Yerel Haberler
İzmir
03 Mayıs 2026 Pazar - 14:05 Göztepe, Avrupa mücadelesini sürdürüyor Göztepe, Trabzonspor deplasmanından bir puanla dönerek puanını 52’ye çıkardı ve ligde beşinci basamağa yükseldi. İzmir ekibi, kalan iki maçını kazanıp Avrupa yolunda hata yapmak istemiyor. Göztepe, Avrupa hedefiyle başladığı sezonda mücadelesini sürdürmeye devam ediyor. Trendyol Süper Lig’in 32. haftasında Trabzonspor’a konuk olan İzmir temsilcisi, 1-0 öne geçtiği karşılaşmada 90+3. dakikada yediği golle sahadan beraberlikle ayrıldı ve galibiyeti son anda kaçırdı. Bu sonuçla hanesine 1 puan yazdıran sarı-kırmızılı ekip, RAMS Başakşehir’in puan kaybettiği haftada avantajı değerlendiremedi ancak puanını 52’ye yükselterek rakibinin önüne geçmeyi başardı. Öte yandan Ziraat Türkiye Kupası’nı Beşiktaş ya da Trabzonspor’un kazanması halinde ligi beşinci sırada bitiren takım doğrudan Avrupa kupalarına katılma hakkı elde edecek. Göztepe, kalan iki haftada alacağı sonuçlarla kendi durumunu belirleyecek. Göztepe, önümüzdeki hafta Gaziantep FK’yı konuk edecek, sezonun son haftasında ise deplasmanda Samsunspor ile karşılaşacak. Sarı-kırmızılı ekip, bu iki mücadeleden de galibiyetle ayrılması halinde Başakşehir’in alacağı sonuçlara bakmaksızın ligi beşinci sırada tamamlayacak. Ayrıca Türkiye Kupası’nın Beşiktaş ya da Trabzonspor tarafından kazanılması durumunda Göztepe, yeni sezonda Avrupa kupalarında mücadele etme hakkı elde edecek.
Kalori hesabı tarihe karışıyor
14 Aralık 2025 Pazar - 10:36 Kalori hesabı tarihe karışıyor Sağlıklı beslenmek ve fit bir görünüme sahip olmak isteyenler, yeni yılın gelmesiyle daha kararlı bir hale bürünüyor. İşte bu noktada yeni yılın beslenme alışkanlıkları hakkında detaylı bilgi veren Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Seda Uşarer, "Rengarenk sofralara hazır olun. Sağlıklı beslenmek, kalori hesabı yapmaktan ibaret olmayacak. Bağırsak mikrobiyotasından sürdürülebilir tarıma, işlenmiş gıdalardan fonksiyonel besinlere, ruh sağlığından kişiye özel diyetlere kadar birçok konu yeni yılda gündemimizde olacak." dedi. Beslenme alışkanlıkları; ekonomik ve çevresel nedenlerle değişime uğruyor. İnsanların temiz içerikli ve sağlıklı gıda arayışı tabakların değişimine neden oluyor. Yeni yılla birlikte sağlıklı ve dengeli bir hayata adım atmak isteyenler de öncelikle diyet listelerini eline alıyor ve beslenme alışkanlıklarına bir düzen getirmeye çalışıyor. Bu noktada 2026’da sofraların renginin de bambaşka olacağını ifade eden Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyetisyen Seda Uşarer, "Artan gıda fiyatları, sağlık kaygıları, çevresel sorunlar ve bilimsel araştırmalar. Tüm bu faktörler 2026’ya girerken beslenme alışkanlıklarını hiç olmadığı kadar hızlı değiştiriyor. Eskiden diyet denince akla yalnızca kalori hesabı gelirken, artık konu çok daha geniş bir çerçevede ele alınıyor. Bağırsak mikrobiyotasından sürdürülebilir tarıma, işlenmiş gıdalardan fonksiyonel besinlere, ruh sağlığından kişiye özel diyetlere kadar. Kısacası, tabaklar değişiyor." ifadeleri kullandı. Genç kuşağın tercihi sürdürülebilirlik Bitkisel ağırlıklı beslenmenin giderek yaygınlaştığına dikkat çeken Uşarer şöyle konuştu: "Bitkisel ağırlıklı beslenme artık yalnızca veganların veya sağlıklı yaşam meraklılarının ilgisini çeken bir trend değil, geniş toplum kesimlerinin benimsediği bir yaklaşım. Bunun başlıca sebebi, bilimsel araştırmaların bitkisel beslenmenin sağlığa olan faydalarını çok daha güçlü bir biçimde ortaya koyması. Lif açısından zengin gıdalar; sebzeler, meyveler, tam tahıllar, baklagiller bağırsak bakterileri için adeta bir ‘mücadele dostu’ niteliğinde. Lif tüketiminin artmasıyla; bağışıklık güçlenmesi, daha iyi sindirim, daha dengeli kan şekeri, uzun vadede kalp-damar hastalıklarının azalması gibi etkiler sağlıyor. Ayrıca bitkisel beslenme çevresel etkileri açısından da öne çıkıyor. Su tüketimi, karbon ayak izi, tarım alanlarının kullanımı gibi konularda et ağırlıklı diyetlere göre çok daha sürdürülebilir olması, özellikle genç kuşağın seçimlerini ciddi şekilde etkiliyor." Bitkisel ağırlıklı beslenmenin 2026 yılının yeni trendini belirleyeceğini ve bu nedenle yeni yılda en çok duyulacak kavramın ‘bitkisel ağırlıklı ama esnek beslenme’ olacağını söyleyen Uşarer, "Yani, kimisi tamamen vegan olurken, kimisi sadece et tüketimini azaltıyor ama herkes sofrayı daha renkli, daha lifli ve daha çeşitli hale getiriyor" diye ekledi. Geleneksel gıdaların kıymeti artıyor Tüketicilerin işlenmiş gıdalara karşı daha dikkatli olduğunun altını çizen Uşarer, sözlerine şöyle devam etti: "2026’da tüketici davranışları işlenmiş gıdalara karşı da değişiyor. İnsanlar artık yalnızca ‘Kalorisi ne kadar’ sorusunu sormuyor. ‘Temiz içerikli mi? Raf ömrü ne kadar? İçinde gerçek gıdalar var mı? Bu ürün bağırsak sağlığını nasıl etkiler?’ gibi sorular daha sık soruluyor. Ev yapımı yoğurt, evde hazırlanan granola, katkısız fırın ürünleri ve temiz içerikli ürünler daha fazla tercih ediliyor. Birçok kişi artık paketli ürün alışverişinde birkaç saniye durup etiketi okuyor. Markaya güvenme algısı değişiyor, artık tüketici içeriğe güvenmeyi tercih ediyor. Öte yandan bilim dünyası yıllar sonra yoğurt, şalgam suyu, tarhana, turşu gibi geleneksel fermente gıdaların kıymetini daha çok bilmeye başladı. Probiyotik içeren fermente gıdalar, bağırsak duvarını güçlendiriyor, şişkinlik ve sindirim şikayetlerini azaltıyor, bağışıklık sistemini aktif tutuyor, bazı vitaminlerin emilimini artırıyor. Dünyada son birkaç yıldır bağırsak sağlığı, neredeyse her sağlık tartışmasının merkezinde. Bağırsak-beyin aksı kavramı, stres yönetimi ve ruh sağlığı açısından da önemli yer teşkil ediyor. Hatta bazı araştırmalar, bağırsak mikrobiyotası düzenli olan insanların stres karşısında daha dayanıklı olabildiğini gösteriyor. Bu nedenle 2026’nın en çok konuşulan konularından biri; mikrobiyomu destekleyici beslenme modeli olacak." Sıradışı diyetler değil, uzun vadeli denge önem kazanıyor Yaygın olarak uygulanan ketojenik diyet, aralıklı oruç veya karbonhidratı kesmek gibi uygulamaların herkese aynı oranda iyi gelmediğinin anlaşıldığını aktaran Uşarer, "Her bedenin çalışma şekli farklı. Kimisi sabah kahvaltısını atladığında gayet iyi hissederken, kimi öğlene kadar titreme ve baş ağrısı yaşayabilir. Genetik farklılıklar, hormon dengesi, bağırsak florası, stres düzeyi, fiziksel aktivite, metabolik kapasite. Bunların hepsi kişilerin aynı besine vereceği yanıtı değiştiriyor. 2025’te beslenme danışmanlığında en çok duyulan cümle şu oldu. Sana iyi gelen, başkasına iyi gelmeyebilir. Bu nedenle kişiye özel yaklaşım güç kazanıyor. Parmak izi gibi kişiye özgü beslenme planları, bağırsak mikrobiyota analizi, kişisel glukoz yanıtı ölçümü, genetik testler henüz yaygın ve ekonomik olmasa da geleceğin beslenme anlayışının temelini oluşturuyor" ifadelerini kullandı. Öte yandan popüler diyetlerin ciddi riskler sebep olabileceğini söyleyen Uşarer, "Birçok kişi bu diyetlere hızlı kilo vermek için başlıyor. Ama sürdürülebilir olmayan bir yola girebiliyorlar. Yoyo etkisi, hormon dengesi bozulması, vitamin-mineral eksikleri gibi olumsuz sonuçlarla karşılaşabiliyorlar. Bu nedenle 2026’nın bir diğer beslenme yaklaşımı da ‘kısa vadeli sıradışı diyet değil; uzun vadeli denge’ olacaktır" açıklamasında bulundu.
Nöroblastom 2025 Sempozyumu Çeşme’de gerçekleşti
14 Aralık 2025 Pazar - 10:14 Nöroblastom 2025 Sempozyumu Çeşme’de gerçekleşti Türkiye’nin dört bir yanından çocuk onkolojisi uzmanlarını bir araya getiren "Nöroblastom 2025 Sempozyumu", İzmir Çeşme’de gerçekleştirildi. Prof. Dr. Hatice Nur Olgun, Nöroblastom protokollerinin uygulanmasından önce yüksek riskli grupta beş yıllık sağkalım oranlarının yüzde 6-8 seviyelerinde olduğunu, 2020 Protokolü ile bu oranın yüzde 65’e yükseldiğini söyledi. Acıbadem Kent Hastanesi ev sahipliğinde, Türk Pediatrik Onkoloji Grubu (TPOG) ve Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği İzmir Şubesi iş birliğiyle Çeşme Ilıca Otel’de gerçekleştirilen toplantının ana gündemi, çocukluk çağı Nöroblastom tedavisinde standartları güncellemeyi hedefleyen TPOG Nöroblastom 2026 Protokolü oldu. Sempozyum başkanlığını yürüten Acıbadem Kent Onkoloji Merkezi Pediatrik Onkoloji Bölümü Sorumlusu Prof. Dr. Hatice Nur Olgun, yeni protokolün Türkiye genelindeki pediatrik onkoloji uzmanlarının katkılarıyla oluşturulduğunu belirterek, çalışmanın tedavi yanıtlarının daha hassas değerlendirilmesini ve özellikle yüksek riskli hastalarda sağkalım oranlarının artırılmasını amaçladığını söyledi. İstatistiki bilgi veren Prof. Dr. Olgun, Türkiye’de çocukluk çağı kanserlerinin tüm kanserlerin yüzde 2-3’ünü oluşturduğuna dikkat çekti. Her yıl yaklaşık 3.000-4.000 çocuğa yeni kanser tanısı konduğunu kaydeden Olgun, Nöroblastomun "çocuk onkolojisinin en kötü seyirli tümörlerinden biri" olduğunu, hastaların çoğunun sinsi ilerleyiş nedeniyle ileri evrede tanı aldığını aktardı. 2020 protokolüyle ile gelen tedavi başarısı Nöroblastom protokollerinin uygulanmasından önce yüksek riskli grupta beş yıllık sağkalım oranlarının yüzde 6-8 seviyelerinde olduğunu, 2020 Protokolü ile bu oranın yüzde 65’e yükseldiğini söyleyen Prof. Dr. Olgun, "Bu başarının, ülkemizde yürütülen çok merkezli iş birliği, standart tedavi yaklaşımlarının benimsenmesi ve ortak veri paylaşım kültürünün güçlenmesiyle elde ediliyor. Yeni protokolün her aşaması ortak akılla ve gönülden katkılarla şekilleniyor. Her paylaşım, her öneri, bir çocuğun yaşamına dokunuyor. Bu birliktelik, ülkemizde çocukluk çağı kanserlerinde elde ettiğimiz ilerlemenin en değerli göstergesidir." dedi. 33 yıllık birikimin sonuçları Türkiye’nin SIOPEN (Avrupa Pediatrik Onkoloji Nöroblastom Grubu) temsilcisi de olan Prof. Dr. Olgun, 33 yıl önce Ege Bölgesi’ndeki dört hastaneyle başlayan Nöroblastom protokolü çalışmalarının bugün ulusal düzeyde tedavi standardının temelini oluşturduğunu ifade etti. Olgun, Nöroblastom protokollerinin uygulanmasından önce yüksek riskli grupta beş yıllık sağkalım oranlarının yüzde 10’u bile bulmadığını, TPOG Nöroblastom 2020 Protokolü ile bu oranın 65’e ulaştığını kaydetti. Olgun, bu başarının, çok merkezli iş birliği, tedavi yaklaşımlarının standardizasyonu ve ortak veri paylaşımının güçlenmesiyle sağlandığını ifade ederken, "Yeni protokollerde moleküler genetik incelemeler, immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin yer alması, sağkalım oranlarının uluslararası düzeylere ulaşmasında kritik rol oynayacak." ifadelerini kullandı. İki gün süren sempozyum boyunca klinik araştırmalardan cerrahi yaklaşımlara, radyolojik ve moleküler tanı yöntemlerinden relaps ve refrakter hastalık tedavilerine kadar geniş bir yelpazede sunumlar yapıldı. Akademisyenler, hekimler, hemşireler ve araştırmacılar, Nöroblastom’un tanı ve tedavi süreçlerini geliştirmek için bilgi ve deneyimlerini paylaştı. Türkiye’de çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde ulusal iş birliği ve bilimsel dayanışmanın önemini bir kez daha ortaya koyan toplantının kapanışında değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Olgun, "Her katkı, bir çocuğun yaşamına umut katıyor. Yeni protokolün her aşaması ortak akılla şekilleniyor. Bu birliktelik, çocukluk çağı kanserlerinde elde ettiğimiz ilerlemenin en değerli göstergesi" diye ekledi.
İzmir’in verimli tarım arazilerinde ‘Yeşil Altın’ hasadı
14 Aralık 2025 Pazar - 10:09 İzmir’in verimli tarım arazilerinde ‘Yeşil Altın’ hasadı Türkiye’nin kışlık sebze üretim merkezlerinden biri olan İzmir’in Menemen Ovası’nda brokoli hasadı başladı. İzmir genelinde 60 bin tonu aşan rekolte beklentisi üreticinin yüzünü güldürürken, tarlada 10 ile 15 lira arasında alıcı bulan "Yeşil Altın", pazar tezgahlarına ulaşana kadar fiyatını üçe katlıyor. Verimli toprakları ve uygun iklim şartlarıyla Türkiye’nin önemli tarım havzalarından biri olan Menemen Ovası’nda, kış sofralarının vazgeçilmezi brokolinin hasat yolculuğu başladı. Sabahın ilk ışıklarıyla tarlalara giren tarım işçileri, zorlu hava şartlarına rağmen ürünleri toplamak için yoğun mesai harcıyor. İzmir genelinde kışlık sebze üretiminde yaşanan artış dikkat çekerken, bu yılki brokoli rekoltesinin geçen yılların ortalamasını koruyarak 65 bin ton seviyelerinde gerçekleşmesi bekleniyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerine göre, ülke genelindeki brokoli üretiminin yaklaşık yüzde 50’lik kısmı İzmir’den karşılanıyor. Özellikle Menemen, Torbalı ve Ödemiş havzaları üretimde başı çekerken, tarlalarda toplanan ürünler kamyonlarla İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanındaki hallere sevk ediliyor. Menemenli üreticiler, bu yıl hava şartlarının brokoli için uygun gitmesi nedeniyle verimden memnun olduklarını, ancak artan mazot, gübre ve işçilik maliyetlerinin kar marjlarını baskıladığını belirtiyor. Tarlada kilogramı kalitesine göre 10 ile 15 TL arasında tüccara satılan brokoli, aracı komisyonları ve nakliye eklendiğinde semt pazarlarında ve marketlerde 40 ile 50 TL arasında değişen fiyatlarla tüketiciye ulaşıyor. "Çiftçi düşük fiyatlar altında eziliyor" Yanıköy’de baba mesleği olan tarımla yaklaşık 20 yıldır uğraştığını aktaran üretici Turgay Yıldırım, "Türkiye’nin kışlık sebzesinin üretim merkezlerinden biri olan İzmir’in Menemen ilçesinde üretim yapmaktayız. Kış sebzesi olarak başta ıspanak olmak üzere brokoli, karnabahar, lahana, pancar, kereviz ve pırasa üretimi gerçekleştiriyor; bunları İstanbul, Ankara, Bursa başta olmak üzere Türkiye’nin birçok noktasına gönderiyoruz. Bugün brokoli hasadına başladık ve ilk günümüz. Brokoli dikimi için önce toprağı fideye hazırlıyor, karık açıp suladıktan sonra fideleri özenle dikiyoruz; onlara adeta çocuğumuz gibi bakıyor, zamanında ilacını ve gübresini vererek kaliteli ve zahmetli bir ürün yetiştiriyoruz. Sanayiden uzak, temiz havalı bir bölgede üretim yaptığımız brokolide hasada Aralık ayında başlıyor, duruma göre Ocak, Şubat ve bazen Mart ayına kadar devam ediyoruz. Brokoliyi hale 10 liradan götürmemize rağmen halde pazarcı ve marketçiler üzerine ekleme yaparak fiyatları 40 ile 50 lira civarında satışa sunuyor; bu nedenle hem halk hem de çiftçi mağdur oluyor, biz düşük fiyata ezilirken tüketici yüksek fiyata almak zorunda kalıyor ve bu denge bir türlü sağlanamıyor." dedi. "Yeşil altın olarak bilinen brokoli, çok güzel bir ürün" Kadın işçiler tarafından sapından kesilip kasalara konulan brokolileri taşıyan kertelci Arif Budak, Ekim ayında brokoli fidelerini toprakla buluşturduklarını belirterek, "Çapalama, ilaçlama gibi işçilik süreçleri oluyor ve Aralık ayının ilk ya da ikinci haftasında kesime giriyoruz. Bu kesim mahsulün durumuna göre bazen 1 ay, bazen 3 ay sürüyor. Sabah saat 6’da kalkıp tarlaya geliyoruz ve 7.30 gibi kesime başlayarak toplayıp, kasalıyoruz. Gerçekten çok zor; çamurun içindeyiz ve bu üzerimizden de belli oluyor. Halk arasında ‘Yeşil Altın’ olarak bilinen brokoli çok güzel ve zahmetli bir ürün. Herkesin güvenle tüketebileceği, gayet sağlıklı bir sebze. Bağırsaklara ve genel olarak insan sağlığına çok iyi geliyor. Ben haftanın her günü haşlayıp limon sıkarak yiyorum ve gerçekten çok güzel oluyor. Herkesin de tavsiye ediyorum." ifadelerini kullandı.
FAO Talks- Gençlerle Tarımı ve Gıdayı Konuşuyoruz paneli
14 Aralık 2025 Pazar - 10:01 FAO Talks- Gençlerle Tarımı ve Gıdayı Konuşuyoruz paneli Yaşar Üniversitesi, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Türkiye ve Migros tarafından düzenlenen etkinlikte, giderek yaşlanan tarım nüfusunun gençleştirilmesi gerektiğine dikkat çekildi. FAO Talks-Gençlerle Tarımı ve Gıdayı Konuşuyoruz başlıklı panel Selçuk Yaşar Kampüsü’nde gerçekleştirildi. Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Levent Kandiller, Türkiye’de tarımda yaş ortalamasının 60’lara ulaştığını belirterek görüşlerini şöyle dile getirdi: "Üniversitemizin Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi’nde yenilikçi öğrenme ortamları sunuyoruz. Gençlerin enerjisi ile dijital teknolojilerin gücünü birleştirerek sektörde katma değerli ürünler amaçlıyoruz. Tarımda yaş ortalamasını 30’lu yaşlara çekmek gerekiyor. Bu nedenle gençleri tarım sektörüne kazandırmalıyız. Fakültemizi bu nedenle kurduk. İzmir Ticaret Borsası ile hayata geçirdiğimiz ‘İzmir Tarım Teknolojileri Merkezi’, Avrupa Dijital İnovasyon Merkezleri ağına kabul edildi. Tüm gücümüzle tarım-gıda tedarik zincirlerindeki verimliliği artırmaya çalışıyoruz.’’ Dijital köyler ve gelecek FAO Gıda Şampiyonu, Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilara Koçak’ın moderatör olduğu "Dijital Tarım Çağında Sosyal Etki ve Girişimcilik" konulu bölümde konuşan FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık ise FAO’nun 80 yıldır hiç kimseyi aç bırakmamayı hedeflediğini söyledi. Selışık ‘’ FAO’nun dört temel stratejisi var; daha iyi üretim, daha iyi beslenme, daha iyi çevre, daha iyi yaşam. FAO, üniversiteler, özel sektör ve üreticiyi buluşturan dörtlü ekosistem şart. Dijitalleşmeyi çiftçiyi ve tarımı destekleyecek şekilde kullanmalıyız. FAO’nun Dijital Köyler Girişimi kapsamında, Ankara’nın Güdül ilçesine bağlı Boyalı Köyü’nde iklim ve ahır sensörleri, drone teknolojileri ve dijital çiftlik yönetim uygulamalarıyla ‘dijital keçi çiftliği’ modeli pilot olarak hayata geçirildi. Bu model, hayvancılıkta verimliliği ve izlenebilirliği artırırken üreticilerin iş yükünü azaltıyor. Kadın kooperatiflerinin FAO destekli Hepyerinden.com gibi dijital pazaryerlerine entegre olmasıyla ürünler doğrudan tüketiciye ulaşıyor ve kırsal kalkınmada yeni bir pazar yapısı oluşuyor. FAO ayrıca Bolu’da yürüttüğü bir pilot uygulamada zeytin tarlasına yerleştirilen sensörler sayesinde sulama verimliliğinde yüzde 40 artış sağlandığını ortaya koydu; bu uygulama su ve enerji kaynaklarının daha etkin kullanılmasına katkı sundu. Kadınlar öncü Selçuk Yaşar Ödülü’nün beşinci sahibi ve dünyanın ilk "Akıllı Köyünü’’ kuran sosyal girişimci Tülin Akın da tarımda 20 yılda SMS’den yapay zekaya çok ciddi bir dönüşüm yaşandığını belirtti. 20 yıl önce bu işe başlarken çiftçilere bilgisayarı nasıl kullanacaklarını hatta SMS yoluyla hava şartlarını nasıl takip edeceklerini anlatmak durumunda kaldıklarını söyleyen Akın, şöyle devam etti : ‘’Günümüzde ise tarımda yapay zekanın verimi nasıl artıracağını konuşuyoruz. Üstelik bu konuda kadın çiftçiler öncü rol üstleniyor. Son yıllarda dijitalleşmenin sonucu olarak şehirlerdeki kadınlar ve gençler tarım sektörünü girişimcilik alanı olarak görülüyor.’’ Migros Ege Kurumsal İletişim ve Aile Kulüpleri Müdürü Nilay Arslan da kurumlarının Tarım Platformu’nu kurduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: ‘’Üreticiler bu proje kapsamında iyi tarım uygulamaları, videolu eğitimler, sürdürülebilirlik programları, kadın ve aile kulüpleri ile Migros’un ekosistemine dahil olabiliyorlar.’’
MHP Kemalpaşa, şehit aileleri ve gazilerle buluştu
13 Aralık 2025 Cumartesi - 17:33 MHP Kemalpaşa, şehit aileleri ve gazilerle buluştu Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Kemalpaşa İlçe Başkanlığı tarafından geleneksel olarak düzenlenen kahvaltı programında, şehit aileleri ve gaziler bir araya geldi. Program, birlik ve beraberlik mesajlarının öne çıktığı anlamlı buluşmaya sahne oldu. Yoğun katılımla gerçekleştirilen programa; MHP İzmir İl Başkanı Veysel Şahin, AK Parti Kemalpaşa İlçe Başkanı Dr. Metin Yaşar, Kemalpaşa Kaymakamı Musa Sarı, Cumhuriyet Başsavcısı Bahattin Bilen, Kemalpaşa Emniyet Müdürü Salih Şen, Jandarma Komutanı Mehmet Önder Ortoğlu, Güvenlik ve Terör Uzmanı Emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ, kurum amirleri ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı. Programda ayrıca Kemalpaşa Şehit Aileleri ve Gaziler Yardımlaşma Derneği Başkanı Tuncay Kılıç da yer aldı. MHP Genel Sekreter Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu ise programa telekonferans yoluyla katılarak katılımcılara hitap etti. Programın açılış konuşmasını MHP Kemalpaşa İlçe Başkanı Mustafa Gözütok yaptı. Gözütok şunları söyledi: "Bizim için vatan; mukaddes değerlerimizin hepsinin buluştuğu, imanımızın neşvünema bulduğu, hürriyet ve istiklalimizin sağlam temeller üzerine oturduğu, çocuklarımızın hür doğup hür yaşadığı kutlu topraklardır. Bu sebeple bilge liderimiz Sayın Devlet Bahçeli, bilhassa milletimizin birlik ve beraberliği için son derece önemli adımlar atmış, iç cephemizin tahkimatı için son derece dikkat çekici önlemler almıştır. ’Terörsüz Türkiye’, bu önlemlerin; yani ülkemizi bir ve bütün tutma gayretinin en önemli girişimlerinden biridir. Hiç kimse bunun altında bir şey arayamaz. Liderimizin halis niyetli ve kararlı tavrı karşısında kimse iftira atamaz, haddini aşamaz. Varlığını Türk varlığına hediye eden, aklı her zaman Türkiye olan liderimizin ’Terörsüz Türkiye’ konusundaki tavrı nettir, ilkeleri bellidir, teminatı açıktır. Pazarlık yoktur. Al-ver süreci yoktur. Ve hiç kimse şehit ve gazilerimizin aziz hatıralarını incitemeyecektir. Bu, Devlet Bahçeli sözüdür. Bu, Devlet Bahçeli imzasıdır." Tuncay Kılıç: "Tek millet, tek bayrak, tek vatan" Kemalpaşa Şehit Aileleri ve Gaziler Yardımlaşma Derneği Başkanı Tuncay Kılıç ise, "Bizler, yedi düvele karşı asırlardır süren varoluş mücadelemizde ‘tek millet, tek bayrak, tek vatan’ şuurunu canıyla ve kanıyla perçinlemiş bu aziz milletin en onurlu temsilcileriyiz. Vatan dediğimiz bu topraklar yalnızca coğrafi bir sınır değil; şehitlerimizin al kanıyla sulanmış, her karışında iman ve aşk dolu mukaddes bir emanettir. Millet dediğimiz bu büyük aile ise tarihin en çetin sınavlarında bile sarsılmayan, birlik ve beraberlik ruhuyla ayakta duran ebedî bir çınardır" dedi. Veysel Şahin: "Hiç kimse şehitlerimiz üzerinden istismar parantezi açmaya kalkışmasın" MHP İzmir İl Başkanı Veysel Şahin ise konuşmasında, "Hiç kimse şehitlerimiz üzerinden istismar parantezi açmaya kalkışmasın. Geçtiğimiz yıl 7 Ekim’de Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli, ‘Müzakere yok, oyun kurmak yok, süreç yok; ya silahlar gömülecek ya da silahlarıyla birlikte gömülecekler’ diyerek Terörsüz Türkiye sürecini cesaretle ve kararlılıkla başlatmıştır" açıklamasına yer verdi. Tamer Osmanağaoğlu: "Yılmayacağız, yıkılmayacağız, mutlaka başaracağız" MHP Genel Sekreter Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu, katılımcılara telekonferans yoluyla hitap ederek şehitlik makamı ve terörle mücadele konularında değerlendirmelerde bulundu. Osmanağaoğlu şu açıklamalara yer verdi: "Şüphesiz şehitlik, Müslüman Türk milleti için en yüce makam, ulaşılacak en yüksek mertebedir. Kaldı ki şehitlerimizin peygamberlere komşu mesabesinde olduğu da şüphe götürmez bir gerçektir. Her şehidimizin, her gazimizin; samimi bir inançla, adanmış bir hayatla ve nihayetinde anıtlaşmış mücadeleleriyle kalbimizde müstesna bir yere sahip olduğu bir gerçektir. Bilinmelidir ki onlar bizim ilhamımız, iftiharımız, itibarımız ve istikbalimizdir. Kaldı ki şehitlerimiz; istiklal irademizin tescili, hürriyet meşalemizin sönmeyen ateşidir. Bugüne kadar ne şehitlerimizin muazzez ruhunu sızlatacak ne de onların emaneti olan ailelerimizi kaygılandıracak hiçbir oluşumun içinde olmadık. En ufak bir tereddüdün hasıl olacağı bir sürecin parçası olmadık. Biz; yolumuz hep alçakların içinden geçecek olsa da bağımsız kalmak için yiğitçe vuruşmayı tercih eden Devlet Bahçeli’nin yol arkadaşlarıyız. Terörsüz Türkiye mefkûremiz konusunda bugün vehim içinde olanlara, akıllarınca bizimle istihza etmeye kalkanlara verilecek tek bir cevabımız vardır: Bir hilal uğruna şehit düşen, yaşatmak için yaşamlarından vazgeçen vatan evlatlarının ülkülerine halel getirirsek kanımız kurusun. Terörsüz Türkiye sürecinin derdi buğday değil, tarlanın ta kendisidir. Hedefimiz dönemsel değil, ulvî bir hedeftir. Tavize ve teslimiyete asla boyun eğmeyeceğiz. Kimseyle bir al-ver sürecinde değiliz, pazarlık içinde değiliz. Dün ne dediysek bugün de aynısını söylüyoruz: Ya silahlar gömülecek ya da silahı tutanlar gömülecektir. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin ifade ettiği gibi: ‘Yılmayacağız, yıkılmayacağız, mutlaka başaracağız."