Yerel Haberler
Ankara
Eğitim-Bir-Sen’in açtığı davada sözleşmeli öğretmenler için emsal karar 09 Nisan 2026 Perşembe - 21:38:17 Eğitim-Bir-Sen, uzman öğretmenlik sertifikası bulunan sözleşmeli statüde çalışan bir üyesine, kendisine uzman öğretmenlik tazminatı ödenmesi için yaptığı başvurunun idarece "kadrolu" olmadığı gerekçesiyle reddedilmesi üzerine açılan davada mahkeme, Eğitim-Bir-Sen üyesinin lehine karar verdi. Ağrı İdare Mahkemesi, uzman öğretmen ve başöğretmen unvanlarına tanınan tazminat haklarından yararlanmak için mevzuatta ayrı bir kadro şartı aranmadığını ortaya koydu. Mahkeme, üyenin uzman öğretmenlik sertifikasının düzenlendiği tarihi takip eden ay başından itibaren, unvan için öngörülen eğitim-öğretim tazminatının ödenmesi gerektiğine hükmetti. İl İdare Mahkemesi gerekçeli kararında; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4. madde A ve B fıkralarında öğretmen kadro ve pozisyonunda görev yapanların öğretmen olarak tanımlandığını, öğretmenlik mesleğinin; öğretmen, uzman öğretmen ve başöğretmen olarak üç kariyer basamağına ayrıldığını, öğretmen ünvanına tanınan haklardan atamanın yapıldığı tarihten itibaren faydalanılabildiğini, mevzuatta, uzman öğretmen ve başöğretmen şeklinde ayrı kadroların bulunmadığını 21 Aralık 2024 tarihinde yürürlüğe giren Öğretmenlik ve Öğretmenlik Mesleği Kariyer Basamakları Yönetmeliğinin, Öğretmenlik Mesleği Kariyer Basamakları başlıklı 10. maddesinde yer alan ’Uzman öğretmen ve başöğretmen unvanı verilenlere sertifikanın düzenlendiği tarihi takip eden ay başından itibaren ünvanlar için öngörülen eğitim öğretim tazminatı ödenir’ şeklindeki ifadeyi hatırlattı. Mahkeme üyenin, Uzman Öğretmenlik Sertifikası aldığı 29 Aralık 2024 tarihinden itibaren uzman öğretmenlik ünvanına tanınan haklardan yararlandırılması ve sertifikanın düzenlendiği tarihi takip eden ay başından itibaren söz konusu ünvanlar için öngörülen eğitim öğretim tazminatının kendisine verilmesi gerektiğine hükmetti.
09 Nisan 2026 Perşembe - 21:35 Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "(KKTC ile işbirliği anlaşması) 2026 yılı anlaşması kapsamında, devirlerle birlikte yaklaşık 23 milyar Türk lirası kaynak tahsis edilmektedir" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) arasında imzalanan İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması’na ilişkin, "Bugün imzaladığımız 2026 yılı anlaşması kapsamında, 21 milyar lirası yeni ödenek olmak üzere devirlerle birlikte yaklaşık 23 milyar Türk lirası kaynak tahsis edilmektedir" dedi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Basın Toplantı Salonu’nda 2026 Yılı Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) arasında İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması İmza Töreni gerçekleştirildi. Törene, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, KKTC Başbakanı Ünsal Üstel ve beraberlerindeki heyet katıldı. Yılmaz ve Üstel sırasıyla anlaşmaları imzaladı, ardından açılış konuşmalarına geçildi. Yılmaz, Türkiye ile KKTC arasındaki iktisadi ve mali işbirliği anlaşmalarının iki ülke arasındaki güçlü bağların somut göstergesi olduğunu belirterek, Türkiye’nin Kıbrıs Türk halkının özgürlüğü ve refahı için sorumluluklarını sürdürmeye devam edeceğini, ortak hareket edildiği sürece tüm zorlukların aşılabileceğini ifade etti. "2026 yılı anlaşması kapsamında, devirlerle birlikte yaklaşık 23 milyar Türk lirası kaynak tahsis edilmektedir" Yılmaz, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Bugün imzaladığımız 2026 yılı anlaşması kapsamında, 21 milyar lirası yeni ödenek olmak üzere devirlerle birlikte yaklaşık 23 milyar Türk lirası kaynak tahsis edilmektedir. Bu bütçenin yüzde 48’ini altyapı ve reel sektör projelerine, yüzde 10’unu kamu maliyesi desteklerine, yüzde 42’sini ise savunma harcamalarına ayırdık. Vatandaşımıza dokunan birçok projeyi tamamladığımız 2025 yılı anlaşması kapsamında, nisan ayı içerisinde aktaracağımız son kaynak ile birlikte tahsis edilen 21 milyar liranın yaklaşık yüzde 89’unu kullanarak tarihi bir rekor kırıyoruz. Bu çerçevede hayata geçirdiğimiz projeler sayesinde, KKTC’nin eğitim, sağlık, fiziki ve teknolojik altyapısıyla; üniversiteleriyle, AR-GE merkezleriyle, bilişim merkezleriyle Doğu Akdeniz’de parlayan bir yıldız olması hedefimize yönelik büyük atılımları KKTC’li muhataplarımız ile birlikte eşgüdüm içinde yürüttük. Bu kapsamda, Ada’daki KKTC Devleti varlığının birer mührü olarak gördüğümüz Cumhurbaşkanlığı ve Cumhuriyet Meclisi binalarının açılışı, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2025 yılında gerçekleştirildi. Yine aynı anlayışla Millet Bahçesi ve Millet Camiinin yapımını tamamladık ve yakın zamanda aynı bölgede Yüksek Mahkeme binası ile Millet Kütüphanesinin de açılışını yapacağımızın müjdesini vermek istiyorum. Bu belirttiğim yerleşkelerle birlikte bu bölge, KKTC devletinin Adadaki varlığının en önemli nişanesini oluşturmaktadır." "Pamuklu Devlet Hastanesi’nin açılışını 15 Kasım’a yetiştirmeyi planlıyoruz" Sağlık alanında 24 Aralık 1963 Girne Asker Hastanesi ile Maraş Sağlık Merkezinin hizmete açıldığının gururunu yaşadığını belirten Yılmaz, "İnşaatı bu ay tamamlanacak Güzelyurt Devlet Hastanesi’nin yanı sıra inşası süratle devam eden Pamuklu Devlet Hastanesi’nin açılışını da 15 Kasım’a yetiştirmeyi planlıyoruz. Türkiye’deki Şehir Hastanelerinde olduğu gibi her türlü imkanı içerisinde barındıracak, modern bir sağlık merkezi olarak planladığımız Lefkoşa Yeni Devlet Hastanesi’nin yapımı hızla devam etmektedir. İhalesi henüz 6 ay önce yapılan hastanede, kaba inşaatta birinci kata gelmiş durumdayız. Dr. Burhan Nalbantoğlu Sağlık Kampüsü içinde bulunan Sağlık Yapılarının Renovasyonu çalışmaları da yakın bir tarihte başlayacaktır" ifadelerini kullandı. Yılmaz, KKTC’de dijital dönüşüm kapsamında Hekim Randevu Sistemi’nin devreye alındığını, Muhaceret Bilgi Sistemi ile TAKBİS projelerinin 2026’da tamamlanmasının planlandığını belirterek, fiber altyapı çalışmalarıyla ‘Bilişim Adası’ vizyonuna altyapı hazırlandığını ifade etti. "Toplam 822,2 kilometre yol yapımı gerçekleştirilerek Kıbrıs Türk halkının güvenli ve hızlı seyahati için kullanıma alındı" Lefkoşa Kuzey Çevre Yolu Köprülü Kavşağı ve Bağlantı Yolları Projesi başta olmak üzere, KKTC Karayolu Master Planı kapsamında önemli ilerlemeler kaydedildiğini vurgulayan Yılmaz, "Şimdiye kadar 213 kilometre bölünmüş yol, 433 kilometre tek yol, 176,2 kilometre 3’üncü sınıf yol olmak üzere toplam 822,2 kilometre yol yapımı gerçekleştirilerek Kıbrıs Türk halkının güvenli ve hızlı seyahati için kullanıma alındı. Ada halkı için önemli bir güzergah olan, bir kısmı tadilat, bir kısmı da genişleme şeklinde 3 bölüme ayrılan Girne Dağ yolunda çalışmalarımız hızla devam etmektedir. Yıl bitmeden burayı hizmete almayı planlıyoruz. Uzun yıllardır gündemde olan Dipkarpaz- Zaferburnu güzergahında çalışmalarımız tamamlanmış olup, Sadrazamköy- Kayalar güzergahında çalışmalarımızda son aşamaya gelmiştir. Yol yapım çalışmalarının yanı sıra trafik güvenliği kapsamında 2024 yılı sonunda başlamış olduğumuz yatay düşey işaretleme işlerinde bugüne kadar 159 bin metrekare yol çizgi boyası ile 4 bin 600 adet trafik levhasının montajı tamamlanmıştır. Bugüne kadar yapılan yol ihalelerimiz kapsamında 344 bin adet fidanın dikimi yapılmıştır. 16 Ocak tarihinde açılışı gerçekleştirilen KKTC Akıllı Ulaşım Sistemi Elektronik Denetim ve Akıllı Kavşak Projesi kapsamında, 130’u sabit 20’si mobil olmak üzere toplamda 150 cihazın kurulumu yapılmıştır" diye konuştu. "KKTC’deki 156 okulun donanım ve tefrişat ihtiyaçları içinde destek sağlanmaktadır" Eğitim yatırımlarına değinen Yılmaz, "17 okulumuzun bakım onarım çalışmalarını bitirdik, 16’sında ise bakım onarım çalışmalarımız halen sürmektedir. Yine ödeneğini 2025 Yılı Anlaşmasından aktardığımız depremde yıkılma riski taşıyan, Çağlayan Cumhuriyet İlkokulu ana binası ile Gönyeli bölgesinde yapılacak yeni okul yerleşkesinin ihale süreçleri devam etmektedir. Ayrıca, 2 okulda kapasite artırmak amacı ile ilave derslik bina inşaatına başlanmıştır. Öte yandan, KKTC’deki 156 okulun geniş bir yelpazeye yayılan donanım ve tefrişat ihtiyaçları içinde destek sağlanmaktadır. Sosyal hizmet desteğine ihtiyaç duyan bireylerin ve ailelerinin yaşam kalitesini ve mutluluğunu artırmak için Kalkanlı Yaşam Evi, Demirhan Engelsiz Yaşam Evi ve Ali Rıza Vuruşkan Çocuk ve Aile Eğitim ve Danışma Merkezi gibi projelere destek verdik. Önümüzdeki dönemde ise, Otizm Merkezi, Aile Destek Merkezi ve Sosyal Hizmet Merkezi ile ilgili yapılacak çalışmaları destekleyeceğiz" şeklinde konuştu. Yılmaz, Güzelyurt’ta narenciye işleme ve soğuk depolama tesisinin yapımında sona gelindiğini ve yakında hizmete açılacağını belirterek, Ada genelinde su teminine yönelik projelerin de sürdüğünü dile getirdi. Bölgedeki küresel gerilimlerin ekonomiyi olumsuz etkilediğini belirten Yılmaz, KKTC’de mali yapının güçlendirilmesi ve güçlü bir özel sektörün desteklenmesi amacıyla 2026 İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması’nda reel sektöre öncelik verildiğini bildirdi. "Reel sektöre verilecek katkı tutarını yaklaşık 800 milyon liraya çıkarmış bulunuyoruz" Geçen yılın anlaşmasıyla verilen ve halen devam etmekte olan proje destekli tarım, turizm, sanayi ve girişimcilik kısmi hibe programlarına değinen Yılmaz, "İlk defa bu yıl 2026 yılı Anlaşmasıyla, 5 yeni Faiz Destekli Kredi Programını daha hayata geçiriyoruz. Bu destekler; Faiz Destekli Zirai Kredi Programı, Kobi Yapılanma ve İş Geliştirme Faiz Destekli Kredi Programı, Esnaf ve Hizmet Sektörüne Yönelik Faiz Destekli Kredi Programı, Faiz Destekli Kobi Yatırım Kredi Programı, Orta Ölçekli Turizm Tesislerine Yönelik Faiz Destekli Kredi Programı olacaktır. Diğer projelerin içine dağılmış olarak reel sektöre yönelik katkıların haricinde, bu yılki Anlaşmayla doğrudan reel sektöre verilecek katkı tutarını yaklaşık 800 milyon liraya çıkarmış bulunuyoruz" dedi. "KKTC bölgesel bir teknoloji geliştirme ve ticarileştirme üssü haline gelmesi sağlanacaktır" Türkiye ile KKTC arasında teknoloji, inovasyon ve girişimcilik ekosistemi alanlarında yapısal bir entegrasyon sağlanacağını vurgulayan Yılmaz, "KKTC’nin Doğu Akdeniz bölgesinde bölgesel bir teknoloji geliştirme ve ticarileştirme üssü haline gelmesi sağlanacaktır. Bu doğrultuda KKTC’nin kendi imkanlarıyla büyüyen, küresel şartlara uyum sağlayabilen, rekabet gücü yüksek bir ekonomik yapıya kavuşması için durmadan çabalarımızı sürdürecek, Kıbrıs Türk halkınca bugüne kadar elde edilen kazanımları ileriye götürmek için tam bir mutabakat halinde çalışmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu. "Tüm Adaya fayda sağlayacak her türlü işbirliği de değerlendirilmelidir" Kıbrıs meselesine adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm bulunmasının en gerçekçi yolunun, Ada’daki iki devletin yan yana var olmasından geçtiği kanısında olduğunu belirten Yılmaz, "İki devlet olmak işbirliği yapmaya engel değildir. Tüm Adaya fayda sağlayacak her türlü işbirliği de değerlendirilmelidir. Ada’nın gerçekleri ve iki tarafın da iradesini yansıtmayan hiçbir önerinin, bizi adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüme götürmeyeceği artık uluslararası toplum tarafından da anlaşılmalıdır. Ada’da kalıcı çözümün akabinde barış içinde yan yana yaşayabilmenin yolu, Kıbrıs Türk halkının meşru ve özden gelen haklarının, egemen eşitliğinin tüm taraflarca idraki ve benimsenmesinden geçmektedir. Bu özden gelen hakların asgari tezahürü olarak, Kıbrıs Türk tarafına uygulanan haksız ve insanlık dışı izolasyonlar kaldırılmalıdır" açıklamasında bulundu. "KKTC’nin bir devlet olduğu gerçeğini görmezden gelen her türlü tutum, Türkiye Cumhuriyeti açısında yok hükmündedir" "Bölgemizde son dönemde İsrail’in kışkırtması ile başlayan İsrail/ABD ile İran Savaşı küresel düzenin enerji, finans ve jeopolitik yapısında kritik bir düğüm noktası haline gelmiştir" diyen Yılmaz, "Bu süreçte GKRY’nin, Ada’nın tamamının sahibi gibi hareket ederek aldığı kararlar da Ada’ya yönelik güvenlik risklerini artırmaktadır. GKRY’nin özellikle Kıbrıs Türk halkının iradesini ve egemen eşitliğini yok sayarak aldığı, boyunu aşan kararları, büyük güç rekabetleri içinde kendine rol bulma yaklaşımı, özellikle son dönemde kendi başına girdiği askeri angajmanları ve ittifak arayışları bu süreci tetikleyen temel unsurlardır. Buradan bir kez daha ilan etmek istiyorum; Ada’da KKTC’nin egemen ve eşit bir devlet olduğu gerçeğini görmezden gelen her türlü tutum, Türkiye Cumhuriyeti açısında yok hükmündedir" dedi. "Bazı ülkelerin GKRY’nin sözde güvenlik endişelerini gerekçe göstererek bölgemize askeri yığınak yaptıklarını biliyor, takip ediyoruz" Kıbrıs Türklerinin müsterih olmasını söyleyen Yılmaz, "Rum tarafı ne kadar silahlanırsa silahlansın, Ada’yı istediği kadar üçüncü ülkelerin kullanımına açmaya çalışsın, Türkiye var oldukça güven içinde kendi bayrağınız altında yaşamaya devam edeceksiniz. Bu çerçevede, 9 Mart tarihinde altı adet F-16 savaş uçağımız ve HİSAR hava savunma sistemlerimiz KKTC’de konuşlandırılmış, ayrıca donanma unsurlarımız da Doğu Akdeniz’deki mevcudiyetini arttırmıştır. Bu dönemde bazı ülkelerin GKRY’nin sözde güvenlik endişelerini gerekçe göstererek bölgemize askeri yığınak yaptıklarını da biliyor, takip ediyoruz. Bölgeye konuşlandırılan askeri unsurlar hiçbir şekilde kalıcı olmamalıdır. Aksi halde Kıbrıs Adası’nda var olan hassas dengeler zarar görecektir. Kıbrıs Adası’ndaki barış ve huzur ortamı, Türkiye’nin 1960 Antlaşmalarından doğan garantörlük hakkıyla gerçekleştirdiği 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sayesinde kurulmuştur. Bu sayede, o günden bugüne Ada’da sadece Kıbrıs Türk halkı için değil Rumlar için de barış ve huzur ortamı tesis edilmiştir" dedi. "Dört yanımız ateşler içindeyken huzur içinde yaşıyorsak bu Türkiye sayesindedir" KKTC Başbakanı Üstel ise şu ifadelere yer verdi: "Anavatan Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler; ortak tarih, ortak kader ve sarsılmaz bir güven üzerine inşa edilmiş köklü bir kardeşlik ilişkisidir. Bu ilişkiler bize atalarımızdan kalan en büyük mirastır. Biz de bu mirasa sahip çıkıyoruz ve çıkacağız. Bölgemizde yaşanan gelişmeleri, savaşları ve artan güvenlik risklerini hep birlikte görüyoruz. Bugün dünyanın 7 ülkesinin savaş gemileri, uçakları ve silahları Kıbrıs’ın güneyinde konuşlandırılmış durumdadır. Rum yönetiminin akıl dışı politikaları nedeniyle Kıbrıs adası adeta savaşın bir parçası haline gelmiştir. Böylesi bir ortamda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde halkımızın huzur ve güven içinde yaşamasını sağlayan tek güç, Türkiye Cumhuriyeti’nin adadaki varlığıdır. Dolayısıyla Türkiye yalnızca finansal destek sağlayan bir ülke değildir; aynı zamanda varlığımızın, güvenliğimizin, huzurumuzun ve devletimizin en güçlü teminatıdır. Dört yanımız ateşler içindeyken huzur içinde yaşıyorsak bu Türkiye sayesindedir. Ve bilinmelidir ki; güvenliğimizden ve garantilerden asla vazgeçmeyeceğiz."
09 Nisan 2026 Perşembe - 21:27 CHP Genel Başkanı Özel: "İran’da yaşananlar, dünyadaki tüm ülkelerin ekonomilerine zarar veriyor" CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "İran’da yaşananlar başta İran halkına, bölge halkına çok büyük zararlar vermekle birlikte dünyadaki tüm ülkelerin ekonomilerine zarar veriyor" dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, parti ziyaretleri kapsamında Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan’ı ziyaret etti. Yeniden Refah Partisi Genel Merkezi’nde baş başa görüşen ikili, görüşmenin ardından ortak basın açıklaması düzenledi. ABD/İsrail ve İran arasında yaklaşık 2 aydır süren savaşın Türkiye’deki her kalem ürünün artmasına sebebiyet verdiğini belirten Özel, "İsrail’in Filistin’e yönelik soykırıma varan katliamları, buna karşı her zaman gerek ortak mitinglerde gerek altına ortak imza attığımız bildirilerde Filistin’in yanında ve arkasında her iki partinin de tarihsel tutumlarını, tutarlılıkla sürdürdüklerini teyit ediyoruz. Bunun yanında İran’a yapılan saldırılar, özellikle ilk gün 165 kız çocuğunun ölümüne sebebiyet veren vahşi saldırıyı hep birlikte bütün dünyayı imza kampanyasına davet eden bir metne Davutoğlu’nun daveti üzerine imza koymuştuk. O günden bugüne de gelişmeleri takip ediyoruz. Dün kararlaştırılan ateşkes ne kadar umut vericiyse, İsrail’in yine kural tanımaz, kanun tanımaz, sözüne güvenilmez tutumunu dün akşam bir kez daha yaşadık. İran’da yaşananlar başta İran halkına, bölge halkına çok büyük zararlar vermekle birlikte dünyadaki tüm ülkelerin ekonomilerine zarar veriyor. Türkiye ekonomisi de son derece kırılgan, krizlere dirençsiz, hazırlıksız haliyle maalesef İran’da yaşananların petrol fiyatlarını yukarıya çeken her aşaması Türkiye’de de başta pompa fiyatlarını akaryakıtta, sonra elektrik ve doğalgaza yapılan yüzde 25’lik zamla da iğneden ipliğe tüm ürünlerin fiyatlarını artırıyor" diye konuştu. "Son husus da ara seçim gündemine ilişkindir" CHP olarak Türkiye’nin erken seçim sürecine girmesi gerektiğini ifade eden Özel, "Son husus da ara seçim gündemine ilişkindir. Her ne kadar Sayın Erdoğan ‘Gündemimizde ara seçim yok’ dediyse de bugün Sayın Meclis Başkanı’nın da teyit ettiği gibi anayasada hiç şüphe uyandırmayacak, tartışma oluşturmayacak kesin bir dille ‘Meclis’te boşanan milletvekillerinin yerine ara seçim yapılır’ maddesi vardır ve ara seçim yapılmadığında bir anayasa ihlali bütün Meclis’in sırtındadır" şeklinde konuştu. "İran’daki binlerce sivilin öldürülmesine şiddetle karşı olduğumuzu ifade etmek istiyorum" İran’a yapılan ağır saldırıların kabul edilemez olduğunu, İran ve bölge halklarının daima yanında olduklarını dile getiren Erbakan ise, "Yapılan görüşmede, Amerika ve İsrail tarafından İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı yapılan hukuksuz, haksız ve vahşi saldırılar ele alındı. İran’daki kız çocuklarından tutun, binlerce sivilin öldürülmesine, katledilmesine, şehit edilmesine, şiddetle karşı olduğumuzu, kınadığımızı, lanetlediğimizi ifade etmek istiyorum. Daha önce de bunu Yeniden Refah Partisi olarak ifade ettik. Büyük İsrail hedefleri ve Siyonizm’in hedefleri doğrultusunda, bölgeyi de dünyayı da olumsuz şekilde etkileyen bir olayla karşı karşıyayız. Özgür Özel’in ifade ettiği gibi bu savaşın bölgemize ve özellikle Türkiye’de ekonomiye olan etkilerini de ele aldık. Avrupa ülkelerinde, batılı ülkelerde bizden bu savaş bölgesine çok daha uzaklığı olmalarına rağmen belki daha az etkilenecek olmalarına rağmen nasıl tedbirler alındığına ilişkin fikir alışverişinde bulunduk" ifadelerine yer verdi.
09 Nisan 2026 Perşembe - 21:26 AK Parti’de devir teslim: Nilhan Ayan göreve başladı AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Çevre ve Şehircilik Başkanlığı görevine getirilen Nilhan Ayan, düzenlenen devir teslim törenin ardından görevine başladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleriyle AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Çevre ve Şehircilik Başkanı Sevilay Tuncer’in yerine Nilhan Ayan getirildi. Ayan, AK Parti Genel Merkez binasında düzenlenen devir teslim töreniyle görevine resmen başladı. Genel Başkan Yardımcısı Ayan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tensipleriyle göreve layık görülmenin gururunu yaşadığını ifade ederek, "Şahsıma bu kıymetli göreve tevdi eden Sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımı sunuyor; çevreye duyarlı, sürdürülebilir ve insan odaklı şehircilik anlayışını daha ileri taşımak için aziz milletimize hizmet yolunda var gücümüzle çalışacağımızı ifade ediyorum. Hizmet bayrağını devraldığım Sayın Sevilay Tuncer Başkanımıza da bugüne kadar göstermiş olduğu gayretleri ve başarılı çalışmalarından dolayı hassaten teşekkür ediyorum. Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda, AK Parti’mizin huzur ve güven veren sancağı altında şehirlerimizi geleceğe taşıyan eser ve hizmet siyaseti anlayışımızı kararlılıkla sürdüreceğiz" açıklamasında bulundu. Nilhan Ayan kimdir? Ayan, 5 Şubat 1980 yılında İstanbul’da doğdu. 1998’de Acıbadem Özel Doğuş Lisesi’nden, 2002 yılında Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. 2009’da Uluslararası ilişkiler alanında yüksek lisansını tamamladı. 2002-2005 yılları arasında haber editörlüğü ve muhabirliği yaptı. 2011-2012’de sabah ve gece haberlerinde editörlük ve spikerlik yaptı. 2020-2023 yılları arasında Kızılay Kadın İstanbul İl Başkanlığı yaptı. 2021 yılında İstanbul Üniversitesi Kentsel Dönüşümü eğitimi aldı. 2022 yılında IFRC İlk Yardım sertifikası aldı. 2023 yılında Harvard Üniversitesi Early Childhood Development: Global Strategies for Implementation eğitimi aldı. Nilhan Ayan evli ve bir çocuk annesidir. Orta seviyede İspanyolca, ileri seviye’de İngilizce bilmektedir.
Bakan Fidan: "İsrail, beklediğimiz gibi oyun bozuculuğunu yaptı"
09 Nisan 2026 Perşembe - 19:56 Bakan Fidan: "İsrail, beklediğimiz gibi oyun bozuculuğunu yaptı" Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Dün ateşkes ilan edildi. Daha görüşmelere geçmeden hemen ilk arıza ortaya çıktı. İsrail, beklediğimiz gibi oyun bozuculuğunu yaptı ve Lübnan’a, o ana kadar gerçekleştirmediği çapta geniş kapsamlı bir hava harekatı icra etti. Çok fazla sayıda sivilin ölümüne sebep olan bir hava harekatıydı. İsrail’in bu provokasyonu eşliğinde devam edecek olan bu görüşmeler, haliyle zor geçecek görüşmeler" dedi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Ankara’da bir araya geldi. Gerçekleşen görüşmenin ardından iki bakan ortak basın toplantısı düzenledi. Bakan Fidan, ABD ve İran arasında gerçekleşen ateşkes ve İsrail’in Lübnan’ın saldırıları hakkında konuştu. "Bölgemizin istikrarını, güvenliğini ve huzurunu bir bütün olarak görüyoruz" Görüşmede bölgedeki sıcak gelişmeleri tekrar etraflıca değerlendirme imkanı bulduklarını söyleyen Fidan, "Malumunuz, bölgemiz gerçekten çok sıcak günlerden geçiyor. Her türlü istişareye, dayanışmaya, görüş alışverişine her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Bu Türkiye olarak bizi bölgemizle daha fazla eş güdüm içerisinde olmaya bir bakımdan mecbur kılıyor. Bölgemizin istikrarını, güvenliğini ve huzurunu bir bütün olarak görüyoruz. Bu doğrultuda, kalıcı istikrarın tesisi amacıyla bölge ülkeleriyle yakın eş güdüm hâlinde yoğun gayretlerimizi kararlılıkla ilerletiyoruz" ifadelerini kullandı. "İsrail’in müzakere sürecini sabote etmeye yönelik bilinen eylemlerine karşı aklıselimle hareket edilmesi zaruridir" Bölgenin, 28 Şubat’ta başlayan savaşla birlikte yakın tarihinin en ciddi sınamalarından biriyle karşı karşıya kaldığına dikkati çeken Fidan, "Küresel ölçekte ciddi etkiler oluşturan bu savaş karşısında, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde komşularımızla ve ortaklarımızla yakın bir iş birliği ve temas trafiği içerisinde bulunduk. Bu temaslarımızda savaşa nihai bir son vermeye yönelik gayretleri sürekli gündemde tuttuk ve bunun için çalıştık. Bu çerçevede, kardeş Pakistan’ın aktif şekilde destek verdiğimiz girişimiyle varılan iki haftalık ateşkesi büyük memnuniyetle karşılıyoruz. Ateşkesin sahada Lübnan’ı da kapsayacak şekilde tam olarak uygulanmasını ve sürecin kalıcı bir barışa evrilmesini temenni ediyoruz. Bunun yolunun ancak diyalog, diplomasi ve karşılıklı güvenin yeniden tesis edilmesiyle mümkün olacağını tüm taraflara vurguluyoruz. Bu çerçevede, Pakistan’da başlayacak görüşmelerde tarafların uzlaşmacı, esnek, sabırlı ve yapıcı bir tutum sergilemeleri de ayrıca önem taşımaktadır. Yaşanan krizlerden gerekli dersler çıkarılmalıdır. İsrail’in müzakere sürecini sabote etmeye yönelik bilinen eylemlerine karşı aklıselimle hareket edilmesi zaruridir. Özellikle dünya kamuoyunun da İsrail’in muhtemel sabotaj hamlelerine karşı hazır olması ve gerekli tepkiyi koyacak durumda bulunması gerekmektedir. Ayrıca İran ve Körfez ülkeleri arasındaki ilişkilerin daha sağlam bir temele dayandırılarak normalleşmesi de dahil olmak üzere bölgede yeni bir güvenlik ve barış mimarisinin tesis edilmesini ümit ediyoruz. Türkiye olarak bu süreçte aktif rol oynamaya ve gerekli her türlü katkıyı vermeye hazır olduğumuzu tekrar ifade ediyorum" diye konuştu. "Miadı dolmuş ve bazı çevreler nezdindeki kullanışlılığını artık yitirmiş olan plan ve projelere yeni Suriye’de yer olmayacaktır" Bölgede kalıcı barış ve huzurun en önemli yapı taşlarından birinin de Suriye’nin istikrarı olduğunu ifade eden Bakan Fidan, "Suriye halkı 14 yıl boyunca şiddet ve zulümle mücadele etmiş ve 8 Aralık 2024’te tarihi bir devrime imza atmıştır. Suriyeli kardeşlerimiz, devrimden bugüne kadar geçen kısa süre içerisinde ülkelerinin siyasi ve ekonomik açıdan yeniden imarı yolunda sabırla ve azimle ilerlemiş, istisnai bir başarı kaydetmiştir. Gelinen noktada, Suriye’nin bölgemizdeki krizin menfi yansımalarından uzak tutulması gerekliliği açıktır. Son dönemde Suriye ile yürüttüğümüz yoğun diplomasi trafiğinin arka planında da esasen bu amaç yatmaktadır. Suriye’nin sürdürülebilir istikrara kavuşması sürecinde kaydedilen ilerlemenin olumsuz etkilenmemesi önceliğimizdir. Türkiye, bu yönde yürüttüğü çabalarda Suriye’nin her zaman yanında olacaktır. Suriye ile derdimiz ve tasamız birdir; mutluluğumuz ortaktır. Güvenliğimiz ve istikrarımız birbirini tamamlar niteliktedir. Bu çerçevede ülkede devam eden entegrasyon sürecini de yakından takip etmekteyiz. Bu sürecin kesintiye uğramadan, Suriye’nin ve komşularının selameti çerçevesinde nihayete erdirilmesi ülkemiz açısından önem ve önceliğini korumaktadır. Miadı dolmuş ve bazı çevreler nezdindeki kullanışlılığını artık yitirmiş olan plan ve projelere yeni Suriye’de yer olmayacaktır. Bölgemizde süregelen krizler karşısında Suriyeli kardeşlerimizin kapsayıcı bir anlayış etrafında birleşip ülkeyi ileriye taşımaya odaklanması aklıselimin gereğidir" dedi. "İsrail, Gazze’deki soykırımını şimdi Lübnan’a taşımaktadır" Bölgedeki barışın önünde en büyük engelin İsrail olduğuna vurgu yapan Bakan Fidan, "Uluslararası toplumun artık net bir şekilde idrak etmesi gereken hakikat şudur; İsrail yayılmacılığı sona ermedikçe Orta Doğu’da kalıcı barış, istikrar ve güvenliğin inşası mümkün olmayacaktır. İsrail’in bölgede kendi jeopolitik hesaplarını dış müdahaleler yoluyla dayatmasına artık bir dur denmelidir. Netanyahu hükümeti bugün hala savaş bahanesiyle Gazzelileri kıtlık koşullarına mahkum etmekte, Batı Şeria’daki iki devletli çözümü ortadan kaldırmaya yönelik hukuksuz adımlarına her gün bir yenisini eklemekte, Doğu Kudüs’te ibadet özgürlüğünü sistematik biçimde kısıtlamaktadır. İsrail, Gazze’deki soykırımını şimdi Lübnan’a taşımaktadır. Bölgede ateşkesin daha mürekkebi kurumadan Lübnan’da çocuk veya sivil gözetmeksizin sürdürülen İsrail saldırıları yüzlerce cana mal olmakta, bölgeyi daha da derin bir insani krize sürüklemektedir. İsrail’in Lübnan’daki işgalini sonlandırılması ve sivil halkın korunması ertelenemez bir öncelik haline gelmiştir. Tüm bölgemizin huzuru ve küresel istikrar bakımından kritik önem taşıyan şu hususu bir kez daha vurgulamak istiyorum; Netanyahu hükümetinin bölgedeki ateşkesi ve yoğun gayretlerle tesis edilen müzakere süreçlerini bir kez daha sabote etmesine kesinlikle izin verilmemelidir" ifadelerini kullandı. Antalya Diplomasi Forumu’na Cumhurbaşkanı Şara’nın da katılacağını duyuran Dışişleri Bakanı Fidan memnuniyet duyduklarını da ifadelerine ekledi. "Cumartesi günü başlaması planlanan görüşmeler, gerçekten savaşın durdurulması için ortaya konabilmiş tek somut mekanizmadır" ABD ve İran arasındaki ateşkese ve savaşın bitmesi için gerçekleştirilmesi planlanan görüşmelere dair de konuşan Bakan Fidan, "Cumartesi günü başlaması planlanan görüşmeler, gerçekten savaşın durdurulması için ortaya konabilmiş tek somut mekanizmadır. Bir ateşkes eşliğinde bu görüşmelerin yapılıyor olması, aslında çok uzun tartışmalardan sonra, savaş devam ederken tarafların mutabık kalabildiği bir husus olmuştur. Biliyorsunuz, iki görüş vardı: ‘İlk önce tam kapsamlı bir anlaşmaya varalım, sonra ateşkes olsun’ ve ‘Önce ateşkes olsun, sonra anlaşmaya varalım’ görüşleri. Sonra ortada birleşildi. Denildi ki, ‘Ön çerçevede mutabık kalalım ve tartışacağımız konuları, ateşkesle beraber hayata geçirelim’ şeklinde bir orta yol bulundu. Bunun için de cumartesi günü görüşmeler başlayacak. Burada Pakistanlı kardeşlerimize çok teşekkür ediyoruz. Gerçekten her türlü çabayı ortaya koydular. Taraflar tıkandığı zaman gerek biz gerek onlar sürekli sahnedeydi. ‘Nasıl açarız, nasıl daha iyi çözümler getiririz, her iki tarafı da dengeli tutabilecek, sürecin içinde tutabilecek ne yapabiliriz?’ hep bunun arayışı içerisinde olduk. Gerçekten son üç dört hafta, sürekli yoğun diplomasi ve bir akıl oyununun oynandığı bir süreç oldu. Ama daha olayların çok başındayız" ifadelerine yer verdi. "İsrail, beklediğimiz gibi oyun bozuculuğunu yaptı" Ateşkes ve gerçekleşecek barış görüşmelerinin sabote edilememesi gerektiğini söyleyen Fidan şöyle devam etti: "Biliyorsunuz, dün ateşkes ilan edildi. Daha görüşmelere geçmeden hemen ilk arıza ortaya çıktı. İsrail, beklediğimiz gibi oyun bozuculuğunu yaptı ve Lübnan’a, o ana kadar gerçekleştirmediği çapta geniş kapsamlı bir hava harekatı icra etti. Çok fazla sayıda sivilin ölümüne sebep olan bir hava harekatıydı. İsrail’in bu provokasyonu eşliğinde devam edecek olan bu görüşmeler, haliyle zor geçecek görüşmeler. Şunu hatırlatmak isterim, tartışılacak olan konular çok zor başlıklar. Bunların bir kısmı daha önce Amerika ile İran arasında yapılan görüşmelerde çok sık tartışılmış konulardı. Burada bir yere varılmıştı, bir anlayış birliği oluşmuştu. Özellikle nükleer konularda. Ama şu anda orada bile birtakım git-gellerin olduğunu görebiliyoruz. Özellikle zenginleştirme konusunda. Ben burada şu anda bir pozisyon belirtmek istemiyorum ki taraflar bu konuda daha rahat ve esnek hareket edebilsinler. Ama nükleer konu, en fazla tartıştıkları konuydu. O konuda bile görüş farklılıkları olabilir. Onun dışında, daha önce tartışmadıkları ama bu savaş vesilesiyle devreye giren yeni hususlar var. Bunlardan birisi Hürmüz Boğazı’nın bundan sonraki durumu ve seyrüsefer emniyetinin geleceğidir. Çünkü Hürmüz Boğazı sadece Körfez ülkelerini değil, bütün küresel ekonomiyi çok yakından ilgilendiren bir geçiş noktasıdır. Bunu bütün dünya, son bir aylık savaş sürecinde çok net bir şekilde hissetti ve gördü." "Cumhurbaşkanımızın liderliğinde oluşturduğumuz bir bölge vizyonuna sahibiz" Bölgesel güvenliğin sağlanmasının da önemli olduğunu belirken Bakan Fidan, "Bölge ülkeleri ile İran’ın da bu vesileyle bir uzlaşma zeminine gitmesi ve aralarında bulunan örtülü veya açık ne kadar problemli alan varsa çok açık ve şeffaf bir şekilde ortaya konması ve bunun da bir sonuca bağlanması gerekmektedir. Türkiye olarak biz, son 1,5-2 yıldır Cumhurbaşkanımızın liderliğinde oluşturduğumuz bir bölge vizyonuna sahibiz. Bunu taraflara ifade etmekteyiz. Taraflar, özellikle bölgedeki Arap ülkeleri, bir kısmı Körfez’de, bir kısmı Körfez dışında olan ülkeler, İran ile olan sorunlarını dışarıdan aktör çağırarak halletme arayışları, buna mukabil İran’ın bölgede vekil unsurlar aracılığıyla yayılma girişimleri, her zaman için bölgede çok ciddi gerilimlere sebep olmuştur. Biz, bölgesel sahiplenme prensibinden hareketle, tarafların bir araya gelerek, bölgenin evlatları olarak, artık bölgede bulunan ulus devletlerin sınırları belli, bayrakları belli, bulundukları yerler belli olduğu bir düzende, herkesin birbirine saygıyı, egemenliğe saygıyı, toprak bütünlüğüne saygıyı deklare edeceği ve bunun etrafında güvenlik ve kalkınma gibi alanlarda iş birliğini ilerletecek bir mekanizmayı esas görüyoruz. Bunu yapabiliriz ve yapmalıyız. Esasında bu savaş çıkmasaydı, Türkiye bu konuda ileri adımlar atma yönünde ilerliyordu. Çünkü bölgedeki müttefiklerimiz de, ortaklarımız da ve dostlarımız da buna ikna olmuşlardı. Artık bölge savaşlardan yoruldu, bölge işgallerden yoruldu, bölge terörden yoruldu, bölge iç savaşlardan yoruldu, bölge kandan yoruldu. Bölgenin, ilk başta Müslümanların, bölgenin evlatlarının bir arada barış ve huzur içinde yaşaması gerekmektedir" dedi. Gerçekleştirilecek görüşmeler için iki haftanın yeterli olamayabileceğinden bahseden Fidan, tarafların mutabık kalmasıyla ateşkesin devam edebileceğini ve böylelikle görüşmelerinde devam edeceğini söyledi. Tüm dünyanın ilgisinin bu görüşmede olacağını dile getiren Fidan, ayrıca bu savaşın bitmesi konusunda tüm dünyanın ortak bir fikre sahip olduğunu belirtti. "Her türlü provokasyon, zorlama ve engelleme vardır; ancak biz ısrarla bu yolda ilerlemeye devam edeceğiz" Filistin meselesiyle ilgili sorulan bir soruya da cevap veren Fidan, "Gazze’de yürüyen görüşmelerle ilgili bu savaşın başından beri biliyorsunuz, bir konuya dikkat çektik. Bu savaş devam ederken ve buna ilişkin gayretlerimizi yoğunlaştırırken, lütfen dünya kamuoyu Gazze’de olup bitenden de dikkatini almasın. Çünkü bunu yaptığınız anda İsrail’in suistimal etme mekanizması devreye giriyor. Biliyorsunuz, Gazze barış planının uygulanmasında çeşitli aşamalar ortaya konmuştu. Birinci aşamada, belli taraflara düşen yükümlülükler var. Ara bulucular olarak, bunların taraflar tarafından hayata geçirilmesi için çalışmaya başladık. Şimdi bu esnada yeni oluşturulan Gazze heyetinin de işin içinde şu anda aktif rol aldığını görüyoruz. Özellikle Gazze’den sorumlu yüksek temsilci Nikolay Miladinov ve ofisinin de işe başladığını görüyoruz. Biliyorsunuz, Hamas heyeti geçtiğimiz hafta Türkiye’ye geldi. Ondan önce de Türkiye’ye gelmişti. Bizler kendileriyle uzun uzun görüştük. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından da birinci toplantıdan sonra bir kabulleri oldu. Kendileri de bilgilendirme yaptılar. Şimdi şöyle bir durumdayız: Birinci aşamanın uygulanmasında birtakım problemler var. Hamas, kendine düşeni büyük ölçüde yerine getirdi. Ama İsrail’in bu aşamada, birinci aşamayla ilgili belli sözlere bağlı kalmadığına ilişkin veriler ve bulgular var. Hamas, haklı olarak, ikinci aşamaya geçmeden önce birinci aşamada İsrail tarafından yapılmamış hususların hayata geçirilmesi konusunda ısrarcıdır. Ondan sonra ikinci aşamaya geçelim yaklaşımı söz konusudur. Bunlar nelerdir? Ağırlıklı olarak birçok konu var. Bunların başında insani yardımlara ilişkin miktarların, söz verildiği veya anlaşmada öngörüldüğü gibi olmaması gelmektedir. İkincisi, hasta hareketliliğine ilişkin sınır kapılarının açık tutulması, özellikle Refah Sınır Kapısı’nın açık tutulmasına ilişkin politikanın hala istikrara kavuşmamış olmasıdır. Diğer taraftan, Gazze’lilerden müteşekkil 15 kişilik teknik yönetim heyetinin hala Gazze’ye girip yönetimi devralmamış olması gibi birinci aşamaya ilişkin tamamlanmamış konular vardır. Şu anda heyetlerimiz Kahire’dedir. İkinci görüşme için tekrar bir araya gelmek üzere çalışmaktadırlar. Heyetler hem ara bulucular kendi aralarında bir araya gelmektedir hem de Hamas ile bir görüşme yapılması, mümkünse planlanmaktadır. Bu da ikinci aşamaya doğru nasıl gidileceğini görmek içindir. Biz diplomasiden, diyalogdan umudumuzu kesmiyoruz. Bütün gücümüzle bu alana asılıyoruz. Bütün ortaklarımızla beraber bu işi koordine ediyoruz. Her türlü provokasyon, zorlama ve engelleme vardır; ancak biz ısrarla bu yolda ilerlemeye devam edeceğiz" "İstikrarı daha da güçlendirmeyi amaçlıyoruz" Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani de, toplantının çok zor bir süreçte gerçekleştiğini ifade ederek, "Bölgemizde farklı farklı gelişmeler görüyoruz. Özellikle Suriye’nin ileri ve gelişimi sırasında. Tabii bizim ilişkilerimiz özellikle kazan kazana bağlı bir ilişkilerdir ve stratejik ilişkilerimiz gittikçe gelişiyor Türkiye ile. Ankara’da güvenilir ve bağlı bir şekilde bir işbirliği ortak bulduk. Biz de böylelikle istikrarı daha da güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Aynı zamanda kardeş Türkiye ülkesi ile birlikte enerji, ticaret, altyapı gibi alanlarda büyük bir işbirliği içerisindeyiz. Böylelikle bütün tehditleri de bertaraf etmekteyiz" dedi. "Suriye ile SDG arasındaki anlaşmaya sadık kalacağımızı belirtmek istiyorum" Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin enerji konusu olduğuna değinen Şeybani, Hazar Denizi ve Akdeniz’deki işbirliğinin artacağını vurguladı. Burada gerçekleştirilecek projenin önemine değinen Şeybani, "Buradaki gerçekleştireceğimiz projeler de her iki ülke için çok büyük bir önem arz etmektedir. Ülkenin müesseselerini yeniden inşa etmek, hızlı bir şekilde ilerlemekte. Ve şunu söylemem gerekir ki ilk parlamentoyu Suriyeliler için Haseke’de başlayacaktır. Böylelikle yakında bu parlamentonun ilk oturumu gerçekleştirilmiş olacağız. Biz de Suriye ile SDG arasındaki anlaşmaya tamamen sadık kalacağımızı buradan bir kez daha belirtmek istiyorum. Böylelikle hem sınırlar, petrol kuyularıyla ilgili tüm anlaşmaları yerine getiriyoruz" diye konuştu. "Bütün Suriye oluşumlarını tek çatı altında olmasına önem veriyoruz" Suriye’de tek ülke, tek ordu ve egemenliği inşa edeceklerini vurgulayan Şeybani, "Hem Kürt kardeşlerimize de hem de bütün Suriye oluşumlarının tek çatı altında olmasına önem veriyoruz. Hem güvenlik ve askeri cihazların da birlikte olması bizim için de gerçekten çok büyük bir önem arz ediyor. Tabii bizim ulusal çabalarımız da uluslararası çabalarımızla bağlıdır. ABD ve İran arasındaki bu barış gerçekten çok önemlidir. Böylelikle bölgedeki istikrarı destekleyecektir. Sayın basın mensupları, Suriye 14 yıl boyunca çok büyük bir kayıp vermiştir. Ne yazık ki milyonlarca şehitler ve milyonlarca göç verdik. Bundan dolayı büyük bir etki altında kalmıştık. Ancak biz tekrar yeniden ayağa kalkmalıyız. Bu tür durumların bir daha ileride engellenmesi için çabalarımızı sarf etmemiz gerekiyor. Aynı zamanda bölgedeki ülkelerin birbirlerinin egemenliğini koruması gerekiyor" şeklinde konuştu. İsrail’in bölgede hale genişlediğine dikkati çeken Şeybani, "İsrail bazı bölgeleri halen genişlemekte. Hem havadan hem de karadan saldırılarına ve ihlallerine devam etmektedir. Tabii biz de ABD’nin arabuluculuğuyla güvenlik bir anlaşmayı sağladık. Ancak İsrail’in ne yazık ki gelişimci politikalarıyla bu da baltalanmış oldu. Biz de tekrar ABD’yi ve uluslararası toplumu 1974 anlaşmasına sadık kalmalarını davet ediyoruz. Ve nitekim böylelikle Suriye daha iyi bir şekilde önümüzdeki dönemde ilerleyecektir. Son olarak da Türkiye hükümetine bizleri stratejik bir şekilde destekledikleri için teşekkür ediyoruz. Yeni Suriye her zaman gelişmeye hazır olacaktır, yatırımlara hazır olacaktır" dedi.
Bakan Fidan: "İsrail, beklediğimiz gibi oyun bozuculuğunu yaptı"
09 Nisan 2026 Perşembe - 19:55 Bakan Fidan: "İsrail, beklediğimiz gibi oyun bozuculuğunu yaptı" Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Dün ateşkes ilan edildi. Daha görüşmelere geçmeden hemen ilk arıza ortaya çıktı. İsrail, beklediğimiz gibi oyun bozuculuğunu yaptı ve Lübnan’a, o ana kadar gerçekleştirmediği çapta geniş kapsamlı bir hava harekatı icra etti. Çok fazla sayıda sivilin ölümüne sebep olan bir hava harekatıydı. İsrail’in bu provokasyonu eşliğinde devam edecek olan bu görüşmeler, haliyle zor geçecek görüşmeler" dedi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Ankara’da bir araya geldi. Gerçekleşen görüşmenin ardından iki bakan ortak basın toplantısı düzenledi. Bakan Fidan, ABD ve İran arasında gerçekleşen ateşkes ve İsrail’in Lübnan’ın saldırıları hakkında konuştu. "Bölgemizin istikrarını, güvenliğini ve huzurunu bir bütün olarak görüyoruz" Görüşmede bölgedeki sıcak gelişmeleri tekrar etraflıca değerlendirme imkanı bulduklarını söyleyen Fidan, "Malumunuz, bölgemiz gerçekten çok sıcak günlerden geçiyor. Her türlü istişareye, dayanışmaya, görüş alışverişine her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Bu Türkiye olarak bizi bölgemizle daha fazla eş güdüm içerisinde olmaya bir bakımdan mecbur kılıyor. Bölgemizin istikrarını, güvenliğini ve huzurunu bir bütün olarak görüyoruz. Bu doğrultuda, kalıcı istikrarın tesisi amacıyla bölge ülkeleriyle yakın eş güdüm hâlinde yoğun gayretlerimizi kararlılıkla ilerletiyoruz" ifadelerini kullandı. "İsrail’in müzakere sürecini sabote etmeye yönelik bilinen eylemlerine karşı aklıselimle hareket edilmesi zaruridir" Bölgenin, 28 Şubat’ta başlayan savaşla birlikte yakın tarihinin en ciddi sınamalarından biriyle karşı karşıya kaldığına dikkati çeken Fidan, "Küresel ölçekte ciddi etkiler oluşturan bu savaş karşısında, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde komşularımızla ve ortaklarımızla yakın bir iş birliği ve temas trafiği içerisinde bulunduk. Bu temaslarımızda savaşa nihai bir son vermeye yönelik gayretleri sürekli gündemde tuttuk ve bunun için çalıştık. Bu çerçevede, kardeş Pakistan’ın aktif şekilde destek verdiğimiz girişimiyle varılan iki haftalık ateşkesi büyük memnuniyetle karşılıyoruz. Ateşkesin sahada Lübnan’ı da kapsayacak şekilde tam olarak uygulanmasını ve sürecin kalıcı bir barışa evrilmesini temenni ediyoruz. Bunun yolunun ancak diyalog, diplomasi ve karşılıklı güvenin yeniden tesis edilmesiyle mümkün olacağını tüm taraflara vurguluyoruz. Bu çerçevede, Pakistan’da başlayacak görüşmelerde tarafların uzlaşmacı, esnek, sabırlı ve yapıcı bir tutum sergilemeleri de ayrıca önem taşımaktadır. Yaşanan krizlerden gerekli dersler çıkarılmalıdır. İsrail’in müzakere sürecini sabote etmeye yönelik bilinen eylemlerine karşı aklıselimle hareket edilmesi zaruridir. Özellikle dünya kamuoyunun da İsrail’in muhtemel sabotaj hamlelerine karşı hazır olması ve gerekli tepkiyi koyacak durumda bulunması gerekmektedir. Ayrıca İran ve Körfez ülkeleri arasındaki ilişkilerin daha sağlam bir temele dayandırılarak normalleşmesi de dahil olmak üzere bölgede yeni bir güvenlik ve barış mimarisinin tesis edilmesini ümit ediyoruz. Türkiye olarak bu süreçte aktif rol oynamaya ve gerekli her türlü katkıyı vermeye hazır olduğumuzu tekrar ifade ediyorum" diye konuştu. "Miadı dolmuş ve bazı çevreler nezdindeki kullanışlılığını artık yitirmiş olan plan ve projelere yeni Suriye’de yer olmayacaktır" Bölgede kalıcı barış ve huzurun en önemli yapı taşlarından birinin de Suriye’nin istikrarı olduğunu ifade eden Bakan Fidan, "Suriye halkı 14 yıl boyunca şiddet ve zulümle mücadele etmiş ve 8 Aralık 2024’te tarihi bir devrime imza atmıştır. Suriyeli kardeşlerimiz, devrimden bugüne kadar geçen kısa süre içerisinde ülkelerinin siyasi ve ekonomik açıdan yeniden imarı yolunda sabırla ve azimle ilerlemiş, istisnai bir başarı kaydetmiştir. Gelinen noktada, Suriye’nin bölgemizdeki krizin menfi yansımalarından uzak tutulması gerekliliği açıktır. Son dönemde Suriye ile yürüttüğümüz yoğun diplomasi trafiğinin arka planında da esasen bu amaç yatmaktadır. Suriye’nin sürdürülebilir istikrara kavuşması sürecinde kaydedilen ilerlemenin olumsuz etkilenmemesi önceliğimizdir. Türkiye, bu yönde yürüttüğü çabalarda Suriye’nin her zaman yanında olacaktır. Suriye ile derdimiz ve tasamız birdir; mutluluğumuz ortaktır. Güvenliğimiz ve istikrarımız birbirini tamamlar niteliktedir. Bu çerçevede ülkede devam eden entegrasyon sürecini de yakından takip etmekteyiz. Bu sürecin kesintiye uğramadan, Suriye’nin ve komşularının selameti çerçevesinde nihayete erdirilmesi ülkemiz açısından önem ve önceliğini korumaktadır. Miadı dolmuş ve bazı çevreler nezdindeki kullanışlılığını artık yitirmiş olan plan ve projelere yeni Suriye’de yer olmayacaktır. Bölgemizde süregelen krizler karşısında Suriyeli kardeşlerimizin kapsayıcı bir anlayış etrafında birleşip ülkeyi ileriye taşımaya odaklanması aklıselimin gereğidir" dedi. "İsrail, Gazze’deki soykırımını şimdi Lübnan’a taşımaktadır" Bölgedeki barışın önünde en büyük engelin İsrail olduğuna vurgu yapan Bakan Fidan, "Uluslararası toplumun artık net bir şekilde idrak etmesi gereken hakikat şudur; İsrail yayılmacılığı sona ermedikçe Orta Doğu’da kalıcı barış, istikrar ve güvenliğin inşası mümkün olmayacaktır. İsrail’in bölgede kendi jeopolitik hesaplarını dış müdahaleler yoluyla dayatmasına artık bir dur denmelidir. Netanyahu hükümeti bugün hala savaş bahanesiyle Gazzelileri kıtlık koşullarına mahkum etmekte, Batı Şeria’daki iki devletli çözümü ortadan kaldırmaya yönelik hukuksuz adımlarına her gün bir yenisini eklemekte, Doğu Kudüs’te ibadet özgürlüğünü sistematik biçimde kısıtlamaktadır. İsrail, Gazze’deki soykırımını şimdi Lübnan’a taşımaktadır. Bölgede ateşkesin daha mürekkebi kurumadan Lübnan’da çocuk veya sivil gözetmeksizin sürdürülen İsrail saldırıları yüzlerce cana mal olmakta, bölgeyi daha da derin bir insani krize sürüklemektedir. İsrail’in Lübnan’daki işgalini sonlandırılması ve sivil halkın korunması ertelenemez bir öncelik haline gelmiştir. Tüm bölgemizin huzuru ve küresel istikrar bakımından kritik önem taşıyan şu hususu bir kez daha vurgulamak istiyorum; Netanyahu hükümetinin bölgedeki ateşkesi ve yoğun gayretlerle tesis edilen müzakere süreçlerini bir kez daha sabote etmesine kesinlikle izin verilmemelidir" ifadelerini kullandı. Antalya Diplomasi Forumu’na Cumhurbaşkanı Şara’nın da katılacağını duyuran Dışişleri Bakanı Fidan memnuniyet duyduklarını da ifadelerine ekledi. "Cumartesi günü başlaması planlanan görüşmeler, gerçekten savaşın durdurulması için ortaya konabilmiş tek somut mekanizmadır" ABD ve İran arasındaki ateşkese ve savaşın bitmesi için gerçekleştirilmesi planlanan görüşmelere dair de konuşan Bakan Fidan, "Cumartesi günü başlaması planlanan görüşmeler, gerçekten savaşın durdurulması için ortaya konabilmiş tek somut mekanizmadır. Bir ateşkes eşliğinde bu görüşmelerin yapılıyor olması, aslında çok uzun tartışmalardan sonra, savaş devam ederken tarafların mutabık kalabildiği bir husus olmuştur. Biliyorsunuz, iki görüş vardı: ‘İlk önce tam kapsamlı bir anlaşmaya varalım, sonra ateşkes olsun’ ve ‘Önce ateşkes olsun, sonra anlaşmaya varalım’ görüşleri. Sonra ortada birleşildi. Denildi ki, ‘Ön çerçevede mutabık kalalım ve tartışacağımız konuları, ateşkesle beraber hayata geçirelim’ şeklinde bir orta yol bulundu. Bunun için de cumartesi günü görüşmeler başlayacak. Burada Pakistanlı kardeşlerimize çok teşekkür ediyoruz. Gerçekten her türlü çabayı ortaya koydular. Taraflar tıkandığı zaman gerek biz gerek onlar sürekli sahnedeydi. ‘Nasıl açarız, nasıl daha iyi çözümler getiririz, her iki tarafı da dengeli tutabilecek, sürecin içinde tutabilecek ne yapabiliriz?’ hep bunun arayışı içerisinde olduk. Gerçekten son üç dört hafta, sürekli yoğun diplomasi ve bir akıl oyununun oynandığı bir süreç oldu. Ama daha olayların çok başındayız" ifadelerine yer verdi. "İsrail, beklediğimiz gibi oyun bozuculuğunu yaptı" Ateşkes ve gerçekleşecek barış görüşmelerinin sabote edilememesi gerektiğini söyleyen Fidan şöyle devam etti: "Biliyorsunuz, dün ateşkes ilan edildi. Daha görüşmelere geçmeden hemen ilk arıza ortaya çıktı. İsrail, beklediğimiz gibi oyun bozuculuğunu yaptı ve Lübnan’a, o ana kadar gerçekleştirmediği çapta geniş kapsamlı bir hava harekatı icra etti. Çok fazla sayıda sivilin ölümüne sebep olan bir hava harekatıydı. İsrail’in bu provokasyonu eşliğinde devam edecek olan bu görüşmeler, haliyle zor geçecek görüşmeler. Şunu hatırlatmak isterim, tartışılacak olan konular çok zor başlıklar. Bunların bir kısmı daha önce Amerika ile İran arasında yapılan görüşmelerde çok sık tartışılmış konulardı. Burada bir yere varılmıştı, bir anlayış birliği oluşmuştu. Özellikle nükleer konularda. Ama şu anda orada bile birtakım git-gellerin olduğunu görebiliyoruz. Özellikle zenginleştirme konusunda. Ben burada şu anda bir pozisyon belirtmek istemiyorum ki taraflar bu konuda daha rahat ve esnek hareket edebilsinler. Ama nükleer konu, en fazla tartıştıkları konuydu. O konuda bile görüş farklılıkları olabilir. Onun dışında, daha önce tartışmadıkları ama bu savaş vesilesiyle devreye giren yeni hususlar var. Bunlardan birisi Hürmüz Boğazı’nın bundan sonraki durumu ve seyrüsefer emniyetinin geleceğidir. Çünkü Hürmüz Boğazı sadece Körfez ülkelerini değil, bütün küresel ekonomiyi çok yakından ilgilendiren bir geçiş noktasıdır. Bunu bütün dünya, son bir aylık savaş sürecinde çok net bir şekilde hissetti ve gördü." "Cumhurbaşkanımızın liderliğinde oluşturduğumuz bir bölge vizyonuna sahibiz" Bölgesel güvenliğin sağlanmasının da önemli olduğunu belirken Bakan Fidan, "Bölge ülkeleri ile İran’ın da bu vesileyle bir uzlaşma zeminine gitmesi ve aralarında bulunan örtülü veya açık ne kadar problemli alan varsa çok açık ve şeffaf bir şekilde ortaya konması ve bunun da bir sonuca bağlanması gerekmektedir. Türkiye olarak biz, son 1,5-2 yıldır Cumhurbaşkanımızın liderliğinde oluşturduğumuz bir bölge vizyonuna sahibiz. Bunu taraflara ifade etmekteyiz. Taraflar, özellikle bölgedeki Arap ülkeleri, bir kısmı Körfez’de, bir kısmı Körfez dışında olan ülkeler, İran ile olan sorunlarını dışarıdan aktör çağırarak halletme arayışları, buna mukabil İran’ın bölgede vekil unsurlar aracılığıyla yayılma girişimleri, her zaman için bölgede çok ciddi gerilimlere sebep olmuştur. Biz, bölgesel sahiplenme prensibinden hareketle, tarafların bir araya gelerek, bölgenin evlatları olarak, artık bölgede bulunan ulus devletlerin sınırları belli, bayrakları belli, bulundukları yerler belli olduğu bir düzende, herkesin birbirine saygıyı, egemenliğe saygıyı, toprak bütünlüğüne saygıyı deklare edeceği ve bunun etrafında güvenlik ve kalkınma gibi alanlarda iş birliğini ilerletecek bir mekanizmayı esas görüyoruz. Bunu yapabiliriz ve yapmalıyız. Esasında bu savaş çıkmasaydı, Türkiye bu konuda ileri adımlar atma yönünde ilerliyordu. Çünkü bölgedeki müttefiklerimiz de, ortaklarımız da ve dostlarımız da buna ikna olmuşlardı. Artık bölge savaşlardan yoruldu, bölge işgallerden yoruldu, bölge terörden yoruldu, bölge iç savaşlardan yoruldu, bölge kandan yoruldu. Bölgenin, ilk başta Müslümanların, bölgenin evlatlarının bir arada barış ve huzur içinde yaşaması gerekmektedir" dedi. Gerçekleştirilecek görüşmeler için iki haftanın yeterli olamayabileceğinden bahseden Fidan, tarafların mutabık kalmasıyla ateşkesin devam edebileceğini ve böylelikle görüşmelerinde devam edeceğini söyledi. Tüm dünyanın ilgisinin bu görüşmede olacağını dile getiren Fidan, ayrıca bu savaşın bitmesi konusunda tüm dünyanın ortak bir fikre sahip olduğunu belirtti. "Her türlü provokasyon, zorlama ve engelleme vardır; ancak biz ısrarla bu yolda ilerlemeye devam edeceğiz" Filistin meselesiyle ilgili sorulan bir soruya da cevap veren Fidan, "Gazze’de yürüyen görüşmelerle ilgili bu savaşın başından beri biliyorsunuz, bir konuya dikkat çektik. Bu savaş devam ederken ve buna ilişkin gayretlerimizi yoğunlaştırırken, lütfen dünya kamuoyu Gazze’de olup bitenden de dikkatini almasın. Çünkü bunu yaptığınız anda İsrail’in suistimal etme mekanizması devreye giriyor. Biliyorsunuz, Gazze barış planının uygulanmasında çeşitli aşamalar ortaya konmuştu. Birinci aşamada, belli taraflara düşen yükümlülükler var. Ara bulucular olarak, bunların taraflar tarafından hayata geçirilmesi için çalışmaya başladık. Şimdi bu esnada yeni oluşturulan Gazze heyetinin de işin içinde şu anda aktif rol aldığını görüyoruz. Özellikle Gazze’den sorumlu yüksek temsilci Nikolay Miladinov ve ofisinin de işe başladığını görüyoruz. Biliyorsunuz, Hamas heyeti geçtiğimiz hafta Türkiye’ye geldi. Ondan önce de Türkiye’ye gelmişti. Bizler kendileriyle uzun uzun görüştük. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından da birinci toplantıdan sonra bir kabulleri oldu. Kendileri de bilgilendirme yaptılar. Şimdi şöyle bir durumdayız: Birinci aşamanın uygulanmasında birtakım problemler var. Hamas, kendine düşeni büyük ölçüde yerine getirdi. Ama İsrail’in bu aşamada, birinci aşamayla ilgili belli sözlere bağlı kalmadığına ilişkin veriler ve bulgular var. Hamas, haklı olarak, ikinci aşamaya geçmeden önce birinci aşamada İsrail tarafından yapılmamış hususların hayata geçirilmesi konusunda ısrarcıdır. Ondan sonra ikinci aşamaya geçelim yaklaşımı söz konusudur. Bunlar nelerdir? Ağırlıklı olarak birçok konu var. Bunların başında insani yardımlara ilişkin miktarların, söz verildiği veya anlaşmada öngörüldüğü gibi olmaması gelmektedir. İkincisi, hasta hareketliliğine ilişkin sınır kapılarının açık tutulması, özellikle Refah Sınır Kapısı’nın açık tutulmasına ilişkin politikanın hala istikrara kavuşmamış olmasıdır. Diğer taraftan, Gazze’lilerden müteşekkil 15 kişilik teknik yönetim heyetinin hala Gazze’ye girip yönetimi devralmamış olması gibi birinci aşamaya ilişkin tamamlanmamış konular vardır. Şu anda heyetlerimiz Kahire’dedir. İkinci görüşme için tekrar bir araya gelmek üzere çalışmaktadırlar. Heyetler hem ara bulucular kendi aralarında bir araya gelmektedir hem de Hamas ile bir görüşme yapılması, mümkünse planlanmaktadır. Bu da ikinci aşamaya doğru nasıl gidileceğini görmek içindir. Biz diplomasiden, diyalogdan umudumuzu kesmiyoruz. Bütün gücümüzle bu alana asılıyoruz. Bütün ortaklarımızla beraber bu işi koordine ediyoruz. Her türlü provokasyon, zorlama ve engelleme vardır; ancak biz ısrarla bu yolda ilerlemeye devam edeceğiz" "İstikrarı daha da güçlendirmeyi amaçlıyoruz" Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani de, toplantının çok zor bir süreçte gerçekleştiğini ifade ederek, "Bölgemizde farklı farklı gelişmeler görüyoruz. Özellikle Suriye’nin ileri ve gelişimi sırasında. Tabii bizim ilişkilerimiz özellikle kazan kazana bağlı bir ilişkilerdir ve stratejik ilişkilerimiz gittikçe gelişiyor Türkiye ile. Ankara’da güvenilir ve bağlı bir şekilde bir işbirliği ortak bulduk. Biz de böylelikle istikrarı daha da güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Aynı zamanda kardeş Türkiye ülkesi ile birlikte enerji, ticaret, altyapı gibi alanlarda büyük bir işbirliği içerisindeyiz. Böylelikle bütün tehditleri de bertaraf etmekteyiz" dedi. "Suriye ile SDG arasındaki anlaşmaya sadık kalacağımızı belirtmek istiyorum" Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin enerji konusu olduğuna değinen Şeybani, Hazar Denizi ve Akdeniz’deki işbirliğinin artacağını vurguladı. Burada gerçekleştirilecek projenin önemine değinen Şeybani, "Buradaki gerçekleştireceğimiz projeler de her iki ülke için çok büyük bir önem arz etmektedir. Ülkenin müesseselerini yeniden inşa etmek, hızlı bir şekilde ilerlemekte. Ve şunu söylemem gerekir ki ilk parlamentoyu Suriyeliler için Haseke’de başlayacaktır. Böylelikle yakında bu parlamentonun ilk oturumu gerçekleştirilmiş olacağız. Biz de Suriye ile SDG arasındaki anlaşmaya tamamen sadık kalacağımızı buradan bir kez daha belirtmek istiyorum. Böylelikle hem sınırlar, petrol kuyularıyla ilgili tüm anlaşmaları yerine getiriyoruz" diye konuştu. "Bütün Suriye oluşumlarını tek çatı altında olmasına önem veriyoruz" Suriye’de tek ülke, tek ordu ve egemenliği inşa edeceklerini vurgulayan Şeybani, "Hem Kürt kardeşlerimize de hem de bütün Suriye oluşumlarının tek çatı altında olmasına önem veriyoruz. Hem güvenlik ve askeri cihazların da birlikte olması bizim için de gerçekten çok büyük bir önem arz ediyor. Tabii bizim ulusal çabalarımız da uluslararası çabalarımızla bağlıdır. ABD ve İran arasındaki bu barış gerçekten çok önemlidir. Böylelikle bölgedeki istikrarı destekleyecektir. Sayın basın mensupları, Suriye 14 yıl boyunca çok büyük bir kayıp vermiştir. Ne yazık ki milyonlarca şehitler ve milyonlarca göç verdik. Bundan dolayı büyük bir etki altında kalmıştık. Ancak biz tekrar yeniden ayağa kalkmalıyız. Bu tür durumların bir daha ileride engellenmesi için çabalarımızı sarf etmemiz gerekiyor. Aynı zamanda bölgedeki ülkelerin birbirlerinin egemenliğini koruması gerekiyor" şeklinde konuştu. İsrail’in bölgede hale genişlediğine dikkati çeken Şeybani, "İsrail bazı bölgeleri halen genişlemekte. Hem havadan hem de karadan saldırılarına ve ihlallerine devam etmektedir. Tabii biz de ABD’nin arabuluculuğuyla güvenlik bir anlaşmayı sağladık. Ancak İsrail’in ne yazık ki gelişimci politikalarıyla bu da baltalanmış oldu. Biz de tekrar ABD’yi ve uluslararası toplumu 1974 anlaşmasına sadık kalmalarını davet ediyoruz. Ve nitekim böylelikle Suriye daha iyi bir şekilde önümüzdeki dönemde ilerleyecektir. Son olarak da Türkiye hükümetine bizleri stratejik bir şekilde destekledikleri için teşekkür ediyoruz. Yeni Suriye her zaman gelişmeye hazır olacaktır, yatırımlara hazır olacaktır" dedi.
Tarım ve Orman Bakanlığından, bir çiftçinin satamadığı kıvırcıkların koyunlara yem edildiği iddialarına yalanlama
09 Nisan 2026 Perşembe - 19:29 Tarım ve Orman Bakanlığından, bir çiftçinin satamadığı kıvırcıkların koyunlara yem edildiği iddialarına yalanlama Tarım ve Orman Bakanlığı, sosyal medyada Mersin’in Tarsus ilçesinde bir çiftçinin kıvırcık marullarını satamadığı için ürünlerin tarlada kalarak koyunlara yem edildiğine dair paylaşımların gerçeği yansıtmadığını açıkladı. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "Bazı sosyal medya platformlarında, Mersin’in Tarsus ilçesinde bir çiftçimizin kıvırcık marullarını satamadığı için ürünlerin tarlada kalarak koyunlara yem edildiğine dair yer alan paylaşımlar gerçeği yansıtmamaktadır. Bahse konu videonun çekildiği arazi, Tarsus ilçesi Kulak Mahallesi’nde, bir üreticimiz tarafından işlenmektedir. Yapılan incelemede, üreticimiz ürününü henüz tarladayken satmıştır. Ürünü satın alan kişi, marulların büyük bir çoğunluğunu hasat ederek pazara sunmuş, tarlada kalan ürün ise kalite standartlarının düşük olması nedeniyle alıcı tarafından hasat edilmemiştir. Tarla sahibi üreticimiz, bir sonraki üretim sezonu için fotoğraflarda da yer aldığı gibi tarlasının bir kısmına karpuz fidesi dikmiştir. Tarlada kalitesinden dolayı hasat edilmeyen ürünlerin küçükbaşlar tarafından tüketildiği esnada, başka bir kişi tarafından olay kayda alınmış ve çarpıtılarak sosyal medyadan paylaşılmıştır. Söz konusu üreticimiz, paylaşılan videonun içeriğiyle bir ilgisinin olmadığını, ürününü sattığını ve şu an söz konusu arazide karpuz ekili olduğunu resmi makamlara beyan etmiştir. Sosyal medya mecralarında dolaşıma sokulan iddialar gerçeği yansıtmamakta olup, tarımsal üretim süreçlerindeki olağan hasat artığı ve ürün değişimi işlemleri manipüle edilerek kamuoyu yanıltılmaya çalışılmıştır. Bu vesileyle Tarım ve Orman Bakanlığı olarak üreticilerimizin her daim yanında olduğumuzu, dezenformasyon içeren paylaşımlara karşı hassasiyetle yaklaştığımızı bir kez daha kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarız" ifadelerine yer verildi.
Mavi Vatan-2026 Tatbikatı, ’fiili atış sahfası’ ile tamamlandı
09 Nisan 2026 Perşembe - 19:12 Mavi Vatan-2026 Tatbikatı, ’fiili atış sahfası’ ile tamamlandı Deniz Kuvvetleri Komutanlığınca 3-9 Nisan 2026 tarihleri arasında icra edilen, Karadeniz, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de Donanma Komutanlığı koordinesinde ’Mavi Vatan-2026 Tatbikatı’nın ‘fiili atış safhası’ gerçekleştirildi. Donanma Komutanlığı koordinesinde, Türk Deniz Kuvvetleri’nin en kapsamlı tatbikatlarından olan ’Mavi Vatan 2026’ tatbikatı 3-9 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirildi. Tatbikat, unsurların harekata hazırlık seviyelerini yükseltmek, Deniz Kuvvet Komutanlığı bağlısı komutanlıkların karargah ve harekat merkezlerinin sevk ve idare etkinliğini denemek, karargah personeli ve tatbikata katılan unsurların çok tehditli ortamda muhakeme, öngörü ve karar verme yeteneklerini değerlendirmek, diğer kuvvet komutanlıkları ile müşterek çalışabilirlik usullerini geliştirmek amaçlarıyla düzenlendi. Tatbikatın son gününde Antalya açıklarında ‘fiili atış safhası’ gerçekleştirildi. 15 bin personel görev aldı Tatbikatta, Deniz, Hava, Kara ve Sahil Güvenlik Komutanlığından toplam 120 gemi, 50 hava vasıtası ile 15 bin personel katıldı. Tatbikatta, 1 Amfibi Hücum Gemisi, 12 fırkateyn, 4 korvet, 14 hücumbot, 8 denizaltı, 8 Mayın Avlama Gemisi, 16 Karakol Gemisi, 20 Amfibi Çıkarma Gemisi, 29 yardımcı sınıf gemi, 5 İnsansız Deniz Aracı (İDA), 2 Sahil Güvenlik Gemisi, 6 Sahil Güvenlik Botu, 5 D/K Uçağı, 3 genel maksat uçağı, 24 S/İHA ,1 ağır yük nakliye helikopteri, 3 genel maksat helikopterleri ve 2 taarruz uçağı hazır bulundu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Bayraktaroğlu tatbikatı takip etti Tabikatın ‘fiili atış safhası’ Antalya Körfezi’nde bulunan TCG Anadolu çok maksatlı amfibi gemisinde icra edildi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, haftalık basın bilgilendirme toplantısı ardından tatbikat için TGC Anadolu’ya geldi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel 19 pare top atışlarıyla selamlandı. Atışlar belirlenen noktalara yapıldı Tatbikat faaliyetleri kapsamında ’Fiili Atış Safhası (FAS) Faaliyeti’ (Sürüklenen Mayın İmhası, Kara Bombardımanı Atışı) faaliyetleri gerçekleştirildi. Akdeniz açıklarında senaryo gereği adada belirlenen bölgelere kara bombardıman atışı yapıldı, aynı noktalar daha sonra helikopterlerle vuruldu. TGC Anadolu’dan havalanan 2 Bayraktar TB-3 SİHA’dan yapılan MAM-L atışıyla ise su üstündeki hedefler nokta atışıyla vuruldu. Ardından hücumbotlar ve süper kobra helikopterler eşliğinde su üstü hedefine top atışları yapıldı. Diğer yandan hava savunma, kara bombardımanı ve deniz hava vasıtalarından güdümlü mermi atışları gerçekleştirildi. Geçiş töreni görkemli anlara sahne oldu Tatbikatta yer alan deniz ve hava araçlarının katılımıyla tören geçişi icra edildi. Törende TCG Anadolu Gemisi’nin yanından geçen gemiler ve uçaklar gemideki kuvvet komutanlarına selam vererdi. ’Mavi Vatan-2026 Tatbikatı’ ‘fiili atış safhası’ denizde yapılan geçit töreniyle tamamlandı.
Bakan Uraloğlu: "Trabzon ile Samsun arasını 2 saate düşüreceğiz"
09 Nisan 2026 Perşembe - 19:07 Bakan Uraloğlu: "Trabzon ile Samsun arasını 2 saate düşüreceğiz" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, "Trabzon ile Samsun arasını 2 saate düşürecek Samsun-Trabzon-Sarp hızlı tren demiryolu projemiz ile Samsun’dan itibaren; Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin olmak üzere tüm kentlerimizi birbirine bağlamış olacağız" dedi. Ankara’da düzenlenen Trabzon Günleri’nin açılış programı 1. TBMM Binası’nda yoğun katılımla gerçekleştirildi. Açılışın ardından 1. TBMM Binası’ndan mehteran eşliğinde Millet Bahçesi’ndeki fuaye alanına yüründü. Programa katılan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Millet Bahçesi’nde düzenlenen programda konuşma gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Trabzon’u yarınlara daha güçlü taşımak için eğitimden sağlığa, ulaşımdan çevre ve şehirciliğe, üretimden teknolojiye her alanda dev yatırımlar gerçekleştirdiklerini belirten Bakan Uraloğlu, "Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak Trabzon’umuzun ulaşım altyapısını dönüştürüyoruz, geliştiriyoruz. Bölünmüş yollar, BSK’lı yollar yaptık. Avrupa’nın en uzun çift tüplü karayolu tüneli Zigana Tüneli’ni inşa ettik. Şehir içi trafiğine nefes aldıracak Kanuni Bulvarı’nda sona yaklaştık. Trabzon Güney Çevre Yolu’muzu da iki kesim halinde hayata geçiriyoruz. Birinci etabında çalışmalar tüm hızıyla sürüyor" diye konuştu. "Trabzon ile Samsun arasını 2 saate düşüreceğiz" Hem Trabzon’u modern bir kent içi raylı sistemle donatacak hem de hızlı tren ile tanıştıracak dev projelerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vizyonuyla hayata geçtiğini kaydeden Uraloğlu, "Trabzon ile Samsun arasını 2 saate düşürecek Samsun-Trabzon-Sarp hızlı tren demiryolu projemiz ile Samsun’dan itibaren; Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin olmak üzere tüm kentlerimizi birbirine bağlamış olacağız. Yapım çalışmalarına da Kırıkkale-Çorum arasında başladık. Bu sene devamını da ihale edeceğiz. Trabzon Büyükşehir Belediyemizle birlikte hayata geçirdiğimiz Trabzon Hafif Raylı Sistem Hattımızın Akyazı - Havalimanı arasındaki 16,2 km uzunluğundaki 1.etabınının yapım ihalesine de önümüzdeki günlerde çıkacak ve inşa çalışmalarımıza başlayacağız" ifadelerini kullandı. "Mevcut pistten biraz daha kuzeye denizde yeni havalimanımızı inşa edeceğiz" Yeni Trabzon Havalimanı’nı da 10 milyon yolcu kapasiteli terminal binası ve 3 bin metrelik pistiyle büyük gövdeli uçakların inebileceği şekilde tasarladıklarını aktaran Uraloğlu, şöyle konuştu: "Şimdi yeni projemiz kapsamında mevcut pistten biraz daha kuzeye denizde yeni havalimanımızı inşa edeceğiz. Yatırım programına aldık, ihalesini yaptık, yer teslimi yaptık. Yakın zamanda temeli atıp yapım çalışmalarına başlayacağız. Kimsenin, hiçbir hemşerimizin şüphesi olmasın ki biz durmadan çalışıyoruz; projelerimizle Trabzon’u Karadeniz’in lojistik, üretim ve turizm üssü haline getiriyoruz. ‘Doğduğun yer değil, doyduğun yer’ derler ya Biz doyduğumuz yerde de doğduğumuz yeri hiç unutmadık. Nerede olursak olalım, bir memleket özlemi taşıdık. Trabzon’umuzu daha güçlü ve refah dolu bir geleceğe taşımak için çalışıyoruz. Trabzon kalkınırsa Karadeniz yükselir, Karadeniz yükselirse Türkiye güçlenir dedik." "Gelin, hep birlikte Karadeniz fırtınasını Başkent’te estirelim" Uraloğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ankara’da yaşayan binlerce Trabzonlu hemşerimiz bir araya gelecek, hasret giderecek, birlik ve beraberliğini pekiştirecek. Bu duygularla, Ankara Trabzon Günleri’nin hayırlı, bereketli ve unutulmaz geçmesini temenni ediyorum. Tüm hemşerilerimizi, Ankaralı tüm vatandaşlarımızı bu büyük şölene tekrardan davet ediyorum. Trabzon ne zaman susacağını ne zaman kükreyeceğini bilen bir şehirdir. Trabzon bizim, Karadeniz bizim, Ankara bizim, Türkiye bizim! Gelin, hep birlikte Karadeniz fırtınasını Başkent’te estirelim!" Program, Bakan Uraloğlu’na plaket takdim edilmesi ve toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi. Ayrıca programa, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, önceki dönem İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, davetliler ve başkentliler katıldı.
Savunma Sanayii Başkanlığı ile Azerbaycan Savunma Sanayisi Başkanlığı arasında işbirliği sözleşmesi imzalandı
09 Nisan 2026 Perşembe - 18:38 Savunma Sanayii Başkanlığı ile Azerbaycan Savunma Sanayisi Başkanlığı arasında işbirliği sözleşmesi imzalandı Savunma Sanayii Başkan Yardımcısı Hakan Karataş ile Azerbaycan Savunma Sanayisi Bakan Yardımcısı Hidayet Azimov, savunma sanayiinde stratejik yetkinlik gelişimi ve ekosistem dönüşümünü hedefleyen iş birliği sözleşmesini imzaladı. Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, Savunma Sanayii Başkan Yardımcısı Karataş ile Azerbaycan Savunma Sanayii Bakan Yardımcısı Azimov arasında savunma sanayiinde stratejik yetkinlik gelişimi ve ekosistem dönüşümünü hedefleyen iş birliği sözleşmesi imzalandığını açıkladı. Görgün, iş birliği sözleşmesine ilişkin, "Savunma sanayiinde ortaya koyduğumuz bütüncül ekosistem yaklaşımı; artık yalnızca platform ve ürün geliştirme kabiliyetiyle değil, kurumsal yapısı, yönetişim modeli ve sürdürülebilir sanayileşme anlayışıyla da uluslararası ölçekte referans alınan bir seviyeye ulaşmıştır. Dost ve kardeş ülkeler, yalnızca teknolojiye değil; bu teknolojiyi mümkün kılan sistem mimarisine de talip olmaktadır. Bu anlayış doğrultusunda; Azerbaycan Savunma Sanayisi Bakanlığı ile Başkanlığımız arasında, savunma sanayiinde stratejik yetkinlik gelişimi ve ekosistem dönüşümünü hedefleyen iş birliği sözleşmesini imzaladık. Söz konusu iş birliği kapsamında; Savunma sanayii yönetişim modeli, Tedarik ve sözleşme yönetimi yapıları, Ar-Ge, Ür-Ge ve teknoloji kazanım süreçleri, Sanayileşme ve ihracat mimarisi, İnsan kaynağı gelişimi ve bilgi transferi alanlarında kapsamlı bir dönüşüm perspektifi oluşturulacaktır. Bu adım; iki kardeş ülke arasındaki stratejik iş birliğinin derinleşmesinin yanı sıra, Türkiye’nin savunma sanayii modelinin küresel ölçekte taşıdığı değerin somut bir yansımasıdır" dedi.
AK Parti Sözcüsü Çelik: "AK Parti seçimden korkuyor mu diye bir argüman getiriyorlar, biz bugüne kadar sizi sandıkta yenerek iktidar olmuşuz"
09 Nisan 2026 Perşembe - 18:32 AK Parti Sözcüsü Çelik: "AK Parti seçimden korkuyor mu diye bir argüman getiriyorlar, biz bugüne kadar sizi sandıkta yenerek iktidar olmuşuz" AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ara seçim çağrısına ilişkin, "AK Parti seçimden korkuyor mu diye bir argüman getiriyorlar. Biz bugüne kadar defalarca sizi sandıkta yenerek iktidar olmuşuz" dedi. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) devam ederken basın açıklaması gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleriyle AK Parti MYK’da bir değişiklik olduğunu ifade eden Çelik, Çevre ve Şehircilik Başkanlığı’na Sevilay Tuncer’in yerine MKYK Üyesi ve İstanbul Milletvekili Nilhan Ayan’ın geldiğini söyledi. İstanbul’un Beşiktaş ilçesinde meydana gelen terör saldırısını tüm boyutları ile takip ettiklerini ve bu tür eylemlerin hiçbirinin tesadüfen gerçekleştirilen eylemler olmadığına dikkati çeken Çelik, çeşitli illerde operasyonların yapıldığını ve terörün üzerine kararlılıkla gidildiğinin altını çizdi. "‘Bir gecede sizi taş çağına çeviririz’ söylemlerinin herhangi bir barış perspektifine hizmet etmediği açıktır" İran’ın ABD ve İsrail tarafından uğradığı haksız ve hukuksuz saldırıların insani açıdan vahim sonuçlar doğurduğunu kaydeden Çelik, "Hem bölgesel hem küresel barışı etkileyecek çok kötü neticeler oluşturdu. Bunu tüm boyutlarıyla hep beraber izledik. Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler, tedarik zincirleri, enerji konusu ve gıda konusu son derece önemli ama en önemlisi o bombaların altında sebepsiz yere can veren masumlar var. Dolayısıyla biz, barış dediğimizde bizim anladığımız daha çok masum kanı dökülmesindir. Aynı savaşın ilk günlerinde okuldaki kız çocuklarının bombalamayla öldürülmesi gibi asıl baktığımız yer o masum kız çocuklarının hayatıdır. Tüm boyutları ile takip ediyoruz, inceliyoruz. Değerlendirme yaptığımızda önemli olan kalıcı ateşkesle birlikte barışın çerçevesinin ortaya çıkmasıdır. ‘Bir gecede sizi taş çağına çeviririz’ söylemlerinin herhangi bir barış perspektifine hizmet etmediği açıktır. Bizim de buradaki odaklandığımız nokta esas olarak bir barış çerçevesinin ortaya çıkmasıydı ama geçici ateşkes meselesi konuları çözmüyor, önemli olan kalıcı bir barışa ulaşılmasıdır" ifadelerini kullandı. "İsrail kendi sınırlarına kendi kafasına göre karar veriyor, bunu da dini bir fanatizmle yapıyor" ABD ve İran arasında bir barışın olması gerektiği konusunda bütün dünyanın ortaya irade koyduğu ortamda İsrail’in Lübnan’a saldırılarının devam ettiğini aktaran Çelik, "İsrail kendi sınırlarına kendi kafasına göre karar veriyor. Üstelik bunu teolojik bir şekilde dini bir fanatizmle yapıyor. Bunu açıkça da ifade ediyorlar" dedi. "ABD’nin İran’a tek taraflı olarak ödev verme yaklaşımı var" ABD ile İran arasında Pakistan’da yapılması beklenilen barış görüşmelerinin çok önemli olacağını söyleyen Çelik, "Çok kırılgan bir barış ortamı var. İran, ’şimdiden 10 maddenin 3’ü şimdiden ihlal edildi’ diyor. Barış görüşmesine Pakistan’a gidecek olan ABD heyeti adına yapılan açıklamalarda bir müzakereden ziyade tek taraflı olarak İran’a ödev verme yaklaşımı var. Halbuki barış karşılıklı atılması gereken adımlarla olur. Sonuçta iki taraf da köprüde yürür ve köprünün ortasında buluşur. Ama, sadece bir taraf dönük olarak talimat verir gibi, ‘kırmızı ışıkta dur, sarı ışıkta bekle, yeşil ışıkta geç’ gibisinden bir uluslararası ilişkiler deklarasyonu tek taraflı olmaz. Burada çift taraflı bir yaklaşım gerekir. Asıl sorumluluk bu savaşı başlatanların üzerindedir. Bir devlete barışçıl da olsa şu programlarından vazgeç, savunma sanayiinle ilgili sistemleri yapma, egemenlik alanını üzerindeki boğazların ya da toprakların üzerindeki egemenlik haklarını devret gibi bir yaklaşım barışı getirmez. Barış yapmak istiyorsanız galip gelseniz bile aşırı şartlar dayatmayacaksınız. Hiçbir zaman unutmayalım, saldırıyı İran başlatmadı. Netice itibarıyla İran halkı burada mağdurdur. Burada doğru yolun bulunması için saldırıyı başlatanların bu çerçeveye riayeti esas ölçüdür. İran’ın da riayet etmesi gerekecektir. Bir taraf hiçbir ilkeye riayet etmesin, öbür tarafa verdiğimiz ödevlerin tamamını yerine getirsin demek barış değil demek değildir, o teslimiyettir. Teslimiyet dayatması ile barış çıkmaz" açıklamasında bulundu. "Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kurulmasını önerdiği diplomasi masası krizlerden çıkış için siyasi pusuladır" Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kurulmasını önerdiği diplomasi masasının ortaya çıkan krizlerden çıkılması için siyasi pusula olduğunu dile getiren Çelik, "Pakistanlı kardeşlerimizin buradaki iradesi, gayreti, emeği ve yaklaşımı son derece saygı değerdir. Başarılı olmaları için hem dua ediyoruz hem de Cumhurbaşkanımız bütün desteğini veriyor ama bu bütün dünyanın sahip çıkması gereken ve bu iradeyi koyması gereken bir durumdur" diye konuştu. Bölgede ve Körfez ülkelerinde ortaya çıkan fay kırıklıklarının tamirinin uzun yıllar alacağını belirten Çelik, "İran’ın karşı karşıya kaldığı zararların tazmini çok önemli olacaktır. Bu vesileyle Atlantik ve NATO İttifakı içerisinde ABD ile Avrupa Birliği arasındaki çatlakların bu derece belirginleşmiş olması varsa artık bir düzeninin geleceği açısından ya da yeni bir düzenin ne şekilde oluşacağı açısından da problemdir. Bu düzen meselesinde de herkes konuşurken yeni güvenlik mimarileri olur mu? yaklaşımı sergiliyor. Zaten işe buradan başlamak düğmeyi tersten iliklemek oluyor. Önemli olan uluslararası toplumu bundan sonrasında yönetecek temel siyasi ve ahlaki değerler ne olacaktır. Bunların hepsi neredeyse 1-2 sene içerisinde İsrail tarafından çiğnendi ve buna çok az ülke ses çıkardı. Şimdi de kimsenin bununla yüzleşeceği bir ortam kalmadı" değerlendirmesinde bulundu. "Atlantik İttifakı’nın bir bakıma kendi geleceği ile yüzleşeceği bir tablo ortaya çıkacak" Ortaya çıkan yeni düzen tartışmaların gelecek aylarda Türkiye’de gerçekleşecek NATO zirvesini çok daha kritik hale getirdiğini dile getiren Çelik, "Burada Atlantik İttifakı’nın bir bakıma kendi geleceği ile yüzleşeceği, ABD ile Avrupa’nın ilişkilerinin güvenlik mimarisi açısından kendi geleceği ile yüzleşeceği bir tablo ortaya çıkacak. Belki de bazıları açısından tamam mı? Devam mı? gibisinden bir sorunun cevabının bulunacağı bir tablo net bir şekilde ortaya çıkacak. Son zamanlarda Venezuela ve İran’da yapılanlar dünya sistemi için kötü örnekler ortaya koymuştur. Temel değerlerin yıpranması temel güvenlik mimarilerinin de işlemesinde büyük aksaklıkların ortaya çıktığını göstermiştir" diye konuştu. Çelik, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı. "Silah bırakma aşaması teyit edildiğinde yasal düzenlemeler meclis usulleriyle ortaklaştırılır ve sonuca varılır" TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Terörsüz Türkiye hedefine ilişkin açıklamalarının sorulması üzerine Çelik, "Sembolik olarak bir silah yakma oldu ama onun sonrasında sistematik olarak devam etmesi gerekiyor. Terör örgütünün silah bırakmasıyla ilgili safahatın tam görülmesi gerekiyor. Bu safahatın tam görülmesiyle beraber ki devlet kurumları devlet politikası çerçevesinde görevlerine devam ediyorlar. Teyit ve tekit mekanizması son derece verimli bir şekilde çalışıyor. Dolayısıyla terör örgütünün silah bırakma aşaması teyit edildiğinde zaten yasal düzenlemelerle ilgili partilerin çalışmaları var. Partilerin kendi arasındaki olağan meclis usulleriyle ortaklaştırılır ve sonuca varılır. Bugünün dünyasında terörün ilkelliğinden hem bölgenin hem de Türkiye’nin kurtarılması gerekir" cevabını verdi. "AK Parti seçimden korkuyor mu diye bir argüman getiriyorlar, biz bugüne kadar sizi sandıkta yenerek iktidar olmuşuz" CHP Genel Başkanı Özel’in ara seçim çağrısının sorulması üzerine Çelik, "CHP’nin Türk siyasi hayatında en temel tanımlarından bir tanesi ‘kurultaylar’ partisidir. Canı sıkıldıkça kurultaya giden bir partidir. Biz ‘CHP’nin Türkiye’nin istikrarı hakkında söyleyecek bir sözü yoktur çünkü kendi istikrarını sağlayamamış bir partidir’ deriz. O kurultay mantığı olduğu için de zannediyor ki Türkiye’de o mantıkla yönetiliyor. Siz Türkiye’nin istikrarlı yönetiminden, Türkiye’nin ulaşması gereken hedeflerden bahsettiğinizde AK Parti seçimden korkuyor mu diye bir argüman getiriyorlar. Biz bugüne kadar defalarca sizi sandıkta yenerek iktidar olmuşuz. Bizim en sevdiğimiz şey sandık ama Türkiye’nin istikrarı ve ulaşılması gereken hedefler ve etrafındaki tabloya baktığında biz seçimlerin doğru bir şekilde zamanında yapılması gerektiğini ifade ediyoruz. Hükümetin seçimde vatandaşın verdiği süreyi en iyi şekilde değerlendirmekle ilgili mükellefiyeti vardır. Kendi kurultay simülasyonunu Türkiye siyasetine yansıtmaya çalışıyorlar, bizim açımızdan herhangi bir hükmü yok" ifadelerini kullandı. "Bursa’mız için hayırlı, uğurlu olsun" Mustafa Bozbey’in Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılması nedeniyle yapılan oylama sonucunda Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin AK Parti’ye geçmesinin sorulması üzerine Çelik, "Bursa Belediye Meclisinde çoğunluk Cumhur İttifakındaydı. Belediye Başkanı’nın yargısal süreçleri neticesinde görevden alınmasından sonra demokratik mekanizma işledi. Orada Cumhur İttifakının adayı, ittifakın ve bağımsızların oylarını alarak bu sonucu elde etti. Seçime girip girmemeleri onların bileceği iş, bizi ilgilendirmez. Yargısal süreçler biliniyor, her şey kamuoyu önünde gerçekleşti. Kazanan arkadaşımızı tebrik ediyoruz. Bursa’mız için hayırlı, uğurlu olsun" açıklamasında bulundu.
DMM: "Uçaklarla kimyasal püskürtme yapıldığı iddiaları açık bir dezenformasyondur"
09 Nisan 2026 Perşembe - 17:49 DMM: "Uçaklarla kimyasal püskürtme yapıldığı iddiaları açık bir dezenformasyondur" Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin açıklamasında, "‘Uçaklarla kimyasal püskürtme yapıldığı’ ve bunun yağışları etkilediği yönünde ortaya atılan iddialar daha önce de Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz tarafından yalanlanmış olup; açık bir dezenformasyondur" ifadeleri kullanıldı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM) tarafından bazı sosyal medya hesaplarında paylaşılan görüntüler üzerinden, ‘uçaklarla kimyasal püskürtme yapıldığı’ ve bunun yağışları etkilediği yönünde ortaya atılan iddialara ilişkin açıklama yapıldı. DMM’nin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda görüntülerin daha önce de yalanlandığı belirtilerek "Bazı sosyal medya hesaplarında paylaşılan görüntüler üzerinden ’uçaklarla kimyasal püskürtme yapıldığı’ ve bunun yağışları etkilediği yönünde ortaya atılan iddialar daha önce de Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz tarafından yalanlanmış olup; açık bir dezenformasyondur" açıklamasında bulunuldu. Görüntülerde yer alan izlerin, uçakların yüksek irtifada oluşturduğu ‘kuyruk izi’ olarak bilinen doğal oluşumlar olduğu belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi: "Bu izler, uygun sıcaklık ve nem şartlarında su buharının yoğunlaşmasıyla oluşmakta; atmosfer şartlarına bağlı olarak değişik renkler almakta ve bir süre kalıp dağılabilmektedir. Bu izlerin hava olaylarını kontrol etmek ya da yağışları engellemek gibi bir etkisi bulunmamaktadır. Kamuoyunda korku ve belirsizlik oluşturmayı amaçlayan bu tür asılsız içeriklere itibar edilmemesi önemle rica olunur."
TŞOF: "1 Ocak 2027 tarihinden önce Odalarımız tarafından basılmış araç tescil plakalarının değiştirilmesine gerek yoktur"
09 Nisan 2026 Perşembe - 17:35 TŞOF: "1 Ocak 2027 tarihinden önce Odalarımız tarafından basılmış araç tescil plakalarının değiştirilmesine gerek yoktur" Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu (TŞOF) tarafından yapılan açıklamada, "1 Ocak 2027 tarihinden önce Odalarımız tarafından basılmış olup da mühürlü ve diğer güvenlik işaretleri bulunan araç tescil plakalarının değiştirilmesine gerek bulunmamaktadır" ifadeleri kullanıldı. Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu (TŞOF) tarafından bugün Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Araçların Satış, Devir ve Tescil Hizmetlerinin Yürütülmesi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’e ilişkin açıklama yapıldı. Açıklamada, yapılan düzenlemenin yanlış yorumlandığı ve vatandaşların plaka basma yetkisi olan TŞOF’a ait odalara giderek plaka değişikliği talebinde bulunduklarının öngörüldüğü belirtilerek "Yönetmelik değişikliği ile; 1 Ocak 2027 tarihinden sonra, odalarımız tarafından bu Yönetmelikte belirtilen nitelik veya ölçülere aykırı plaka basıldığının trafik kolluğu tarafından tespiti halinde, bahse konu plakalar, odalarımız tarafından herhangi bir ücret talep edilmeksizin değiştirileceği, hükmü getirilmiştir. ‘plaka basmaya yetkili kuruluş tarafından herhangi bir ücret talep edilmeksizin değiştirileceği’ hükmü, 1 Ocak 2027 tarihinden sonra basılacak ve Yönetmelikte belirtilen nitelik veya ölçülere aykırılığı, trafik kolluğu tarafından tespit edilen, plakaları kapsamaktadır. Ayrıca; 1 Ocak 2027 tarihinden önce Odalarımız tarafından basılmış olup da mühürlü ve diğer güvenlik işaretleri bulunan araç tescil plakalarının değiştirilmesine gerek bulunmamaktadır" ifadelerine yer verildi.