yönelik notamlar yayınladıklarını biliyoruz. Bizde sivil uçuşlar noktasında sektörü yakın takibe aldık ve yönetiyoruz. Şu anda Türk Hava Yolları’nın ve Pegasus’un İran’da yerde birer uçağı var. Onların bu saldırı sürecinin sonucuna göre onları ülkeye getirme ile ilgili bir çalışmamız olacak. Yine 12 gün çatışmasında da benzer süreçleri yürütmüştük. Tabii bizim esas amacımız bölgemizdeki bu tür saldırıların olmaması, olanın da bir an önce bitmesi noktasında elbette sayın Cumhurbaşkanımızın çok yakın takiplerinin olduğunu özellikle söylemek isterim. Biz bölgede devam eden riskler nedeniyle İran, Irak, Suriye, Lübnan ve Ürdün‘e olan bütün uçuşları 2 Mart’a kadar iptal ettik. Yine aynı şekilde Katar, Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’a gidecek olan seferleri de günlük olarak iptal ettik. Gelişmelere göre de bunları takip edeceğiz. Dediğim gibi bir an önce bu savaş ya da saldırı durumunun bir an önce bitmesi hepimizin gayretidir" ifadelerini kullandı.
Kazalarla geçen hayat, nakille yeniden başladı
04 Eylül 2025 Perşembe - 09:58 Kazalarla geçen hayat, nakille yeniden başladı Trabzon’da çocuk yaşta balkondan düşerek hayata tutunmaya çalışan Hüsnü Aygün’ün yaşamı, yıllar boyunca kazalar ve hastalıklarla sınandı. Gençliğinde geçirdiği trafik kazasının ardından engelli raporuyla iş hayatına atılan Aygün, bu kez de böbrek yetmezliğiyle mücadele etmek zorunda kaldı. 1,5 yıl boyunca diyalize giren Aygün, organ bağışı sayesinde yeniden sağlığına kavuştu. Trabzon’da yaşayan 57 yaşındaki Hüsnü Aygün’ün yaşamı, çocukluk yıllarından itibaren zorlu sınavlarla geçti. Henüz 7 yaşındayken balkondan düşerek ağır yaralanan Aygün, ilerleyen yıllarda da sağlık sorunlarıyla mücadele etmek zorunda kaldı. 1980 yılında konfeksiyon dükkanında çalışmaya başlayan Aygün, 1984 yılında pazara giderken trafik kazası geçirdi. 8-9 ay boyunca hastanede tedavi gördü. Kaza sonrası aldığı engelli raporuyla 1988 yılında PTT’de işe başladı. 28 yıl aralıksız çalıştıktan sonra emekli oldu ve köyüne dönerek yaşamını sürdürmeye başladı. Bu dönemde böbreklerinde gizli bir sağlık sorunu olduğu ortaya çıktı. 35 yıl önce tesadüfen böbreklerinde taş olduğunu öğrenen Aygün, yaklaşık 20 yıl önce de sol böbreğinin işlevsiz hale geldiği belirlendi. Emekliliğin ardından köy işlerine yönelen Aygün, 2016’da sol tarafında ağrı hissedince hastaneye başvurdu. Doktorların kararıyla sol böbreği ameliyatla alındı. Ancak ameliyatın üzerinden üç hafta geçmeden bu kez şişkinlik ve halsizlik şikâyetleriyle yeniden hastaneye başvurdu. Yapılan tetkikler sonrası diyaliz tedavisine başlandı. Önce Samsun’da organ nakli için başvuruda bulundu, ardından dosyasını Trabzon’a aldırdı. Yaklaşık 1,5 yıl boyunca düzenli olarak diyalize girdi. Bu süreçte gelen ilk nakil çağrısı, organın başka bir hastaya uyum sağlaması nedeniyle sonuçsuz kaldı. Ancak sadece 25 gün sonra ikinci kez hastaneye çağrıldı. Yapılan testler, Sinop’un Ayancık ilçesinde geçirdiği motosiklet kazasında ağır yaralanan 23 yaşındaki genç kızın böbreğinin uyumlu olduğunu ortaya koydu. Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Organ Nakli Merkezi Sorumlusu Opr. Dr. Coşkun Aydın ve Nefroloji Uzmanı Dr. Murat Altunok tarafından gerçekleştirilen başarılı operasyon sonrası Hüsnü Aygün yeniden sağlığına kavuştu. "7 yaşındayken balkondan düştüm, yaşamaz dediler" Hayat hikayesini anlatan Hüsnü Aygün, 7 yaşında balkondan düştüğünü ifade ederek "7 yaşındayken balkondan düştüm. Yaşamaz dediler. Ankara’da tedavi gördüm. 1 ay tedavi gördükten sonra Trabzon’a geldim. Konuşamamıştım. Doktor okula gitmemi ve mahallede arkadaşlarımla vakit geçirmem gerektiğini söylemiş. 3-4 ay sonra normale dönmüştüm. 1980 yılında konfeksiyon dükkanında çalışmaya başladım. İş hayatına böylece atılmış oldum. 1984 yılında sabah saatlerinde pazara giderken trafik kazası geçirdik. Bu kazada bir kişi hayatını kaybetti. 3 kişi yaralandık. 8-9 ay hastaneye yattım. Engelli raporu verildi. Bu raporla 1988 yılında PTT’de işe girdim. 28 yıl çalıştıktan sonra emekli oldum. Emekli olduktan sonra köy hayatını başladı" dedi. "Ameliyatım güzel geçti. 3 hafta hiçbir şeyim yoktu. Sonrasında ayaklarım şişmeye başladı" 35 yıl önce böbreklerinde tesadüfen taş olduğunu öğrendiğini kaydeden Aygün, "Yıllar geçti sancı gibi şeyler olmadı. Bunu düşürdüğümü tahmin ettim. Emekli olmadan önce bir rapor lazım oldu. Hastaneye başvurduğumda tekrardan ultrason istediler. Tekrar bakıldığında taşların yerinde olduğunu tespit ettiler. Kısa bir zaman sonra ameliyat oldum, bir parçasını aldılar. Aradan bir ay sonra bir operasyon daha oldum. Sonra tekrar bir ay sonra başka bir operasyon daha yapıldı. Doktor çok fazla taş olduğunu, sol böbreğimin de çalışmadığını söyledi. Sağ böbreğe yüklenmemek için taşları 3 seferde aldıklarını belirtti. 2016 yılında emekli olduktan sonra kendimi köy işlerine verdim. Bir gün sol tarafımda ağrı oldu. Bel fıtığında dolayı olduğunu sandım. Ağrı geçmeyince doktoruma gittim. Ultrason çekilince ’Sol böbreği alalım’ dediler. Ameliyatım güzel geçti. 3 hafta hiçbir şeyim yoktu. Sonrasında ayaklarım şişmeye başladı. Yolda yürürken yaşlı bir insan gibi oldum. Halsizleştim, doktora gittiğimde ’Normal’ dedi. Başka bir doktorum vardı onu aradım. Raporlarımı görünce ’Direk serviste yatacaksın’ dedi. Hastanede tedavi görmeye başladım. ’Diyalize gireceksin’ dediler ve diyaliz sürecim başladı" diye konuştu. "En büyük isteğim o aile ile görüşmek" Diyaliz süreci sonrası böbrek nakli için de başvuruda bulunduğunu ifade eden Aygün, "Samsun’a gittim. Orada da bir hafta kaldım. Böbrek için organ başvurusunda bulundum. Aradan 6 ay geçti. Trabzon’daki Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde de böbrek nakilleri başlamış. Hastaneye giderek başvuruda bulundum. Dosyamı buraya aldırdım. 1 ay sonra tekrar hastaneye gittim. Tekrar tahlilleri yaptırdım. Bu işlemlerden sonra hastaneden beni aradılar. ’1 böbrek, 4 hasta var gelin’ dediler. 4 kişiyi bir odaya aldılar. Rizeli bir arkadaş vardı ona nasip oldu. 25 gün sonra tekrar telefon geldi. Bu sefer 2 böbrek, 4 hasta olduğunu söylediler. Tekrar hastaneye gittik. İşlemlerin ardından organların bir tanesinin bana uygun olduğunu söylediler. Sinop’ta 22 yaşındaki bir kızımız motosiklet kazası geçiriyor. Samsun’da bir hafta hastanede tedavi gördükten sonra beyin ölümü gerçekleşmiş. Aile organlarını bağışlamış. Allah’ım o kızımıza rahmet etsin. Nur içinde yatsın. En büyük isteğim o aile ile görüşmek. Kız kardeşim hafız. ’O kızımız için hatime başlayalım’ dedim. Allah kimsenin başına vermesin. Bir tarafta hüzün var bir tarafta sevinç var. Ben ikisinin arasında kaldım. Keşke o kızımız hayatta olsaydı ben keşke o böbreği almasaydım. Artık yeni bir hayata başladım. Her zaman şükrettim. Hiçbir zaman isyan etmedim" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Adnan Çalık: "Kanser kelimesi eskisi gibi ‘son’ anlamına gelmiyor"
04 Eylül 2025 Perşembe - 09:16 Prof. Dr. Adnan Çalık: "Kanser kelimesi eskisi gibi ‘son’ anlamına gelmiyor" Kanser kelimesinin eskisi gibi bir ’son’ anlamına gelmediği, eskiden ölümcül olan birçok kanser türünün bugün uzun süreli kontrol altına alınabildiği belirtildi. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan İmperial Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Adnan Çalık, 30 yıl önce birçok kanser için tedavi şansının oldukça sınırlıyken, bugün pek çok tipte sağ kalım oranının 1,5 ila 2 kat arttığını söyledi. Son 30 yılda kanser tedavilerinde başarı oranının ciddi bir şekilde artığını kaydeden Çalık, "Son 30 yılda (1995 - 2025) kanser tedavilerinde başarı oranı ciddi şekilde arttı. Bu artışı ölçmek için genelde 5 yıllık sağ kalım oranları kullanılır. Dünya genelinde ve Türkiye’deki verilerde genel sağ kalım oranı artışı; 1990’larda tüm kanserlerde 5 yıllık sağ kalım oranı yüzde 50. Günümüzde (2020’ler) tüm kanserlerde yüzde 68-70. Tedavi başarısında yaklaşık yüzde 18-20’lik mutlak artış var. Erken tanı yöntemleri (mamografi, kolonoskopi, düşük doz BT ile akciğer taraması), cerrahi tekniklerde ilerleme (laparoskopik ve robotik cerrahi), radyoterapi optimizasyonu (IMRT, stereotaktik RT), Kemoterapi protokollerinin iyileştirilmesi, hedefe yönelik tedaviler (ör. HER2 pozitif meme kanseri için trastuzumab) İmmünoterapiler (checkpoint inhibitörleri, CAR-T hücre tedavileri) ve kişiselleştirilmiş onkoloji (genetik ve moleküler biyobelirteçlere dayalı) kanserlerde tedavi sürecini pozitif etkiliyor" dedi. Yaklaşık 30 yıl öncesine göre kanser vakalarında sağ kalım oranının 1,5-2 kat arttığına dikkat çeken Çalık, "30 yıl önce birçok kanser için tedavi şansı oldukça sınırlıyken, bugün pek çok tipte sağ kalım oranı 1,5 ila 2 kat arttı. Özellikle meme, prostat, hematolojik kanserlerde dramatik ilerleme var; akciğer ve pankreas gibi kanserlerde ise artış daha sınırlı ama son 10 yılda immünoterapi ile hızlı bir yükseliş var. Bu çok önemli bir nokta. ’Kanser’ kelimesi hâlâ toplumda ölümle eş anlamlı algılanıyor ama bu algı günümüzde tıbbi gerçeklikle tamamen örtüşmüyor. Kanser, her zaman ölüm değil. Son 30 yılda tedavi başarısı dramatik biçimde arttı. Meme, prostat, tiroit, cilt kanserleri gibi birçok türde 5 yıllık sağ kalım yüzde 85-95’e ulaştı. Çocukluk çağı lösemilerinde başarı oranı yüzde 90’ın üzerinde. Erken evrede yakalanan birçok kanserde tamamen iyileşme mümkün" diye konuştu. Bazı kanser türlerinde iyileşme oranları gripten bile daha yüksek hale geldi Bazı türlerde iyileşme oranları gripten bile daha yüksek hale geldiğini belirten Çalık, kanser kelimesinin eskisi gibi ‘son’ anlamına gelmediğini belirterek "Eskiden ölümcül olan birçok kanser, bugün uzun süreli kontrol altına alınabiliyor. Erken teşhis, başarı oranını katlıyor. Tarama programlarına katılım hayat kurtarıyor. Meme, kolon, rahim ağzı kanserlerinde bu çok belirgin. Tedavi yöntemleri çok gelişti. İmmünoterapi, hedefe yönelik ilaçlar ve minimal invaziv cerrahiyle yan etkiler azaldı, yaşam kalitesi arttı. Kanser kelimesi eskisi gibi ‘son’ anlamına gelmiyor. Bazı türlerde iyileşme oranları gripten bile daha yüksek hale geldi (ör. erken tiroit kanseri) Yaşam beklentisi uzadı, umut çok daha güçlü. Günümüzde bazı ileri evre hastalarda bile 5-10 yıl yaşam olasılığı mümkün, bu bir devrim" şeklinde konuştu.
Kardeş şehir Şemdinli’den geldiler, Trabzon’a hayran kaldılar
03 Eylül 2025 Çarşamba - 14:21 Kardeş şehir Şemdinli’den geldiler, Trabzon’a hayran kaldılar Trabzon ile kardeş şehir olan Hakkari’nin Şemdinli ilçesinden Trabzon’a gelen 45 kişilik ekip, 4 gün boyunca kentin tarihi ve turistik yerlerini gezdi. Büyükşehir Belediyesi tarafından ağırlanan misafirler, Trabzon’a hayran kaldıklarını belirterek kendilerine gösterilen misafirperverlikten dolayı teşekkür ettiler. Trabzon Büyükşehir Belediyesi ve Hakkari’nin Şemdinli Belediyesi arasında imzalanan kardeş şehir protokolünün ardından karşılıklı ilişkiler güçlenerek sürüyor. Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, Şemdinli Belediyesi’nin düzenlediği futbol turnuvasında başarılı olan takımlara Trabzon gezisi sözü vermişti. Bu kapsamda 45 kişilik Şemdinli ekibi Trabzon’da ağırlandı. Büyükşehir Belediyesi tarafından misafir edilen ekip, Ayasofya Camii, Atatürk Köşkü, Botanik Park, Ganita sahili, Sümela Manastırı ve Uzungöl’ü gezdi. Ayrıca takımlar oluşturulup halı saha maçları düzenlendi. Trabzon’a hayran kaldıklarını ve gördükleri misafirperverlikten dolayı çok mutlu olduklarını belirten Şemdinli ekibi, Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç ve belediye yetkililerine teşekkür etti. Kardeşlik bağlarını güçlendirmeye devam edeceklerini vurgulayan Başkan Genç ise "Kardeş şehrimiz Şemdinli’den gelen misafirlerimizi, kültür, tarih, spor ve sanat şehri Trabzon’umuzda ağırlamaktan mutlu olduk. Bütün kardeş şehirlerimizde olduğu gibi Şemdinli’deki kardeşlerimizle de birliğimizi ve beraberliğimizi geliştirmeye, gönül bağlarımızı güçlendirmeye devam edeceğiz" dedi.
Trabzon’da 16 yaşındaki hasır işlemecisi Metehan Arslan yılın kalfası seçildi
03 Eylül 2025 Çarşamba - 11:41 Trabzon’da 16 yaşındaki hasır işlemecisi Metehan Arslan yılın kalfası seçildi Trabzon’da bir hasır işleme atölyesinde çalışan 16 yaşındaki Metehan Arslan, Türkiye’de yılın kalfası seçilerek önemli bir başarıya imza attı. 81 ilden gönderilen adaylar arasından Ticaret Bakanlığında kurulan komisyon tarafından Türkiye’de yılın ahisi, kalfası ve çırağı seçildi. Önceki gün Akçaabatlı taş oyma ustası Hayri Dertlioğlu Türkiye’de yılın ahisi seçilmişti. Şimdi de 16 yaşındaki hasır işlemecisi Metehan Arslan Türkiye’de yılın kalfası seçildi. Trabzon’da yaşayan 16 yaşındaki Metehan Arslan, Ortahisar Mesleki Eğitim Merkezi Takı İmalatı Bölümünde öğrenim görüyor. Ağabeyinden görerek hasır işlemeciliği mesleğine başlayan Arslan, Trabzon’da bir atölyede mesleğini sürdürüyor. Metehan Arslan, "Ağabeyim de bu meslekteydi ona özenerek bunu yapmak istedim ve ilerliyorum. Çalıştığı atölyede örücüden gelen bilezikleri önce dövüyoruz, sonra tavlıyoruz, tellerini kaldırıp kaynatıyoruz. Sonra çeşitli işlemlerden geçirip tokasını takıp üretimi sonlandırıyoruz. Burada hasır bilezik, hasır kolye, yüzük ve küpe imalatı yapıyoruz. Önü açık meslektir. El yeteneği olan herkes rahatlıkla yapabilir. Sürekliliği olan bir meslek. Amacım usta olup dükkân açabilmek ve mesleği devam ettirebilecek çırak, kalfa ve ustalar yetiştirmek" dedi. Öte yandan Türkiye’de Yılın Ahisi seçilen Hayri Dertlioğlu ve yılın kalfası seçilen Metehan Arslan, 27 Eylül’de Kırşehir’de düzenlenecek olan Ahilik Haftası kutlama programında ödüllerini alacak. Trabzon esnaf ve sanatkarları son 10 yılda 9. kez Türkiye çapında büyük bir ödül almanın gururunu yaşayacak.
Prof. Dr Gürdal Yılmaz: "Bundan sonra çok sayıda kene vakası beklemiyoruz; yalnızca nadir vakalar olabilir"
03 Eylül 2025 Çarşamba - 09:27 Prof. Dr Gürdal Yılmaz: "Bundan sonra çok sayıda kene vakası beklemiyoruz; yalnızca nadir vakalar olabilir" Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gürdal Yılmaz, bu sene Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vaka sayısının geçen seneye oranla benzer seyrettiğini belirterek "Bundan sonra çok sayıda vaka beklemiyoruz; yalnızca tek tük nadir vakalar olabilir" dedi. Bölgede, bundan sonra insan hareketliliğin azalmasıyla kene vakalarında belirgin bir azalma yaşanacağına dikkat çeken Yılmaz, "Yaklaşık 15 gündür yeni bir vakamız yok. Okul sezonunun açılmasıyla birlikte artık vaka gelmeyeceğini ve salgının sona ereceğini düşünüyoruz" diye konuştu. Kenelerin halen bulundukları yerlerde varlıklarını sürdürdüklerini kaydeden Yılmaz, "Bundan sonra çok sayıda vaka beklemiyoruz; yalnızca tek tük vakalar olabilir. Bu beklentimizin nedeni, bölgelerdeki insan hareketliliğinin azalmasıdır. Ancak keneler hâlâ bulundukları yerlerde varlıklarını sürdürüyor" şeklinde konuştu. 23 vakadan 2’si vefat etti Bu sene bölgeden hastanelerine 23 kene vakası geldiğini bunlardan ikisinin vefat ettiğini kaydeden Yılmaz, "KKKA vaka sayımız geçen seneyle benzer oranda seyretti. Toplamda 23 vakamız oldu, bu vakalardan ikisi ne yazık ki hayatını kaybetti. Yaklaşık 15 gündür yeni bir vakamız yok. Okul sezonunun açılmasıyla birlikte artık vaka gelmeyeceğini ve salgının sona ereceğini düşünüyoruz. Türkiye genelinde hafif vakalarda bir miktar artış gözlemlenebilir. Ancak genel olarak ağır vaka ve ölüm sayıları önceki yıllarla benzer seyrediyor. Dünya genelinde de durum büyük ölçüde değişmedi, aynı şekilde devam ediyor" ifadelerini kullandı. KKKA için önleyici tedavi yöntemleri geliştiriliyor Ülkemizde kene vakalarına karşı aşı çalışmaları yürütüldüğünü ifade eden Yılmaz, "Ülkemizde ilaçtan ziyade aşı çalışmaları yürütülüyor. Bunun yanı sıra antikor tedavisi üzerine de çalışmalar mevcut. Yakın zamanda antikor tedavisinin de uygulanabilir hale gelmesini bekliyoruz. KKKA için önleyici tedavi yöntemleri geliştiriliyor; bu sayede ölüm oranlarının düşeceğini tahmin ediyoruz. Zamanında hastaneye başvuran hastalarda ciddi bir sorun yaşanmasını beklemiyoruz" dedi. Keneler hâlâ bulundukları yerlerde varlıklarını sürdürüyor Kenelerin bulundukları yerde her zaman varlıklarını sürdürdüğünü belirten Yılmaz, açıklamalarını şöyle sürdürdü: "Kenenin vücuda tutunma süresi oldukça önemli. Isırma anında hemen virüs bulaşmayabilir; ancak uzun süre kalması durumunda bulaş riski artar. Bu nedenle vatandaşlarımıza açık alanlardan döndüklerinde vücutlarını dikkatlice kontrol etmelerini öneriyoruz. Eğer kene varsa, uygun yöntemle çıkarılması büyük önem taşıyor. Bundan sonra çok sayıda vaka beklemiyoruz; yalnızca tek tük vakalar olabilir. Bu beklentimizin nedeni, bölgelerdeki insan hareketliliğinin azalmasıdır. Ancak keneler hâlâ bulundukları yerlerde varlıklarını sürdürüyor. Bu bölgelere gidip kene tarafından ısırılan ve vücudunu kontrol etmeyen kişiler, vaka olarak karşımıza çıkabilir. Bu nedenle dikkatli olmaya devam etmeliyiz. ‘KKKA bitti, rahatça gezebiliriz’ anlamına gelmemeli. Keneler kış aylarında genellikle görülmez; ancak hayvanların üzerindeki kenelerden kaynaklı vakalarımız olabiliyor. Örneğin Aralık ayında, hayvandan bulaşan bir vakamız olmuştu. Trabzon’da KKKA vakası yok, ancak Trabzonlu olup Gümüşhane, Şebinkarahisar gibi bölgelere seyahat ederek enfekte olan vakalarımız mevcut."
Gökhan Saral: "Uğurcan Çakır’ın satışı doğru bir karar"
02 Eylül 2025 Salı - 13:41 Gökhan Saral: "Uğurcan Çakır’ın satışı doğru bir karar" Trabzonspor eski Başkan Yardımcısı Gökhan Saral, Başkan Ertuğrul Doğan ve yönetim kurulunun görev süreleri boyunca aldıkları en doğru kararın kaleci Uğurcan Çakır’ın satışı olduğunu belirterek, bordo-mavililerin yılın transferini gerçekleştirdiğini söyledi. Trabzonspor eski Başkan Yardımcısı Gökhan Saral, milli kaleci Uğurcan Çakır’ın Galatasaray’a transferiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Saral, bordo-mavili yönetimin aldığı kararın isabetli olduğunu belirterek, "Trabzonspor yılın transferini gerçekleştirdi" dedi. Uğurcan Çakır’ın bonuslarla birlikte 36 milyon Euro karşılığında Galatasaray’a transfer edilmesiyle zor ancak doğru bir hamle olduğunu ifade eden Gökhan Saral, "Sayın Başkan Ertuğrul Doğan, daha önce İstanbul kulüplerine satmayacağını açıklamasına rağmen bu transfere onay verdi. Bu, doğru bir karardır. Gitmek isteyen oyuncuyu tutmanın bir anlamı yoktur. Yönetim kurulunun bazı kararlarını eleştirmiş olsam da bu kararın arkasındayım. Türkiye’de transfer rekoru kırıldı, umarım bu gelir doğru şekilde değerlendirilir ve camia da bunun takipçisi olur" diye konuştu. Geçmiş dönemlerde alınan kararları da hatırlatan Saral, "Muharrem Usta, Mehmet Ekici’nin Fenerbahçe’ye transferine onay vermeyerek doğru bir karar almıştı. Ahmet Ağaoğlu, Abdülkadir Ömür’ün satışına izin vermeyerek doğru karar vermişti. Bugün de Ertuğrul Doğan, Uğurcan Çakır’ın satışına onay vererek doğru bir adım attı" ifadelerini kullandı. Gökhan Saral ayrıca Trabzonspor’un altyapı politikalarına da değinerek, "UEFA Gençlik Ligi’nde yarı final oynamış bir takımı dağıtmak yanlıştı. Trabzonspor U19 Takımı’nı dağıtıp, Fransa 2. Lig ekiplerinden Christ Inoa Ouali’yi yüksek bedellerle transfer etmek doğru bir yaklaşım değildir" şeklinde konuştu.
Karadeniz Bölgesi Kadın Hizmetleri Bölgesel İstişare Toplantısı Trabzon’da gerçekleştirildi
02 Eylül 2025 Salı - 11:31 Karadeniz Bölgesi Kadın Hizmetleri Bölgesel İstişare Toplantısı Trabzon’da gerçekleştirildi Karadeniz Bölgesi Kadın Hizmetleri Bölgesel İstişare Toplantısı Trabzon’da gerçekleştirildi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Leman Yenigün başkanlığında Kadının Statüsü Genel Müdürü Süreyya Erkan ve beraberindeki heyetin katılımıyla Karadeniz Bölgesi Kadın Hizmetleri Bölgesel İstişare Toplantısı Trabzon’da gerçekleştirildi. Toplantıya Amasya, Artvin, Bayburt, Çorum, Gümüşhane, Giresun, Ordu, Rize, Samsun, Sinop, Tokat ve Trabzon illerinin İl Müdürleri, Kadın Hizmetlerinden Sorumlu İl Müdür Yardımcıları, Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi (ŞÖNİM) Müdürleri ile Kadın Konukevi Müdürleri katıldı. 2026-2030 dönemini kapsayacak Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele V. Ulusal Eylem Planı’nın hazırlık çalışmaları kapsamında düzenlenen bölgesel toplantıların dördüncüsü olan toplantıda mevzuat düzenlemeleri, yeni hizmet modelleri, eğitim ve kapasite geliştirme alanındaki ihtiyaçlar masaya yatırıldı. Ayrıca Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerinin (ŞÖNİM) kurumsal yapılanması, kadın konukevlerinin ihtiyaçları, başarılı yerel uygulamalar ve kurumlar arası koordinasyon süreçleri detaylı şekilde değerlendirildi. Kadının Statüsü Genel Müdürü Süreyya Erkan, kadına yönelik şiddetle mücadele alanında politika belirleme, uygulamaları izleme ve koordinasyonu sağlama görevlerini yürüten Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından bugüne kadar dört ayrı eylem planının uygulamaya konulduğunu, her birinin kendi döneminin ihtiyaçlarına cevap vermeyi amaçlayan stratejik yol haritası niteliği taşıdığını ifade etti. Bakan Yardımcısı Leman Yenigün ise yaptığı konuşmada, yeni Eylem Planı’nın geçmiş dönem uygulama deneyimlerinden elde edilen kazanımlar doğrultusunda bilimsel temele dayalı, yenilikçi, katılımcı ve sürdürülebilir bir yaklaşım doğrultusunda hazırlandığını vurguladı. Öte yandan, bölgenin özgün ihtiyaç ve dinamiklerinin ele alındığı istişareler aracılığıyla V. Ulusal Eylem Planı’nın hazırlık sürecinde yerelden ulusala bilgi akışını güçlendirerek sahadaki uygulama deneyimlerinin politika yapım süreçlerine yansıtılması ve yerel düzeyde başarılı bulunan hizmet modellerinin ülke genelinde yaygınlaştırılması hedefleniyor.
Ormanların arasında bin 500 metrelik rakımda Yaban Mersini bahçesi kurdu
02 Eylül 2025 Salı - 09:10 Ormanların arasında bin 500 metrelik rakımda Yaban Mersini bahçesi kurdu Trabzon’un Maçka ilçesinde yaşayan emekli öğretmen Necmettin Şahinler, geleneksel tarımın dışında alternatif bir üretim modeli olan yaban mersini meyvesini dağ başındaki bahçesinde kurarak bölgeye örnek oluyor. Yörede "Ligarba" adıyla bilinen yaban mersinini bin 500 metre rakımlı arazisinde yetiştiren Şahinler, en büyük sıkıntısının bahçesine dadanan ayılar olduğunu söylüyor. Doğal olarak yetişen yaban mersini (Ligarba), artık profesyonel bir tarım ürünü olarak değerlendirilirken Trabzon’un Maçka ilçesi Ormanüstü Mahallesi Taşoluğu mevkiinde yaban mersini bahçesi kuran Şahinler, bu meyvenin bölgeye değer katacağına inanarak kolları sıvadı. "Katma değeri yüksek bir ürün aradım" Emekli olduktan sonra yaban mersini meyvesini bir 500 rakımlı bahçesinde kurduğunu belirten Şahinler, "Buranın rakımı yaklaşık bin 500 metre. Eskiden bu bölgede hayvancılık ve yaylacılık yaygındı, ama artık bunlar neredeyse tamamen yok oldu. Ben de düşündüm: Geleneksel tarımın dışında, katma değeri yüksek bir ürün yetiştirebilir miyim? Emekli olduktan sonra bu iş benim uğraş alanım oldu. İlk etapta 200 fidan diktim. Arazide herhangi bir işlem yapmadan, çayır içine doğrudan ektim. O dönem çalıştığım için yeterince ilgilenemedim ama emekli olunca geliştirmeye başladım. Gıda mühendisi olan oğlum da bu süreçte bana çok yardımcı oldu. Onun desteğiyle devlet destekli bir proje hazırladık. Proje kapsamında 2 bin fidan aldık, bunların bin 700’ünü diktik. Ancak fidanların bir kısmı kalitesizdi, gelişemediler. Her yıl yaklaşık 200-250 fidan takviyesi yaparak şu anda bin 750 fidana ulaştık" dedi. Yüksek rakımlı yerde farklı oluyor Yüksek rakımlı yerde yaban mersini aromasının daha yoğun olduğunu kaydeden Şahinler, "Sahil kesimlerine göre yüksek rakımda aroması daha yoğun ve kaliteli oluyor. Biz tamamen organik üretim yapıyoruz, suni gübre hiç kullanmıyoruz. Damlama sulama sistemimiz de var. Çok olumlu geri dönüşler alıyoruz. Henüz üretimimiz sınırlı, elimizde talebi karşılayacak kadar ürün yok. Bu yıl tahminen 600 kilo civarında ürün almayı bekliyoruz. Geçen yıl 300-350 kilo ürün elde etmiştik, bu yıl don olayı verimi biraz düşürdü. Bu işe başlamak isteyen herkese yardımcı olmak istiyorum. Dikimden projeye kadar edindiğim tecrübeleri paylaşmak, insanlara yol göstermek istiyorum. Çevremdeki bazı kişilere fidan verdim, onlar da diktiler. Yaban mersininin yaygınlaşması için uğraşıyorum" ifadelerini kullandı. Bir çok hastalığa iyi geliyor Yaban mersinin bir çok hastalığa iyi geldiğini ifade eden Şahinler, "Özellikle bağırsak ve göz hastalıklarına iyi geldiği biliniyor. Kaliteli bir ürün; ilaç sanayiinde ve pastacılıkta çokça kullanılıyor. Toprakla uğraşmak kadar dinlendirici ve keyif verici bir şey yok. 26 yıl öğretmenlik yaptım, öğrenciler yetiştirdim. Şimdi de doğayla iç içe bin 750 ’öğrencim’ var" dedi. En büyük tehdit: Ayılar Yaban mersininin en büyük düşmanı ayılar olduğunu kaydeden Şahinler, "Yaban mersininin en büyük düşmanı ayılar. Burası onların doğal yaşam alanı olduğu için bölgede çok sayıda ayı var. Bu nedenle çit sistemi kurduk. Elektrik olmadığı için güneş enerjisi kullanıyoruz, bu da işi biraz daha zorlaştırıyor. Ayıları sık sık görüyoruz, eğer onlara zarar vermezseniz onlar da size dokunmaz. Ama bahçeye girdiklerinde dalları kırarak büyük zarar veriyorlar. Kuşlar da meyvelere zarar veriyor" şeklinde konuştu. Bu yıl ilk ürünler toplanacak Oğlu Önder Şahinler ise bu yıl ilk ürünü alacaklarını belirterek "Babam burada çiftçilik yapıyor, ben ise uluslararası bir şirkette yönetici olarak çalışıyorum. Bu iş, babamın sosyal sorumluluk projesi diyebiliriz. Bölgeye değer katabilecek alternatif ürünlerin ne olabileceğini araştırırken ortaya çıktı. Deneme bahçesi olarak başladık, şimdi gelişiyor. Yaklaşık beş yıldır bu işle uğraşıyoruz. İnsanlara da örnek olmaya çalışıyoruz. Bu yıl ilk kez ciddi anlamda ürün alacağız. Bu ürünler, yaptığımız işin bir göstergesi olacak. Umarım bölgedeki insanlar da örnek alır ve yeni bahçeler kurarlar" dedi. "Karadeniz çok verimli bir bölge" diyen Şahinler "4,5 yıl İsviçre’de yaşadım, orada meyveciliğin ne kadar profesyonel yapıldığını gördüm. Burada daha gidecek çok yolumuz var. Ama aynı zamanda büyük bir potansiyelimiz ve kazanç imkânımız da var. Atıl durumdaki arazileri değerlendirmemiz, bu coğrafyaya uygun ürünler seçmemiz gerekiyor. Ürün seçimi çok önemli. Yaban mersini, bu bölgeye en uygun ve avantajlı ürünlerden biri. Zaten burada doğal olarak yetişen, halk arasında Ligarba olarak bilinen bir bitki. Devletin de destek verdiği bir ürün. Alt yapısı tamamlandıktan sonra çok büyük bir zahmeti de yok" şeklinde konuştu.