Yerel Haberler
İzmir
10 Mayıs 2026 Pazar - 15:47 MHP İzmir İl Başkanlığı’ndan anlamlı Anneler Günü kutlaması Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) İzmir İl Başkanlığı günlerin en güzelinde en anlamlı kutlamayı yaptı. İl Başkanı Veysel Şahin Şehit Annelerinin Anneler Gününü kutlayarak, "Balçova’da düzenlediği Şehit Aileleri Kahvaltısında her zaman önceliğin ‘Şehitlerimiz ve Aileleri’ olduğu vurgulandı. Türk Milleti için vazgeçilmez bir değer olan Şehit Aileleri ve Şehit Annelerinin "Anneler Günü" MHP İzmir il Başkanlığı tarafından düzenlenen kahvaltılı programla kutlandı. Balçova Termal Tesislerinde gerçekleştirilen programa Şehit Aileleri, Şehit ve Gazi Anneleri katıldı. MHP İzmir İl Başkanı Veysel Şahin yaptığı konuşmada, Şehit Ailelerinin ve Şehit Annelerinin Türk Milliyetçileri ve Türk Milleti için önemini vurgulayan bir konuşma yaptı. Şahin konuşmasında "bir milletin duasını omuzlarında taşıyan, acısını sabırla yoğurup vatana adayan, evladını toprağa verip Türk Milletine metanet öğreten yüce gönüllülerimizin huzurundayız" diyerek başladı. Kahraman analarımız Şehitlerimizin aziz hatıraları her an yanımızda diyerek sözlerini sürdüren İl Başkanı Veysel Şahin, "Bugün burada; Vatan sağ olsun derken yüreği kor gibi yanan, ama gözyaşını içine akıtıp devletinin yanında duran, evladını ay yıldızlı bayrağa emanet etmiş kahraman analarımızın huzurundayız. Ve inanıyorum ki; Bu salonda yalnızca anneler yoktur. Bu salonda şehitlerimizin aziz hatırası vardır. Dualar vardır. fedakârlık vardır vatan sevgisinin en saf, en temiz hali vardır. Kıymetli analarım Anne, Bir evladın ilk öğretmenidir. Duasıdır, sığınağıdır, merhametidir. İnsan konuşmayı annesinden öğrenir, sevmeyi annesinden öğrenir, vicdanı annesinden öğrenir, imanı annesinden öğrenir. Ama şehit anneliği Tarifi kelimelere sığmayan kutlu bir makamdır." dedi. MHP İzmir İl Başkanı Veysel Şahin konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bizler; ‘Cennet anaların ayakları altındadır’ buyuran Peygamber Efendimizin ümmetiyiz. İşte o cennetin kapısını aralayan anneler; Evladını kınalayıp vatana gönderen, ‘önce vatan’ diyebilen, acısını içine gömüp dimdik ayakta duran şehit anneleridir. Bu milletin anaları, gerektiğinde kendi yüreğini vatana siper edecek kadar büyük yürekli insanlardır. Onun için bu milletin tarihinde kahramanlık varsa arkasında mutlaka bir anne duası vardır. Şehitlerin canı, anaların duası Türk Milletinin tarihi varyantlarının her alanında Annelerin olduğunu da sözlerine ekleyen MHP İzmir İl Başkanı Şahin, "Çanakkale’de vardır. Sakarya’da vardır. Bugün sınır boylarında nöbet tutan Mehmetçiğin arkasında yine bir annenin duası vardır. Aziz şehit annelerimiz, Bugün bu topraklarda ezan okunuyorsa, bayrak dalgalanıyorsa, çocuklarımız huzur içinde uyuyabiliyorsa, bunda en büyük pay; şehitlerimizin fedakârlığında, sizlerin duasında ve sabrındadır. Türk milletinin geleceği Çünkü sizler yalnızca evlat yetiştirmediniz. Bir milletin istikbalini yetiştirdiniz. Sizler yalnızca çocuk büyütmediniz; adam yetiştirdiniz, iman yetiştirdiniz, Ahlak yetiştirdiniz, vatan sevgisi yetiştirdiniz. Bir milleti ayakta tutan sadece tankı topu değildir. Asıl güç; inançlı evlatlardır. Asıl güç Asıl güç; vatan için gerektiğinde can vermeyi göze alan yüreklerdir. Ve o yürekleri yetiştirenler de annelerdir. Kıymetli misafirlerimiz, Dünya bugün hiç olmadığı kadar çalkantılı bir süreçten geçmektedir. Coğrafyamız adeta bir ateş çemberiyle kuşatılmıştır. Her sabah yeni bir çatışmaya, yeni bir krize, yeni bir gözyaşına uyanıyoruz. Mazlum milletlerin üzerine ölüm kusulurken, Türk umut demektir Uluslararası hukuk suskun, vicdanlar yorgun, insanlık ise büyük bir imtihanın içerisindedir. Böyle bir dönemde Türkiye’nin güçlü kalması bir tercih değil mecburiyettir. Birliğimizi korumak İç cephemizi sağlam tutmak bir tercih değil mecburiyettir. Çünkü bu coğrafyada güçlü bir Türkiye yalnızca kendi vatandaşları için değil; mazlum milletler için de umut demektir. Şehit ve gaziler onurumuzdur İşte bunun için şehitlerimizin emanetine sahip çıkmak zorundayız. İşte bunun için kardeşliğimizi büyütüp, ayrılığa kapılarımızı kapatıp birlik olmak zorundayız. Çünkü şehitlerimizin bizlere bıraktığı en büyük emanet; Bayraktır, vatandır, kardeşlik hukukudur. Hiç kimsenin en ufak bir kuşkusu olmasın Şehitlerimiz bizim baş tacımızdır. Gazilerimiz bu milletin yüz akıdır. Şehit analarının duası Terörle mücadelede destan yazan kahramanlarımız; milletimizin ebedî şeref levhasına isimlerini altın harflerle yazdırmışlardır. Ve biz biliyoruz ki; Şehit analarının duası alınmadan hiçbir millet güçlü olamaz. Sizler yalnızca bir evlat değil; bir milletin geleceğini yetiştirdiniz. Sizler yalnızca can vermediniz; Bu milletin ayakta kalmasına güç verdiniz. Şehitlerimiz bayrağımızdır Şunu da özellikle ifade etmek isterim ki; şehitlerimiz bir bayrak gibi bu milletin gökyüzünde dalgalanmaya devam edecektir. Şehit annelerimizin döktüğü her damla gözyaşı ise; bu milletin birlik ve beraberlik harcına karışmış mukaddes bir emanettir. Bizlere düşen görev; şehitlerimizin hatırasına layık olmak, Devletimize sahip çıkmak, milletimizi bir ve beraber tutmaktır. MHP İzmir İl Başkanı Veysel Şahin son olarak, "Bu duygu ve düşüncelerle; aşta aziz şehit annelerimiz olmak üzere tüm annelerimizin Anneler Günü’nü yürekten kutluyorum. Ahirete irtihal etmiş annelerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Aziz şehitlerimizi rahmetle, minnetle, şükranla yâd ediyorum." diyerek sözlerine son verdi.
10 Mayıs 2026 Pazar - 12:24 Göztepe, Avrupa umudunu son haftaya taşıdı Trabzonspor’un Türkiye Kupası’nı kazanması halinde Süper Lig’i beşinci sırada tamamlayan takım da Avrupa kupalarında mücadele etme hakkı elde edecek. Bu senaryoda Göztepe, Gaziantep FK galibiyetiyle önemli bir avantaj yakalarken, son haftada Samsunspor’u mağlup etmesi durumunda ligi beşinci sırada tamamlayacak. Göztepe, Avrupa hedefiyle başladığı sezonda yoluna emin adımlarla devam ediyor. Trendyol Süper Lig’in 33. haftasında sahasında Gaziantep FK’yi ağırlayan İzmir temsilcisi, taraftarı önünde rakibini 2-1 mağlup ederek kritik bir galibiyete imza attı. Bu sonuçla puanını 55’e yükselten sarı-kırmızılı ekip, RAMS Başakşehir’in de kazandığı haftada beşinci sıradaki yerini korudu. Avrupa kupalarına katılım yolunda avantajını sürdüren Göztepe, ligin son haftasında Samsunspor’u mağlup etmesi halinde, Başakşehir’in sonucuna bakmaksızın sezonu beşinci sırada tamamlayacak. İzmir ekibinin Avrupa kupalarına katılıp katılamayacağı ise Trabzonspor’un Türkiye Kupası performansına bağlı olacak. Trabzonspor, yarı finalde Gençlerbirliği ile karşı karşıya gelecek. Bordo-mavililerin finale yükselmesi halinde rakibi Konyaspor olacak. Trabzonspor’un kupayı kazanması durumunda ise Süper Lig’i beşinci sırada tamamlayan takım Avrupa kupalarına katılım hakkı elde edecek. Bu nedenle Göztepe, Samsunspor karşısında alacağı galibiyetle Avrupa hayalini gerçeğe dönüştürmek için önemli bir adım atmış olacak.
Jandarma’ya yeni atış okulu: Orgeneral Çardakcı’dan Boran VII Finali’nde anlamlı açılış
12 Ekim 2025 Pazar - 15:58 Jandarma’ya yeni atış okulu: Orgeneral Çardakcı’dan Boran VII Finali’nde anlamlı açılış Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Ali Çardakcı, İzmir Foça’da düzenlenen 7’nci Uluslararası Keskin Nişancı Yarışması’nın son gününde, Jandarma Komando Atış Okulu Komutanlığı’nın açılışını gerçekleştirdi. "Atış Okulu, teşkilatımıza büyük bir yetenek kazandıracak" diyen Orgeneral Çardakcı, açılışın ardından yarışma alanını gezerek milli silahları inceledi ve tabancayla atış yaptı. Uluslararası arenada büyük ilgiyle takip edilen BORAN VII Keskin Nişancı Yarışması’nın müsabaka etapları sona ererken, organizasyon Jandarma Genel Komutanlığı için tarihi bir açılışa da sahne oldu. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Ali Çardakcı, yarışma finali için geldiği Foça’da, Foça Jandarma Komando Eğitim Komutanlığı bünyesinde kurulan Jandarma Komando Atış Okulu Komutanlığı’nın resmi açılışını yaptı. Açılış töreninde konuşan Orgeneral Çardakcı, okulun jandarma teşkilatı için önemini vurguladı. Orgeneral Çardakcı, "Planlanmasından inşaasına kadar emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Atış Okulu, Jandarma Genel Komutanlığı’na büyük bir yetenek kazandıracak bir okuldur. Bizim gibi teşkilatlarda atışın ne kadar çok önemli olduğu biliniyor. Bunun bilinci içerisindeyiz. Hayırlı ve uğurlu olsun" ifadelerini kullandı. Açılışın ardından Orgeneral Çardakcı, BORAN VII yarışma alanında incelemelerde bulundu. İlk olarak organizasyon içerisindeki yerli ve milli savunma sanayii firmalarının stantlarını gezen Çardakcı, en yeni silah sistemleri ve teknolojiler hakkında yetkililerden detaylı bilgi aldı. Daha sonra atış alanlarına geçen Orgeneral Çardakcı, keskin nişancı unsurlarının son gösteri atışlarını izledi ve organizasyon hakkında brifing aldı. Ziyaretinin sonunda kendisi de tabanca ile deneme atışları yaptı. Zorlu etapların tamamlanmasıyla BORAN VII Keskin Nişancı Yarışması’nda müsabakalar sona erdi. Yarışmada dereceye giren unsurlar, düzenlenecek olan ödül töreniyle belli olacak.
Jandarma’ya yeni atış okulu: Orgeneral Çardakcı’dan Boran VII Finali’nde anlamlı açılış
12 Ekim 2025 Pazar - 14:58 Jandarma’ya yeni atış okulu: Orgeneral Çardakcı’dan Boran VII Finali’nde anlamlı açılış Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Ali Çardakcı, İzmir Foça’da düzenlenen 7’nci Uluslararası Keskin Nişancı Yarışması’nın son gününde, Jandarma Komando Atış Okulu Komutanlığı’nın açılışını gerçekleştirdi. Atış Okulu, teşkilatımıza büyük bir yetenek kazandıracak diyen Orgeneral Çardakcı, açılışın ardından yarışma alanını gezerek milli silahları inceledi ve tabancayla atış yaptı. Uluslararası arenada büyük ilgiyle takip edilen BORAN VII Keskin Nişancı Yarışması’nın müsabaka etapları sona ererken, organizasyon Jandarma Genel Komutanlığı için tarihi bir açılışa da sahne oldu. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Ali Çardakcı, yarışma finali için geldiği Foça’da, Foça Jandarma Komando Eğitim Komutanlığı bünyesinde kurulan Jandarma Komando Atış Okulu Komutanlığı’nın resmi açılışını yaptı. Açılış töreninde konuşan Orgeneral Çardakcı, okulun Jandarma teşkilatı için önemini vurguladı. Orgeneral Çardakcı, "Planlanmasından inşaasına kadar emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Atış Okulu, Jandarma Genel Komutanlığı’na büyük bir yetenek kazandıracak bir okuldur. Bizim gibi teşkilatlarda atışın ne kadar çok önemli olduğu biliniyor. Bunun bilinci içerisindeyiz. Hayırlı ve uğurlu olsun," ifadelerini kullandı. Açılışın ardından Orgeneral Çardakcı, BORAN VII yarışma alanında incelemelerde bulundu. İlk olarak organizasyon içerisindeki yerli ve milli savunma sanayii firmalarının stantlarını gezen Çardakcı, en yeni silah sistemleri ve teknolojiler hakkında yetkililerden detaylı bilgi aldı. Daha sonra atış alanlarına geçen Orgeneral Çardakcı, keskin nişancı unsurlarının son gösteri atışlarını izledi ve organizasyon hakkında brifing aldı. Ziyaretinin sonunda kendisi de tabanca ile deneme atışları yaptı. Zorlu etapların tamamlanmasıyla BORAN VII Keskin Nişancı Yarışması’nda müsabakalar sona erdi. Yarışmada dereceye giren unsurlar, düzenlenecek olan ödül töreniyle belli olacak.
İzmir’deki kooperatif mağdurları çözüm bekliyor
12 Ekim 2025 Pazar - 14:07 İzmir’deki kooperatif mağdurları çözüm bekliyor İzmir’in Gaziemir ilçesinde İZBETON ve EGEŞEHİR öncülüğünde başlatılan kentsel dönüşüm projelerine katılan hak sahipleri, yaşadıkları mağduriyetin giderilmesi talebiyle bir araya geldi. Basın açıklaması gerçekleştiren İş İnsanları Gaziemir Yapı Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Ali Alpyavuz, "Her birimiz, ev sahibi olma umuduyla belediyenin ve dönemin yöneticilerinin güven veren sözlerine inanarak bu projelere üye olduk. O gün bize, ’bu proje belediye güvencesindedir’ denildi ve biz de bu sözlere güvenerek yola çıktık. Ancak bugün, o güvenin enkazı altında hukuk mücadelesi veriyoruz" dedi. İzmir Büyükşehir Belediyesine yönelik yolsuzluk soruşturması sonrası kamuoyunda kooperatif ve kentsel dönüşüm mağdurları olarak anılan hak sahipleri, yaşadıkları probleme çözüm arıyor. 2022 yılı Şubat ayında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraki İZBETON A.Ş. ile İş İnsanları Gaziemir Konut Yapı Kooperatifi arasında imzalanan protokolle, Gaziemir Aktepe-Emrez Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi’nin birinci etabı kapsamında 275 konut ve 9 işyeri inşaatı hedeflendi. Ancak projenin belirtilen sürede tamamlanmaması, hak sahiplerinin mağduriyet yaşamasına neden oldu. İzmir Büyükşehir Belediyesi, İZBETON ve EGEŞEHİR öncülüğünde, belediye garantörlüğünde kurulan yapı kooperatiflere üye olduklarını belirten İş İnsanları Gaziemir Yapı Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Ali Alpyavuz, "Bugün sesimizi şantiyemizden duyurmaya çalışıyoruz. Hak sahipleriyle birlikte yaklaşık 5 bin aileyiz. Her birimiz, ev sahibi olma umuduyla belediyenin ve dönemin yöneticilerinin güven veren sözlerine inanarak bu projelere üye olduk. O gün bize, ‘Bu proje belediye güvencesindedir’ denildi ve biz de bu sözlere güvenerek yola çıktık. Ancak bugün, o güvenin enkazı altında hukuk mücadelesi veriyoruz. Oysa bu projelerin temelleri atılırken yanımızda belediye başkanları, siyasiler ve bürokratlar vardı; açılış törenlerinde fotoğraflar çekildi. Proje, ‘İzmir modeli’ olarak tanıtıldı, ‘Sosyal konut başarısı’ olarak lanse edildi. Bugün ise aynı kişiler sessiz. Ne belediye ne de parti temsilcileri var. Hiçbiri 5 bin ailenin çığlığını duymak istemiyor" ifadelerini kullandı. "Bu süreçte ne İzmir Büyükşehir Belediyesi ne de projeyi sahiplenen Cumhuriyet Halk Partisi mağdurların yanında durdu" İnşaatların 1,5 yıldır durduğunu söyleyen Alpyavuz, "Betonlar çatladı, demirler paslanıyor. Ama en çok da bizlerin umutları çürüyor. Bu süreçte ne İzmir Büyükşehir Belediyesi ne de projeyi sahiplenen Cumhuriyet Halk Partisi mağdurların yanında durdu. Oluşturulan komisyonlar ve açıklanan çözümler yalnızca sözde kaldı. Ne yüzlerini gördük ne de seslerini duyduk. Buradan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’a ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e sesleniyoruz. Bu kentin insanları size güvendi. O güvenin gereğini yerine getirin. Protokoller, kapalı kapılar ardında değil, mağdurların gerçek ihtiyaçları doğrultusunda şekillensin. Bu kez gerçekten taraf olun; sorumluluk alın, adaletli davranın. Bizim tek derdimiz evlerimiz, hakkımız, onurumuz ve geleceğimizdir. Evlerimiz ve umutlarımız çalındı" diye ekledi. "CHP’den, Kılıçdaroğlu’ndan ve İZBETON’dan bahsediliyordu" Deprem yönetmeliğine uygun olduğunu ve belediyeye güvenerek katıldığını ifade eden Abbas Yıldırım, "İZBETON’un ismini duyduk, Kılıçdaroğlu’nun açılışa geleceği söylendi. Böyle bir sisteme, bir kooperatife herkesin katılabileceğini düşündük. Sonuçta İzmir’den, CHP’den, Kılıçdaroğlu’ndan ve İZBETON’dan bahsediliyordu. Gittiğiniz bir yerde kaliteye ve markaya bakarsınız. Biz de böyle baktık, güvendik. Birkaç akrabamla birlikte girdik bu işe. Ben, çocuklarımın desteğiyle bir daire alabildim. Ancak zaman geçtikçe ‘Acaba girmeseydim daha mı iyiydi’ diye düşünmeye başladım. Duygusal anlamda çökmüş durumdayız. Geldiğimiz noktada paramız gitti ama karşımızda muhatap yok. Yarım kalan bir inşaatımız var. Arka tarafta da görüyorsunuz, bizden sonra başlanan bir inşaat hızlı şekilde ilerliyor. O da kısmen bu sürecin bir parçası gibi görünüyor. Biz paramızı ödememize rağmen yıllar geçti. Evet, burada bir mahkeme süreci var. Yarın yine bir duruşma olacak. Büyük ihtimalle yine birilerini serbest bırakacaklar. Biz ise gözümüz yaşlı, huzurumuz kaçmış, duygusal anlamda çökmüş bir şekilde beklemeye devam edeceğiz" şeklinde konuştu. "CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun da katıldığı bir törenle açıldı" Bu projeye depremden korunmak amacıyla, belediyenin ve İZBETON’un güvencesine inanarak üye olduğunu söyleyen Mehmet Manav, "Aidatların eksiksiz ödenmiş olmasına rağmen, inşaat yıllardır ilerlemiyor. Burası, CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun da katıldığı bir törenle, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından örnek proje olarak duyurulmuştu. Ama bugün geldiğimiz noktada, inşaat hala atıl vaziyette. Fiziksel gerçekleşme oranı yüzde 8 ile yüzde 9 arasında. Yeni belediye başkanı göreve geldiğinde, ‘Güvenceniz yine biziz, bu inşaatlara devam edeceğiz. Ayrılmak isteyen olursa, ödedikleri paraları faiziyle birlikte iade edeceğiz. Kalan üyelerle de devam edeceğiz’ şeklinde açıklama yaptı. Hatta ‘Projeden çıkanların yerine yine biz garantörüz’ dendi. Ancak aradan bir yıl geçmesine rağmen herhangi bir ilerleme görülmedi. Genel başkan çıkıp ‘Anlaştık’ diyor, ama ortada bir anlaşma yok. Belediye başkanı ‘Projeler devam ediyor’ diyor, ama sahada somut bir gelişme yok. Bazı projelerde anlaşılmış gibi görünse de talep edilen rakamlar şu an sıfırdan bir daire alacak kadar yüksek. İnsanlar aidat ödemeye tekrar başlamış durumda, ancak belediyenin bu kez yarı yolda bırakmayacağına dair hiçbir güvence yok. Biz burada sadece garanti istiyoruz" diye konuştu.
Dikkat eksikliği teşhisinde yapay zeka dönemi
12 Ekim 2025 Pazar - 12:59 Dikkat eksikliği teşhisinde yapay zeka dönemi Yaşar Üniversitesi Doktora öğrencisi Gürcan Taşpınar, yapay zeka uygulamalarıyla dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu (DEHB) geleneksel yöntemlere göre daha güvenilir biçimde tespit etmeyi hedefledi. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), son yıllarda özellikle çocuklarda daha sık görülmeye başladı. Günümüzde DEHB tanısı genellikle uzmanların yaptığı uzun gözlemler ve testlerle konuyor. Bu süreç hem zaman alıyor hem de kişiden kişiye değişebiliyor. Tanıyı daha hızlı ve doğru hale getirmek için geliştirilen yapay zeka destekli yeni sistemler ise bu alanda dikkat çekici bir yenilik sunuyor. Bu amaçla Yaşar Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Elektrik-Elektronik Mühendisliği Doktora Programı Öğrencisi Gürcan Taşpınar, tezinde DEHB belirtilerini analiz ederek tespit yapabilen bir yapay zeka uygulaması ortaya koydu. Taşpınar, "Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun Makine Öğrenme Yöntemleri ile fMRI Tabanlı Tespiti" adlı doktora tezinde mevcut yöntemleri geliştirmeyi amaçladı. Çalışmada, fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRG) verileri derin öğrenme algoritmalarıyla analiz edilerek, DEHB tanısında davranışsal gözlemler yerine nörobiyolojik göstergelerin kullanılabileceği nesnel bir model geliştirildi. Tez, Yaşar Üniversitesi Yapay Zeka Mühendisliği Ana Bilim Dalı Başkanı ve Elektrik - Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nalan Özkurt ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakülte Dekanı, Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Çetinkaya danışmanlığında gerçekleşti. "Geleneksel yöntemlerin hatalarını azaltmaya çalışıyoruz" Doktora tezinin amacına vurgu yapan Gürcan Taşpınar, "Görüntüleme ve makine/derin öğrenmedeki hızlı gelişmeler sayesinde, teşhisi acil ve önemli olan DEHB için artık geçmişte geleneksel yöntemlerle kullanılanlardan daha güvenilir teşhis yöntemleri mevcut. Yapay zeka uygulamaları, DEHB görüntülerinden çıkarılan bir takım ayırt edici özelliklerin sisteme defalarca kez uygulanıp, sistemin öğrenmesi ile tespit ediliyor. Bu uzun öğrenme sürecinden sonra sistem yeni bir görüntüyü hasta/sağlıklı şeklinde sınıflandırıyor. Biz bilim insanları ise bu sınıflandırma başarımlarının oranlarını arttırmaya çalışarak geleneksel yöntemlerdeki muhtemel subjektif hataları düşürmeye çalışıyoruz. Çünkü geleneksel yöntemler eninde sonunda türlü tanı kriterleri için bir uzmanın subjektif değerlendirmesi ile DEHB teşhisi koyuyor" diye konuştu. Öznel değerlendirmeyle tanı konuluyor Mevcut tanı sistemlerindeki eksikleri anlatan Tez Danışmanı Prof. Dr. Çetinkaya, "Dijital uyaranların artışı ve oyun alanlarının azalmasıyla birlikte, özellikle çocuklarda tanı oranlarında belirgin bir yükselme gözleniyor. Ancak hâlen en temel güçlük, tanının büyük ölçüde öznel değerlendirmelere dayanmasıdır. Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri, mevcut tanı sistemlerinde "Birleşik" tip tanılarının orantısız biçimde yüksek çıkmasının, hiperaktif çocukların çoğu zaman aynı zamanda dikkat eksikliği gösterdiği varsayımıyla değerlendiriliyor olmasından kaynaklanabileceğine işaret etmesidir. Bu bulgu, DEHB tanılamasında davranışsal gözlemlerin nörobiyolojik verilerle desteklenmesinin önemini açık biçimde ortaya koydu. Böylece çalışma, klinik uygulamalarda nesnel tanı yaklaşımlarına geçiş için güçlü bir bilimsel dayanak sunuyor. Bu yaklaşım, psikoloji ve nörobilim alanlarında hem tanı anlamında doğruluğu artıran hem de bozukluğun doğasına ilişkin kavrayışımızı derinleştiren önemli bir adım niteliğindedir. Uzun vadede, bu tür modellerin klinik uygulamalara entegre edilmesi, bireylerin daha erken, doğru ve kişiye özgü müdahalelere erişimini kolaylaştıracak" diye konuştu. Daha hızlı ve doğru tanı Tez Danışmanı Doç. Dr. Nalan Özkurt ise "Yapay zeka yöntemleri DEHB tespitinde büyük miktarda veriyi analiz ederek gizli kalmış örüntüleri fark edebiliyor. Bu sayede doktorların gözden kaçırabileceği ayrıntıları ortaya çıkarabiliyor. Makine öğrenmesi gibi teknikler, davranışsal verilerden ya da beyin dalgalarından elde edilen bilgileri değerlendirerek tanının daha hızlı ve doğru konmasına yardımcı oluyor. Bu çalışma ile de DEHB’nin erken ve kişiye özel teşhisi için yapay zeka destekli bir araç geliştirmiş olduk" dedi.
Unutulan sanatı emekliler hayata döndürüyor
12 Ekim 2025 Pazar - 10:56 Unutulan sanatı emekliler hayata döndürüyor Anadolu’nun köklü el işleme sanatlarından oymacılık, son yıllarda ilgi görmeye başladı. Vakit geçirmek için ahşap sanatına yönelen emekliler, geleneği yeniden canlandırıyor. Ahşaba şekil verme sanatı olarak bilinen oymacılık, sabır ve el becerisi gerektirmesiyle öne çıkıyor. Anadolu’nun köklü el işleme geleneklerinden biri olan bu sanat, geçmişte cami, konak ve saray süslemelerinde önemli bir yer tutuyordu. Mobilya üretiminin yaygınlaşmasıyla oymacılık, son yıllarda küçük atölye ve hobi kurslarında yeniden hayat buluyor. Vakit geçirmek için ahşap işlemeciliği sanatına yönelen emekliler, unutulmaya yüz tutan geleneksel oymacılığın yeniden canlanmasına katkı sağlıyor. Babasının yönlendirmesiyle 7 yaşında ahşap oymacılığı mesleğine başladığını belirten Aşir Güler (50), "Oymacılık sanatı günümüzde kaybolmaya yüz tutmuş meslekler arasında yer alıyor, çünkü artık bu işi yapan çok az insan kaldı. Bu nedenle, bu mesleğin biraz tarihte kalmış olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bizim asıl amaçlarımızdan biri, bu sanatı tekrar canlandırmak, güncellemek ve yaygınlaştırmak. Özellikle açtığımız kurslarla bu konuda büyük emek verdik ve yavaş yavaş yeni insanlar yetiştirmeye başladık" dedi. Kendisine ait kurs yerinde yeni kursiyerler yetiştirdiğini vurgulayan ahşap oymacılığı ustası Güler, bu sanatı yaygınlaştırmaya çalıştığını kaydederek, "Bir insan bu sanata başladığında, şehir hayatının karmaşasından uzaklaşıp bir huzur buluyor. Bu iş insanın ruhuna hitap eden bir uğraş. Çünkü doğal bir malzemeyle çalışıyorsunuz ve insanoğlu binlerce yıldır ahşapla iç içe yaşıyor. Aslında hepimizin genetik kodlarında ahşaba dair bir bilgi var. Zamanla bu bilgiler unutulmuş olsa da, bundan 100-150 yıl önce atalarımızın büyük bir kısmı ahşapla uğraşıyordu. Bugünkü modern hayatın getirdiği zorluklar, özellikle şehir yaşamı insanları mutsuzluğa itiyor. Son 10-15 yılda sanal dünyanın yaygınlaşmasıyla birlikte insanlar gerçeklikten, sanattan ve estetikten uzaklaştı. Bu bağlamda ahşap oyma işi, insanlara iyi geliyor; ruhlarını dinlendiriyor, onlara kendilerini iyi hissettiriyor" diye ekledi. "Kaybolan bu mesleği yaşatmaya çalışıyorum" Ahşap işlemeciliğinin insan ruhuna dokunduğunu aktaran Güler, konuşmasını şu şekilde sürdürdü: "Gerçek bir işle uğraşıyorsunuz; dokunuyorsunuz, oyarken hissediyorsunuz, sesini duyuyorsunuz, el aletleriyle çalışıyorsunuz. Ceviz, meşe, ıhlamur, kestane, kiraz gibi birçok ağaç türüyle tanışıyorsunuz. Her biri farklı karakterde ve her birinden çok şey öğreniyorsunuz. Bu nedenle, özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanlar için bu tür bir işle uğraşmak ruhu dinlendiriyor, insanı rahatlatıyor ve aynı zamanda bir sanat, bir meslek kazandırıyor. Bu işe başladığınızda kendinizi adeta kaybediyorsunuz, dalıp gidiyorsunuz. O süreci yaşarken bile huzur buluyorsunuz. Sonuçta da ortaya güzel bir iş çıkıyor ve bu da ayrı bir mutluluk kaynağı oluyor. Ancak bu sadece sonuç odaklı bir uğraş değil; asıl değerli olan, o süreci yaşamak. Ben bu işi yaklaşık 40 yıldır yapıyorum. Küçük yaşta aile mesleği olarak başladım. Gerçekten bu bilgiyi başkalarına aktarmam gerektiğini düşündüm. Çünkü aksi halde bu bilgiyle ne yapacağım? Mezara mı götüreceğim? Bu nedenle yaklaşık 5 yıldır kurs veriyorum. Bugüne kadar 300’e yakın kursiyerim oldu ve ustalaştırma programları da yapıyorum. Şu anda kendi atölyemde bu kursları sürdürerek hem bilgimi paylaşıyor hem de kaybolan bu mesleği yaşatmaya çalışıyorum." "Ahşap oymanın terapisttik bir tarafı var" Yaklaşık 2 yıldır ahşap oymacılığı ile uğraştığını ifade eden emekli Seda Güldoğan (51), haftada 2 gün ahşap oymacılığı atölyesine geldiğimi söyledi. Üretme fikrinden yola çıkarak ahşap oymacılığına başlayan Güldoğan, "Özellikle ileri yaşlarda, çocuklar evden gittikten ve bir anne olarak artık onlarla ilgilenmeye ihtiyaç kalmadığında, bir hobi arayışındaydım. Ahşap fikri bana çok sıcak geldi. Hocamın Foça’daki sergisini görmüştüm ve çok hoşuma gitmişti. Yapabilir miyim, yapamaz mıyım emin olamamıştım ama hocam yapılabileceğini gösterdi. Ben de hoşuma gittiği için devam ettim. Ahşap oymacılığının, insanı anda tutan bir hobi olduğunu düşünüyorum. Çünkü o an başka hiçbir şeyle uğraşacak ya da düşünecek vaktiniz olmuyor. Sadece ahşabın içinden çıkarmak istediğiniz şeye odaklanıyorsunuz. Bu yüzden ahşap oymanın terapisttik bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Biraz dış dünyadan soyutlandığınız, geçmişi ya da geleceği değil sadece tokmağın vurduğu alanı gördüğünüz ve yaşadığınız bir hobi gibi geliyor" sözlerini kullandı. "Bu, bir hobiden daha fazlası" Ahşap oymacılığı sanatına oyma kapı yapma merakıyla başladığını belirten emekli Özgür Özaksu (53), "Ancak bu işe doğrudan kapı oyarak başlanmıyor. Oyma yaparken aynı zamanda motif ve desen öğreniyoruz. Kullanılan teçhizatı da tanımak ve doğru şekilde kullanmayı öğrenmek gerekiyor. Yaptığınız eser gün geçtikçe şekil buluyor, güzelleşiyor ve beğeni topluyor. Elektriğin olmadığı dönemlerde gaz lambası ışığında çalışan ustaların kullandığı geleneksel yöntemlerle aynı yollardan geçerek benzer ürünler üretmenin ne kadar keyifli olduğunu fark ettim. Ahşabın içine çok güzel sanat eserlerini sığdırabilen arkadaşlarım oldu. Önce hayret ettim, sonra ben de yapabildiğimi gördüm. Bu işin çok zor olmadığını, sadece istemenin yeterli olduğunu anladım. İnanın, çok yetenekli olmanız gerekmiyor. Sadece doğru ustanın yanında, doğruları öğrenerek ilerlerseniz yapamayacağınız hiçbir ahşap oyma eseri yok. Zamanla şunu fark ediyorsunuz. Televizyon, sosyal medya, cep telefonu, bilgisayar ve telefon oyunları bu dünyada zamanımızı çalıyor ve çoğu zaman ne kaybettiğimizin farkına varmıyoruz. Ancak ahşapla uğraşırken insanın ruhunda bir dinlenme hissi oluşuyor. Bu, gerçekten bir hobiden daha fazlası. Bence ruhunu dinlendirmek, kendini bulmak ve kendi sesini duymak isteyen herkesin yapabileceği güzel bir uğraş. Herkese tavsiye ederim" ifadelerini kullandı.
Unutulan sanatı emekliler hayata döndürüyor
12 Ekim 2025 Pazar - 10:33 Unutulan sanatı emekliler hayata döndürüyor Anadolu’nun köklü el işleme sanatlarından oymacılık, son yıllarda ilgi görmeye başladı. Vakit geçirmek için ahşap sanatına yönelen emekliler, geleneği yeniden canlandırıyor. Ahşaba şekil verme sanatı olarak bilinen oymacılık, sabır ve el becerisi gerektirmesiyle öne çıkıyor. Anadolu’nun köklü el işleme geleneklerinden biri olan bu sanat, geçmişte cami, konak ve saray süslemelerinde önemli bir yer tutuyordu. Mobilya üretiminin yaygınlaşmasıyla oymacılık, son yıllarda küçük atölye ve hobi kurslarında yeniden hayat buluyor. Vakit geçirmek için ahşap işlemeciliği sanatına yönelen emekliler, unutulmaya yüz tutan geleneksel oymacılığın yeniden canlanmasına katkı sağlıyor. Babasının yönlendirmesiyle 7 yaşında ahşap oymacılığı mesleğine başladığını belirten Aşir Güler (50), "Oymacılık sanatı günümüzde kaybolmaya yüz tutmuş meslekler arasında yer alıyor, çünkü artık bu işi yapan çok az insan kaldı. Bu nedenle, bu mesleğin biraz tarihte kalmış olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bizim asıl amaçlarımızdan biri, bu sanatı tekrar canlandırmak, güncellemek ve yaygınlaştırmak. Özellikle açtığımız kurslarla bu konuda büyük emek verdik ve yavaş yavaş yeni insanlar yetiştirmeye başladık" dedi. Kendisine ait kurs yerinde yeni kursiyerler yetiştirdiğini vurgulayan ahşap oymacılığı ustası Güler, bu sanatı yaygınlaştırmaya çalıştığını kaydederek, "Bir insan bu sanata başladığında, şehir hayatının karmaşasından uzaklaşıp bir huzur buluyor. Bu iş insanın ruhuna hitap eden bir uğraş. Çünkü doğal bir malzemeyle çalışıyorsunuz ve insanoğlu binlerce yıldır ahşapla iç içe yaşıyor. Aslında hepimizin genetik kodlarında ahşaba dair bir bilgi var. Zamanla bu bilgiler unutulmuş olsa da, bundan 100-150 yıl önce atalarımızın büyük bir kısmı ahşapla uğraşıyordu. Bugünkü modern hayatın getirdiği zorluklar, özellikle şehir yaşamı insanları mutsuzluğa itiyor. Son 10-15 yılda sanal dünyanın yaygınlaşmasıyla birlikte insanlar gerçeklikten, sanattan ve estetikten uzaklaştı. Bu bağlamda ahşap oyma işi, insanlara iyi geliyor; ruhlarını dinlendiriyor, onlara kendilerini iyi hissettiriyor" diye ekledi. "Kaybolan bu mesleği yaşatmaya çalışıyorum" Ahşap işlemeciliğinin insan ruhuna dokunduğunu aktaran Güler, konuşmasını şu şekilde sürdürdü: "Gerçek bir işle uğraşıyorsunuz; dokunuyorsunuz, oyarken hissediyorsunuz, sesini duyuyorsunuz, el aletleriyle çalışıyorsunuz. Ceviz, meşe, ıhlamur, kestane, kiraz gibi birçok ağaç türüyle tanışıyorsunuz. Her biri farklı karakterde ve her birinden çok şey öğreniyorsunuz. Bu nedenle, özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanlar için bu tür bir işle uğraşmak ruhu dinlendiriyor, insanı rahatlatıyor ve aynı zamanda bir sanat, bir meslek kazandırıyor. Bu işe başladığınızda kendinizi adeta kaybediyorsunuz, dalıp gidiyorsunuz. O süreci yaşarken bile huzur buluyorsunuz. Sonuçta da ortaya güzel bir iş çıkıyor ve bu da ayrı bir mutluluk kaynağı oluyor. Ancak bu sadece sonuç odaklı bir uğraş değil; asıl değerli olan, o süreci yaşamak. Ben bu işi yaklaşık 40 yıldır yapıyorum. Küçük yaşta aile mesleği olarak başladım. Gerçekten bu bilgiyi başkalarına aktarmam gerektiğini düşündüm. Çünkü aksi halde bu bilgiyle ne yapacağım? Mezara mı götüreceğim? Bu nedenle yaklaşık 5 yıldır kurs veriyorum. Bugüne kadar 300’e yakın kursiyerim oldu ve ustalaştırma programları da yapıyorum. Şu anda kendi atölyemde bu kursları sürdürerek hem bilgimi paylaşıyor hem de kaybolan bu mesleği yaşatmaya çalışıyorum." "Ahşap oymanın terapisttik bir tarafı var" Yaklaşık 2 yıldır ahşap oymacılığı ile uğraştığını ifade eden emekli Seda Güldoğan (51), haftada 2 gün ahşap oymacılığı atölyesine geldiğimi söyledi. Üretme fikrinden yola çıkarak ahşap oymacılığına başlayan Güldoğan, "Özellikle ileri yaşlarda, çocuklar evden gittikten ve bir anne olarak artık onlarla ilgilenmeye ihtiyaç kalmadığında, bir hobi arayışındaydım. Ahşap fikri bana çok sıcak geldi. Hocamın Foça’daki sergisini görmüştüm ve çok hoşuma gitmişti. Yapabilir miyim, yapamaz mıyım emin olamamıştım ama hocam yapılabileceğini gösterdi. Ben de hoşuma gittiği için devam ettim. Ahşap oymacılığının, insanı anda tutan bir hobi olduğunu düşünüyorum. Çünkü o an başka hiçbir şeyle uğraşacak ya da düşünecek vaktiniz olmuyor. Sadece ahşabın içinden çıkarmak istediğiniz şeye odaklanıyorsunuz. Bu yüzden ahşap oymanın terapisttik bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Biraz dış dünyadan soyutlandığınız, geçmişi ya da geleceği değil sadece tokmağın vurduğu alanı gördüğünüz ve yaşadığınız bir hobi gibi geliyor" sözlerini kullandı. "Bu, bir hobiden daha fazlası" Ahşap oymacılığı sanatına oyma kapı yapma merakıyla başladığını belirten emekli Özgür Özaksu (53), "Ancak bu işe doğrudan kapı oyarak başlanmıyor. Oyma yaparken aynı zamanda motif ve desen öğreniyoruz. Kullanılan teçhizatı da tanımak ve doğru şekilde kullanmayı öğrenmek gerekiyor. Yaptığınız eser gün geçtikçe şekil buluyor, güzelleşiyor ve beğeni topluyor. Elektriğin olmadığı dönemlerde gaz lambası ışığında çalışan ustaların kullandığı geleneksel yöntemlerle aynı yollardan geçerek benzer ürünler üretmenin ne kadar keyifli olduğunu fark ettim. Ahşabın içine çok güzel sanat eserlerini sığdırabilen arkadaşlarım oldu. Önce hayret ettim, sonra ben de yapabildiğimi gördüm. Bu işin çok zor olmadığını, sadece istemenin yeterli olduğunu anladım. İnanın, çok yetenekli olmanız gerekmiyor. Sadece doğru ustanın yanında, doğruları öğrenerek ilerlerseniz yapamayacağınız hiçbir ahşap oyma eseri yok. Zamanla şunu fark ediyorsunuz. Televizyon, sosyal medya, cep telefonu, bilgisayar ve telefon oyunları bu dünyada zamanımızı çalıyor ve çoğu zaman ne kaybettiğimizin farkına varmıyoruz. Ancak ahşapla uğraşırken insanın ruhunda bir dinlenme hissi oluşuyor. Bu, gerçekten bir hobiden daha fazlası. Bence ruhunu dinlendirmek, kendini bulmak ve kendi sesini duymak isteyen herkesin yapabileceği güzel bir uğraş. Herkese tavsiye ederim" ifadelerini kullandı.