Yerel Haberler
Ankara
MHP Genel Başkanı Bahçeli, Ülkücü Şehitler Anıtı’nı ziyaret etti 27 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:59:14 Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Ülkücü Şehitleri Anma Günü" dolayısıyla Ankara’nın Kızılcahamam ilçesindeki Ülkücü Şehitler Anıtı’nı ziyaret etti. Bahçeli, "Ülkücü için makam hakkı verilecek bir emanettir" dedi. ’Ülkücü Şehitleri Anma Günü’ dolayısıyla Kızılcahamam’a gelen MHP lideri Bahçeli, Ülkücü Şehitler Anıtı’nı ziyaret etti. Çok sayıda partili tarafından karşılanan Bahçeli, dua ettikten sonra Ülkücü Şehitler Anıtı’na kırmızı karanfil bıraktı. Burada bir konuşma gerçekleştiren ve sözlerine ülkücü şehitleri rahmetle, minnetle, hürmetle yad ederek başlayan Devlet Bahçeli, "Her yılın 27 Mayıs’ında Ülkücü Şehitler Anıtı’nda gerçekleştirdiğimiz bu cem; toprağa verdiği yol arkadaşlarına bitmek bilmeyen bir hicran duyan ülküdaşlarımızın ve görmeden sevdiği şehit ağabeylerinin acılarını gönüllerinde saklayan genç kardeşlerimizin aynı duada birleştiği, aynı sancağın gölgesinde sadakat ve şuur tazelediği mübarek bir hatırlayış meclisidir. 27 Mayıs; şehitlerimizin aziz hatırası karşısında nefsimizi hesaba çektiğimiz, bugün oturduğumuz makamların, üstlendiğimiz vazifelerin, taşıdığımız unvanların ardında nasıl büyük bedeller, nasıl ağır çileler, nasıl mübarek fedakârlıklar bulunduğunu yeniden hatırladığımız kutlu bir muhasebe günüdür" diye konuştu. "Ülkücü için makam hakkı verilecek bir emanettir" Ülkücülüğün sorumluluklarından bahseden Bahçeli, "Bilinmelidir, Milliyetçi Hareket Partisi’nin başkanlık divanından ilçe başkanlıklarına; milletvekilliği sorumluluğundan Ülkü Ocaklarımızdaki orta öğretimli genç kardeşlerimizin masa başkanlıklarına kadar bu hareketin her kademesi; şehitlerimizin kanı, dava büyüklerimizin alın teri, taş medreselilerimizin çektikleri ıstıraplar üzerine kuruludur. Bundan dolayı ülkücü için makam, hakkı verilecek bir emanettir. Milliyetçi-Ülkücü Hareket içinde alınan her görev, bir gösteriş payesi değil; hesabı önce Allah’a, sonrasında ise aziz milletimize ve hatıralarıyla mukaddes şehitlerimize verilecek ağır bir mesuliyettir. Bu ağır mesuliyetin altında ezilmeyişimiz, istikametimizin şahsi hesaplara değil; İ’la-yı Kelimetullah davasına, Nizam-ı Alem ülküsüne ve Türk milletinin ebedi istiklal iradesine dayanmasındandır. Çünkü davamız dualıdır, himaye edenimiz Allah’tır" ifadelerini kullandı. "Şehitlerimiz, bedeni fani alemden çekilmiş olsa da adıyla ve hatıralarıyla nesillerin yoluna kandil olmaktadır" Şehadetin, inançlarında tükeniş değil, diriliş olduğuna dikkati çeken Bahçeli, "Şehitlerimiz, Hakk’ın yoluna kuvvet olan, emrine şahitlik eden, son nefesiyle imanını tasdik eden, davasını nefsinin üstüne çıkaran kahramanlardır. Şehitlerimiz; batılın, zulmün ve zilletin karşısında dağ gibi duruşu ve dosdoğru yaşayışıyla hepimize örnek olan; dünya sürgününden ayrılıp ebediyete seferiyle Peygamber Efendimize komşu olma duasını taşıyan yiğitlerdir. Şehitlerimiz, bedeni fani alemden çekilmiş olsa da adıyla ve hatıralarıyla nesillerin yoluna kandil olmaktadır. Şehitlerimizin toprağın altındaki sükutu, nice nutuktan daha gür; yoklukları, aramızdaki nice varlıktan daha diridir. Zira onlar, lütuf ve keremle sevindirilen; arkalarından gelecek dava arkadaşlarına korkuya ve hüzne burada yer bulunmadığını müjdelemektedir. Bu müjde bugün saflarımızı sıklaştırmakta, imanımızı tazelemekte, irademizi metinleştirmektedir. Geride kalanlarımızın omuzlarına miras, gönüllerine miyar, yokuşlu yollarına mihver, karanlık zamanlarda ise mukaddes bir meşale olarak parlamaktadır. Ülkücü şehitlerimiz de böyledir. Duruşlarıyla gencecik ömürlerini aşan, binlerce genç kardeşimizin yüreğinde taşan, ocaklarımızda dua dua çoğalan, emanetleriyle nesilden nesle büyüyen iman erlerimiz, davaya hasredilmiş bir varlığın, aziz milletimize vakfedilmiş bir iradenin abideleşmiş isimleridir" ifadelerine yer verdi. "Bir ülkü peşinde, bir Turan düşünde şehadet şerbetini içtiler" Ülkücü şehitlerin birçok yarım kalan hikayesi olduğuna vurgu yapan Bahçeli, "Kimi üniversite koridorlarında, kimi öğrenci yurtlarında, kimi sokak başlarında, kimi zindan karanlıklarında, kimi darağacının gölgesinde imtihan edildi. Lakin her biri celladın urganına, hainin kurşununa, namerdin pususuna tebessümle yürüdü. Bir ülkü peşinde, bir Turan düşünde şehadet şerbetini içtiler. Can verdiler de canan bildikleri Türk-İslam davasını şahsi ikbal masalarında bozdurmadılar. Ülkücü şehitlerimiz; delikanlı düşlerinden, ana kucağından, baba ocağından, evlat sıcaklığından, kurulamamış yuvalarından, alınamamış diplomalarından geçtiler; dünyalık ne varsa ellerinin tersiyle ittiler, musalla taşını düğün meydanı saydılar. Ölümün soğuk nefesi puslu havaları sararken ürkenler ülkücü şehitlerimiz değildi. Ülkücü şehitlerimiz idam sehpalarına gülerek yürürken şehitlerimizin imanları karşısında küçülen, zulümlerini korkuyla büyüten o kahpe düzenin sahiplerinin dizleri titrerdi. Azrail’in nefesi enselerinde hissedilirken dahi kendi canını değil yanındaki dava arkadaşını düşünen; ’Önce beni asın, o benim acıma dayanamaz’ diyerek cellatlara dahi sıra nizamı veren ülkücü şehitlerimizin baş eğmeyen iradesi, Hareket’imizin tarihine altın harflerle yazılmış en mübarek satırlardır. Bunun içindir ki ülkücü şehitlerimiz; al bayrağımız ne zaman dalgalansa, üç hilalli sancağımız ne zaman gökleri kaplasa, ezanımız ne zaman gür sesle okunsa, nerede bir ülkücü Türk gencinin gözleri şehit ağabeyleri için dolsa orada yeniden hayat bulacaktır" açıklamasında bulundu. "Şehitler kervanımızın her halkasıyla bir ölsek de bin dirileceğimizi bir kez daha buradan haykırıyorum" "Ülkücü şehitlerimiz, Milliyetçi Hareket Partisi’nin fırtınalara rağmen değişmeyen dik duruşunda ve Ülkü Ocakları’nın sönmeyen ateşinde daima yaşayacaktır" diyen Bahçeli, "İlk ülkücü şehidimiz Ruhi Kılıçkıran’dan şehit Bakanımız Gün Sazak’a, Mustafa Pehlivanoğlu’ndan Cevdet Karakaş’a, Yusuf İmamoğlu’ndan Dursun Önkuzu’ya, Fikri Arıkan’dan Cengiz Baktemur’a, Ahmet Kerse’den son ülkücü şehidimiz Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na kadar uzanan şehitler kervanımızın her halkasıyla bir ölsek de bin dirileceğimizi bir kez daha buradan haykırıyorum" diye konuştu. "Türk birliği mefkuremize, Türk milliyetçiliğinin son kalesi sıfatıyla ilelebet sahip çıkacağız" Ülkücülerin çetin zamanların, sarp yokuşların, çakıllı yolların, dar geçitlerin, sisli gecelerin yılmaz ve sarsılmaz yolcular olduğunu ifade eden Bahçeli şöyle devam etti: "Nefsini rafa kaldırmış, menfaatlere yüz çevirmiş, korkularını ardında bırakmış dava adamlarıdır. Güce yaslanmayan, istikbal kollamayan, secdeden başka hiçbir yerde alnını yere değdirmeyen bahadırlardır. Yağızlıklarını lafla değil, hayatlarıyla ispat eden; sadakatlerini kalabalık laflarla değil hainin karşısında değişmeyen karakterleriyle gösteren; kamera karşılarında değil mücadelede saf tutanlar ülkücülerdir. İşte bu nedenle ülkücülük, bir ömür taşınacak en yüce şereftir. Şehadet ise o şerefin ebediyetle taçlanmış halidir. Şehitlerimizin huzurunda bir kez daha ilan ediyorum. Milliyetçi Hareket Partisi olarak milletimizin birlik ve beraberliğini, dirlik ve düzenini, milli beka ve maneviyatımızı son nefesimize dek gözeteceğiz. ’Devlet-i ebed müddet’ şiarımıza, Türk birliği mefkuremize, Türk milliyetçiliğinin son kalesi sıfatıyla ilelebet sahip çıkacağız. Bugün aziz şehitlerimizin manevi huzurunda başımız mahzun, gönlümüz müsterih, irademiz işte burada dava arkadaşlarımızla müstahkemdir. Mahzunuz; çünkü nice dava arkadaşımızı kara toprağa emanet ettik. Müsterihiz; çünkü onların her biri tertemiz yaşadı, şahidiz. Müstahkemiz; çünkü asenasıyla, bozkurduyla, kundaktaki bebeğinden ak saçlısına dek burada ve onların bıraktığı sancağa omuz vermek için dimdik ayaktayız. Sözlerime son verirken başta merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey olmak üzere; 27 Mayıs 1980’de menfur bir suikast sonucu şehit edilen merhum Gün Sazak Bey’i, 12 Eylül zulmünde darağaçlarına gönderilen ülkücü şehitlerimizle birlikte münferit tarihlerde Türk-İslam ülküsü uğruna toprağa düşen bütün dava şehitlerimizi hasretle ve vefayla anıyorum. Şehitlerimizin ruhları şad, makamları ali, emanetleri ebediyen aziz olsun. Ne mutlu ülküsünü şahsiyetinin özü sayanlara."
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 15:53 Başkan Çetin’den muhtarlara Kurban Bayramı ziyareti Kurban Bayramı münasebetiyle mahalle muhtarlarını ziyaret ederek bayramlarını kutlayan Pursaklar Belediye Başkanı Ertuğrul Çetin, ziyaretlerde mahallelerin ihtiyaçları, belediye çalışmaları hakkında muhtarlarla kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Belediye Başkanı Ertuğrul Çetin, Kurban Bayramı dolayısıyla mahalle muhtarlarını ziyaret ederek bayramlarını kutladı. Gün boyu süren ziyaret programında mahalle muhtarlarıyla tek tek bir araya gelen Başkan Ertuğrul Çetin, hem bayram tebriğinde bulundu hem de mahallelerin ihtiyaçları, devam eden çalışmalar ve vatandaşların talepleri hakkında görüş alışverişinde bulundu. "Bayramlar; birlik ve beraberliğimizi güçlendiren, kardeşlik duygularımızı pekiştiren çok özel günlerdir" Muhtarların vatandaşlarla belediye arasında önemli bir köprü görevi üstlendiğini ifade eden Başkan Çetin, "Bayramlar; birlik ve beraberliğimizi güçlendiren, kardeşlik duygularımızı pekiştiren çok özel günlerdir. Bizler de bu anlamlı günlerde mahalle muhtarlarımızı ziyaret ederek hem bayramlarını kutlamak hem de mahallelerimizin durumu hakkında istişarelerde bulunmak istedik. Muhtarlarımız vatandaşlarımızın taleplerini en iyi bilen, mahallelerimizin nabzını tutan önemli temsilcilerimizdir. Hep birlikte el ele vererek ilçemizi daha güzel yarınlara taşımak için çalışıyoruz. Kurban Bayramı’nın başta ilçemiz olmak üzere ülkemize sağlık, huzur ve bereket getirmesini diliyorum" dedi. Muhtarlar ise ziyaretten duydukları memnuniyeti dile getirerek Başkan Ertuğrul Çetin’e teşekkür etti. Bayramda gerçekleştirilen ziyaretlerin moral ve motivasyon açısından anlamlı olduğunu belirten muhtarlar, mahallelere yönelik hizmetlerden dolayı da memnuniyetlerini ifade etti.
2. Dünya Savaşı’nın izleri Ankara’daki bir antikacıda günyüzüne çıktı
07 Şubat 2026 Cumartesi - 10:05 2. Dünya Savaşı’nın izleri Ankara’daki bir antikacıda günyüzüne çıktı Ankara’da antikacılık işiyle uğraşan Hakan Şehri, 2. Dünya Savaşı’ndan günümüze ulaşan tarihi eserleri dükkanında sergiliyor. Ankara’da yaşayan Hakan Şehri (55), 13 yıldır antikacılık işiyle uğraşıyor. Yıllar boyunca 2. Dünya Savaşı’ndan kalan nadir eserleri toplayan ve dükkanında sergileyen Şehri, sergilenen eserlerin, savaşın izlerini taşıyan önemli tarihi belgeler niteliğinde olduğu belirtti. Savaş koleksiyonu özellikle tarih meraklıları ve koleksiyonculardan yoğun ilgi gördüğünü ifade eden Şehri, eserlerin büyük bölümünün orijinalliğini koruduğunu ve titizlikle muhafaza edildiğini vurguladı. Sergilenen eserlerin, 2. Dünya Savaşı’nın askeri ve sosyal yönünü yansıttığının altını çizen Şehri, amacının geçmişle günümüz arasında bir bağ kurmak ve tarihi canlı tutmak olduğunu söyledi. Antikacılığı ‘hastalık’ olarak tanımlayan Şehri, bu işi para için yapmadığını ve antikacılığın bambaşka bir dünya olduğunu açıklarken, yeni başlayacak olanlara da kendilerini uzun bir sürecin beklediğini ve sabretmeleri gerektiğini ifade etti. "Bu bir sevda" Antikacılığa meraktan başladığın ve yaklaşık 13 yıldır aralıksız bir şekilde sürdürdüğünü belirten Şehri, "Yaklaşık 13 yıldır profesyonel antikacıyım. Burası olduğu gibi başka şubelerimiz de var. Avrupa’dan ve Türkiye’den antika toplayıp, bu işi antika severlere taşıyoruz, onlara anlatıyoruz. Bu bir sevda. Sonuçta insanın içinde olan bir şey. Zaten bu meslek, profesyonel olarak yapmadan önce de içimde vardı. Avrupa’ya çıktığımızda; gidiyorduk, arıyorduk, bakıyorduk ve öğreniyorduk. Zaman içerisinde ne kadar öğrensen de yeterli olmuyor. Kendini geliştirmek zorundasın. Daha sonra da belirli bir aşamaya geldik. Artık topladıklarımız kaldırılamaz hale geldi. Ondan sonra dükkan açtık. Başarılı da olduğumuzu düşünüyorum" diye konuştu. "Antika konusunda Avrupa’ya göre çok aşağılardayız" Türkiye’de antikacılığın yeni yeni gelişmeye başladığını, insanların finansal açıdan yavaş yavaş rahatlamaya başladığını ifade eden Şehri, "İlk zamanlar zorlandım. Bu işte eskiyle ilgili birçok şeyde bilginiz olmak zorunda. Bu işte bilgi şart. Bilgi varsa zaten değer var. Eski bir şeyi sokakta görüp de almadığınız veya antika pazarında değersiz gördüğünüz bir şeyi bilginiz varsa, onun değerli olduğunu anlayabiliyorsunuz ve antika değerini kazanmış oluyor. Ondan dolayı bilgi çok önemli. Her zamanda gelişime açık olmanız lazım. Çünkü Avrupa’ya göre çok aşağılardayız. Oradaki koleksiyoncularla temas içinde olacaksınız. Kendinizi geliştireceksiniz. Kendi ülkenizde de geçmişi geleceğe taşıyacaksınız. Antika konusunda gerideyiz. Çünkü insanlar finansal açıdan biraz daha rahatladılar. Avrupa’da daha farklı bir kültür var. Onlar, daha önceden bazı şeylere değer vermişler. Antikaları daha sonraki nesle ulaştırmaya çalışmışlar ama bizim halkımız yaşamaya çalışmış" şeklinde konuştu. "Antikacının da, bu işi sevenlerin de hayalleri var" Antikacılığın bir sevda işi olduğunu ve herhangi bir antikacının bile hayallerinin sınırsız olduğunun altını çizen Şehri, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye’de de çok büyük koleksiyoncular oluşmaya başladı. İnsanlar ilgileniyor ve müzeler kuruluyor. Bunun desteklenmesi lazım. Desteklediğinizde bir sonraki nesle de geçmişten gelen o ürünleri aktarmak lazım. Antika işiyle uğraşmak isteyenlerin ilk önce birilerinin yanında bu işe biraz gönül vermeleri lazım. Bir şeyleri öğrenmeleri lazım. Bir anda hiçbir şeyin olması mümkün değil. Eğer bu işe gönül veriyorlarsa dost edinmeleri azım. Ondan sonra belli bir alanda başlamaları lazım. Çünkü bu işin bir sonu yok. Antikacılık çok zevkli ve insanı mutlu eden bir şey. Hayaller bitmez. Antikacının da, bu işi sevenin de hayalleri var. Antikacılık, antika pazarına gittiğinizde, iki tane bulunmaz bir şeyi bulduğunuzda ve anladığınızda bile mutlu eden bir şey. Güzel şeyler elime düşse de onları dükkanıma kazandırsam diye her zaman kafamda bir düşünce var."
TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu: "TOBB; 367 oda ve borsası, 2 milyonu aşkın üyesiyle, ülkemizin kalkınmasına destek veren ve geleceğine yatırım yapan büyük bir aile"
07 Şubat 2026 Cumartesi - 10:02 TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu: "TOBB; 367 oda ve borsası, 2 milyonu aşkın üyesiyle, ülkemizin kalkınmasına destek veren ve geleceğine yatırım yapan büyük bir aile" Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, "Üretim ve yatırımla büyüyen, istihdamla güçlenen, ihracatla dünyaya açılan bir Türkiye misyonundan asla vazgeçmedik. TOBB; 367 oda ve borsası, 2 milyonu aşkın üyesiyle, ülkemizin kalkınmasına destek veren ve geleceğine yatırım yapan büyük bir aile" dedi. TOBB, 74. yılını kutluyor. Bu kapsamda sosyal medya hesabından açıklamalarda bulunan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, TOBB olarak sadece iş dünyası olarak sadece Türkiye ile sınırlı kalmadıklarını, TOBB vizyonunu dünyada da temsil etmeye çalıştıklarını belirtti. Hisarcıklıoğlu, yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verdi: "Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) 74 yaşında. 74 yıl sonra aynı ruh, aynı heyecanla, güçlü Türkiye ve güçlü ekonomi için çalışmaya, üyelerimizin sorunlarını takip etmeye, dile getirmeye ve çözüm üretmeye devam ediyoruz. TOBB olarak sadece Türkiye’de iş dünyasının sesi olmakla kalmıyor, dünyada da ülkemizi ve iş dünyamızı temsil etmenin onurunu taşıyoruz. Küresel iş dünyasının zirvesinde ay yıldızlı bayrağımızı dalgalandırmanın gururunu yaşıyoruz. Üretim ve yatırımla büyüyen, istihdamla güçlenen, ihracatla dünyaya açılan bir Türkiye misyonundan asla vazgeçmedik. TOBB; 367 oda ve borsası, 2 milyonu aşkın üyesiyle, ülkemizin kalkınmasına destek veren ve geleceğine yatırım yapan büyük bir aile. Birliğimizin temellerini atan, bugüne gelmesinde emeği olan tüm mensuplarımıza saygı ve şükranlarımızı sunuyor, tüm çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ediyor, vefat edenleri rahmetle yad ediyorum."
Uzmanından kritik uyarı: "Özellikle 8 haftayı aşan öksürüklerde mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurulmalı"
07 Şubat 2026 Cumartesi - 09:45 Uzmanından kritik uyarı: "Özellikle 8 haftayı aşan öksürüklerde mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurulmalı" Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gazi Gülbaş, "Üç haftadan kısa süren öksürükler akut, 3 ila 8 hafta sürenler uzamış, 8 haftadan uzun sürenler ise kronik (geçmeyen) öksürük olarak kabul edilir. Özellikle 8 haftayı aşan öksürüklerde mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurulması gerekir" dedi. Mevsimsel viral enfeksiyonlar sonrası sık görülen kuru öksürüğün haftalarca sürebileceğine dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gazi Gülbaş, en sık yapılan hatanın öksürük geçmediği gerekçesiyle gereksiz antibiyotik kullanımına devam edilmesi olduğunu söyledi. Gribal enfeksiyonların sona ermesine rağmen öksürüğün uzun süre devam etmesinin günümüzde oldukça yaygın bir sorun haline geldiğini belirten Medicana International Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gazi Gülbaş, öksürüğün her zaman devam eden bir enfeksiyon anlamına gelmediğini vurguladı. Zatürre, bronşit, farenjit, bademcik iltihabı ve sinüzit gibi enfeksiyonlara bağlı öksürüklerin genellikle geçici olduğunu ifade eden Prof. Dr. Gazi Gülbaş, buna karşın enfeksiyon sonrasında gelişen bronş aşırı duyarlılığı ve bazı kronik sinüzit vakalarında öksürüğün daha uzun sürebildiğini söyledi. "Balgam sökücü ve öksürük kesici ilaçlar her hastaya uygun değildir" Kış döneminde viral enfeksiyonların sık görülmesi nedeniyle hastalık sonrasında uzayan öksürüklerin daha yaygın hale geldiğini kaydeden Gülbaş, "Bu tür öksürükler çoğu zaman antibiyotik gerektirmez. Ancak hastalar öksürük geçmediği için antibiyotik kullanımını sürdürmekte ya da yeniden antibiyotiğe başlamaktadır. Bu hem faydasız hem de zararlı bir yaklaşımdır. Balgam sökücü ve öksürük kesici ilaçlar her hastaya uygun değildir. Özellikle balgamı olan hastalarda öksürük kesiciler balgamın atılmasını engelleyerek iyileşmeyi geciktirebilir. Çocuklar, yaşlılar, astım ve KOAH hastaları ile kalp, tansiyon ve prostat hastalığı olan bireylerde bu ilaçların mutlaka doktor önerisiyle kullanılması gerektir" ifadelerine yer verdi. "Öksürük sadece akciğer kaynaklı olmayabilir" Öksürüğün aslında solunum yollarını temizlemeye yönelik koruyucu bir refleks olduğunu hatırlatan Gülbaş, "Öksürük sadece akciğer kaynaklı olmayabilir. Boğaz, burun, sinüsler, mide, yemek borusu, kalp zarı ve diyafram gibi birçok organın hastalıklarında da öksürük bir belirti olabilir. Öksürüğün süresi ve eşlik eden belirtileri önemlidir. Üç haftadan kısa süren öksürükler akut, üç ila 8 hafta sürenler uzamış, 8 haftadan uzun sürenler ise kronik (geçmeyen) öksürük olarak kabul edilir. Özellikle 8 haftayı aşan öksürüklerde mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurulması gerekir. Geniz akıntısı, astım, mide reflüsü, iyileşmeyen enfeksiyonlar, bazı akciğer hastalıkları, verem, kalp yetmezliği, kullanılan bazı tansiyon ilaçları, sigara ve akciğer kanseri uzun süreli öksürüğün nedenleri arasındadır. Gece uyandıran öksürük, kanlı balgam, nefes darlığı, uzun süren ateş, istemsiz kilo kaybı ve göğüs ağrısı gibi durumlarda da süre beklenmeden doktora başvurulmalıdır" cümlelerine yer verdi. Ortamın nem dengesi önemli Halk arasında ‘100 günlük öksürük’ olarak bilinen boğmaca vakalarının Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre hâlen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu da aktaran Gülbaş, "Türkiye’de çocukluk çağı aşılamasının yüksek olması sayesinde boğmacanın genel insidansı düşük seyrediyor; ancak ergenler ve yetişkinlerde vakalar görülebiliyor. Riskli gruplarda hatırlatma aşıları koruyucu olabiliyor. Aşıların koruyuculuğu dışında, antibiyotik ve öksürük şurupları hastalığı değil, sadece belirtilerin şiddetini azaltır. Asıl önemli olan öksürüğün nedenini doğru saptamak ve ona yönelik tedavi uygulamaktır. Temiz hava, uygun nem dengesi, yeterli sıvı alımı, gece yatarken başın hafif yükseltilmesi, sigara dumanından uzak durulması, dengeli beslenme ve yeterli uyku bireyin alabileceği basit önlemlerdendir" ifadelerini kullandı.
Palandöken: "Ramazan dayanışma ve bereket ayıdır"
07 Şubat 2026 Cumartesi - 09:04 Palandöken: "Ramazan dayanışma ve bereket ayıdır" Ramazan’a sayılı günler kala tüm esnaf teşkilatı için genelge hazırlatan TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Ramazan’a artık sayılı günler kaldı. Bu süreçte Konfederasyon olarak TESK çatısı altında, 13 mesleki Federasyon ve 82 Birliğe bir genelge gönderdik. Ramazan ayında vatandaşlarımızın yiyecek ve içecek temininde, fiyatların yüksekliğinden kaynaklanan zorlukların bir nebze de olsa hafifletilmesi amacıyla vecibelerini yerine getirerek yurttaşlarımıza yardımcı olmalarını istedik" dedi. Ramazan paketlerinin esnaf aracılığı ile ihtiyaç sahiplerinin gerçek ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanması gerektiğini söyleyen Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Esnaf dediğimiz kişiler semtinizde tanıdığınız; kasabınız, manavınız, bakkalınız, şarküterinizdir. Elbette herkes imkânları ölçüsünde alışveriş yapacaktır. Ancak insan sağlığını hiçe sayan, gözü dönmüş fırsatçılara itibar edilmemesi, iştahlarının kabartılmaması büyük önem taşıyor. Ramazan ayında en çok tüketilen ürünlerin başında beyaz et, kırmızı et, süt, yoğurt, Ramazan pidesi, yumurta ve tatlılar geliyor. Her yıl olduğu gibi bu dönemde de özellikle cami çevrelerinde ve akşam saatlerinde korsan satıcılar ortaya çıkıyor. Bu nedenle tanıdığınız, bildiğiniz esnaftan alışveriş yaparak hem sağlığınızı hem de ağız tadınızı korumanız gerekiyor. Hayır amacıyla dağıtılacak yardım paketlerinin de yine esnaf aracılığıyla ve gerçekten ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları tespit edilerek hazırlanması önemli. Sadece kolilerin üzerinde reklam yapar gibi hazırlanan paketlerden, gerçek ihtiyaç sahipleri çoğu zaman yeterince faydalanamıyor. Bu nedenle evin gerçek ihtiyacına göre ürün temini çok daha doğru oluyor. Ürünlerin son kullanma tarihlerine mutlaka bakılmalı, yalnızca kutu doldurmak amacıyla yapılan gereksiz alışverişlerden kaçınılmalı" şeklinde konuştu. "Güvenilir ve bilinir alışveriş noktaları tercih edilmeli" Ramazan ayında alışverişlerin bilinir ve güvenilir esnaftan yapılması gerektiğini vurgulayan Palandöken, "Böylelikle Ramazan ayında sofralarınız hem daha güzel olacak hem de tükettiğiniz gıdalar sağlıklı olacak. Semtinizdeki esnaflar sizi tanıdığı, damak tadınızı bildiği için ihtiyaçlarınıza uygun ürünleri temin etmede size destek olacaktır. Bu mübarek ayın huşu içerisinde, sofralarınıza davet edeceğiniz anne, baba, akraba ve yakınlarınızla birlikte güzel bir Ramazan geçirmenizi tavsiye ediyorum. Geleneklerimizin bazıları zamanla azalmış olsa da Ramazan’ın bereketi hâlâ sofralarımızda yaşatılabiliyor. Bizler de bu süreçte esnaflarımızı uyarıyoruz. Birlik ve federasyon başkanlarımız, kendi alanlarını ilgilendiren konularda vatandaşlarımıza yardımcı olacaklar. Fiyat denetimleri ise Ticaret Bakanlığı, Tarım Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından aralıksız şekilde sürdürülüyor. Laboratuvarlarda sağlıksız gıdalar da tespit ediliyor. Ancak en önemlisi, vatandaşlarımızın güvendiği ve bildiği alışveriş noktalarını tercih etmesidir" ifadesini kullandı.
Ankara’da 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybedenler dualarla anıldı
06 Şubat 2026 Cuma - 23:45 Ankara’da 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybedenler dualarla anıldı Ankara’da Kahramanmaraş merkezli "6 Şubat Depremi Anma Programı" düzenlendi. Ankara’da Altındağ Belediyesi Millet Bahçesi’nde, Adıyamanlılar Vakfı Ankara Şubesi ve Adıyaman İl ve İlçeler Eğitim Vakfı iş birliğiyle 6 Şubat depremlerinin 3’üncü yılında anma programı düzenlendi. Program; Kur’an-ı Kerim tilavetiyle depremde vefat edenlerin anılmasıyla başladı. Programda depremin yaşandığı günler hakkında konuşan Sincan Belediye Başkanı Murat Ercan, "Belediye başkanı arkadaşlarım diyorlar ki ‘sen ne yaptığını bilmiyorsun, sen oraya bir sürü para harcıyorsun yarın bir gün çalışanlarının maaşını ödeyemeyecek hale geliyorsun, biraz sosyal medyada görün yeter’. Bir yangın varken ben nasıl düşünebilirim ? Üç ay sonra maaş verebilecek miyim, veremeyecek miyim diye. Dedim ki ben bunu yapamam" ifadelerini kullandı. Programda konuşan dönemin Adıyaman Valisi Mahmut Çuhadar ise, "Samimiyetle ifade etmek isterim ki Adıyaman’ın acısı acım, sevinci sevincim. Bu Adıyaman Valisi olduğu dönemde de böyleydi. Adıyaman Valiliğimden sonraki dönemde de hep böyle olacak. Rabbim bir daha bu milletle böyle acılar yaşatmasın. Bu hepimizin ortak temennisi" diye konuştu. Deprem bölgesinde yaşadıklarını anlatan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Ahmet Aydın ise, "Gerçekten o kadar anlatacağımız hikayeler var ki. Ve ben şunu çok yaşadım o süreçte. Enkaz altından telefonlar arıyorsunuz. Ve insan olarak aslında gücünüzün de bir yere kadar yettiğini, acizliğinizin de olduğunu bir kez daha görebilirsiniz, Kolay değil, hakikaten içiniz ağlar. Binalar yıkıldı, onun da ötesinde ilk haftanın hatta o ikinci depremde biz orada yaşadık. Ulaştırma Bakanımızla beraber AFAT’ın 3’üncü katında Sayın Valimizle birlikte hep beraber o ikinci depremi de yaşadık. Yani her birimizin kaderi tabii ki Allah tarafından tayin edilmiş. Ama şunu da bilelim ki tam vakti saati gelirse ne zaman, nasıl, nerede karşımıza çıkar bilemeyiz ama elbette o kaderi yaşayacağız. Ama gittikten sonra da en büyük sermaye aslında burada biriktirdiklerimizden öte öbür tarafa gittiğimizde ‘ya Allah razı olsun ne güzel insandı’ dedirtebilmek" şeklinde konuştu. Programa; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Ahmet Aydın, Adıyamanlılar Vakfı Ankara Şubesi Başkanı Mehmet Akgül, Adıyaman İl ve İlçeler Eğitim Vakfı Genel Başkanı Şevket Gürsoy ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri katıldı.
AK Parti Genel Başkan Vekili Ala: "Deprem bölgesinde yükselen her yapı, eser siyaseti ile laf siyasetini ayıran kayıttır"
06 Şubat 2026 Cuma - 20:10 AK Parti Genel Başkan Vekili Ala: "Deprem bölgesinde yükselen her yapı, eser siyaseti ile laf siyasetini ayıran kayıttır" AK Parti Genel Başkan Vekili Efkan Ala, "Bu millet, hangi iradenin taş üstüne taş koyduğunu, hangisinin yalnızca gürültü ürettiğini ayırt edecek ferasete fazlasıyla sahiptir. Bugün deprem bölgesinde yükselen her yapı, eser siyaseti ile laf siyasetini ayıran kalıcı bir kayıttır" dedi. AK Parti Genel Başkan Vekili Ala sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında, "Milletimizin feraseti, hakikat ile nümayişi, fedakârlık ile istismarı, emek ile turistik ziyareti birbirinden ayırt etmektedir. Deprem bölgesinde alın teri dökeni de, yaşanan büyük acıyı kişisel veya siyasal vitrinine malzeme kılmaya çalışanı da bu millet çok iyi tanımaktadır. Devletimizin tüm kurumları, Türkiye tarihinin en ağır afetlerinden biri karşısında, zamanla yarışan ilk müdahale ve yeniden inşa sürecini kararlılıkla yürüttü. Kısa bir zaman diliminde 455 bin yapı hak sahiplerine teslim edildi. Ne var ki bu eşsiz başarı tablosu karşısında CHP Genel Başkanı Özgür Özel ideolojik pozisyonunu terk edemiyor. Ortada yükselen konutları, yeniden kurulan şehirleri ve yuvasına kavuşan yüz binlerce insanı görmezden gelmek, artık eleştiri sınırlarının ötesinde bir inkâr pratiğine dönüşmüştür" ifadelerini kullandı. Deprem bölgesinden yapılan ger yapının eser siyaseti ile laf siyasetini ayıran bir kanıt olduğuna dikkati çeken Ala, "Başarıyı teslim etmek yerine, felaketin yaralarını kaşıyarak siyaset üretmeye çalışmak, siyasal acziyetin göstergesidir. Sayın Cumhurbaşkanımızın da açıkça ifade ettiği üzere, bu mücadelenin merkezinde tek bir amaç vardır: Yuvasız, sahipsiz tek bir vatandaş bırakmamak. Bu hedef, soyut bir vaat değil; bütçeye, projeye, şantiyeye ve teslim edilen anahtarlara yansımış bir devlet sözüdür. Bugün duyulan haklı gurur, hamasi söylemlerden değil; verilen sözlerin tutulmuş olmasından kaynaklanmaktadır. Son kertede mesele siyasetin dili değil, siyasetin mahiyetidir. Bu millet, hangi iradenin taş üstüne taş koyduğunu, hangisinin yalnızca gürültü ürettiğini ayırt edecek ferasete fazlasıyla sahiptir. Bugün deprem bölgesinde yükselen her yapı, eser siyaseti ile laf siyasetini ayıran kalıcı bir kayıttır" dedi.