Yerel Haberler
İzmir
24 Nisan 2026 Cuma - 11:18 Kemalpaşa’da 3. Boğa Güreşi Festivali heyecanı Kemalpaşa Artvinliler Derneği tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen Boğa Güreşi Festivali, 3 Mayıs Pazar günü Akalan Arena’da gerçekleştirilecek. Ege Bölgesi’nde ilk kez Artvin usulü farklı kilo kategorilerinde yapılacak olan ve girişlerin ücretsiz olduğu organizasyonda çok sayıda boğa arenaya çıkacak. Geleneksel coşkuyu ve rekabeti bir araya getiren festivalde, birbirinden iddialı boğalar kozlarını paylaşacak. Gücün ve doğallığın buluştuğu etkinlik alanı, gün boyu davul, zurna ve tulum sesleriyle şenlenecek. Güreşlerin yanı sıra yöresel ürünlerin satışı ve lezzetlerin tanıtımı gibi çeşitli etkinliklerin de yer alacağı organizasyon sabah saat 09.00’da başlayacak. Festivalin yapılacağı alanın fiziki şartları ve ulaşım imkanları da katılımcılar için hazır hale getirildi. Seyir zevkinin yüksek olduğu arenada, vatandaşların araç park sorunu yaşamaması için geniş alanlar ayrıldı. Ege Bölgesi’nde ilk defa Artvin usulü güreşlerin yapılacağını belirten Kemalpaşa Artvinliler Derneği Başkanı Ali Özgüç, "Festivalimizde yöresel ürünlerin satışı, yöresel lezzetlerin tanıtımı ve halk oyunu eğlenceleri ile buluşuyoruz. Farklı kilo kategorilerinde gerçekleşecek güreşlerle gün boyu sürecek heyecana herkesi bekliyoruz" dedi. Bölgenin en büyük arenasında gerçekleştirilecek etkinliğe tüm vatandaşları davet eden Akalan Mahallesi Muhtarı Mesut Çaktuğ da "Akalan’a ulaşım çok kolay. Sınırsız otopark imkanı ve boğa güreşi arenasının seyir keyfi oldukça güzel. Tüm halkımız davetlidir" ifadelerini kullandı.
24 Nisan 2026 Cuma - 10:51 İzmir’de kuyumculukta suistimalleri önlemek için ’Mavi Kart’ zorunluluğu getirildi İzmir’de kuyumculuk sektöründe artan suistimaller, düşük ayarlı ürün dolaşımı ve kontrolsüz ticaretin önüne geçilmesi amacıyla ’Mavi Kart’ uygulaması zorunlu hale getirildi. Valilik ile yapılan ortak mutabakat doğrultusunda hayata geçirilen sistemle, sahada faaliyet gösteren binlerce toptancı ve pazarlamacının kayıt altına alınarak denetlenmesi hedefleniyor. İzmir Kuyumcular Odası tarafından yürürlüğe konulan uygulama kapsamında, çantacı ve toptancı olarak faaliyet gösteren tüm esnaf ile çalışanlarının kart sistemine dahil olması gerektiği açıklandı. Kart sistemi için gerekli teknik cihazların oda tarafından temin edildiği belirtilirken, toptan iş yapan esnafın herhangi bir mazeret ileri sürmeden ivedilikle başvuru yapmasının zorunlu olduğu vurgulandı. Ayrıca sahada bulunan pazarlama araçlarının plakalarının da sisteme kaydedileceği bildirildi. Perakende esnafına, Mavi Kartı bulunmayan tedarikçilerden ürün almamaları konusunda uyarı yapılarak, aksi durumda doğacak hukuki ve idari sorumluluğun işletmelere ait olacağı ifade edildi. "Mavi Kartı bulunmayan toptancıların ürünleri denetlenmiyor" İzmir genelinde faaliyet gösteren tüm toptancı ve pazarlamacılarda ürün denetleme kararı aldıklarını belirten İzmir Kuyumcular Odası Başkanı Murat Kurtuluş Buyrukçu, "İzmir ve çevresinde kuyumculuk faaliyeti yürüten esnafımızın, yanlarında çalışan personelleri odamıza bildirmesi gerekmektedir. Mavi kartı bulunmayan toptancıların ürünlerinin denetlenmediğini açıkça ifade ediyoruz; bu konuda Sayın Valimizden talepte bulunduk ve kendileri de gereğinin yapılması hususunda ilgili yazıyı tarafımıza iletti. Özellikle suistimale açık olan ziynet altınları ve ata lira gibi ürünlerde denetim dışı hareket edilmemesi için esnafımızı uyardık" dedi. "Kayıt dışılığı tamamen sonlandıracağız" Tek fiyat uygulaması ve haksız rekabetle mücadele konusundaki kararlılığı vurgulayan Oda Başkanı Buyrukçu, "Ege Bölgesi genelinde tek fiyat uygulamasıyla esnafın işletme maliyetlerini karşılayabileceği makul kâr oranlarını ekranlarımıza yansıtıyoruz. Bu fiyatların altında satış yapanlar ya vergi kaçırıyor ya ikinci baskı ürün satıyor ya da haksız rekabetle zararına satış yapıyor. Özellikle döviz bürolarının iş bilmezlik neticesinde darphane fiyatının bile altında altın satması kesinlikle yanlıştır; sektördeki yüzde 10’luk kayıt dışılığı bu dönemde tamamen sonlandıracağız" ifadelerini kullandı. "Laboratuvar ortamında sıkı denetim" Sahte ve düşük ayarlı ürünlere karşı yürütülen teknik denetim süreçlerine değinen Buyrukçu, "İkinci baskı ürün satışı ve yanıltıcı reklamlar yasaktır; bu kapsamda piyasadan rastgele seçtiğimiz ürünleri ayar makinelerimizde ve gemoloji laboratuvarımızda titizlikle analiz ediyoruz. Vatandaşlarımız şüphelendikleri pırlanta ve altınlar için odamıza başvurabilirler; herhangi bir usulsüzlük tespit edilmesi durumunda gerekli şikayet süreçlerini başlatarak tüketici mahkemelerine yönlendirme yapıyoruz. İzmir Kuyumcular Odası olarak hem halkın hem de dürüst esnafın yanında yer alarak kötü niyetli girişimlerin karşısında durmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu.
24 Nisan 2026 Cuma - 10:14 Taşikardiyi yıllarca yorgunluk sandı, ablasyon tedavisiyle iyileşti Emekli öğretmen Dilek Işık, yıllarca yorgunluk sanarak ihmal ettiği şiddetli kalp çarpıntılarının aslında SVT (Supraventriküler Taşikardi) olduğunu 50’li yaşlarında teşhis aldığında öğrendi. Nabzı dakikada 224’e kadar çıkan Dilek Işık, geçirdiği son atak sonrası kendisini Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Selma Akdeniz Oskay’a emanet etti. Işık, başarılı bir ablasyon işlemi ile sağlığına yeniden kavuştu. Yıllarca süren nefes darlığı, halsizlik ve kalbin adeta tüm vücutta attığını hissettiren yoğun çarpıntılar yaşayan 56 yaşındaki emekli öğretmen Dilek Işık, bu belirtileri günlük hayatın ve çiftlik işlerinin getirdiği doğal bir yorgunluktan ibaret sanıyordu. Ancak bir gün aniden gelen ve nabzını 224’e fırlatan o atak, hayatının dönüm noktası oldu. 50’li yaşlarında kalpteki fazla sinir liflerinden kaynaklanan bir ritim bozukluğu olan SVT (Supraventriküler Taşikardi) tanısı alan Dilek Işık, yaptığı araştırmalar sonucu tedavi sürecini Medicana International İzmir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Selma Akdeniz Oskay’a emanet etti. Uzm. Dr. Selma Akdeniz Oskay’ın gözetiminde 4 yıl süresince ilaç tedavisi alan Dilek Işık, son olarak yaşadığı şiddetli atak üzerine yıllardır korkarak ertelediği ablasyon işlemine onay verdi. Kalpteki ritim bozukluğuna neden olan odağın ısı enerjisiyle ortadan kaldırıldığı ablasyon yöntemiyle sağlığına kavuşan Dilek Işık, yıllardır bir deprem gibi hayatını sarsan ataklardan kesisiz yöntemle kurtuldu. Yorgunluktur geçer diyordum SVT hastalığına ilişkin yaşadıklarını paylaşan Dilek Işık, "Geriye dönüp baktığımda tanı almadan önce yaşadığım olayların da SVT olduğunu fark ettim. Nefes alamama, şiddetli kalp çarpıntısı Kalbimin ayak parmağımda attığını hissettiğim zamanlar oldu. Ama ben bunları ‘hep yorgunluktur geçer’ diye yorumluyordum. Normalde emekli öğretmenim ama aynı zamanda çiftlikte çalışıyorum. Her akşam yattığımda gün içinde kalp çarpıntılarını yoğun hissettiğimde hep yorgunluğa bağladım. Ta ki 3-4 yıl kadar önce çok güçlü bir atak yaşadım. Tesadüfen de hastaneye yakın bir yerdeydim. Hastaneye ulaşıp muayene edildiğimde kalp atış hızımın 224’e çıktığı görüldü. Kalbim bu hızda dakikalarca atıyordu. İlaç vererek sakinleştirdiler ve orada tanı aldım. Aldığım tanı sonrası hekim arayışına girdim ve Uzm. Dr. Selma Akdeniz Oskay’ı buldum. Yıllardır onun takibi altındayım. Bu süreçte küçük ataklar vardı ama iki hafta önce yeniden büyük bir atak yaşadım. Tesadüf bu ya o gün de Medicana’da kontrolüm vardı ve bir şekilde acile yetişebildim. Kalbim bir saat boyunca 200’ün üzerinde atıyordu. Bunun üzerine ablasyon uygulamasına karar verdik" diye konuştu. Operasyon sonrası ilk yaptığım uçak bileti almak oldu Ablasyon işlemi sonrasında kalp atış hızının 50’lere indiğini aktaran Dilek Işık, hastalık sürecinde yaşadığı sorunları aktardı. Dilek Işık, "Ben 4 yıl önce aslında ablasyon olmak istedim ama korktum. Bir aksilik olursa diye. Bunları düşününce böyle yaşarım gibi geldi. Ataklar deprem gibi geçiririm diye düşündüm. Korkudan erteledim. Ama korkacağım bir şey olmadığını yaşayınca gördüm. Bilseydim 4 yıl önce bu işlemi olurdum. Bu hastalıkta en rahatsız edici şey nefes alamamak, atak yaşamak sonrasında bitkin de bırakıyor. Umarım bundan sonra yaşamam" diye konuştu. Hastalık nedeniyle ertelediği hayallerini artık gerçekleştirebilmenin sevincini aktaran Dilek Işık, "Benim hayalim çiftçi olmak, çiftliğim var. Bu tanıyı aldıktan sonra işlerimi yavaşlatmak zorunda kaldım. Bizzat kendim çalışamadım başında bir yere giderken tedirgin gidiyorsunuz. Eşim hiçbir yere tek başıma göndermemeye başladı. Şimdi de bilet aldık, yurt dışına tatile gideceğiz. Artık daha özgür bir yaşamım olacağını umuyorum. Yeni bir başlangıç olarak görüyorum" sözlerini kaydetti. Tekrarlayan ataklar kalp yetmezliğine neden olabilir Dilek Işık’ın geçirdiği supraventriküler taşikardi (SVT) hastalığına ilişkin bilgi veren Uzm. Dr. Selma Akdeniz Oskay, "SVT toplumda kalp damar hastalığı kadar bilinmeyen, çok fazla tanısı olmayan bir hastalık. Bu hastalıkta özelikle kalbin aniden 60-70 hızdan 200’lü hızlara kadar yükselmesi, kişinin bayılmasına, bu nedenle bir beyin kanaması geçirmesine, kişinin kalp spazmı geçirmesine, tekrarlayan ataklarda kalp yetmezliği geçirmesine neden olan bir durum oluşturabiliyor. Kitaplarda yılda 3-4 atak denir ama ilk atakta bile kalp spazmını tetikler nitelikteyse ablasyon önerilmelidir. Ablasyon ‘yok etme’ demek. Ablasyon işleminde kalpte fazladan bulunan sinir lifine müdahale ediliyor. Çok incelikli bir işlem çünkü olması gereken sinir lifini nakış işler gibi ısı verip ortadan kaldırmak gerekiyor. Sonrasında testleri tekrarlıyoruz. İşlemi itibariyle anjiyografi ile karıştırılıyor. Kasık bölgesinden giriyoruz, kasıkta ana toplardamarı kullanıyoruz. Anjiyo gibi bilekten yapılamıyor. İşlem sırasında hastanın bilinci açık olabiliyor. İşlem sonrasında da hastayı tercihen bir gece yatırmakta fayda var. Kesisi yok. Hasta işlem sonrası günlük rutinine devam edebilir. Sonrasında ilaçsız olarak gözlemliyoruz" açıklamasını yaptı. SVT’nin panik atak gibi hastalıklarla karıştırılabildiğini ve de çoğu hastanın tanı konulmadan yaşadığını belirten Uzm. Dr. Selma Akdeniz Oskay, özellikle hastalığın panik atakla farkına dikkat çekti. Uzm. Dr. Selma Akdeniz Oskay, "SVT’nin panik ataktan farklı hiçbir neden olmadan başlar. Doğal akışta her şey çok yolundayken de başlayabilir. Panik atak genelde yarım saat içinde sonlanır. Ama SVT’lerde atağın ne kadar süreceğini ve acile gitmeden ilaç almadan sonlanamayacağını bilmek gerekiyor. Bu farkındalığı oluşturup acile başvurulması en doğrusu. Panik ataklarda tansiyon yükselir ama SVT’de tansiyon düşebilir" dedi.
İzmir’de yolsuzluk operasyonunda 4 tutuklama
08 Şubat 2026 Pazar - 14:38 İzmir’de yolsuzluk operasyonunda 4 tutuklama İzmir’in Kiraz ilçesinde tarımsal kalkınma kooperatiflerine yönelik düzenlenen yolsuzluk operasyonunda adliyeye sevk edilen 13 şüpheliden 4’ü tutuklanarak cezaevine gönderildi. Kiraz Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İzmir İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince Kiraz ilçesinde faaliyet gösteren 2 adet tarımsal kalkınma kooperatifine yönelik yürütülen soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı. ’Zimmet’, ’güveni kötüye kullanma’ ve ’nitelikli dolandırıcılık’ suçlamalarıyla gözaltına alınan 13 şüphelinin jandarmadaki işlemleri tamamlanarak adliyeye sevk edildi. 4 kişi tutuklandı Adliyeye sevk edilen zanlılardan 4’ü, çıkarıldıkları hakimlikçe tutuklanarak cezaevine gönderilirken, 9 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Dosya kapsamında firari olan 1 kişinin yakalanmasına yönelik çalışmaların ise sürdüğü öğrenildi. 38,5 milyon TL’lik kamu zararı Tarım ve Orman Bakanlığı müfettişlerinin denetim raporları ve Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) verileri üzerinden yapılan incelemelerde; 2020-2024 yılları arasında yaklaşık 38 milyon 500 bin TL tutarında kamu zararı ve yolsuzluk yapıldığı belirlenmişti. Elde edilen deliller doğrultusunda İzmir’in Kiraz ve Ödemiş ilçeleri ile Aydın’ın Nazilli ilçesinde belirlenen adreslere eş zamanlı baskınlar düzenlenmiş, hakkında yakalama kararı bulunan 14 şüpheliden 13’ü yakalanmıştı.
Gelinlik hayali İzmir’de ücretsiz gerçek oluyor
08 Şubat 2026 Pazar - 12:24 Gelinlik hayali İzmir’de ücretsiz gerçek oluyor İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden dikkat çeken bir sosyal destek adımı geldi. Büyükşehir, bağış yoluyla temin edilen gelinlik, damatlık ve abiye kıyafetleri ile ev tekstili ürünlerini evlilik hazırlığı yapan ihtiyaç sahibi çiftlere ücretsiz sunmaya başladı. Proje, artan düğün masrafları karşısında dar gelirli yurttaşlara nefes aldırdı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sosyal belediyecilik anlayışıyla yürüttüğü projelere bir yenisi daha eklendi. Mimar Kemalettin Moda Merkezi Derneği ile yapılan protokol ile bağış olarak alınan gelinlik-damatlık, abiye kıyafetler ve Büyükşehir’in temin ettiği ev tekstili ürünleri ihtiyaç sahibi genç çiftlere ücretsiz ulaştırılıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin vatandaşlara ulaşmak amacıyla köprü olarak kullandığı merkezlerden Gürçeşme Danışma ve Giyim Noktası’nın hemen yanında Gelinlik, Damatlık ve Ev Tekstil Ürünleri Merkezi faaliyet gösteriyor. Merkez vasıtasıyla evlenecek çiftlerin ihtiyaçları karşılanıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kentin farklı noktalarında hizmete açtığı dayanışma ve danışma noktaları aracılığıyla talepler toplanmaya devam edecek. "Vatandaşlarımızın her an yanındayız" Sosyal dayanışmayı güçlendirmek adına çalışmaların sürdürüldüğünü belirten Sosyal Hizmetler ve Yardımlar Şube Müdürü Sultan Tut, "Gürçeşme Danışma ve Giyim Noktası’nın hemen yanında faaliyet gösteren Gelinlik, Damatlık ve Ev Tekstil Ürünleri Merkezi; daha önce kadın, çocuk, erkek giyim evi olarak hizmet veriyordu. Mimar Kemalettin Moda Merkezi ile yapılan protokol kapsamında ürün çeşitliliği arttı. Artık gelinlik, damatlık, abiye hizmetimiz de mevcut. Sadece kötü günlerinde değil iyi ve mutlu günlerinde de vatandaşlarımızın yanında olmak istiyoruz. Gelinlik fiyatları vatandaşların ulaşabilecekleri bir seviyede değil. Çok yüksek. Bizim de ürün çeşitliliğimiz çok fazla. Vatandaşlarımız ücretsiz bir şekilde bizden gelinlik, damatlık, abiye ve ev tekstil ürünleri alabilirler" dedi. "Başkan Tugay’ın vizyonuyla hayata geçirdik" Vatandaşların mutluluğuna ortak olmanın kendilerinde de memnuniyet oluşturduğunu belirten Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nda görevli Cansel Şimşek, "Vatandaşlarımız ‘hayalimdeki gelinlik şu’ diyor. Biz burada temin edebiliyoruz. Çok mutlu oluyorlar. Onlar mutlu olunca biz daha mutlu oluyoruz" ifadelerini kullandı. "Güzel bir anı olacak" Evlilik arifesindeki Nehir Kula, "Gelinliğimi seçtim. Burada zarif gelinlikler var. Zor seçen bir insanım ama istediğim modellerden buldum. Güzel bir his, çoluğuma çocuğuma göstereceğim güzel bir anı olacak" dedi. Gelinliğini seçen torununa eşlik eden anneanne Fatma Macar ise "Heyecanlıyız. Çok teşekkür ederiz. Allah razı olsun. Çok mutlu olduk. Hiç böyle ummuyorduk. Hayalimiz gerçek oldu" diye konuştu. Gelinliğini seçen Nehir Kula ve anneannesi Macar daha sonra ev tekstil ürünleri bölümünden de tercihlerini yaptı. Anneanne-torun İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ekibi tarafından araçla eve bırakıldı.
Elit kadın sporcular paylaşımlarında kendi hikayelerini yazıyor
08 Şubat 2026 Pazar - 12:24 Elit kadın sporcular paylaşımlarında kendi hikayelerini yazıyor Yaşar Üniversitesi akademisyenlerinin yer aldığı bilimsel araştırma projesinde, elit kadın sporcuların Instagram paylaşımlarının spor branşlarına yönelik toplumsal cinsiyet algısına göre farklılaştığı belirlendi. Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Dilek Melike Uluçay ve Queen’s University Belfast’tan Doç.Dr.Gizem Melek’in gerçekleştirdiği araştırmaya göre spor branşlarına yönelik toplumsal cinsiyet algısı, elit (profesyonel) kadın sporcuların Instagram’daki paylaşım türleri ve içerik tercihlerinde farklılık oluşturuyor. Elde edilen veriler kadın sporcuların Instagram’ı yalnızca sosyal medya platformu olarak değil, görünürlüklerini artırdıkları ve kendi hikâyelerini anlattıkları güçlü bir iletişim alanı olarak kullandıklarını ortaya koydu. Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Doç. Dr. Dilek Melike Uluçay’ın yürütücülüğünü üstlendiği, Queen’s University Belfast’tan Doç. Dr. Gizem Melek’in araştırmacı olarak yer aldığı çalışma, European Journal for Sport and Society dergisinde yayımlandı. Araştırmada, 2020 Tokyo Olimpiyatları’nda Türkiye’yi temsil eden 15 farklı spor dalından 50 elit kadın sporcudan 44’ünün Instagram paylaşımları içerik analizi yöntemiyle incelendi. Çalışma sonuçları, kadın sporcuların Instagram’da iki farklı anlatı biçimini öne çıkardığını gösterdi. Sporcuların bir yandan müsabakalar, başarılar ve performans odaklı paylaşımlarla "sahne önü" görünürlük sunduğu; diğer yandan günlük yaşam, antrenman süreçleri, etkileşimler ve kamera arkası anlara yer vererek "sahne arkası" içerikler ürettiği belirlendi. 2 bine yakın içerik incelendi Doç. Dr. Dilek Melike Uluçay yaptığı değerlendirmede, "Çalışmanın amacı, genel anlamda Türkiye’deki elit kadın sporcuların Instagram üzerinde kendilerini nasıl temsil ettiklerini ortaya koymaktır. Bizi bu çalışmaya yönelten temel neden ise kadın sporcuların dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi Türkiye’de de geleneksel medyada yeterince temsil edilip edilmedikleri tartışması oldu. Bu noktada, sporcuların Instagram’ı alternatif medya alanı olarak kullanıp kullanmadıklarını; kendilerini ve profesyonel yaşamlarını bu platformda nasıl yansıttıklarını incelemek istedik. Yaklaşık 2 bine yakın Instagram içeriği analiz edildi. Elde ettiğimiz araştırmalar, geleneksel medyadan farklı tablo ortaya koydu. Instagram’da kadın sporcuların kendilerini daha çok profesyonel başarıları ve atletik donanımları üzerinden temsil ettiklerini gördük. Buna karşılık, geleneksel medyada kadın sporcuların özel hayatlarına ve toplumsal cinsiyet kalıplarına dayalı içerikler öne çıkıyor. Çalışmanın araştırmalarına göre, kadın sporu olarak algılanan branşlarda sporcular daha çok sahne önü içeriklere yönelmekte; maç özetleri ve sportif başarılarını paylaşarak atletik yetkinliklerini vurgulamakta ve performanslarının küçümsenmesine karşı durmaktadır. Diğer yandan, erkek sporu olarak algılanan branşlarda yer alan kadın sporcular, spor yaşantısı dışındaki paylaşımlarıyla da kimliklerini öne çıkarmakta ve kişisel markalarını güçlendirmektedir" dedi.
Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal: "Demans parmak izi gibidir, aynı tanıyı alan iki hastanın yolculuğu farklıdır"
08 Şubat 2026 Pazar - 11:12 Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal: "Demans parmak izi gibidir, aynı tanıyı alan iki hastanın yolculuğu farklıdır" Medicana International İzmir Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, demansın tek tip bir süreç olmadığını belirterek, "Aynı tanıyı alan iki insanın yaşadığı yolculuk, tıpkı parmak izi gibi birbirinden farklıdır. Hastalığın başlangıcından ilerleme hızına kadar pek çok faktör kişiye özgüdür" dedi. Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, hasta yakınlarının sıklıkla dile getirdiği, "Başkasında böyle olmamıştı" şeklindeki kıyaslamalara açıklık getirdi. Demansın, alzaymır, Lewy cisimcikli demans, frontotemporal demans ve vasküler demans gibi farklı hastalıkları kapsayan bir şemsiye kavram olduğunu ifade eden Uysal, klinik tablonun geniş bir yelpazede değerlendirildiğini belirtti. "Hastalık her hastada aynı kapıdan girmez" Aynı alzaymır tanısını alan iki kişide bile hastalığın farklı seyredebileceğini vurgulayan Doç. Dr. Uysal, "Bazı hastalarda unutkanlık ön plandayken, bazılarında kelime bulma güçlüğüyle başlayan dil problemleri görülebilir. Erken dönemde öfke, içe kapanma veya şüphecilik gibi davranış değişiklikleri de ortaya çıkabilir. Bunun temel nedeni hastalığın beynin hangi bölgelerini ve hangi sırayla etkilediğidir" diye konuştu. Hastalığın seyrinde genetik yapı, eğitim düzeyi, stres, hipertansiyon ve diyabet gibi faktörlerin rol oynadığını belirten Uysal, bu durumu "bilişsel rezerv" kavramıyla açıkladı. Uysal, bazı beyinlerin oluşan hasarı daha uzun süre telafi edebildiğini, bu nedenle aynı tanının her hastada aynı klinik tabloya yol açmadığını ifade etti. "Demans sadece hafıza kaybı değildir" Toplumda demansın sadece unutkanlıkla ilişkilendirildiğini ancak beynin etkilenen bölgesine göre belirtilerin değiştiğini aktaran Doç. Dr. Uysal, şunları söyledi: "Beynin ön bölgeleri etkilendiğinde kişilik ve davranış değişiklikleri, yan bölgeler etkilendiğinde dil bozuklukları, derin yapılar etkilendiğinde ise halüsinasyonlar görülebilir. Hasta yakınlarının ’Eskiden böyle biri değildi’ tepkisi anlaşılırdır ancak hastalık kişinin karakterini değil, beynini değiştirir. Hastalıkların birbirleriyle kıyaslanması doğru değildir." "Kıyaslama yapmak süreci zorlaştırır" Tedavi sürecinde kişiye özel yaklaşımın önemine değinen Doç. Dr. Uysal, bazen en doğru tedavinin ilacı artırmak değil, bakım şeklini değiştirmek veya hasta yakınını desteklemek olduğunu belirtti. Başka hastalarla yapılan kıyaslamaların süreci zorlaştırdığını ifade eden Uysal, "Bu süreç kişiye özeldir. Hasta yakınları bunu bildiğinde suçluluk duygusu azalır ve beklentiler gerçekçi hale gelir. Hastaya yargılayarak değil, anlayarak yaklaşmak mümkün olur" dedi. Demansın uzun bir yolculuk olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, sözlerini şöyle tamamladı: "Beyin çevresini anlamlandıramadıkça beden ve davranışlar alarm verir. Hastaların ’inat’ veya ’huysuzluk’ gibi görünen davranışlarının ardında genellikle korku ve kontrol kaybı yatar. Bu alarmı susturmanın yolu hastayla tartışmak değil, onun dünyasına yaklaşmaktır. Görevimiz, her ailenin ve her beynin kendine özgü hikayesini yargılamadan dinlemektir."
Sanayinin ’Meryem Usta’sı hayaline kavuştu, artık işinin patronu
08 Şubat 2026 Pazar - 11:01 Sanayinin ’Meryem Usta’sı hayaline kavuştu, artık işinin patronu İzmir’de otomobil tamirindeki titizliğiyle tanınan ve 3 üniversite mezunu olan 28 yaşındaki Meryem Garip, yıllarca süren çıraklık ve ustalığın ardından kendi tamirhanesini açtı. Daha önce çeşitli servislerde usta olarak çalışan Garip, şimdi Buca Otokent’te kendi işletmesinin başında müşterilerine hizmet veriyor. İzmir’de yaşayan 28 yaşındaki Meryem Garip, eğitim hayatı ile mesleki tutkusunu birleştirerek otomotiv sektöründe dikkat çeken bir başarı hikayesine imza attı. İzmir Ekonomi Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji ve Atatürk Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümlerinden mezun olarak 3 diploma sahibi olan Garip, baba mesleği olan otomobil tamirciliğini seçti. Sektörde çıraklıktan yetişen ve dünyaca ünlü markaların yetkili servislerinde usta olarak görev yapan Meryem Garip, hayalini gerçekleştirerek kendi tamirhanesini kurdu. "Hep kendi iş yerimi açma hayalim vardı" Buca ilçesindeki Otokent bünyesinde kendi iş yerini açan Garip; kaporta, boya, motor ve genel bakım gibi geniş bir yelpazede hizmet sunuyor. Kendi servisini kurma sürecini ve eğitim hayatını anlatan Meryem Garip, şu ifadeleri kullandı: "Baba mesleği tabii ki bu en büyük etken bana. Daha sonra merak, daha sonra tabii üniversite eğitimlerini tamamladıktan sonra mesleğin içine tamamen girmiş oldum. Elimden geldiği kadar kendimi geliştirmek için çaba sarf ettim. Hep kendi iş yerimi açma, kendi servisimi kurma hayalim vardı. Babam sağ olsun. Bana destekleri sayesinde ailem, çevrem, tüm hepsine teşekkür ederim. Hepsinin destekleri sayesinde kendi servisi başındayım artık. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji daha sonrasında İzmir Ekonomi Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema daha sonrasında tabii hepsi birbirinden farklı alanlar ama kendimi geliştirmek adına birden fazla şeye, alana giriş yaptım. Biraz daha kendimi geliştirmek, hani akademik anlamda da bir şeyler yapabilmek adına bunlara daha çok dayandım ama tabii ki mesleki alanda bu otomotiv sektörü beni daha çok cezbetti." "Kadınların özverisi daha farklı oluyor" Sektördeki kadın varlığının önemine değinen Garip, "Kadın olarak, tabii ki bu sektörde olunca daha çok dikkat çekiyor ve cezbediyor. Olumlu tarafla bakan tabii ki daha çok insan var. Hani olumsuz insanlara da inşallah ilerleyen zamanlarda bunları da alıştıracağız ve daha güzel yerlere geleceğiz inşallah. Keşke hani benim gibi böyle disiplinli, özverili çalışan daha fazla kadın olsa da onlar da benimle birlikte çalışsalar. Çünkü kadınların verdiği özveri daha farklı oluyor her zaman tabii ki. Gençlerimize de ve arkadaşlarımıza da yollarını açmak, önlerini aydınlatmak isteriz elimizden geldiği kadar" açıklamasında bulundu. Baba Ahmet Garip: "Kızımla gurur duyuyorum" Kızının başarısıyla gurur duyduğunu ifade eden ve Meryem Garip’i yetiştiren tamir ustası baba Ahmet Garip, kızıyla gurur duyduğunu söyledi. Garip kızının başarı hikayesiyle ilgili şu sözlere yer verdi: "Meryem bu mesleğe ilkokuldan sonra başladı. Meryem hem okuluna devam etti, hem liseyi, üniversiteyi sırasıyla okudu. Üç üniversiteyi bitirdi. Aynı zamanda da benim yanıma yardıma geliyordu. Baktım ki benim mesleği sevdi. Mekanik bölümü tercih etti o. Ben kaportacıyım. Bizim mesleğin dalları çok. Kendisi mekanik ağırlıklı çalıştı. Mekaniğe önem verdi. Tamiri daha çok sevdiği için onun tamir bölümüne aldım. Orada da başarılı olduğunu gördüm. Ben önce geçer sandım. Çünkü bizim meslek biraz ağırdır ama şu anki gelişen teknolojide gelişen aletlerle daha kolaylaştı işimiz. Rahatlıkla azimle sonra yapabileceği bir meslek oldu. Yani ben kızımdan bu kadar başarı beklemiyordum. Gerçekten beni de şaşırttı. Herkesi şaşırttı. Şu anda da işinde de başarılı. Çok titiz, çok temiz çalışıyor. Genellikle şaşırıyorlar yani ’Acaba yapabilecek mi?’ diyorlar. Yaptıktan sonra da özellikle Meryem’i istiyorlar. ’Meryem müsait mi?’ diyorlar gelelim. Meryem’de müsaitlik durumuna göre randevuyla çalışıyoruz zaten. Kendi özel müşterileri var artık. Başarılı, azimli ve mesleğimizi daha da ileri götürüyor. Daha yeni şeyler arayış içerisinde. Hatta bizi de şaşırtıyor çoğu zaman. Bizim göremediklerimizi görüyor. Daha değişik teknolojik aletler de keşfediyor. Yurt dışındaki servisleri takip ediyor. Oradaki yenilikleri bize tavsiye ediyor. Biz de görünce ’evet bu da varmış’ diyoruz. Yani bizden bu tekniklerde teknoloji olarak daha çok takip ediyor, daha çok araştırmacı. Kızımla gurur duyuyorum. Her insanın da kız çocuklarına bu fırsatı vermesi lazım. Artık çünkü mesleklerde kadınla erkek ayrımı kalmadı. İstedikten sonra, imkan verdikten sonra kadınlar da her şeyi rahatlıkla başarabilir." Müşteriler memnun: "Gönül rahatlığıyla güveniyorum" Meryem Garip’in işçiliğinden duyduğu memnuniyeti dile getiren ve otomobilini Meryem Usta’ya emanet eden müşterilerden Adil Han ise, "Ya en başta derler ki yani bu erkek işi olarak addediliyor ama Meryem’in ben öncesini de biliyorum. Bu babasının yanında yetişti. Sanayide yıllar boyunca bu işi yaptı. Onun dışında bağımsız olarak bayağı bu işle alakalı firmalarda çalıştı ve şu anda da işinde çok iyi. Gönül rahatlığıyla güveniyorum ve herkese de tavsiye ediyorum" ifadelerini kullandı.
30 Ekim ve 6 Şubat’ın sessiz tanıkları İzmir’de sergilendi
08 Şubat 2026 Pazar - 10:38 30 Ekim ve 6 Şubat’ın sessiz tanıkları İzmir’de sergilendi İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı, 6 Şubat 2023 depremlerinin yıl dönümünde Konak Atatürk Meydanı’nda düzenlenen anma programında, afetlere hazırlığın hayati önemine dikkat çekti. Etkinlik kapsamında, 30 Ekim ve 6 Şubat depremlerinde arama kurtarma çalışmalarında kullanılan, enkazdan umut çıkaran araç ve ekipmanlar İzmirlilerle buluşturuldu. Merkez üssü Kahramanmaraş olan ve 11 kenti etkileyen 6 Şubat 2023 depremlerinde yaşamını yitiren binlerce yurttaş, İzmir’de düzenlenen programla saygı ve hüzünle anıldı. Konak Atatürk Meydanı’nda gerçekleştirilen anmada, İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı da afetlerde yaşamla ölüm arasındaki kritik süreçte kullanılan arama kurtarma araç ve ekipmanlarını sergiledi. İzmir İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) tarafından düzenlenen program kapsamında açılan sergiyi ziyaret eden İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban, İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı Arama Kurtarma Şube Müdürü Şenol Dereköy ve itfaiye personeliyle bir araya geldi. Vali Elban, afetlerde verilen zorlu mücadeleye ilişkin bilgi aldı, sahada görev yapan ekiplerin çalışmalarını dinledi. Her ekipman bir hayat hikâyesi Sergide, başta 30 Ekim 2020 İzmir depremi ve 6 Şubat depremleri olmak üzere birçok afette kullanılan, sayısız yurttaşın hayata tutunmasına katkı sağlayan arama kurtarma ekipmanları yer aldı. Her biri enkaz başında geçen uzun saatlerin, umutla beklenen seslerin ve zamana karşı verilen mücadelenin sessiz tanıkları olan bu ekipmanlar, ziyaretçilere tanıtıldı. Trafik kazalarında araç içinde sıkışan kazazedeleri kurtarmak ve deprem sonrası enkazlarda arama kurtarma çalışmalarında kullanılan hidrolik ayırıcı ve kesici ekipmanların işlevi anlatılırken, enkaz altından gelen en küçük ses titreşimini dahi algılayabilen akustik dinleme cihazının hayati önemi vurgulandı. Dar alanlarda ve zorlu şartlarda kullanılan, hafif ve esnek yapısıyla öne çıkan sked sedyenin ise yaralıların güvenli şekilde taşınmasında kritik bir rol üstlendiği ifade edildi. Enkazdan umuda uzanan mücadele Sergide, kırıcı hilti de dikkat çeken ekipmanlar arasında yer aldı. Beton, duvar ve sert zeminlerde kullanılan bu araç, enkaz altında kalanlara ulaşmak için verilen umut dolu mücadelenin simgesi olarak ziyaretçilere tanıtıldı. Anma programında sergilenen her araç, 6 Şubat’ta yitirilen canları anmanın yanı sıra, benzer acıların bir daha yaşanmaması için afetlere hazırlığın önemini bir kez daha hatırlattı.
Erzurumlular İzmir’de düzenlenen herfene gecesinde buluştu
07 Şubat 2026 Cumartesi - 22:17 Erzurumlular İzmir’de düzenlenen herfene gecesinde buluştu İzmir’de düzenlenen programla Erzurum’un köklü "herfene" geleneği yaşatılarak, vatandaşlar aynı sofrada buluştu. Programda konuşan İzmir Valisi Süleyman Elban, Erzurum’un en önemli değerinin insan unsuru olduğunu vurgulayarak, "Erzurum denildiğinde akla şüphesiz Palandöken ve Konaklı Kayak Merkezleri, Atlama Kuleleri, Oltu taşı, cağ kebabı, döneri, patatesi, lahanası, Tortum Şelalesi, Narman Peribacaları, Pasinler Kalesi, Aziziye Tabyaları, İspir ve Hınıs kuru fasulyesi, su böreği, kadayıf dolması, kavurması, eti, soğuk dağları ve platoları gelmektedir. Hülasa, Erzurum denilince pek çok değer sayılabilir ancak asıl akla gelen havasının soğukluğu değil, insanının mertliğidir. Vatanına, milletine, bayrağına ve manevi değerlerine yürekten bağlı olan Dadaşlardır" dedi. Vali Elban, "Binlerce kilometre uzakta olmanıza rağmen Erzurum kültürünü, o güzelliği, mertliği ve yüce duyguları burada tıpkı Erzurum’daymışçasına yaşatmanız takdire şayan bir başarıdır. Bu kültürü yaşatmaya devam etmenizi ve değerlerimizden asla vazgeçmemenizi istirham ediyorum. Zira Erzurum’u Erzurum, Dadaş’ı Dadaş yapan bu hasletler, yalnızca sizler için değil, tüm milletimiz için elzemdir. Elbette bu kültürü yaşatmak sadece ailelerin sorumluluğunda değildir. Bu görev aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarımıza da düşmektedir" ifadelerini kullandı. "Biz İzmir’de misafir değil, ev sahibiyiz" AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan ise, İzmir’de yaşayan Erzurumluların kentle bütünleştiğine dikkat çekti. İnan, Erzurumlu vatandaşların İzmir’de misafir statüsünde değil, şehrin sahipleri arasında yer aldığını belirterek şunları söyledi: "Zakir Başkan’ın ‘Gurbetteyiz’ ifadesine değinmek istiyorum. Kendisine daha önceki toplantılarda da ifade ettim. Değerli başkanım, biz İzmir’de Erzurumlular olarak misafir değil, ev sahibiyiz. Mardinliler, Manisalılar, Konyalılar olarak bu şehrin ev sahibiyiz. Bizim kökümüz de, ölümümüz de, rotamız da buradadır." Eskiizmir Erzurumlular Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Dursun Kurtlu, etkinlikte kurulan dev sofranın İzmir’i aydınlatmaya devam ettiğini belirterek, organizasyonun yalnızca bir yemek ikramından ibaret olmadığını vurguladı. Sofranın arka planındaki kolektif çalışmaya dikkat çeken Kurtlu, "Bu sofra; günlerce süren bir emeğin, imecenin ve ’biz’ olma bilincinin tezahürüdür. Kazanlar kurulurken sadece ateşle değil, Erzurum’un ve memleketimizin sevdasıyla harlanmıştır" dedi. Yemeklerin hazırlık sürecindeki manevi atmosfere de değinen Kurtlu, aşlara kardeşlik duası, memleket hasreti ve dostluk mayası katıldığını belirtti. Kurtlu konuşmasını, "Zira herfene demek ’senin’ veya ’benim’ olanı değil, ’bizim’ olanı paylaşmak demektir" ifadeleriyle sonlandırdı. Ege Bölgesi Erzurum Dernekler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Zakir Salmanoğlu da, konuşmasında birlik, beraberlik ve kültürel değerlere vurgu yaptı. Salmanoğlu, "Bugün burada yalnızca bir dernek yemeği vesilesiyle değil, kadim bir kültürün, köklü bir aidiyetin ve güçlü bir dayanışma geleneğinin atmosferinde bir araya gelmiş bulunuyoruz" dedi. Erzurum’un tarihi ve milli önemine dikkat çeken Salmanoğlu, "Tarih boyunca salt bir şehir olmanın ötesine geçen Erzurum, devlet aklının, vatan bilincinin ve milli duruşun simgesi olmuştur" şeklinde konuştu. Gurbette yaşayan Erzurumluların üstlendiği sorumluluğun altını çizen Salmanoğlu, "Bizler, gurbette yaşayan Erzurumlular olarak memleketimizden kilometrelerc uzakta olsak da Erzurum’un vakarını, Dadaş’ın mertliğini ve devlete olan sadakati bulunduğumuz her mecrada taşımayı asli bir sorumluluk addediyoruz" ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından program, geleneksel herfene kültürünün icra edilmesiyle sona erdi. Bir otelde düzenlenen "Geçmişten Geleceğe Herfene" adlı programa İzmir Valisi Süleyman Elban, AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan, AK Parti İzmir Milletvekilleri Ceyda Bölünmez Çankırı ve Yaşar Kırkpınar, Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, Eskiizmir Erzurumlular Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Dursun Kurtlu ile çok sayıda davetli katıldı.
İzmir’de ’Geçmişten Geleceğe Herfene’ programı düzenlendi
07 Şubat 2026 Cumartesi - 21:57 İzmir’de ’Geçmişten Geleceğe Herfene’ programı düzenlendi İzmir’de Erzurum’un köklü "Herfene" geleneğini yaşatmak ve vatandaşları aynı sofrada bir araya getirmek amacıyla "Geçmişten Geleceğe Herfene" programı gerçekleştirildi. Bir otelde düzenlenen programa; İzmir Valisi Süleyman Elban, AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan, AK Parti İzmir Milletvekilleri Ceyda Bölünmez Çankırı ve Yaşar Kırkpınar, Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, Eskiizmir Erzurumlular Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Dursun Kurtlu ile çok sayıda davetli katıldı. Programda yapılan konuşmalarda, Erzurum kültürünün İzmir’de yaşatılmasının önemi üzerinde duruldu. "Asıl akla gelen havasının soğukluğu değil, insanının mertliğidir" Programda konuşan İzmir Valisi Süleyman Elban, Erzurum denildiğinde akla gelen coğrafi ve kültürel değerleri sıralayarak, kentin en önemli değerinin insan unsuru olduğunu vurguladı. Vali Elban, "Erzurum denildiğinde akla şüphesiz Palandöken ve Konaklı Kayak Merkezleri, Atlama Kuleleri, Oltu taşı, Cağ kebabı, döneri, patatesi, lahanası, Tortum Şelalesi, Narman Peribacaları, Pasinler Kalesi, Aziziye Tabyaları, İspir ve Hınıs kuru fasulyesi, su böreği, kadayıf dolması, kavurması, eti, soğuk dağları ve platoları gelmektedir. Hülasa, Erzurum denilince pek çok değer sayılabilir; ancak asıl akla gelen, havasının soğukluğu değil, insanının mertliğidir. Vatanına, milletine, bayrağına ve manevi değerlerine yürekten bağlı olan Dadaşlardır." dedi. Vali Elban konuşmasının devamında, "Binlerce kilometre uzakta olmanıza rağmen, Erzurum kültürünü, o güzelliği, mertliği ve yüce duyguları burada, tıpkı Erzurum’daymışçasına yaşatmanız takdire şayan bir başarıdır. Bu kültürü yaşatmaya devam etmenizi ve değerlerimizden asla vazgeçmemenizi istirham ediyorum. Zira Erzurum’u Erzurum, Dadaş’ı Dadaş yapan bu hasletler, yalnızca sizler için değil, tüm milletimiz için elzemdir. Elbette bu kültürü yaşatmak sadece ailelerin sorumluluğunda değildir; bu görev aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarımıza da düşmektedir." ifadelerini kullandı. "Biz İzmir’de misafir değil, ev sahibiyiz" AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan ise İzmir’de yaşayan Erzurumluların kentle bütünleştiğine dikkat çekti. İnan, Erzurumlu vatandaşların İzmir’de misafir statüsünde değil, şehrin sahipleri arasında yer aldığını belirterek şunları söyledi: "Zakir Başkan’ın ‘Gurbetteyiz’ ifadesine değinmek istiyorum. Kendisine daha önceki toplantılarda da ifade ettim. Değerli Başkanım, biz İzmir’de Erzurumlular olarak misafir değil, ev sahibiyiz. Mardinliler, Manisalılar, Konyalılar olarak bu şehrin ev sahibiyiz. Bizim kökümüz de, ölümümüz de, rotamız da buradadır." Eskiizmir Erzurumlular Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Dursun Kurtlu, gerçekleştirilen etkinlikte kurulan "Herfene" sofrasının anlam ve önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bu dev sofranın İzmir’i aydınlatmaya devam ettiğini belirten Kurtlu, organizasyonun yalnızca bir yemek ikramından ibaret olmadığını vurguladı. Sofranın arka planındaki kolektif çalışmaya dikkat çeken Kurtlu, "Bu sofra; günlerce süren bir emeğin, imecenin ve ’biz’ olma bilincinin tezahürüdür. Kazanlar kurulurken sadece ateşle değil, Erzurum’un ve memleketimizin sevdasıyla harlanmıştır," dedi. Yemeklerin hazırlık sürecindeki manevi atmosfere de değinen Başkan Kurtlu, aşlara kardeşlik duası, memleket hasreti ve dostluk mayası katıldığını belirtti. Kurtlu konuşmasını, "Zira herfene demek; ’senin’ veya ’benim’ olanı değil, ’bizim’ olanı paylaşmak demektir," ifadeleriyle sonlandırdı. Ege Bölgesi Erzurum Dernekler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Zakir Salmanoğlu, gerçekleştirdiği konuşmada birlik, beraberlik ve kültürel değerlere vurgu yaptı. Toplantının amacına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Salmanoğlu, "Bugün burada, yalnızca bir dernek yemeği vesilesiyle değil; kadim bir kültürün, köklü bir aidiyetin ve güçlü bir dayanışma geleneğinin atmosferinde bir araya gelmiş bulunuyoruz," dedi. Erzurum’un tarihi ve milli önemine dikkat çeken Salmanoğlu, "Tarih boyunca salt bir şehir olmanın ötesine geçen Erzurum; devlet aklının, vatan bilincinin ve milli duruşun simgesi olmuştur," şeklinde konuştu. Gurbette yaşayan Erzurumluların üstlendiği sorumluluğun altını çizen Başkan Salmanoğlu, "Bizler, gurbette yaşayan Erzurumlular olarak memleketimizden kilometrelerce uzakta olsak da Erzurum’un vakarını, Dadaş’ın mertliğini ve devlete olan sadakati bulunduğumuz her mecrada taşımayı asli bir sorumluluk addediyoruz," ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından program, geleneksel Herfene kültürünün icra edilmesiyle sona erdi. (AD-