Yerel Haberler
YEREL HABERLER
Bakan Memişoğlu: "GÖKBEY, devletimizin şefkat eli olacak" 06 Nisan 2026 Pazartesi - 16:22:44 Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "GÖKBEY, en zorlu coğrafi şartlarda, en sert iklimlerde o vatandaşlarımıza uzanan ‘devletimizin şefkat eli’ olacak" dedi.‘GÖKBEY Hava Ambulansı Havalanma Lansmanı, Üretimi ve Uçuş Test Faaliyeti’ TUSAŞ’ın Kahramankazan’daki tesislerinde gerçekleştirildi. Lansmana, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün ve TUSAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Şuay Alpay katıldı. Ambulansta incelemelerde bulunan Bakan Memişoğlu ve Görgün burada açıklamalarda bulundu."GÖKBEY, vatandaşlarımıza uzanan ‘devletimizin şefkat eli’ olacak"Bakan Memişoğlu, GÖKBEY’in ambulans konfigürasyonuyla gerçekleştirdiği test uçuşunun sağlık sistemi için devrim niteliği taşıdığını belirtti. Memişoğlu, "Dağ başında mahsur kalan bir vatandaşımız, organ nakli bekleyen bir hastamız veya acil müdahale gereken bir evladımız için her saniye altın değerindedir. İşte GÖKBEY, en zorlu coğrafi şartlarda, en sert iklimlerde o vatandaşlarımıza uzanan ‘devletimizin şefkat eli’ olacak" ifadelerini kullandı.Hava ambulansı hizmeti başladığından beri 70 binden fazla vatandaşın sağlık hizmetlerine ulaşmasını sağladıklarını dile getiren Memişoğlu, "Halihazırda 2 uçak ve 15 helikopterden oluşan hava ambulans filomuzla yurdumuzun en uzak noktalarına kadar erişebiliyoruz. Hava ambulansını hizmete alıp başladığımızda bir hayal kurmuştuk. Bugün o hayali kendi evlatlarımızın alın teriyle gerçekleştiriyoruz. İnşallah Türkiye Yüzyılı hedeflerimizle hep birlikte daha büyük başarılara imza atacağız" şeklinde konuştu."GÖKBEY ‘Üreten Sağlık’ vizyonumuzun gurur nişanesi oldu"GÖKBEY’e ilişkin bilgi veren Memişoğlu, "GÖKBEY, içinde aynı anda 2 hastaya yoğun bakım şartlarında müdahale edebildiğimiz, adeta bir acil servis. Dünyanın pek çok yerinde yüksek teknoloji maalesef yıkmak, yok etmek için havalanırken; Türkiye’nin teknolojisi, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde can kurtarmak, nefes olmak için havalanıyor. Pandemi döneminde 45 günde solunum cihazı üreten o adanmışlık, bugün GÖKBEY ile sağlık filomuzu taçlandırıyor. İnşallah bu yıl içinde GÖKBEY ambulanslarımızı envanterimize katarak, gökyüzündeki gücümüze güç katacağız. GÖKBEY ‘Üreten Sağlık’ vizyonumuzun gurur nişanesi oldu" açıklamasında bulundu."3 helikopterimiz sene sonuna kadar Sağlık Bakanlığında insanlarımıza şifa dağıtacak"GÖKBEY’in yapımında emeği geçen herkese teşekkür eden Memişoğlu, "Bugün test uçuşumuzdan sonra da delta testlerinden sonra bize teslim edilecek. Bugün için 3 helikopterimiz sene sonuna kadar Sağlık Bakanlığında insanlarımıza şifa dağıtacak" diye konuştu.GÖKBEY helikopterinin Türkiye’nin coğrafi ve iklim şartlarına uygun olarak tasarlanan hem yapısal hem aviyonik hem içinde bulundurduğu alt sistemlerin yerli ve milli ekosistem ile üretildiğini belirten Savunma Sanayii Başkanı Görgün, GÖKBEY’in genel maksat amaçlı güvenlik güçlerinin ihtiyaç duyduğu nitelikte üretildiğini kaydetti."3 GÖKBEY’i önümüzdeki 6-8 ay içinde Sağlık Bakanlığına teslim edeceğiz"Güvenlik güçlerine teslim edilmek üzere 6 farklı GÖKBEY siparişinin yanı sıra Sağlık Bakanlığı’nın da ambulans helikopter ihtiyacını milli platform ile sağlamak istediğine dikkati çeken Görgün, şu ifadeleri kullandı:"Gerek TUSAŞ’taki mühendislerimiz, gerek Savunma Sanayi Başkanlığı’ndaki ilgili dairedeki çalışan arkadaşlarımız ve Sağlık Bakanlığımızın teknik personeliyle birlikte yoğun çalışmalar gerçekleştirildi. Sayın Bakanımız da bu helikopterin gelişimini ilk günden itibaren çok yakından takip etti. Hatırlayacağınız üzere 7 Ekim tarihinde üretim alanında birlikte gelişmeleri takip etmiştik. Birlikte değerlendirmiştik. Takvimine uygun bir şekilde teslim edilmesi üzere de tüm ekiplere gerekli çalışma ve koordinasyonu konusunda sorumluluklar tekrardan o ziyarette hatırlatılmıştı. Bugün geldiğimiz noktada Bakanımızın teşrifleriyle bu test uçuşunu da gerçekleştiriyor olacağız. Toplamda 80 tane üretilecek olan bu genel maksat helikopterimiz 6 ton sınıfı bir helikopter. Yaklaşık 1 ton yakıt kapasitesine sahip. Bu helikopterimiz 3 saat havada kalabiliyor ve 700 kilometre menzile sahip. Bu helikopterimizin 3 tanesini inşallah önümüzdeki 6-8 ay içinde sırayla Sağlık Bakanlığımızın ihtiyaçlarını karşılamak üzere hazır olduğunda teslim edeceğiz. Bu helikopterimiz özellikle 12 Mart tarihinde yine hatırlayacağınız üzere Ulaştırma Bakanımızın (AAbd da katıldığı bir programla Sivil Havacılık Genel Müdürlüğümüz, Savunma Sanayi Başkanlığımız ve TUSAŞ ekiplerimizle birlikte sertifikasyon sürecini tamamlamıştı. Tabii sağlık alanında ve ambulans helikopteri olması hasebiyle yine delta testlere ihtiyaç var ve onların da sertifika edilmesi gerekiyor. Bu süreçte yakın önümüzdeki dönemde bu test uçuşuyla başlayan süreçte o delta testlerin tamamlanması sağlanacak."Bakan Memişoğlu açıklamalarının ardından beraberinde Görgün ile gökyüzünde GÖKBEY ile test uçuşunu gerçekleştirdi.
06 Nisan 2026 Pazartesi - 16:28 Kartepe Belediyesinden Çepni Caddesi’ndeki yıkım iddialarına ilişkin açıklama Kartepe Belediyesi, Çepni Caddesi’ndeki duble yol çalışmaları kapsamında gerçekleştirilen bahçe duvarı yıkımına yönelik iddiaların gerçeği yansıtmadığını, sürecin tamamen kamu yararı gözetilerek yasal çerçevede yürütüldüğünü bildirdi. Belediyeden yapılan açıklamada, söz konusu çalışmanın caddede hayata geçirilecek duble yol projesi kapsamında planlandığı ve güzergah üzerindeki tüm parsellerde eşit şekilde uygulandığı belirtilerek şu ifadelere yer verildi: "Çepni Caddesi’nde yürütülen duble yol çalışmaları kapsamında gerçekleştirilen bahçe duvarı yıkımına ilişkin yaşananlar gerçeği yansıtmamakta olup tamamen kamuoyunu yanıltmaya yöneliktir. Bu konu açıkça siyasi malzeme haline getirilmiş, kamuoyunda algı oluşturulmaya çalışılmıştır ancak gerçekler nettir. Söz konusu çalışma, caddede yapılacak duble yol projesi kapsamında, kamu yararı doğrultusunda yürütülen planlı bir çalışmadır. Ayrıca güzergah üzerinde bulunan tüm parsellerde eşit şekilde uygulanmaktadır. Bahse konu mülk sahipleri de bölgede yaşanan bu ihtiyacın gerekliliğini bilmektedir. Çalışmalarla ilgili olarak mülk sahibine aylar öncesinden gerekli bildirimler yapılmış ancak herhangi bir geri dönüş alınamaması üzerine süreç yasal çerçevede devam ettirilmiştir. Süreç içerisinde verilen yürütmeyi durdurma kararı, İdare Mahkemesi tarafından kaldırılmış; bunun üzerine yasal prosedürler doğrultusunda işleme devam edilmiştir." Açıklamaya şöyle devam edildi: "Gerçekleştirilen yıkım, yol üzerinde bulunan duvara ilişkindir. Kartepe Belediyesi olarak hiçbir vatandaşımızın mülkiyet hakkını ihlal etmemiz söz konusu değildir. Bununla birlikte, yürütülen bu hizmetin engellenmesine yönelik girişimler ve oluşturulmak istenen algı, sürecin ilerlemesini yavaşlatmaktadır. Kamu yararına yapılan bir çalışmanın bu şekilde hedef alınması kabul edilemez. Öte yandan, yıkım sonrası alana asılan pankartta yer alan ifadeler, kamuoyunu sağduyudan uzaklaştıracak nitelikte olup, halkı açıkça tehdit eden ve galeyana getirmeye yönelik bir dil içermektedir. Bu tür sorumsuz söylemler, toplumsal huzuru zedelemekte ve kamu düzenini olumsuz etkilemektedir. Kamuoyunun bu tür provokatif ve kışkırtıcı girişimlere itibar etmemesi büyük önem taşımaktadır. Bizler tüm çalışmalarımızı hukuk, şeffaflık ve kamu yararı ilkeleri doğrultusunda kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Kartepe Belediyesi, karalama kampanyalarına değil; hizmet üretmeye ve kamu düzenini korumaya odaklıdır."
06 Nisan 2026 Pazartesi - 16:29 Şehit ailelerinden Başkan Yılmaz’a destek ziyareti Gaziantep’te şehit aileleri ve gaziler, Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz’a sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi. Duygu dolu anların yaşandığı buluşmada, ailelere konut yardımı sağlayacak baklava projesinden duydukları memnuniyeti dile getirerek, teşekkür etti. Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz, kentte yaşayan şehit aileleri ve gazileri makamında ağırladı. Şehitlerin emanetleri olarak her zaman toplumun baş tacı olan aileler, Başkan Yılmaz’a hem projeden dolayı hem de kendilerine gösterilen ilgi ve hassasiyet için teşekkür etti. Başkan Yılmaz’a teşekkür ettiler Baklava projesinin sadece bir sosyal yardım çalışması olmadığını, aynı zamanda şehit ve gazi ailelerine destek olmayı amaçlayan bir gönül köprüsü olduğunu belirten aileler, bu tür çalışmaların kendileri için büyük anlam taşıdığını ifade etti. Projenin hem manevi hem de sosyal açıdan önemli bir karşılık bulduğunu vurgulayan aileler, Şehitkamil Belediyesi’nin bu yaklaşımını takdirle karşıladıklarını dile getirdi. "Her zaman yanınızdayım" Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkan Yılmaz ise, şehit ailelerinin her zaman öncelikleri olduğunu belirtti. Yılmaz, "Bizler ne yaparsak yapalım, şehitlerimizin ve gazilerimizin haklarını ödeyemeyiz. Onların bizlere emaneti olan kıymetli ailelerinin yanında olmak, bizim en büyük sorumluluğumuzdur. İmkanlarımız doğrultusunda her zaman yanlarında olmaya devam edeceğiz" dedi. "Şehit ve gazilerimize minnettarız" Şehit ailelerine yönelik çalışmaların artarak devam edeceğini belirten Yılmaz, belediye olarak sadece fiziksel hizmetlerle değil, sosyal projelerle de vatandaşların hayatına dokunmayı amaçladıklarını vurguladı. Yılmaz, "Bu proje, şehit ailelerimiz ve gazilerimize nasıl destek oluruz arayışının bir sonucudur. Bizler, sizlere minnettarız. Bu vatan uğruna can verdiniz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın el üstünde tuttuğu insanlarsınız. Bu memlekette bayrağı dik tuttunuz, toprağınıza sahip çıktınız. Biz de imkanlarımız doğrultusunda her zaman yanınızda olacağız" diye konuştu.
Söğütlü Mahallesi’nde "Cami Aile Buluşması" düzenlendi
03 Nisan 2026 Cuma - 09:24 Söğütlü Mahallesi’nde "Cami Aile Buluşması" düzenlendi Aziziye İlçe Müftülüğü tarafından Söğütlü Mahallesi Camii’nde düzenlenen programda Kur’an-ı Kerim okunup dualar edilirken, aile ve gençlik vurgusu ön plana çıktı. Aziziye İlçe Müftülüğü’nün koordinesinde Erzurum merkezine 17 kilometre, ilçe merkezine ise 7 kilometre uzaklıktaki Söğütlü Mahallesi Camii’nde "Cami Aile Buluşması" programı gerçekleştirildi. Akşam ile yatsı namazı arasında düzenlenen programa mahalle sakinleri yoğun ilgi gösterdi. Program kapsamında Kur’an-ı Kerim tilaveti, cemaatle birlikte namaz kılınıp dualar edildi. "Camiler birlik ve beraberliğin merkezidir" Söğütlü Mahallesi İmam Hatibi Mustafa İpek programda yaptığı konuşmada,"Camiler sadece ibadet ettiğimiz yerler değil, aynı zamanda birlik ve beraberliğimizi pekiştirdiğimiz mekânlardır. Bugün burada ailelerimizle, çocuklarımızla birlikte bulunmamız çok kıymetlidir. Gençlerimizin camiyle bağ kurması, geleceğimiz açısından büyük önem taşıyor. Bizler de elimizden geldiğince onları doğru şekilde yönlendirmeye gayret ediyoruz. Bu tür programlar hem kaynaşmamıza hem de manevi olarak güçlenmemize vesile oluyor. Katılım sağlayan tüm cemaatimize teşekkür ediyorum" ifadelerine yer verdi. "Çocuklarımıza değerlerimizi öğretmeliyiz" İlçe Müftüsü Osman Gülbe ise konuşmasında, "Kıymetli annelerimiz, babalarımız; bu yavrularımız sizleri örnek alacak, sizleri model alacak. Camiyi, cemaati, namazı, abdesti burada görerek öğrenecekler. İnşallah yarın dinine, değerlerine sahip çıkan nesiller olacaklar. Cenab-ı Allah yavrularımızın hepsini hayırlı eylesin, vatanımıza, milletimize faydalı bireyler kılsın.Hayatın bir başlangıcı olduğu gibi bir sonu da vardır. Hepimiz bir zamanlar küçüktük, büyüdük, bugünlere geldik. Ramazan ayı geldi geçti; orucu, teravihi, yardımlaşmayı bizlere hatırlattı. Rabbim tekrarını nasip etsin. Değerli kardeşlerim, hiçbir şey boşuna yaratılmamıştır. İnsan da büyük bir gaye için yaratılmıştır. Bu gaye, Cenab-ı Allah’ı tanımak ve O’na kul olmaktır. Bizler de çocuklarımıza bu şuuru vermeli, dinimizi ve değerlerimizi öğretmeliyiz. En büyük hedefimiz Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır" ifadelerini kullandı. Taziye evinde sohbet gerçekleştirildi Programın ardından cemaatle birlikte Söğütlü Mahallesi Taziye Evi’ne geçildi. Burada özellikle gençlere yönelik dini sohbet gerçekleştirildi. İlçe Müftüsü Osman Gülbe öncülüğünde yapılan buluşmada, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın gençlere yönelik çalışmaları ve manevi destek faaliyetleri hakkında bilgilendirmelerde bulunuldu. Mahalle sakinleriyle samimi bir ortamda gerçekleşen sohbet, karşılıklı fikir alışverişiyle devam etti. Bir sonraki program Ağören Mahallesi’nde Öte yandan Aziziye İlçe Müftülüğü’nün "Cami Aile Buluşması" programının bir sonraki durağının 9 Nisan Perşembe akşamı olacağı bildirildi. Programın, akşam ile yatsı namazı arasında Aziziye ilçesine bağlı Ağören Mahallesi’nde gerçekleştirileceği ifade edildi.
Dünyayı imar görevinde kadın konferansı düzenlendi
03 Nisan 2026 Cuma - 09:24 Dünyayı imar görevinde kadın konferansı düzenlendi Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ile Kariyer Geliştirme ve Mezun İzleme Uygulama ve Araştırma Merkezi iş birliğinde düzenlenen "Emanetin Sahibi: Dünyayı İmar Görevinde Kadın" başlıklı konferans gerçekleştirildi. İstiklal Konferans Salonu’nda yoğun katılımla gerçekleştirilen programın açılış konuşmasını gerçekleştiren İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Fatma Günaydın, insanın varoluşsal değerlerinin hayata geçirilmesinde ve nesillere aktarılmasında merkezi bir role sahip olduğunu ifade etti. Kadın meselesinin bir problem alanı olarak değil, insanlığın ortak sorumluluğu çerçevesinde ele alınması gerektiğini vurgulayan Günaydın, tür etkinliklerin toplumsal ve ahlaki değerlerin yeniden güçlendirilmesine katkı sunduğunu belirtti. Konuşmasına Kur’an’da önemli bir yer tutan "maruf" kavramına dikkat çekerek başlayan Prof. Dr. Hülya Terzioğlu, bu kavramın toplumsal meselelerde katı kalıplardan ziyade adalet ve ortak iyi ekseninde çözüm üretmeyi ifade ettiğini dile getirdi. Maruf anlayışının, farklı durumlara göre esneklik gösterebilen ve toplumsal dengeyi gözeten bir yaklaşım sunduğunu belirten Terzioğlu, kadın ile ilgili tartışmaların da çoğu zaman dış kaynaklı ve ideolojik çerçeveler üzerinden şekillendiğine işaret etti. Toplumsal cinsiyet kavramına da değinen Terzioğlu, bu kavramın biyolojik cinsiyetin ötesinde, toplumun kadın ve erkeğe yüklediği rollerle ilişkili olduğunu ifade etti. İslam düşüncesinde kadın ve erkeğin insan olma temelinde eşit; sorumluluk ve roller farklılıklar içerebilen bir yapıda ele alındığını vurgulayan Terzioğlu, eşitlik kavramının yanı sıra adalet kavramının daha kapsayıcı bir yaklaşım sunduğunu belirtti. Konuşmasında kadınların tarihi süreçte her zaman üretim içinde yer aldığına dikkat çeken Prof. Dr. Terzioğlu, kadınların çalışma hayatına katılımının yeni bir durum olmadığına işaret etti. Prof. Dr. Hülya Terzioğlu konuşmada ayrıca, İslam düşüncesinde kadın ve erkeğin karşılıklı sorumluluklar çerçevesinde konumlandırıldığı, her iki cinsin de insan olma temelinde eşit hak ve sorumluluklara sahip olduğu ifade etti. Program, teşekkür belgesi takdimi ve hatıra fotoğrafı çekimi ile sona erdi.
Küresel gübre krizine yerli çözüm: Arz sorunu yok
03 Nisan 2026 Cuma - 09:22 Küresel gübre krizine yerli çözüm: Arz sorunu yok Orta Doğu’da yaşanan gerilim ve ABD-İran savaşı sonrası küresel gübre ham maddesi tedarikinde yaşanan sıkıntılar, Türkiye’de yerli üretimle dengeleniyor. Eti Gübre Satış ve Pazarlama Direktörü Kürşat Akın, ham maddenin büyük bölümünü kendi entegre tesislerinden sağlayan yapıları sayesinde piyasadaki dalgalanmalardan minimum düzeyde etkilendiklerini belirterek, Türkiye’nin fosfatlı gübre ihtiyacının tamamını karşılayabilecek kapasitede olduklarını söyledi. Dünya genelinde gübre ham maddesine erişimde ciddi sorunlar yaşandığını ifade eden Akın, Eti Bakır’ın markası Eti Gübre’nin Samsun ve Mardin’deki üretim tesisleriyle iç piyasaya güçlü bir katkı sunduklarını dile getirdi. 750 bin tonluk kompoze gübre üretim kapasitesiyle önemli bir açığı kapattıklarını vurgulayan Akın, özellikle ilkbahar dönemi için herhangi bir arz sorunu öngörmediklerini kaydetti. "Uluslararası piyasalarda gübre fiyatları değişken" ABD-İran Savaşı’nın sürmesiyle gübre fiyatındaki dalgalanmaların devam edeceğini ifade eden Eti Gübre Satış ve Pazarlama Direktörü Kürşat Akın, "İçinde bulunduğumuz ilkbahar dönemi için Eti Bakır’ın gübre markası Eti Gübre olarak biz hazırlıklarımızı yaptık. Hem gübreyi hem de ham maddesini kendimiz ürettiğimiz için ilkbahar döneminde bir sıkıntı yaşayacağımızı düşünmüyorum. Diğer gübre firmaları da kendi tedarik kanallarını Orta Doğu’nun dışından sağlayacakları için büyük bir sıkıntı yaşanmayacaktır. Biz gübrenin yüzde 85’ini kendi ham maddemizden üretiyoruz. Diğer firmalar ise yaklaşık olarak yüzde 50’sini ithalat yoluyla getiriyorlar. Arz-talep dengesinden kaynaklanan, ham madde ve mamul gübre arzının azalması ve Orta Doğu’daki tedarikçilerin ortadan kalkmasından dolayı gübre fiyatlarında dalgalanmalar olabilir. İlkbahar dönemi için büyük artışlar görmeyeceğiz ama daha sonraki dönemlerde eğer savaş devam ederse fiyat artışları yaşanabilir" dedi. "Türkiye’nin fosfatlı gübre ihtiyacının yüzde 100’ünü, tüm gübre ihtiyacının da yüzde 20’sini karşılayacak durumdayız" Ülke genelinde yılda yaklaşık 6 milyon ton gübre tüketildiğini ve fosfatlı gübre ihtiyacının tamamını karşılayacak durumda olduklarını dile getiren Kürşat Akın, "Türkiye’nin gübre tüketimi yaklaşık olarak 6 milyon ton. Bizim Mardin-Mazıdağı’ndaki fabrikamız ve Samsun’daki gübre fabrikamızda bu ihtiyacın yaklaşık olarak yüzde 20’sini, özellikle fosfatlı gübrelerde DAP dediğimiz gübrenin ise yüzde 100’ünü karşılayacak durumdayız. Mardin-Mazıdağı’nda 400 bin ton DAP üretim kapasitemiz var. Samsun tesislerimizde ise 450 bin ton. Bunu kompoze gübreye dönüştürdüğümüz zaman ise 700-750 bin ton civarında üretim kapasitemiz oluyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük özel sektör yatırımı olma özelliğine sahip Mardin-Mazıdağı’ndaki metal geri kazanım tesisimiz ve gübre entegre tesisimizi 1,2 milyar dolarlık yatırımla kurduk. Bunun dışında Samsun’da ise sadece gübre tesisine 300 milyon dolarlık yatırım yaptık. İlk başta Eti Bakır olarak bakır üreticisiyiz. Bakırın yan ürünü olarak çıkan sülfürik asidin değerlendirilmesi, katma değeri daha yüksek bir ürüne dönüştürülmesi için gübre yapmayı planladık. Bunun üzerine yatırımlarımızı gübre üzerine yoğunlaştırdık. Mardin-Mazıdağı’nda fosfat madeni var. Orada kendi sülfürik asidimizi üretiyoruz. Buradaki gübre üretiminde ham maddemizin yüzde 100’e yakınını yine kendimiz üretiyoruz. Samsun’daki tesisimizde bakır üretirken çıkan sülfürik asidi yine katma değeri yüksek olan gübreye çevirmeye karar verdik. Türkiye’nin de yaklaşık olarak yüzde 20’lik gübre ihtiyacını karşılayacak durumdayız" diye konuştu. "Sürdürülebilir ekonomik değerler ve sıfır atık doğrultusunda gübre üretimi yapıyoruz" Çevreye duyarlı üretim modelini benimsediklerinin altını çizen Kürşat Akın, "Eti Bakır tesislerinde üretilen sülfürik asidin değerlendirilmesi için oluşturduğumuz gübre fabrikalarında sürdürülebilir ekonomik değerler ve sıfır atık doğrultusunda gübre üretimi yapıyoruz. Eti Bakır tesislerinde üretilen sülfürik asidin katma değeri yüksek gübreye çeviriyoruz ve zaman zaman Eti Gübre markasıyla yurt dışına sattığımız da oluyor. Bunun döngüsel ekonomiye katkısının daha fazla olduğunu düşünüyoruz" şeklinde konuştu. "Çay, şeker pancarı, mısır, ayçiçeği gibi alanlara özel niş gübreler üretiyoruz" Birçok tarım ürününe özel gübreler de ürettiklerini belirten Kürşat Akın, her bölge ve ürüne özel paketlemelerinin de mevcut olduğunu belirterek şunları söyledi: "İlk önce bizim değerli çiftçimizin, Türk çiftçisinin ihtiyacını karşıladıktan sonra ölü dönemlerde yurt dışına ihracatlarımız oluyor. Niş ürünler üzerine de çalışıyoruz. Bir fabrikamızın Karadeniz’de yer almasından kaynaklı olarak buradaki çay üreticisinin ihtiyacı olan 25-5-10 gübresini üretmeye başladık. Çay bahçeleri dağlık alanlarda olduğu için çiftçinin bu dağlık alanlarda gübreyi daha rahat uygulayabilmesi açısından 25 kilogramlık torbalarda üretiyoruz. Bunun yanında şeker pancarı, mısır, ayçiçeği gibi farklı tarım ürünleri için de gübrelerimiz var."
25. yıla notalarla görkemli kutlama
03 Nisan 2026 Cuma - 09:23 25. yıla notalarla görkemli kutlama Yaşar Üniversitesi, 25’inci kuruluş yıl dönümünü sanatla kutladı. Devlet sanatçısı Rengim Gökmen yönetimindeki Yaşar Üniversitesi Senfoni Orkestrası ve piyanist Salih Can Gevrek, İzmirli sanatseverlere notaların sihirli dünyasında unutulmaz bir konser yaşattı. Yaşar Üniversitesi Senfoni Orkestrası, üniversitenin ‘25’inci Kuruluş Yıl Dönümü Konseri’nde sanatseverlerle buluştu. İzmir’de vakıf üniversitelerinin müziğe desteğinin ilk örneğini oluşturan ve Selçuk Yaşar’ın fikriyle hayata geçirilen Yaşar Üniversitesi Oda Orkestrası, 2019 yılında farklı kurumlarda görev yapan sanatçıların katılımıyla Yaşar Üniversitesi Senfoni Orkestrası’na dönüştü. Bu sene 20’nci yılını kutlayan orkestranın Yaşar Üniversitesi’nin 25’inci kuruluş yıl dönümü onuruna düzenlenen konseri Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde gerçekleşti. Konsere, Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, Yaşar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Ahmet Yiğitbaşı, Selçuk Yaşar Spor ve Eğitim Vakfı Başkanı ve Yaşar Topluluğu Yönetim Kurulu Başkan Vekili İdil Yiğitbaşı, Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Levent Kandiller ile çok sayıda İzmirli sanatseverler katıldı. Salih Can Gevrek’ten iz bırakan yorum Konserin ilk yarısında Yaşar Üniversitesi Senfoni Orkestrası’na, birçok uluslararası ödülün sahibi, çalışmalarını Brüksel Kraliçe Elisabeth Müzik Şapeli’nde sürdüren Piyanist Salih Can Gevrek solist olarak eşlik etti. Şef Devlet Sanatçısı Rengim Gökmen yönetiminde gerçekleşen konserde; seslendirilen S. Rachmaninoff’un Piano Concerto No. 2 in C minor eseri izleyicilere büyülü anlar yaşattı. İkinci yarıda ise P. I. Tchaikovsky’den Fantasy Overture "Romeo and Juliet" ve Italian Capriccio eserleri seslendirildi. Orkestra ve solistin performansı, dinleyiciler tarafından uzun süre ayakta alkışlandı. "Orkestramız kültürel belleğe silinmez izler bıraktı" Yaşar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Ahmet Yiğitbaşı, yaptığı konuşmada duygu ve düşüncelerini şu sözlerle ifade etti ‘’ Üniversitemizin temellerini atarken en büyük gayemiz; topluma değer katan, özgür düşünen ve sanatı yaşamın merkezine koyan nesiller yetiştirmekti. Temelleri 2006 yılında bir "oda orkestrası" olarak atılan Yaşar Üniversitesi Senfoni Orkestramız, Kurucumuz ve Ebedi Onursal Başkanımız Sayın Selçuk Yaşar’ın sanata olan büyük inancı ve vizyoner girişimiyle hayat bulmuştur. Bu vesileyle, kendisini bir kez daha şükran ve saygıyla anıyoruz. 20. yıl dönümünü kutladığımız Senfoni Orkestramız, İzmir’in ve Türkiye’nin kültürel belleğinde silinmez izler bırakmış; şehrimizin sanat hayatında vazgeçilmez bir buluşma noktası haline gelmiştir. Bu sahne, bugüne kadar pek çok dev ismi ağırladı. Suna Kan, İdil Biret, Ruşen Güneş, Gülsin Onay, Alexander Rudin, Şefika Kutluer ve Kerem Görsev gibi nice kıymetli sanatçının notaları bu salonda yankılandı. Bu akşam da senfoni orkestramız, çok değerli şefimiz Sayın Rengim Gökmen’in yönetiminde sahnede. Piyanoda ise genç kuşağın parlak isimlerinden Salih Can Gevreği ağırlamaktan büyük gurur duyuyoruz. Bilimin ve sanatın ışığında geçen 25 yılımızı selamlarken, Senfoni Orkestramıza da başarılarla dolu nice 20 yıllar diliyorum. Sanata verdikleri kesintisiz destek için İzmir Büyükşehir Belediyesine ve Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’ne en içten teşekkürlerimi sunuyorum." "Ahmed Adnan Saygun’un öğrencisi sanatçı" Ankara Devlet Konservatuvarı’nda eğitim gördüğü yıllarda Ahmed Adnan Saygun’un öğrencisi olan duayen Şef Rengim Gökmen, Yaşar Üniversitesi’nin 25’inci yılı anısına yaptığı konuşmada şunları söyledi: "Yaşar Üniversitesi’nin konserine 3’üncü defa konuk oluyorum. Benim için her zaman unutulmaz, güzel deneyimler oldu. Bir üniversitenin doğmasının, yaşatılmasının ve geliştirilmesinin ne demek olduğunu en iyi bilenlerdenim. Özellikle müzik ve sanata yatırım yapan, müzik öğrencilerini yetiştiren üniversitelerin işi hiç kolay değil. Yaşar Üniversitesi’nin bugün varmış olduğu noktayı büyük takdirle karşılıyorum. Çeyrek yüzyıl boyunca, tüm eğitim hayatında pozitif anılarla anılan, sanat etkinliklerine ev sahipliği yapan ve Sayın Kurucu Selçuk Yaşar’ın da çok önemsediği şekilde müzik bölümünü yaşatmak için her türlü çabayı gösteren bir üniversite. Gerçekten bir üniversitenin 25’inci yılında bu noktada olması çok önemli ve büyük bir başarı. Ülkemiz ve İzmir için çok büyük bir gurur kaynağı. Nice 25 yıllara ulaşmasını diliyorum."
Atatürk Üniversitesi, Seyfettin Özege’yi vefatının 45. yılında sempozyumla andı
03 Nisan 2026 Cuma - 09:21 Atatürk Üniversitesi, Seyfettin Özege’yi vefatının 45. yılında sempozyumla andı İbrahim Müteferrika’nın matbaayı kurduğu 1728’den Harf İnkılabına uzanan iki asırlık Türkçe yayın mirasının yüzde doksanını bünyesinde barındıran koleksiyonun sahibi, büyük bibliyografyacı Seyfettin Özege Atatürk Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen sempozyumla anıldı. Atatürk Üniversitesi Merkez Kütüphanesi Seyfettin Özege Nadir Eserler Salonu, bugün tarihi bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Atatürk Üniversitesi, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığının iş birliğiyle gerçekleştirilen "Vefatının 45. Yılında Seyfettin Özege Sempozyumu - Bağış Kütüphanesi ve Katalog Çalışmaları" Erzurum’da kapılarını açtı. Türk bibliyografyacılığının tartışmasız en büyük isimlerinden Seyfettin Özege’yi anmak ve onun bıraktığı devasa mirası akademik zeminde yeniden değerlendirmek amacıyla bir araya gelen araştırmacılar, yayıncılar, kütüphaneciler ve akademisyenler; başta Atatürk, Hacettepe ve Marmara üniversiteleri olmak üzere pek çok üniversiteden katılım sağladı. Rektör Hacımüftüoğlu: "Üniversite Olarak Bu Mirasa Sahiplik Etmekten Büyük Bir Bahtiyarlık Duymaktayız" Açılış töreni, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla devam etti. Ardından sempozyuma konu olan Seyfettin Özege’yi ve koleksiyonunu tanıtan kısa bir tanıtım filmi izletildi. Açılış konuşmaları sırasıyla Atatürk Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Reyhan Keleş, Atatürk Kültür Merkezi Başkan Yardımcısı Dr. Ömer Gök ve Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu tarafından gerçekleştirildi. Rektör Hacımüftüoğlu yaptığı konuşmada: "Seyfettin Özege ismi ve koleksiyonu, Atatürk Üniversitesi, Erzurum ve hatta bütün dünya için olağanüstü kıymet ve ehemmiyet taşımaktadır. 1961’den vefat tarihi olan 1981’e kadar bizzat kendi eliyle sandıklara yerleştirerek bağışladığı bu koleksiyon, İbrahim Müteferrika’nın matbaayı kurduğu 1728’den Latin alfabesine geçiş tarihi olan 1928’e kadar geçen süre içerisinde yayınlanan eski harflerle basılmış Türkçe kitapların yüzde doksanını ihtiva etmektedir. Böyle bir koleksiyonun bir benzerinin daha dünya üzerinde oluşturulmamış olduğu bilinmektedir. Üniversite olarak bu mirasa sahiplik etmekten büyük bir bahtiyarlık duymaktayız" ifadelerini kullandı. İki Asrın Mirası: 57.000 Cilt, Eşsiz Bir Koleksiyon Seyfettin Özege’nin, 1902 yılında İstanbul’da, baba tarafından Osmanlı idari geleneğine kök salmış, anne tarafından Ahıska Türklerinin köklü kültürüyle yoğrulmuş bir ailede dünyaya geldiğini aktaran Hacımüftüoğlu: "Atatürk Üniversitesi Merkez Kütüphanesinde 57.000 cildi aşan bir zenginlikle araştırmacıların hizmetine sunulan Seyfettin Özege Koleksiyonu; Kazan’dan Bombay’a, Bakü’den Paris’e ve Berlin’den Viyana’ya uzanan geniş bir coğrafyada basılmış Türkçe eserleri bünyesinde barındırmaktadır. Türk-İslam kültür dünyasını araştıran yerli ve yabancı akademisyenler için vazgeçilmez bir başvuru kaynağı olan bu koleksiyon, aynı zamanda Erzurum’un dünya çapında tanınmasına vesile olan en önemli kültürel değerlerden biri olma özelliğini korumaktadır" diye konuştu. Üç Oturumda On Beş Tebliğ Sempozyum, Prof. Dr. Süleyman Çiğdem başkanlığında gerçekleştirilen birinci oturumla akademik boyutuna geçti. Bu oturumda Sahri Koz (halkbilimci, editör ve yazar), Prof. Dr. Zeki Eraslan ve Prof. Dr. Ali Birinci gibi köklü isimler, Özege’nin Atatürk Üniversitesi ile ilişkisini, kütüphanesinin araştırmacılar açısından önemini ve tercüme-i hâl dosyalarını ele alan tebliğler sundu. Doç. Dr. Güler Doğan Averbek başkanlığındaki ikinci oturumda ise Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Sıddıka Dilek Yalçın Çelik ve Prof. Dr. Nebi Özdemir, Özege arşivinin kültürel hafızaya katkısını ve dijitalleşme süreçlerini masaya yatırdı. Atatürk Üniversitesi’nden Prof. Dr. Dündar Alikılıç, nadir eserler koleksiyonunun kapsamlı bir projesini kamuoyuyla paylaştı. Prof. Dr. Dursun Ali Tökel’in başkanlık ettiği üçüncü ve son oturumda Prof. Dr. Erdoğan Erbay, Prof. Dr. Metin Özarslan ve Abdülkadir Güzeltepe gibi isimlerin tebliğleri; Özege’yi bibliyofil kimliğiyle, hakkında yazılanlar üzerinden ve dijital arşivler bağlamında yeniden değerlendirdi. Atatürk Üniversitesi Merkez Kütüphanesi Nadir Eserler Şube Müdürü Abdülkadir Güzeltepe’nin sunuşu ise koleksiyonun dünü ve bugününe ışık tutan pratik bir perspektif sundu. Türk Bibliyografyacılığının Zirvesi: Özege Kataloğu Sempozyumun odak başlıklarından biri olan "Katalog Çalışmaları", Özege’nin ömrünün otuz yılını adadığı "Eski Harflerle Basılmış Türkçe Eserler Kataloğu" etrafında şekillendi. Bibliyografyacılık kurallarına titizlikle bağlı kalarak hazırlanan ve bizzat görüp incelemediği hiçbir esere yer vermediği bu katalog, Türk kütüphane ve bilgi bilimi tarihinde çığır açıcı bir eser olarak kabul görmektedir. Türk Halk Bilimi araştırmacıları için birincil kaynak niteliğindeki bu çalışmanın önemi, sempozyum boyunca pek çok tebliğde ayrıca vurgulandı. Taahhüt Yerini Koruyor: "Seyfettin Özege Kütüphanesi" Atatürk Üniversitesi’nin 1961 yılında Özege’ye verdiği "Kütüphaneniz Seyfettin Özege Kütüphanesi adıyla anılacaktır" taahhüdü, bugün de eksiksiz biçimde hayata taşınmaktadır. Koleksiyon bütünlüğünü koruyarak Nadir Eserler Salonu’nda yerini almış; erişilebilirliğin artırılması ve dijitalleştirme konularındaki çalışmalar ise sürmektedir. Sempozyum, bu taahhüdün akademik bir vefa töreni olarak tescillenmesi bakımından da büyük anlam taşımaktadır. Etkinlik, katılımcıların değerlendirme ve önerileriyle son buldu. Elde edilen akademik çıktıların yakın zamanda kamuoyuyla paylaşılması planlanmaktadır.