Yerel Haberler
Diyarbakır
17 Nisan 2026 Cuma - 16:17 "İl İl Türkiye Sergisi" Diyarbakır’da sanatseverlerle buluştu "Köklerden Geleceğe" mottosuyla hazırlanan "İl İl Türkiye" sergisi, Diyarbakır’da sanatseverlerle buluştu. Türkiye’nin dört bir yanından seçilen tarihi yapılar, taş üzerine akrilik teknikle yeniden hayat bulduğu sergide geçmiş ile gelecek arasında sanatsal bir köprü kuran "İl İl Türkiye" sergisi, Diyarbakır’da bir alışveriş merkezinde sanatseverlerle buluştu. Türkiye’nin 81 ilinden seçilen tarihi yapıların taş yüzeyler üzerine akrilik teknikle yeniden yorumlandığı sergi, geçmiş ile geleceği aynı zeminde buluşturan zamansal bir köprü niteliği taşıyor. Her bir eser, ait olduğu coğrafyanın kültürel hafızasını, mimari mirasını ve estetik anlayışını günümüze taşıyan izler sunuyor. Taşın kadim ve kalıcı doğası ile akriliğin çağdaş anlatımı birleşerek, geçmişin izlerini geleceğin diliyle yeniden yorumluyor. Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinin "Köklerden Geleceğe" anlayışı doğrultusunda şekillenen çalışma, bireyin estetik duyarlılığını, yani zevk-i selim kavramını merkeze alarak geçmişle kurulan bağı bilinçli ve anlamlı bir geleceğe dönüştürmeyi amaçlıyor. Diyarbakır Olgunlaşma Enstitüsü Müdürü Ufuk Yakut, bu projede yarı değerli taşlar üzerine 81 ilin çalışmasını yaptıklarını vurguladı. Yakut, "Doğadan topladığımız taşları ustalarımızla birlikte her türlü sanat eserine dönüştürmeye çalışıyoruz. Taştan takılar yapıyor, çantalarda kullanıyoruz. Farklı bir çalışma ortaya koymak adına taşı tabloya da dönüştürmeye başladık. Yani bir nevi taşı tuval olarak kullanarak çalışmalar yürütüyoruz. Bu yıl taşla ilgili yeni çalışmalarımız da var. Ancak bu proje, geçen seneye ait olan ’81 İl Türkiye’ Projemizdi. Bu projede Türkiye’nin 81 ilindeki en önemli eserleri taşların üzerine işleyerek adeta kazımış olduk" dedi. Diyarbakır Olgunlaşma Enstitüsünde resim öğretmeni görevini yürüten Songül Toköz Özer ise kendisinin ve 3 usta arkadaşının çalışmaları gerçekleştirdiğini söyledi. Özer, "Toplamda 81 eser bulunuyor ve her birinde Türkiye’nin 81 ilinden seçilen farklı tarihi yapılar, özel taşlar üzerine aktarıldı. Kullandığımız taşlar doğada bulunan ancak özel olarak işlenen taşlardan oluşuyor. Nitelikli taşlar, taş atölyemizde işlenip hazırlanarak kalıp haline getirildi ve ardından sanatsal çalışmalara dönüştürülmek üzere bize teslim edildi" diye konuştu. Sergiyi gezen vatandaşlardan Vedat Kızıl, serginin oldukça keyifli olduğunu dile getirdi. Kızıl, "Olgunlaşma Enstitüsü öğretmenleri tarafından yapılan yarı kıymetli taşlar üzerine işlenen, yalnızca Diyarbakır’ın değil, ülkemizin dört bir yanındaki tarihi ve turistik yerleri anlatan çok kıymetli eserleri inceledik. Gerçekten o kadar hoşuma gitti ki hem çalışmaların bölgemizin tarihi değerlerini yansıtması hem de işlemelerin son derece hassas ve gerçeğine uygun şekilde yapılmış olması beni çok mutlu etti. Aynı zamanda turizmle ilgilenen ve turist rehberliği mesleğini icra eden biri olarak bu eserler beni ayrıca etkiledi. Adeta o yerleri yeniden gezmiş, görmüş gibi hissettim. Oldukça güzel bir gündü. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu.
DTSO’dan teşvik sistemleri açıklaması
23 Şubat 2026 Pazartesi - 14:17 DTSO’dan teşvik sistemleri açıklaması DTSO’dan, teşvik sistemleri ile ilgili yapılan açıklamada, ’’Türkiye’de uzun yıllardır uygulanan yatırım teşvik sistemi, bölgeler arası kalkınmışlık farkını azaltma hedefini karşılamamış, aksine bu farkı daha da derinleştiren bir sonuç üretmiştir" sözlerine yer verildi. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) tarafından, teşvik sistemleri ile ilgili açıklama yapıldı. Odadan yapılan açıklamada, ’’Türkiye’de uzun yıllardır uygulanan yatırım teşvik sistemi, bölgeler arası kalkınmışlık farkını azaltma hedefini karşılamamış, aksine bu farkı daha da derinleştiren bir sonuç üretmiştir. Yatırım teşviklerinin sistemli biçimde uygulanmaya başlanması, ekonomide planlı döneme geçilen 1963 yılına dayanmaktadır. 1980 sonrası dönemde ise teşvik uygulamaları kapsamlı biçimde hayata geçirilmiş, bugüne kadar yaklaşık 16 farklı yasa, kararname ve Bakanlar Kurulu kararıyla uygulamalar defalarca revize edilmiştir. Farklı uygulamalar altında yürütülen tüm bu düzenlemelerin temel amacı, bölgeler arası kalkınmışlık farkını azaltmak olmuştur. Ancak aradan geçen on yıllara rağmen bu hedefin gerçekleşmediği, aksine bölgesel eşitsizlikleri derinleştiği açıkça görülmektedir. 1998 yılında kişi başına geliri bin 500 doların altında olan 22 ili kapsayan 4325 sayılı Teşvik Yasası yürürlüğe girmiş, 2002’de çıkarılan 5084 sayılı yasa ile teşvik kapsamındaki il sayısı önce 36’ya, 2005’te yapılan genişletmeyle 49 il ve iki ilçeye çıkarılmıştır. 2009 yılında ise tüm iller dört bölgeye ayrılarak yeni bir teşvik sistemi uygulanmaya başlanmıştır. Ancak 2009’daki ölçümlerde 1. ve 2. bölgelerde yer alan 24 il teşviklerden yüzde 67,8 oranında faydalanırken, geriye kalan 57 il ise yalnızca yüzde 32,2 oranında pay almıştır. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı verileri üzerinden yapılan ve 2004-2013 dönemini kapsayan çalışmalar da bu tabloyu teyit etmektedir. Teşvik belgeleri, yatırım tutarları ve istihdam verileri incelendiğinde, 1. ve 2. bölgelerde yer alan 21 kentin tüm başlıklarda yüzde 60’ın üzerinde pay aldığı, buna karşın 5. ve 6. Bölgelerdeki 29 kentin teşvik yatırımlarında yüzde 12-14 bandında kaldığı görülmektedir. Özellikle en az gelişmiş 16 ilin yer aldığı 6. bölge, yatırım desteklerinden yalnızca yüzde 5 civarında pay alabilmiştir." Açıklamanın devamında, istihdam açısından bakıldığında, 6. bölge emek yoğun sektörler sıralanarak, şu ifadelere yer verildi: ’’Yüzde 23,22 oranında bir istihdam payı oluşturabilmiştir. Ancak hazır giyim gibi sektörlerde yatırımların yurt dışına kayması en fazla bu bölgeleri etkiledi. Bu durum bölgenin istihdam açısından sahip olduğu tek avantajlı konumu da kaybetmesine neden olacaktır. 30 Mayıs 2025 tarihinde yürürlüğe giren yeni teşvik sistemi de önceki uygulamalardan farklı bir sonuç üretmemiştir. Aksine açıklanan veriler, bölgeler arası kalkınmışlık farkını azaltmak yerine daha da derinleştirmiştir. Eylül ayında 6. Bölge yatırımları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 15, 5. Bölge yatırımları ise yüzde 53,6 oranında azalırken, 1. bölge yatırımlarında yüzde 50,6, 2. bölge yatırımlarında ise yüzde 29,9 artış yaşanmıştır. Aynı ayda toplam yatırımların yüzde 65’i 1. ve 2. bölgelerde yoğunlaşmış, 5. ve 6. bölgelerin toplam payı yüzde 14,5’te kalmıştır. Ekim 2025 teşvik verileri de benzer bir tabloyu ortaya koymaktadır. 2024-2025 karşılaştırmasında 5. bölge yatırımları yüzde 66,8, 6. Bölge yatırımları ise yüzde 84,2 oranında gerilerken; buna karşın 1. bölgede yüzde 63,4, 2. bölgede ise yüzde 2,20 oranında artış yaşanmıştır. Mevcut teşvik uygulamaları, Türkiye’nin genel ekonomik büyümesine katkı sunmuş olabilir. Ancak bölgesel kalkınma ve bölgeler arası eşitsizliklerin giderilmesi açısından beklenen sonucu vermemiştir. Bu tablo, mevcut teşvik sisteminde ısrar edilmesi halinde farklı bir sonuç alınamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Teşvik sisteminde esas amaç bölgeler arasındaki gelişmişlik farklarını azaltmaktır. Ancak bu sadece emek yoğun ve kırılgan sektörleri az gelişmiş bölgelere kaydırarak çözülecek bir sorun değildir. Bu bölgelerdeki yatırımcının mali yetersizliğini ve az gelişmişlik dezavantajlarını minimize edecek, bürokratik süreçlerin en aza indirgendiği kapsayıcı ve bütüncül bir yaklaşım sergilenmelidir."
Kaymaz: ’’Bağımlılıkla mücadelede cami görevlileri ve dernekleri aktif rol almalı’’
23 Şubat 2026 Pazartesi - 11:06 Kaymaz: ’’Bağımlılıkla mücadelede cami görevlileri ve dernekleri aktif rol almalı’’ Erdemliler Hareketi Derneği Diyarbakır Temsilcisi Atilla Kaymaz, Diyanet İşleri Başkanlığının, insanın dini hayatının sadece ibadet hizmeti olarak değil, hayata dokunan bir toplumsal güven ve iyilik modeli olarak yeniden düşünmek zorunda olduğunu belirterek, ‘’Özellikle uyuşturucu ve bağımlılıklarla mücadelede, cami görevlileri ve cami dernekleri ‘seyirci’ değil, ilgili kurumlarla koordineli biçimde aktif rol alan bir yapıya kavuşmalıdır’’ dedi. Kaymaz, Diyanet İşler Başkanlığının insanın dini hayatının sadece ibadet hizmeti olarak değerlendirmemesi gerektiğini söyledi. Bugüne kadar 657 çerçevesine sıkışan görev tanımının, sahada karşılığı olan, mahalleyi kuşatan, insanın derdiyle temas eden bir yapıya evrilmesi gerektiğini vurgulayan Kaymaz, ’’Anadolu dindarlığının en belirgin özelliği, vücut bulduğu yerde huzur, güven ve dayanışma üretmesidir. Tarihte tekkeler ve irfan ocakları bunun örneğiydi, yetim, yoksul, garip gözetilir, mahallede adalet duygusu canlı tutulurdu. Bugün ise on binlerce camimiz olmasına rağmen, cami ile hayat arasında yer yer kopukluk oluşmuştur. Caminin yanı başında bağımlılıkla zayıflayan bir genç varsa ve bu durum caminin gündemine girmiyorsa, o caminin topluma söyleyecek sözü zayıflar. Bu nedenle özellikle uyuşturucu ve bağımlılıklarla mücadelede, cami görevlileri ve cami dernekleri ‘seyirci’ değil, ilgili kurumlarla koordineli biçimde aktif rol alan bir yapıya kavuşmalıdır. Yeni çağın sorunları, yalnızca güzel tilavet veya diploma ile yönetilemez. Din görevlisinin, temel pedagojik yaklaşım, aile-ergen iletişimi, kriz anında yönlendirme, ilk yardım bilgisi, mahallenin sosyolojisini okuyabilme gibi alanlarda desteklenmesi gerekir. Cami merkezli yeni model eğitim ve rehberlik, hane ziyaretleri ve gönül bağı, gençlik ve spor çalışmaları, şeffaf sosyal dayanışma, suç ve risk analizi, üniversite ve kurum iş birlikleri başlıklarında planlı ve ölçülebilir bir sisteme dönüşmelidir. Bu iş, kişisel gayretlere bırakılmamalı, programlanmalı, denetlenmeli ve toplumsal etki üzerinden performans ölçülmelidir. Elbette bugün bu bağı kuran, mahallesine dokunan, gençleri sahiplenen nice din görevlimiz var, hepsine yürekten teşekkür ediyoruz. Ancak mesele ‘tek tek güzel örnekler’ değil, bu örnekleri kurumsal bir modele dönüştürmektir. Böyle bir model hayata geçtiğinde, mahalle ölçeğinde güvenin artması, bağımlılık ve suç riskinin azalması, gençlerde aidiyetin güçlenmesi ve devlet-millet bağının sağlamlaşması mümkün olacaktır. Cami çevresi yeniden huzurun, sevginin, muhabbetin merkezine dönüşebilir; yeter ki cami ile hayat arasındaki mesafeyi kapatacak cesur ve sahici adımlar atalım’’ diye konuştu.
Diyarbakır’da Sesli Kütüphane büyüyor
23 Şubat 2026 Pazartesi - 10:52 Diyarbakır’da Sesli Kütüphane büyüyor Görme engelliler için Sümerpark Ortak Yaşam Alanı’nda yeniden faaliyete geçen Sesli Kütüphanede beş ayda 66 gönüllü 31 kitabı seslendirdi Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, görme engellilerin yazılı materyallere erişebilirliğini sağlamak ve hizmetlerin eşit, bağımsız ve güvenli biçimde sunulması amacıyla sekiz yıl aradan sonra Sesli Kütüphane Projesini yeniden başlattı. Sümerpark Ortak Yaşam Alanında "Erişebilir Ortak Yaşam" mottosuyla oluşturulan ses stüdyosunda çalışmalar gönüllülük esasına dayalı olarak yürütülüyor. Çalışma kapsamında görme engelli vatandaşlar için ders kitapları, öykü, şiir ve roman gibi okuma materyalleri seslendirilirken, arşivlenen kayıtlar Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin internet sitesi ve Amida Halk Kütüphanesi aracılığıyla vatandaşların hizmetine sunulacak. 66 gönüllü 31 kitap okudu Sesli Kütüphane sorumlusu Abdülmecit Yılmaz, kütüphanede yalnızca roman ve hikaye kitaplarının değil, engellilerin yaşamını kolaylaştıran ya da sınavlara hazırlık niteliği taşıyan kitapların da okunduğunu ifade etti. Bunun önemli ve faydalı bir çalışma olduğunu belirten Yılmaz, erişilebilirliğin artırıldığını vurguladı. Çalışmalara ilişkin bilgi veren Yılmaz, şunları söyledi: ‘’Yaklaşık beş ay önce başladık. Çalışmamıza başlarken sivil toplum kuruluşlarından ve belediyemizin birimlerinde, özellikle kültür alanında hizmet veren arkadaşlarımızdan destek aldık. Başvuruları alarak hızlıca kitap okuma düzenine geçtik. Şu anda toplam 66 kayıtlı gönüllümüz bulunuyor. Bu 66 gönüllümüzün okuduğu kitap sayısı 31." Seslendirilen kitapların, yakın zamanda hayata geçirilecek Amida Halk Kütüphanesi bünyesindeki "Erişilebilir Sesli Kütüphane" bölümünde yayımlanacağını aktaran Yılmaz, sisteme engelli raporu ile kayıt yapıldığını ve kitaplara bu şekilde erişilebildiğini belirtti. Kütüphaneyi hayata geçirirken çalışmanın çok dilli olmasına önem verdiklerini ifade eden Yılmaz, şunları kaydetti: ‘’İnsanların kendi ana dillerinde kitap okumaya ve erişmeye hakları var. Şu anda kitaplar Kurmanci, Türkçe ve Zazaca okunup kaydediliyor." Üye olan engelliler kitapları indirebilecek Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Dairesi Başkanlığı kurulduktan sonra ilk yapılması gereken çalışmalardan biri olarak Sesli Kütüphaneyi gördüklerini ve projeyi hızla başlattıklarını belirten Yılmaz, ilerleyen süreçte teknik altyapının güçlendirilmesiyle birlikte aplikasyon ve web sitesi üzerinden daha kapsamlı bir veri tabanı oluşturulabileceğini söyledi. Mevcut durumda kültür birimine bağlı bir veri tabanı bulunduğunu ve kayıtların buraya eklendiğini aktaran Yılmaz, telif hakları nedeniyle sistemin belirli kurallar çerçevesinde yürütüldüğünü ifade etti. Kitapların ücretsiz olarak yalnızca görme engelli vatandaşların kullanımına sunulabildiğini anlatan Yılmaz, telif ücretlerinin ödenmesi halinde daha geniş bir erişimin mümkün olabileceğini kaydetti. Şartlar oluşana kadar görme engelli vatandaşların mevcut arşivden yararlanabileceğini belirten Yılmaz, sistem tamamlandığında üyeliklerin engelli raporları doğrultusunda onaylanacağını ve kullanıcıların kitapları dijital ortamdan indirebileceğini söyledi. Gönüllülük çağrısı Vatandaşların seslendirme çalışmalarına gönüllü olmaya davet eden Yılmaz, başvuruların Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Daire Başkanlığı Sesli Kütüphanesine yapıldığını ve başvuru formu doldurulduğunu belirtti. Başvuru sonrasında kişilere uygun okuma planlarının hazırlandığını ve gönüllülerin uygunluk durumuna göre takvim oluşturulduğunu aktardı. Sesli Kütüphane gönüllüsü Nurcihan Yılmaz ise engellilerin yaşamın birçok alanında zorluklarla karşılaştığını belirterek, şunları söyledi: ‘’Bu yüzden onların yükünü biraz olsun omuzlamamız ve hafifletmemiz gerekir. Bu çalışma çok kıymetli. Böyle bir çalışmanın onlar için gelişim yolunu açacağına inanıyorum. Bu tür çalışmaların daha fazla yapılması gerekiyor. Çalışmada yer almak isteyenlerin zamanlarının bir kısmını ayırarak destek vermesi gerekir. Halkımızın destek vermesini istiyoruz."
Diyarbakır’da Ramazan klasiği: Çiğköfteye yoğun ilgi
23 Şubat 2026 Pazartesi - 10:31 Diyarbakır’da Ramazan klasiği: Çiğköfteye yoğun ilgi Ramazan ayında Diyarbakır’da çiğköfteye talep artıyor. Kent genelinde neredeyse her sokak başında bulunan çiğköftecilerde iftar saatine doğru uzun kuyruklar oluşuyor. Güneydoğu Anadolu Bölgesinin vazgeçilmez lezzetlerinden biri olan çiğköfte, Ramazan ayında Diyarbakır’da adeta sofraların vazgeçilmezi oluyor. Kentin birçok noktasında yan yana iki ya da üç çiğköfteci görmek mümkün olurken, özellikle iftar öncesi yoğunluk dikkat çekiyor. Lavaş ekmeği, marul ve limon eşliğinde servis edilen çiğköfte, hem pratik hem de ekonomik bir seçenek olması nedeniyle tercih ediliyor. Diyarbakır’da Ramazan denildiğinde akla gelen lezzetlerden biri olan çiğköfte, bu yıl da her sofrada yerini almaya devam ediyor. Bağlar ilçesi Kuruçeşme semtinde çiğköfte işletmeciliği yapan Ergin Yanar, Diyarbakır genelinde çiğköfte satışlarında Ramazan ayı boyunca ciddi bir artış olduğunu söyledi. Yanar, "Halkımız bunu bir alışkanlık haline getirmiş. Ramazan ayını çiğköftesiz düşünemiyorlar. Ben kendim bile çiğköftesiz yapamam. Sahurda, iftarda her zaman tüketilen bir yiyecek. Bizim satışlarımızda çok iyidir, çünkü çok lezzetlidir. Porsiyonu 12 adet olacak şekilde 150 liradır. Yanında ezme salatası, marul ve yeşillikleri, ekmek ücretsiz olarak verilmektedir. Kullandığımız ürünlerde birinci kalitedir. Piyasada satılan isotlar ya da biberler değil. Şanlıurfa’dan kendimiz yapıp getiriyoruz" dedi. Günlük ortama 12 bin porsiyon civarı satış yaptığını söyleyen Yanar, "Ramazan ayında 22 kişilik bir ekiple çalışıyoruz yetiştirmek için yoksa yetişmez yoğunluk çok fazla. Gece ve gündüz vardiyası olarak çalışmaktayız" ifadelerini kullandı. Vatandaşlardan Erdal Özkaplan ise, çiğköfteyi sevdiklerini ve beğendiklerini söyledi. Özkaplan, "Özellikle Ramazan ayında çok tüketiyoruz. Her gün olsa yeriz" şeklinde konuştu.
Dicle Elektrik’ten 7.5 milyon kWh’lik tasarruf
23 Şubat 2026 Pazartesi - 10:21 Dicle Elektrik’ten 7.5 milyon kWh’lik tasarruf Dicle Elektrik, 2025 yılında yürüttüğü geri dönüşüm faaliyetleriyle 3 milyon 700 bin kilogramdan fazla atığı ekonomiye kazandırarak çevresel sürdürülebilirliğe katkı sundu. Geri dönüşüm sayesinde yaklaşık 7,5 milyon kilovatsaat (kWh) enerji tasarrufu sağlanırken, bu rakamın yaklaşık 2 bin 500 hanenin bir yıllık elektrik ihtiyacına eşdeğer olduğu belirlendi. İnsan ve çevre odaklı yaklaşımıyla Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde sürdürülebilir enerji yönetimine öncülük eden Dicle Elektrik, 2025 yılı boyunca gerçekleştirdiği çevre yönetimi uygulamalarıyla dikkat çekici kazanımlar elde etti. Metal, kağıt, ahşap ve plastik gibi geri dönüştürülebilir atıkları sistemli şekilde ayrıştırarak ekonomiye kazandıran şirket, toplamda 3 milyon 700 bin kilogramdan fazla atığın geri dönüşümünü sağladı. Bu sayede toplamda yaklaşık 7 milyon 500 bin kWh enerji tasarrufu elde edilirken, bu miktarın yaklaşık 2 bin 500 hanenin yıllık elektrik tüketimine denk geldiği belirlendi. Enerji tasarrufu, doğal kaynak koruması ve karbon emisyonunun azaltılması gibi alanlarda somut verilerle desteklenen çalışmalar, Dicle Elektrik’in sürdürülebilirlik vizyonunun önemli bir parçasını oluşturuyor. Enerji verimliliği açısından önemli bir gösterge olan tasarruf kazanımları, orta ölçekli bir yerleşim yerinin yıllık konut elektrik ihtiyacını karşılayabilecek düzeye ulaştı. Şirket, geri dönüşüm uygulamalarını kurumsal yapısına entegre ederek enerji altyapısını daha da çevreci hale getiriyor. Yaklaşık 25 bin ağacın kesilmesi önlendi Gerçekleştirilen geri dönüşüm çalışmalarına ilişkin açıklamalarına ilişkin açıklamalarda bulunan Dicle Elektrik Genel Müdürü Yaşar Arvas, "2025 yılı boyunca 2 milyon 280 bin kilogram metal, 1 milyon 450 bin kilogram kâğıt ve ahşap ile 9 bin kilogram plastik atığı geri dönüşüme kazandırdık. Bu sayede yalnızca enerji tasarrufu değil, aynı zamanda çevresel dengeye doğrudan katkı sağlayan somut kazanımlar elde ettik. Geri dönüştürdüğümüz kâğıt ve ahşap atıklarla yaklaşık 25 bin ağacın kesilmesini önledik. Plastik atıkların dönüşümüyle yaklaşık 150 varil petrol tasarrufu sağladık. Ayrıca toplamda 473,6 ton sera gazı salımının önüne geçerek karbon ayak izimizi ciddi ölçüde azalttık. Çevresel sürdürülebilirliği uzun vadeli stratejimizin temel unsurlarından biri olarak görüyor ve tüm çalışmalarımızı gelecek nesillerin yaşam hakkını gözeterek planlıyoruz. Bölgedeki enerji altyapısını yalnızca teknik açıdan değil, ekolojik açıdan da güçlü hale getirmek için yatırımlarımızı ve projelerimizi kesintisiz biçimde sürdürüyoruz. Geleceğe temiz bir enerji mirası bırakmak önceliğimiz" dedi.
Diyarbakır’da yağışların ardından Şakirhan Çayı yeniden hayat buldu
23 Şubat 2026 Pazartesi - 10:16 Diyarbakır’da yağışların ardından Şakirhan Çayı yeniden hayat buldu Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde uzun süredir kuraklık nedeniyle etkisini yitiren Şakirhan Çayı, son günlerde etkili olan yağışlarla birlikte yeniden akmaya başladı. Kulp ilçesinde yer alan ve son yıllarda kuraklık nedeniyle yaz aylarında tamamen kuruyan, kış mevsimlerinde ise yetersiz yağışlar sebebiyle su akışı oldukça azalan Şakirhan Çayı, etkili olan son yağışlarla birlikte yeniden canlandı. Kulp–Diyarbakır yolu üzerinde, ilçe merkezine yaklaşık 4 kilometre mesafede bulunan Şakirhan Çayında yağışların ardından su seviyesinde belirgin bir artış yaşandı. Artan yağışlarla birlikte çayın debisi yükselirken, çay yatağı boyunca güçlü ve sürekli bir akış oluştu. İslamköy, Dolun ve Akdoruk kırsal mahallelerinin yüksek kesimlerinden beslenen Şakirhan Çayı, Bağcılar Mahallesi’ne bağlı Düzpelit Küme Evleri mevkiinde Kulp Çayı ile birleşiyor. Son yağışlarla birlikte yükselen su seviyesi, çayın doğal görünümünde dikkat çekici bir değişime neden oldu. Bölgede yaşayan vatandaşlardan Mehmet İnce, uzun süredir bu manzaraya tanıklık etmediklerini belirterek şunları söyledi: "Uzun zamandır Şakirhan Çayı bu şekilde akmıyordu. Özellikle son birkaç yıldır yaz aylarında tamamen kuruyor, kışın da neredeyse su görmüyorduk. Son yağışlarla birlikte yeniden coştuğunu görmek bizleri sevindirdi. Bu durum hem doğa hem de tarım açısından umut verici." Yetkililer, yağışların devam etmesi halinde su seviyelerinde dalgalanmalar yaşanabileceğine dikkat çekerek, özellikle dere yataklarına yakın alanlarda bulunan vatandaşların tedbirli olmaları yönünde uyarılarda bulundu.