Yerel Haberler
Samsun
Samsun’da kokarca zararlısına karşı mücadele sürüyor 26 Mart 2026 Perşembe - 23:40:38 Samsun’da 300’den fazla tarım ürününe zararı olan kahverengi kokarca zararlısına karşı ilaçlama çalışmaları sürdürülüyor. Samsun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından kahverengi kokarca zararlısının kışı geçirdiği ev, ahır, depo gibi kapalı alanların dış yüzeyleri ve çatıları, kışlaklardan çıkış öncesi ilaçlanıyor. İl Tarım ve Orman Müdürü Kemal Yılmaz, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından temin edilen biyosidal ilaç ve koruyucu ekipmanlarla ilçenin Şeyhli Mahallesi’nde ilaçlamalara başlandığını açıkladı. Yılmaz, kahverengi kokarcaların havaların ısınmasıyla beraber kışlıklarda hareketlenip dışarıya çıkmaya başladıklarını vurguladı. Sıcaklığın 17 dereceye ulaştığı döneme kadar kokarca zararlısının çıkışlarının devam edeceğini belirten Yılmaz, "Şu dönemde kahverengi kokarcalar çıkıp sahaya yayılmadan, tarım arazilerimize yayılmadan kışlaklarda onları imha etmek istiyoruz. Böylece daha az emek harcayarak, daha az ilaç kullanarak bu kokarcaları imha ederek, ürünlerimizde yapacağı zararın önüne geçmeye çalışıyoruz" dedi. Kışlaklara girişte de ekim ayında mücadelenin yapıldığını, o dönemde 70 bin kışlağın ilaçlanmasının yapıldığını söyleyen Yılmaz, kışlak çıkışı da bu mücadelenin yapıldığını kaydetti. Kahverengi kokarca zararlısının bölgedeki önemli tarımsal ürünlere ciddi zararlar verdiğinin altını çizen Yılmaz, "Kokarca, ilimiz içinde son derece önemli ürün olan ve ekonomimize ciddi katkı sağlayan fındık başta olmak üzere çok sayıda tarımsal üründe, sebzelerde, fasulyede, mısırda, tüm ürünlerimizde zarar yapıyor. 300’den fazla üründe zarar yapan bir zararlı. Polifag ve istilacı bir tür, mücadele edilmediği takdirde çok ciddi zararlara neden olabiliyor ve mücadelesi topyekûn yapılmak zorunda. Bir kurumun bir başına yapacağı bir mücadele değil, tüm paydaşlarımızın bu mücadelenin içinde yer alması gerekiyor. Ve ilimizde şu an büyük oranda tüm paydaşlarımızın katılımıyla bu mücadele çalışmalarını gerçekleştiriyoruz" diye konuştu. Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı: "Kahverengi kokarca mücadelesiyle ilgili olarak sahada ekiplerimiz tarafından tüm ilçelerimizde zararlının tanınması, mücadelesinin ne şekilde yapılacağına dair eğitim yayın faaliyetlerimiz aralıksız devam ediyor. Yaptığımız eğitim toplantılarıyla üreticilerimizi bilgilendirmeye, mücadelenin başladığı tarihi, ne zaman başlayacağı, neler yapılması gerektiğini anlatıyoruz. Tabii, bunun dışında kışlak mücadelesinde biyosidal ürünler kullanılıyor. Bu biyosidal ürünlerin rastgele kullanılmaması gerekiyor. Bu ürünleri kullanacak arkadaşlarımızı da eğitime tabi tuttuk." Yılmaz, nisan ayında tamamlanacak kışlak mücadelesi sonrasında bitki koruma ürünlerini kullanarak bahçelerde ilaçlamaların sürdürüleceğini sözlerine ekledi.
26 Mart 2026 Perşembe - 17:37 Bafra’da kadınlardan glütensiz üretim atağı Samsun’un Bafra ilçesinde, kaymakamlık desteğiyle kurulan Aile Destek Merkezi (ADEM) bünyesinde glütensiz ürün üretimine başlandı. ADEM binasını ziyaret eden Bafra Kaymakamı Dr. Mustafa Altınpınar ve eşi Şule Altınpınar, yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı. Kaymakam Altınpınar, projeye ilişkin yaptığı açıklamada, glüten hassasiyeti ve çölyak hastalarının yaşadığı zorluklara dikkat çekerek, "Bafralı kadınlarımızın kurduğu glütensiz ürünler kooperatifinin tanıtımı amacıyla bir araya geldik. Sahada yaptığımız gözlemler sırasında özellikle çölyak hastalarının ciddi sıkıntılar yaşadığını fark ettik. Bunla ilgili trajik hikayeler dinledik. Çölyak hastası olan bir öğrencimiz, çocuğumuz yanlışlıkla kantinden bir simit alıp ısırdığında , sizin simitler çok güzelmiş diye annesine serzenişte bulunduğunu annesi bize anlatmıştı. Buda bizi çok etkilemişti. Temiz içerikli gıdalara ulaşmakta zorlanıyorlar, ulaştıklarında ise fiyatlar oldukça yüksek oluyor. Bizim amacımız hem sağlıklı hem de ekonomik olarak erişilebilir ürünler üretmekti ve bunu başardık. Ruhsat ve analiz süreçleri tamamlandı, kaliteli ürünler ortaya çıktı" dedi. Projenin sosyal yönüne de vurgu yapan Altınpınar, kadın istihdamına katkı sağlandığını belirterek emeği geçenlere teşekkür etti. Projenin fikir öncüsü Şule Altınpınar ise kendi deneyimlerinden yola çıktıklarını ifade ederek, "Bir dönem glütensiz beslendiğimde katkısız ve sağlıklı ürünlere ulaşmakta zorlandım. Bu nedenle bir farkındalık oluşturmak istedik. Çölyak hastaları ve aileleriyle birlikte yola çıktık. Üç aylık deneme sürecinde tariflerimizi, analizlerimizi ve paketlememizi tamamladık. Hijyenik ve güvenilir ürünler ortaya çıkardığımıza inanıyorum" diye konuştu. Bafra Nature Glütensiz Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi üyesi ve çölyak hastası bir çocuğun annesi olan Sevinç Fidan Dinç de glütensiz beslenmenin çölyak hastaları için bir zorunluluk olduğunu belirterek, kooperatifin hem kadın üretimini desteklediğini hem de sürdürülebilir gelir sağlamayı hedeflediğini söyledi. ADEM’e gelen kadınlar buranın sadece para kazanabilecek bir yer olmadığı bir umut ışığı ve ve hayata tutunma sebebi olduğunu söylediler.
26 Mart 2026 Perşembe - 17:02 84 yıllık kolonya geleneği: Geçmişin kokusunu günümüze taşıyor Samsun’un Çarşamba ilçesinde bulunan ve 84 yıldır faaliyetini sürdüren kolonya dükkânı, geçmişin kokusunu günümüze taşımaya devam ediyor. Amcası Kaşif Türker’den miras kalan mesleği yaklaşık 40 yıldır sürdüren Yakup Türker, eşiyle birlikte işlettiği dükkânda Çarşamba’nın kültürel değerlerini yaşattıklarını söyledi. 1942 yılında kurulan dükkânın üç kuşaktır ayakta olduğunu belirten Türker, "Ben 52-53 yaşındayım ve yaklaşık 40 yıldır bu mesleğin içindeyim. 1942 yılında Kaşif amcamız bu dükkânı açmış. O günden bugüne kadar, yani yaklaşık 84 yıldır bu mesleği sürdürüyoruz. Amcamızdan babamıza, babamızdan da bize kaldı. Şu anda eşimle birlikte devam ettiriyoruz" dedi. Pandemi sonrası kolonyaya olan ilginin yeniden arttığını ifade eden Türker, "Pandemiden önce kolonyaya olan talep azalmıştı. Ancak pandemiyle birlikte tekrar artış oldu. Eskiden tütün, altın damla ve limon gibi birkaç çeşit vardı. Şimdi ise zeytin kolonyası, parfümlü kolonyalar ve farklı esanslarla çok sayıda çeşit bulunuyor. Talepler arttıkça biz de çeşitlerimizi artırdık" diye konuştu. Kolonyanın geçmişten bugüne değişmeyen bir koku geleneğine sahip olduğunu vurgulayan Türker, "Bizi tanıyan eski müşterilerimiz, dedelerimizden kalan alışkanlıkla esanslarını bizden alır. Bu bir gelenek ve biz de aynı şekilde devam ettiriyoruz. Kolonyanın içine eklenen esanslarla bu kültürü yaşatıyoruz" ifadelerini kullandı. Mesleğin giderek yok olmaya başladığına dikkat çeken Türker, "Bu meslek maalesef bitiyor. Eskiden kolonya doldurmak için kullanılan hunileri yapan ustalar bile kalmadı. Oğlum şu an başka bir işte çalışıyor ama bu mesleğin devam etmesini istiyoruz. Bayram arifeleri ve düğün sezonlarında yoğunluk artıyor. Özellikle Ramazan ve Kurban Bayramı öncesi en yoğun dönemlerimizi yaşıyoruz" şeklinde konuştu.
BİLİM Samsun ve Keşif Kampüsü’nde yeni eğitim öğretim dönemi başladı
15 Ekim 2025 Çarşamba - 13:49 BİLİM Samsun ve Keşif Kampüsü’nde yeni eğitim öğretim dönemi başladı Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından araştıran, öğrenen ve üreten bir nesil yetiştirme hedefiyle hayata geçirilen Bilim Samsun ve Keşif Kampüsü’nde yeni eğitim-öğretim dönemi başladı. Bilim şenliklerinden veli çocuk etkinliklerine kadar dolu dolu bir yaz dönemini geride bırakan Bilim Samsun ve Keşif Kampüsü yeni eğitim- öğretim dönemine de yoğun katılım ve taleple başladı. Yeni dönemde, 2 merkezde de öğrencilerin bilimsel meraklarını geliştirecek, inovatif düşünmelerini sağlayacak ve sosyal becerilerini artıracak birçok atölye ve eğitim programı hayata geçiriliyor. İlkokul birinci sınıftan sekizinci sınıfa kadar öğrencilerin akademik ve bireysel gelişimlerine katkı sağlayan Keşif Kampüsü, bu yıl da yeni öğrencileriyle eğitim yolculuğuna başladı. Hafta içi düzenli eğitimlerin yanı sıra sınavla seçilen öğrenciler için hafta sonları uygulanan ve 2 yıl süren eğitimler de tüm hızıyla devam ediyor. Geçtiğimiz dönem mezunlarını uğurlayan Keşif Kampüsü, şimdi yeni öğrencileriyle geleceği birlikte inşa etmeye hazırlanıyor. Öğrenciler uygulamalı eğitim alıyor 6-14 yaş grubu öğrencileri ağırlayan Bilim Samsun bünyesinde, 7 farklı bilim atölyesi temasıyla zenginleştirilmiş bir eğitim modeli sunuluyor. Ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik ise Teknoloji Atölyesi kapsamında eğitim programları yürütülüyor. Her 2 merkezde de yer alan keşif alanları, çeşitli deney düzenekleriyle desteklenmiş interaktif alanlardan oluşuyor. Bu sayede öğrenciler pasif dinleyiciler olmaktan çıkıyor, deneyerek öğreniyor, gözlem yapıyor ve bilimsel süreçlere doğrudan katılım sağlıyor. Okul grupları ve bireysel öğrenciler, her 2 merkeze de randevu oluşturarak katılım sağlayabiliyor.
Uzmanından uyarı: "50 yaş sonrası meme kanseri riski artıyor"
15 Ekim 2025 Çarşamba - 13:18 Uzmanından uyarı: "50 yaş sonrası meme kanseri riski artıyor" Genel Cerrahi ve Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, "Annede 50 yaş altında meme kanseri görülmesi, hiç doğum yapmamış olmak, ilk âdetin 12 yaş altında görülmesi, geç menopoza girmek meme kanseri riskini artırabilir. Yetersiz beslenme, doymamış yağları (margarinleri) aşırı tüketmek ve fazla kilo, meme kanseri riskini tetikleyen faktörler arasındadır" dedi. Kadınların en büyük sorunlarından biri olan meme kanseri riski yediğimiz gıdalarla, dışarıdan aldığımız radyasyonlarla daha da artıyor. Son yapılan araştırmalara göre özellikle hamur işlerinde oldukça kullanılan margarinin de meme kanseri riskini arttırabileceği öğrenildi. Liv Hospital Samsun Genel Cerrahi ve Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, meme kanseri hakkında açıklamalarda bulundu. "Yetersiz beslenme ve fazla kilo neden olabilir" Prof. Dr. Yol, meme kanserinin en çok 40-50 yaş ve sonrasında ortaya çıktığını vurguladı. Prof. Dr. Yol, mMeme kanserinin nedeni tam olarak bilinmese de gelişen teknoloji, değişen yaşam şartları, çalışma şartları, yetersiz beslenme ve kilo gibi birçok etkenin bu hastalığa yol açabildiğini söyledi. "Hiç doğum yapmamak riski artırabilir" Meme kanseri için kesinleşmiş risk faktörlerini sıralayan Prof. Dr. Serdar Yol, şu bilgileri paylaştı: "Yaşın ileri olması (45-55 yaş arası en sık görülen yaş aralığıdır. Yaş ilerledikçe görülme sıklığı artar. Annede 50 yaş altında meme kanseri görülmesi veya annenin her iki memesinde de meme kanseri olması, hiç doğum yapmamış olmak veya ilk doğumunu 35 yaşın üstünde yapmak (20 yaş altında doğum yapanlarda meme kanseri daha az görülür), emzirememek, ilk âdetin 12 yaş altında görülmesi risk faktörleridir. Geç menopoza girmek (55 yaş üstü), menopoz sonrası dönemde gelişen şişmanlık, yumurtalık ya da rahim kanseri olmak, beslenmede doymamış yağların aşırı kullanımı (margarinler) meme kanseri riskini artırıyor." "20 yaş itibarı ile muayene etmek gerekiyor" Meme kanserinin en sık 50 yaş üzerinde görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Yol, şöyle devam etti: "Meme kanserine en sık 50 yaş üzeri kadınlarda rastlanır ancak bu gençlerde meme kanseri olmayacağı anlamına gelmez. 20 yaş itibarı ile kişinin ayda bir kendisinin, yılda bir doktorunun yapmış olduğu muayene çok önemlidir. Erken teşhis hayat kurtarır. Günümüzde meme kanseri belirtilerinin çoğu kişinin kendisi tarafından bulunuyor. Kanserli kitleler nispeten sert, düzensiz kenarlı, yüzeyi pürtüklü görünüyor ve meme dokusu içinde rahatça oynatılamıyor. Memede veya koltuk altında ele gelen kitle (sertlik, şişlik), meme başında içe doğru çekilme, çökme veya şekil bozukluğu, meme başı derisinde değişiklikler (soyulma, kabuklanma), meme cildinde yara veya kızarıklık, meme cildinde ödem, şişlik ve içe doğru çekintiler olması (portakal kabuğu görünümü), memede büyüme, şekil bozukluğu veya asimetri ya da renginde değişiklik (kızarıklık vs.), bu belirtilerden en az biri var ise hemen doktora gösterilmesi gerekmektedir." "Erken tanı önemli" Erken tanının meme kanserinde hayatı etkileyen en önemli faktörlerden biri olduğunun altını çizen Prof. Dr. Yol, "Erken tanı sayesinde günümüzde meme kanserinden ölümler yarıya inmiştir. Meme kanseri tespit edilmiş hastaların kanserin boyutuna göre tedavi yöntemleri değişmektedir. Erken dönemde gelen hastaların tedavisinde memesinin tamamı alınmamakta, sadece tümörlü kısım etrafındaki sağlam doku ile çıkartılmaktadır. Eğer koltuk altında yayılma varsa, tedaviye radyoterapi veya kemoterapi ilave edilmektedir" ifadelerini kullandı.
Atakum sahiline 250 milyon liralık atık su yatırımı
15 Ekim 2025 Çarşamba - 12:32 Atakum sahiline 250 milyon liralık atık su yatırımı Samsun Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) Genel Müdürlüğü tarafından Atakum sahilinde yapımına devam edilen 4 bin 550 metre uzunluğundaki atık su kolektör hattının 2 bin 342 metresi tamamlandı. Samsun Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) Genel Müdürlüğü, Atakum sahilinde hayata geçirilen atık su kolektör hattı çalışmalarıyla kentin altyapısına kalıcı bir çözüm sunuyor. Proje tamamlandığında bölgenin atık su kolektör kapasitesi iki katına çıkarılacak. Yeni hat, Çobanlı İskelesi TM3 Terfi Merkezi’nden başlayarak İl Emniyet Müdürlüğü TM2 Terfi Merkezi’ne kadar uzanacak. 4 bin 500 metrelik dev hat Yaklaşık 4 bin 550 metre uzunluğundaki kolektör hattında, deniz seviyesinin altına bin 600 mm çapındaki polietilen borular döşeniyor. 250 milyon TL’lik yatırımın 2 bin 342 metresi tamamlanırken, proje modern mühendislik yöntemleri ve çevre dostu malzemelerle inşa ediliyor. Çalışma, sadece teknik bir çözüm sunmakla kalmayıp doğaya saygılı ve sürdürülebilir bir altyapı modeliyle de öne çıkıyor. Başkan Doğan: "Sağlam temel olmadan şehir yükselmez" Projeyi yakından takip eden Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, altyapının şehrin geleceği için hayati öneme sahip olduğunu vurguladı. Başkan Doğan, "Atakum gibi göç alan ve hızla büyüyen bir ilçede altyapının güçlü olması şart. Kalıcı ve sağlam bir üstyapı inşa edebilmek için önce güçlü bir altyapı oluşturulmalıdır. Biz de şehrimizin temelini güçlendirmek için gece gündüz çalışıyoruz. 17 ilçemizin tamamını bir bütün olarak ele alıyoruz. SASKİ ekiplerimiz şehrimizin birçok noktasında hummalı çalışmalarına devam ediyor. Atakum’da yürüttüğümüz çalışma da Samsun’umuzun güçlü yarınları için çok önemli. Yatırım tamamlandığında sahil bölgesinde uzun yıllar atık su sorunu yaşanmayacak" dedi.
Prof. Dr. Demir: "Gıda hakkı artık bir yaşam meselesi haline geldi"
15 Ekim 2025 Çarşamba - 12:31 Prof. Dr. Demir: "Gıda hakkı artık bir yaşam meselesi haline geldi" Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Başkanı Prof. Dr. Yusuf Demir, "Dünya Gıda Günü" dolayısıyla yaptığı açıklamada, küresel iklim krizi, savaşlar ve ekonomik dengesizliklerin dünyada gıda hakkını tehdit eden en önemli unsurlar haline geldiğini söyledi. Demir, "Daha iyi bir yaşam ve daha iyi bir gelecek için gıda hakkı artık sadece bir hedef değil, bir zorunluluktur" dedi. "Dünya nüfusunun yarısı ya aç ya da yetersiz besleniyor" Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) her yıl 16 Ekim’de kutladığı Dünya Gıda Günü’nün bu yılki temasının ’Daha iyi bir yaşam ve daha iyi bir gelecek için gıda hakkı’ olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Demir, "Dünya üzerindeki yetersiz beslenmeye, açlığa ve aç insanların acısına dikkat çekmek amacıyla kutlanan Dünya Gıda Günü, bugün her zamankinden daha büyük bir anlam taşıyor. İnsanlığın en temel hakkı olan beslenme, ne yazık ki 2025 yılı itibarıyla küresel ölçekte derin bir kriz halini almıştır. Dünya Gıda Programı’na göre 1 milyondan fazla insan yatağa aç giriyor. FAO verileri ise 3 milyardan fazla insanın sağlıklı beslenemediğini ortaya koyuyor. Bu iki grup, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 50’sine karşılık geliyor. Yani dünya nüfusunun yarısı ya aç, ya da yetersiz besleniyor. Bu tablo, insanlık için büyük bir çelişkidir çünkü dünya çiftçileri, aslında herkesi doyuracak kadar üretim yapmaktadır" diyerek küresel açlık gerçeğine dikkat çekti. "Bugünden alınacak tedbirler, gelecekteki gıda güvenliğimizi belirleyecek" Prof. Dr. Demir, iklim değişikliğinin gıda üretimini etkileyen en ciddi tehditlerden biri olduğunu belirterek, sürdürülebilir tarım politikalarının artık ertelenemeyeceğini vurguladı. Demir, şöyle devam etti: "Küresel iklim değişikliği, kuraklık, hızlı nüfus artışı, göçler, israf ve zoonotik hastalıklar gıda üretimi ve tüketiminin önündeki en büyük risklerdir. Dünya nüfusunun 2050’de 10 milyara ulaşması, Türkiye’nin de 2040 yılında 100 milyonu aşması bekleniyor. Bugünden alınacak tedbirler, gelecekteki gıda güvenliğimizi belirleyecek. İklim krizi, artık yalnızca bir çevre sorunu değil, doğrudan bir kalkınma ve yaşam meselesidir. Gıda üretiminde sürdürülebilir bir sistem kurmak, gelecek nesillerin sağlıklı beslenmesi açısından hayati önem taşımaktadır." "İklim krizi her geçen yıl daha fazla hissediliyor" Yaşanan kuraklık, don, dolu, fırtına gibi olayların tarımsal üretimde ciddi kayıplara yol açtığını belirten Prof. Dr. Demir, "İklim krizi her geçen yıl daha fazla hissediliyor. 2025 yılı içinde yaşanan kuraklık, zirai don, dolu, aşırı yağış ve fırtına gibi olaylar üst üste geldi. Bu felaketlerden tarımsal üretim büyük zarar gördü. Üretimde miktar, nitelik ve kalite ciddi şekilde düştü. Artık tarımsal üretim planlaması yalnızca pazar ihtiyaçlarına göre değil, iklim riskleri göz önünde bulundurularak yapılmalı" diye konuştu. "Sürdürülebilir gıda sistemi oluşturmak zorundayız" Demir, gıda üretiminde sürdürülebilirliğin sağlanması için teknolojik ve yapısal dönüşümün önemine vurgulayarak, "Türkiye, dünyanın dokuzuncu büyük tarım ürünleri üreticisidir. Tarım sektörü ülke ekonomisinin yüzde 6’sını, istihdamın ise yüzde 20’sini oluşturuyor. Bu nedenle tarım sadece bir üretim alanı değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal bir dayanak noktasıdır. Ülkemizin hızla kapalı sistem sulamaya geçmesi, akıllı tarım uygulamalarını benimsemesi gerekiyor. Bu dönüşüm sadece çevresel bir zorunluluk değil, ekonomik bir gerekliliktir" şeklinde konuştu. "Gıda güvenliğimizi, çiftçilerimizin emeğini ve geleceğimizi korumak için bugünden harekete geçmeliyiz" Konuşmasının sonunda tüm kurum ve bireylere çağrıda bulunarak, gıda hakkının korunmasının ortak bir sorumluluk olduğunu kaydeden Prof. Dr. Yusuf Demir, açıklamasını şöyle tamamladı: "Her insanın sağlıklı ve yeterli beslenme hakkı vardır. Bugünden alınacak tedbirlerle gıda üretiminde sürdürülebilir, erişilebilir ve adil bir sistem kurmak zorundayız. Kuraklığa dayanıklı tohumlar, damla sulama sistemleri, agroekoloji ve permakültür gibi sürdürülebilir yaklaşımlar yaygınlaştırılmalıdır. Kırsal yaşam cazip hale getirilmeli, gençlerin tarıma dönmesi için eğitim ve finansal destekler sağlanmalıdır. Tarım, doğayla bağımızı koruyan bir yaşam alanıdır. Gıda güvenliğimizi, çiftçilerimizin emeğini ve geleceğimizi korumak için bugünden harekete geçmeliyiz; çünkü yarın çok geç olabilir."
Yılmaz: "Gıda yalnızca bir besin değil, bir yaşam hakkı"
15 Ekim 2025 Çarşamba - 12:06 Yılmaz: "Gıda yalnızca bir besin değil, bir yaşam hakkı" "Dünya Gıda Günü" dolayısıyla açıklama yapan Samsun İl Tarım ve Orman Müdürü Kemal Yılmaz, bu yılın temasının "Daha İyi Gıda ve Daha İyi Bir Gelecek İçin El Ele" olduğunu belirterek, "Gıda yalnızca bir besin değil, bir yaşam hakkıdır" dedi. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) öncülüğünde her yıl tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kutlanan "Dünya Gıda Günü" kapsamında açıklama yapan İl Müdürü Kemal Yılmaz, bu yılın temasının; doğanın, üreticinin ve geleceğin korunması gerektiğine vurgu yaptığını söyledi. "Her 9 kişiden 1’i açlıkla mücadele ediyor" Yılmaz, dünya nüfusunun 8 milyarı geçtiğini hatırlatarak, her 9 kişiden 1’inin açlıkla mücadele ettiğini ifade etti. Yılmaz, "Ne yazık ki üretilen gıdanın üçte biri israf edilmektedir. Bu durum, gıda üretimi kadar gıda bilincinin de ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir" diye konuştu. "Samsun’un bereketli topraklarında özveriyle çalışıyoruz" İl Müdürü Yılmaz, Samsun’un verimli topraklarında sağlıklı ve sürdürülebilir üretim için büyük bir gayret gösterdiklerini dile getirerek, "İl Müdürlüğü olarak üreticilerimizi bilinçlendirmeyi, yerel üretimi güçlendirmeyi ve gıda güvenliğini teminat altına almayı en temel görevimiz olarak görüyoruz" ifadelerini kullandı. "Gıdaya ve emeğe saygı geleceğe mirastır" Gıdanın yalnızca bir besin değil, bir yaşam hakkı olduğunu belirten Yılmaz, bu hakkın korunmasının herkesin sorumluluğunda olduğunu vurguladı. Yılmaz, "Evde, okulda, tarlada, pazarda nerede olursak olalım, gıdaya ve emeğe saygı göstermek, israfı önlemek ve sürdürülebilir tarımı desteklemek geleceğe bırakabileceğimiz en büyük mirastır. Daha iyi gıda, daha iyi bir gelecek için el ele verelim. Üreticimizden tüketicimize, kamu kurumlarından sivil toplum kuruluşlarına kadar her bir paydaşımızla güvenli gıdaya, sağlıklı topluma ve sürdürülebilir bir geleceğe adım adım ilerleyelim" çağrısında bulundu. Yılmaz, 16 Ekim Dünya Gıda Günü’nü kutlayarak, "Başta emekçi çiftçilerimiz olmak üzere, gıdanın her aşamasında alın teri döken tüm üreticilerimize gönülden teşekkür ediyorum" ifadeleriyle açıklamasını tamamladı.