Yerel Haberler
Adana
Kepme: "Finlandiya ve ülkemiz arasında bir ilke imza atmaktan onur duyuyoruz" 23 Mart 2026 Pazartesi - 14:52:11 İstanbul Lider Koleji İcra Kurulu Başkanı Filiz Kepme, Finlandiya’nın uygulamalı bilimler alanındaki üniversitelerinden olan Laurea’dan akademisyen heyetinin ilk kez Türkiye’de öğrencilere ‘kabul sınavı’ yapacağını açıklayarak, süreçten memnuniyet duyduğunu söyledi. Finlandiya’nın dünyaca ünlü üniversitelerinden Laurea Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, öğrenci seçimi süreci kapsamında ilk kez Türkiye’ye bir heyet göndererek fiziksel sınav gerçekleştirecek. Bu sınav İstanbul Lider Koleji iş birliğiyle gerçekleşecek. İlk 30 öğrencinin sınav ücreti ev sahibinden Böylece Türkiye’den Finlandiya’da eğitim almak isteyen öğrenciler, Laurea’nın öğrenci kabul sürecine kendi ülkelerinde, daha erişilebilir şartlarda katılma imkanı bulacak. İstanbul Lider Kolejleri’nin sunduğu destek kapsamında ise sınava başvuran ilk 30 öğrencinin sınav giriş ücretleri kolej tarafından karşılanacak. Başvurular başladı Laurea’nın resmi duyurularına göre Türkiye başvuru dönemi 18 Mart- 1 Nisan tarihleri arasında açık olacak. Adayların başvuru evrakını sisteme yüklemeleri için son tarih ise 8 Nisan. Uygun bulunan adaylara sınav davetleri daha sonra iletilecek ve giriş sınavları 21-24 Nisan tarihleri arasında Ankara’da düzenlenecek. Laurea Uygulamalı Bilimler Üniversitesi; İşletme Yönetimi, İşletme Bilişim Teknolojileri ve Sağlık Hizmetleri alanlarında Türkiye’den başvurular kabul ediyor. Laurea Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’ndeki bu bölümler Türkiye’de İşletme, Yönetim Bilişim Sistemleri ve Hemşirelik bölümlerine denk geliyor. Sınavın Türkiye ayağı Ankara’da Başvuru sürecinde öğrencilerden lise transkripti, lise diploması ya da mezuniyet durumunu gösteren resmi belge ve en az IELTS 6.0 veya eşdeğeri bir İngilizce yeterlilik sonucu talep ediliyor. Sınav süreci, teorik değerlendirme ve mülakat olmak üzere iki temel aşamadan oluşuyor. Laurea’nın ilgili sayfalarında, Türkiye uygulamasında sınavların Ankara’da yapılacağı ve yalnızca uygun bulunan adayların sınava davet edileceği belirtildi. "Finlandiya ve ülkemiz arasında bir ilke imza atmaktan onur duyuyoruz" İstanbul Lider Kolejleri İcra Kurulu Başkanı Filiz Kepme de sürece ilişkin değerlendirmesinde bu iş birliğinin yalnızca akademik bir sınav organizasyonu olarak değil, öğrencilerin küresel geleceklerine dokunan stratejik bir adım olarak görülmesi gerektiğini vurguladı. Kepme, "Sektörle iç içe, uluslararası ölçekte güçlü bir eğitim modeli sunan Laurea Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nin Türkiye’ye ilk kez bir heyet göndererek öğrenci kabul sınavı yapacak olması, eğitim dünyamız adına son derece kıymetli bir gelişmedir ve Türkiye’de bir ilktir. Gençlerimizin uluslararası eğitim fırsatlarına doğrudan erişebilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle ilk 30 öğrencinin sınav giriş ücretlerini karşılayarak öğrencilerimizi bu yolculukta somut biçimde desteklemek istedik. İstanbul Lider Koleji olarak gençlerimizin hayallerini ve hedeflerini desteklemek için ulusal ve uluslararası iş birliklerimize devam edeceğiz" dedi.
23 Mart 2026 Pazartesi - 10:40 Petrol yerine nişasta: 180 günde biyobozunabilen plastik alternatifi Adana merkezli Sunar NP, mısır nişastasından ürettiği biyoplastik ham maddelerle plastik kirliliğine çevreci bir alternatif sunuyor. Bitki bazlı biyopolimerlerden üretilen ürünler 180 gün içinde doğada çözünerek gübreye dönüşebiliyor. Bu ürünler, EN 13432 standardına uygun olarak doğada tamamen biyolojik olarak çözünüyor ve mikroplastik oluşumuna yol açmıyor. Biyoplastikler, geleneksel plastiklerden çevresel etkileri bakımından ayrışırken, plastik türleri arasındaki farkların doğru anlaşılmasının önemi de giderek daha fazla gündeme geliyor. Plastik atıkların çevreye verdiği zarar her geçen gün daha fazla gündeme gelirken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Fatih Turan’ın tek kullanımlık plastiklere yönelik düzenlemelere ilişkin yaptığı son açıklamalar, çevreci alternatifler açısından önemli bir dönüm noktası olarak öne çıkıyor. Turan, yönetmelik taslağında biyobozunur plastiklerin diğer plastiklerden ayrı değerlendirilerek muaf tutulmasının planlandığını belirtirken, planlanan düzenlemenin Sıfır Atık yaklaşımı ve döngüsel ekonomi hedefleri çerçevesinde, petrol bazlı ve oksobozunur plastiklerden biyobozunur plastiklerin ayrı tutulmasını öngördüğünü ifade etti. Bu yaklaşım, sektör temsilcileri tarafından "her plastik aynı değildir" anlayışının mevzuata yansıması olarak değerlendirilirken; petrol bazlı plastiklerin doğada yüzlerce yıl kalabildiği, oksobozunur plastiklerin ise parçalanma sürecinde mikroplastik oluşturarak çevreye kalıcı zarar verebildiği hatırlatılıyor. Nişasta bazlı biyoplastiklerin uygun şartlar altında tamamen biyolojik olarak çözünerek doğaya geri dönebildiği vurgulanıyor. Bu da sürdürülebilir malzeme geliştiren sektörler tarafından olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Plastik kirliliğine sürdürülebilir çözüm Sunar NP tarafından mısır nişastasından üretilen biyopolimerler, kısa sürede doğada biyolojik olarak çözünerek plastik kirliliğine karşı sürdürülebilir bir çözüm sunuyor. Bu kapsamda, biyobozunur plastiklerin mevzuatta ayrı bir kategoride ele alınması ve teşvik edilmesi yönündeki yaklaşımın hem çevresel etkilerin azaltılması hem de yerli ve yenilikçi üretim kapasitesinin desteklenmesi açısından kritik bir adım olduğu vurgulanıyor. Bu yaklaşım sayesinde karbon ayak izinin düşürülmesine ve ithal petrokimya bağımlılığının azaltılmasına da katkı sağlanıyor. Avrupa Birliği’nde uygulanan bu yaklaşımda, biyobozunur ve kompostlanabilir malzemeler kullanım alanlarına göre ayrıştırılarak özellikle organik atıklarla birlikte toplanabilen ürünlerde teşvik ediliyor. Bu sayede hem atık yönetimi süreçleri daha verimli hale getiriliyor hem de döngüsel ekonomi hedefleri destekleniyor. "Çevre dostu ürünler, yaygınlaşmalı" Bakanlığın tek kullanımlık plastiklere yönelik planladığı düzenlemeye dair görüşlerini paylaşan Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, bu yaklaşımı desteklediklerini belirterek, "Biyobozunur alternatiflerle tek kullanımlık plastiklerin aynı yönetmeliğe tabi olmaması son derece kritik bir önem taşıyor. Yönetmeliğin bunu açık ve net bir şekilde ortaya koyması gerektiğini düşünüyoruz. Tüm plastiklerin aynı olmadığı gerçeği doğrultusunda biyobozunur plastiklerin diğerlerinden ayrı tutulması gerekiyor. Çevre dostu ürünlerin yaygınlaşması, doğanın korunması ve sürdürülebilir üretim açısından büyük önem taşıyor" dedi. Çomu ayrıca, oksobozunur plastiklerin aksine biyoplastiklerin mikroplastik oluşumuna yol açmadığını ve çevresel etki profillerinin farklı olduğunu vurguladı. Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, mısır nişastasından üretilen biyoplastik ürünlerin plastik sektöründe çevreci bir dönüşümün parçası olduğunu belirterek ürünün geliştirilme sürecini de anlattı. Çomu, ürünlerin TÜV sertifikalı olduğunu ve Türkiye’de biyoplastik alanında ilk nişasta bazlı üretici olduklarını ifade etti. Ayrıca Avrupa Birliği’nin Packaging and Packaging Waste Regulation çerçevesinde biyoplastiklerin yasal olarak tanımlanması ve teşvik edilmesinin önemli bir örnek olduğunu söyledi. "Bu ürünün geleceği olduğunu yıllar önce gördük" Çomu, biyoplastik çalışmalarının temellerinin yaklaşık 15 yıl önce atıldığını belirterek, şirket mühendislerinin dünyadaki nişasta bazlı ürünleri incelemesiyle sürecin başladığını söyleyerek, "O dönemde dünyada nişasta bazlı ürünlerden neler üretildiğini araştırmaya başladık. Rakiplerimizin bu ürünleri ürettiğini mühendislerimiz fark etti. 2012–2013 yıllarında AR-GE yöneticimizle babam arasında geçen bir görüşmede ’bu ürünün geleceği var, yatırım yapmalıyız’ fikri ortaya çıktı. Sonrasında yaklaşık 4–5 yıl boyunca tesislerde sadece bu ürünlerin kombinasyonları üzerine çalıştık" dedi. "Birçok plastik ürünün çevreci alternatifi üretilebiliyor" Biyopolimerlerin birçok farklı sektörde kullanılabildiğini ifade eden Çomu, ürünlerin plastik içindeki biyolojik oranı artırarak çevresel etkiyi azalttığını belirtti. Mustafa Nuri Çomu, "Termoplastik nişasta ve termoplastik nişasta içeren biyoplastik hammaddeleri üretiyoruz. Bu malzemeler biyoplastik formülasyonlarında biyobazlı içeriği artırmak amacıyla kullanılıyor. Bu hammaddelerle tek kullanımlık poşetler, kargo poşetleri, çöp torbaları, çatal-kaşık gibi ürünler, kulak çöpleri, içecek karıştırıcıları, pipetler, çeşitli ambalaj malzemeleri, tarım sektöründe kullanılan örtü filmleri ve hatta 3D yazıcı filamentleri üretilebiliyor" ifadelerini kullandı. "Türkiye’de ham maddeden üretim yapan tek üreticiyiz" Türkiye’de nişasta bazlı biyoplastik ham maddesini üreten tek entegre üretici olduklarını vurgulayan Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, üretimin büyük bölümünün ihracata yönelik olduğunu söyledi. Çomu, "Türkiye’de nişastadan, bu ürünü ham maddeden başlayarak üreten tek entegre üreticiyiz. Şu anda ağırlıklı olarak ihracata çalışıyoruz. Avrupa, Çin, Uzak Doğu ve Güney Amerika’da bu ürünler regülasyonlarla destekleniyor. Devletler petrol bazlı plastikleri yasaklayarak veya ek ücretler getirerek bu ürünlerin kullanımını teşvik ediyor" ifadelerini kullandı. "Devlet politikalarıyla kullanım hızla artabilir" Türkiye’de benzer teşvik mekanizmalarının devreye alınması halinde biyoplastik kullanımının hızla yaygınlaşabileceğini belirten Çomu, birçok zincir marketin bu ürünleri kullanmaya hazır olduğunu söyledi. Türkiye’deki ambalaj üreticilerinin ise biyoplastik ambalajlar ve tek kullanımlık ürünleri halihazırda ağırlıklı olarak ihracat için ürettiğini ifade etti. Çomu, "Eğer bu yönde bir politika uygulanırsa birçok zincir market bu ürünleri kullanmaya hazır. Biz de bu konuda üretimlerimizi sürdürüyoruz. 2020 yılından bu yana Avrupa’da da birçok iş ve sürdürülebilirlik ödülü aldık" dedi. Çomu ayrıca Türkiye’nin iklim politikaları açısından önemli bir döneme girdiğini belirterek, "Türkiye’nin COP31 yılı olması nedeniyle çevre ve sürdürülebilirlik alanında atılacak adımlar uluslararası ölçekte de büyük önem taşıyor. Biyobozunur ve bitki bazlı ürünlerin teşvik edilmesiyle Türkiye bu alanda öncü ülkelerden biri olabilir. Biz de Sunar Yatırım olarak bu dönüşümü sonuna kadar desteklemeye ve katkı sunmaya hazırız" diye konuştu.
23 Mart 2026 Pazartesi - 10:17 80 yaşında Çukurova kamışlarını sanata dönüştürüyor ADANA (İHA) – Adana’da 80 yaşındaki ney ustası Çukurova’nın sazlıklarından topladığı kamışları atölyesinde sanata dönüştürüp gelecek nesillere aktarıyor. Kozan ilçesinde yaşayan emekli öğretmen Yunus Can, Çukurova’nın sazlıklarından topladığı kamışları evinin bodrum katındaki atölyesinde neye dönüştürerek yarım asra yaklaşan emeğini sürdürüyor. Kozan’ın ilk ney ustası olan Can, hem üretim yapıyor hem de yetiştirdiği öğrencilerle unutulan sanatını geleceğe taşıyor. Ney ile tanışmasının 20-25 yıl öncesine dayandığını anlatan Can, "Bir arkadaşımın evinde bir ney metodu gördüm. İçinde bir Muş türküsü dikkatimi çekti. O kitabı aldım. Metot, rahmetli Süleyman Evgüner’e aitti. Oradan neyin nasıl yapıldığını, nasıl üflendiğini, nasıl çalındığını öğrendim. ’Ben bunu yaparım’ dedim ve kamış toplamaya başladım" dedi. "Her kamış ney olmaz" Ney yapımının sabır ve titizlik istediğini vurgulayan Can, "Her kamış neye gelmez. Kamışların boğum aralıklarının birbirine yakın ve dengeli olması gerekir. Tarladan kesip getiriyoruz ama hemen olmuyor. En az bir yıl kuruması gerekiyor. Bizim bölgemiz sıcak olduğu için bazen altı ay da yeterli oluyor. Kuruduktan sonra dış kabuğunu temizliyoruz, içini açıyoruz ve neyin yapım aşamasına geçiyoruz" diye konuştu. Can, 24 çeşit ney bulunduğunu belirterek, her birinin ayrı bir ölçü ve ses karakterine sahip olduğunu ifade etti. "Neye rağbet az, fakat gönül verenler var" Kozan’da ney yapımını başlatan isim olduğunu dile getiren Yunus Can, bilgisini öğrencileriyle paylaştığını ve sanatın gelecek nesillere aktarılması için bilgiyi kendine saklamadığını ifade ederek, "Bu birikim sadece benimle gitmesin istedim. Birçok kişiye öğrettim. Şimdi burada yapan birkaç arkadaşımız var. Takıldıkları yerde hala yardımcı oluyorum. Toplanırız, meşk yaparız. Ama gençler biraz uzak. Neye rağbet az, fakat gönül verenler var" dedi. "Kozan için büyük bir değer" Neyle Yunus Can öğretmeni sayesinde tanıştığını belirten Zahit Emre Sönmez ise uygun vakitlerinde ney üflediğini söyleyerek, "Yunus hocamla yıllar önce tanıştık. Neylerinden aldık, birlikte meşk yaptık. Ney yapımı gerçekten zor bir iş. Ben de denemeler yaptım ama kolay değil. Kozan’da böyle bir atölyenin ve böyle bir ustanın olması büyük bir avantaj. Değerinin bilinmesi ve desteklenmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.
Tescilli tarihi cami geçmişin izlerini geleceğe taşıyor
14 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:03 Tescilli tarihi cami geçmişin izlerini geleceğe taşıyor Adana’da kırsalda bir mahallede bulunan yaklaşık 5 asırdır ayakta duran Güzpınarı (Kısenit) Camii, geçmişin izlerini bugüne taşıyor. Feke ilçesine bağlı Güzpınarı Mahallesi’nde yer alan ve Kültür Varlıkları kapsamında tescilli tarihi cami, Türkiye’nin dört bir yanından ziyaretçi ağırlıyor. Nadirde olsa yurt dışındanda ziyaretçilerin geldiği camide 5 vakit namaz eda edilmeye devam edilirken, Cuma günleri ile bayramlarda dolup taştığı ifade edildi. Camiyle ilgili bilgi veren Mahalle Muhtarı Aydın Güngör, "1450-1500 yılları arasında yapıldığı tahmin ediliyor. Şehir dışından, hatta yurt dışından gelenler oluyor. Ancak biz bu caminin restore edilmesini istiyoruz. Cuma günleri ve bayramlarda cami dolup taşıyor" dedi. Cami İmam Hatibi Erkan Altınay ise," Bu cami tarihi bir yapı. 1450-1500 yılları arasında Ruşen Ağa tarafından yapıldığı ifade ediliyor. İlk yapıldığında üzeri toprakla kaplıymış, sonrasında kiremit, şimdi ise çinko çatı ile örtülmüş. Duvarları hâlâ orijinalliğini koruyor. Ancak kitabesi olmadığı için resmi olarak restorasyonu yapılamıyor. Kültür mirası olarak tescillenmiş durumda. Geçmişte Fransa’dan bir turist camimizi ziyarete geldi. Bahçede oturduk, İngilizce konuştuk. İstanbul ve Kahramanmaraş’a da gittiğini, bu caminin yurt dışında da bilindiğini söyledi. Manevi atmosferiyle ilçemizde geçmişin izlerini geleceğe taşıyor"diye konuştu. Mahalle sakinlerinden Atilla Gedik de, caminin yapımına dair bilgilerin sözlü tarih yoluyla aktarılmadığına dikkat çekti. Gedik,"Atalarımızdan hiç kimse bu caminin yapımıyla ilgili bir şey anlatmadı. Dedemden bile duymadım. O kadar eski bir yapı" ifadelerini kullandı. Yaz aylarında Güzpınarı’na gelen İsmail Hakkı Yeniçeri de "Benim çocukluğum burada geçti. Babam 94 yaşında vefat etti. Bu camiyi anlatırdı. Bizim bildiğimiz, çok eski, tarihi bir cami olduğu" şeklinde konuştu. (BRL-HİV-