Yerel Haberler
YEREL HABERLER
TSE Başkanı Şahin: "TSE, laboratuvarlarıyla, uzman kadrolarıyla ve denetim kapasitesiyle ülkemizin en stratejik teknik kuruluşlarından biri haline gelmiştir" 13 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:33:23 Türk Standardları Enstitüsü (TSE) Başkanı Mahmut Sami Şahin, "Bugün TSE, laboratuvarlarıyla, uzman kadrolarıyla, denetim kapasitesiyle ve uluslararası teknik yetkinlikleriyle ülkemizin en stratejik teknik kuruluşlarından biri haline gelmiştir" dedi. TSE 65’inci Olağan Genel Kurulu, Ankara’da gerçekleştirildi. Genel kurulda enstitünün faaliyetleri değerlendirilirken, standardizasyon, kalite altyapısı, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm alanındaki çalışmalar ele alındı. TSE Genel Kurul Salonu’nda düzenlenen toplantıda gündem maddeleri görüşülerek karara bağlanırken, enstitünün gelecek döneme ilişkin hedefleri de paylaşıldı. Genel kurulda konuşan TSE Başkanı Şahin, TSE’nin Türkiye’nin üretim gücü, ihracatı ve uluslararası rekabet kapasitesi açısından önemli bir rol üstlendiğine dikkat çekti. Dijital dönüşüm, yapay zeka, sürdürülebilir üretim ve uygunluk değerlendirme hizmetlerinin önümüzdeki dönemde öncelikli çalışma başlıkları arasında yer alacağını belirten Şahin, TSE’nin giderek güçlü projelere imza atacağını dile getirdi. Şahin, yerli üretimin desteklenmesi, kaliteli ve güvenilir ürünlerin yaygınlaştırılması ile uluslararası standartlara uyum süreçlerinin güçlendirilmesine yönelik çalışmaları sürdüreceklerini sözlerine ekledi. "Günümüzde artık kalite altyapısı yalnızca teknik bir hizmet alanı değildir" Ülkelerin teknolojik gelişmeleri ve bağımsızlığının kalite altyapısına da katkı sağladığını belirten Şahin, "Günümüzde artık kalite altyapısı yalnızca teknik bir hizmet alanı değildir. Kalite altyapısı ülkelerin üretim kapasitesini, teknolojik bağımsızlığını, ihracat gücünü ve küresel rekabet seviyesini doğrudan etkileyen stratejik bir güç unsurudur. TSE olarak bizler de bu anlayışla daha güçlü laboratuvar altyapısı, daha yüksek teknik kapasite, daha hızlı hizmet süreçleri ve daha etkin bir kurumsal yapı oluşturmak amacıyla yoğun bir dönüşüm süreci yürütüyoruz. Göreve geldiğimiz günden bu yana en önemli önceliklerimizden biri; enstitümüzün teknik altyapısını, laboratuvar kapasitesini ve kurumsal yetkinliğini daha ileri bir seviyeye taşımak olmuştur. Bu anlayış doğrultusunda güncel yatırım değeri yaklaşık 5,5 milyar liraya ulaşan Ankara Kalite Kampüsümüzün tamamlanmasıyla birlikte, enstitümüzün teknik altyapısını güçlendirmeye yönelik yatırımlarımıza önemli ölçüde hızlandırdık. Bu kapsamda yalnızca 2025 yılı içerisinde, laboratuvar altyapımıza yaklaşık 265 milyon lira yatırım gerçekleştirdik. 2026 yılı yatırım programımız kapsamında ise yaklaşık 560 milyon lira tutarında yenileme ve kapasite artırımına yönelik laboratuvar yatırımlarımız devam etmektedir. Gerçekleştirdiğimiz bu yatırımlar, yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin yüksek teknoloji üretim kapasitesine, ihracat gücüne ve sanayimizin geleceğine yapılan stratejik yatırımlardır" diye konuştu. "Kalibrasyon laboratuvarlarımızda yaklaşık 30 milyon liralık yeni cihaz yatırımı gerçekleştirdik" TSE’nin Avrupa Birliği (AB) standartları doğrultusunda yeni projelere imza atacağını aktaran Şahin, "Kalibrasyon laboratuvarlarımızda yaklaşık 30 milyon liralık yeni cihaz yatırımı gerçekleştirdik. Basınç, kuvvet, tork, optik, boyutsal ölçüm ve elektriksel ölçüm alanlarında teknik kapasitemizi önemli ölçüde artırdık. TÜRKAK akreditasyon kapsamımızı genişlettik. Bugün artık daha hassas ölçüm yapabilen, uluslararası kabul gören ve yüksek doğruluk seviyesine sahip güçlü bir teknik altyapıya sahibiz. Özellikle AB’nin yeni çevre ve ürün güvenliği düzenlemeleri doğrultusunda, önemli yatırımları hayata geçirdik. Uçucu Organik Bileşikler (VOC) ve formaldehit laboratuvar altyapısını, Ankara Temelli Kalite Kampüsümüzde yaklaşık 65 milyon lira yatırımla oluşturmuş durumdayız. Bu yatırım sayesinde özellikle otomotiv, mobilya, ahşap bazlı ürünler ve ihracat yapan sanayicilerimiz açısından kritik öneme sahip test süreçleri, artık ülkemizde gerçekleştirilebilecektir. Bu yalnızca teknik bir yatırım değildir. Aynı zamanda sanayicimizin yurt dışına olan bağımlılığını azaltan, zaman ve maliyet avantajı sağlayan, stratejik bir yatırımdır. Yapı malzemeleri alanında sandviç panel ve lento ürünlerine yönelik deneyi tamamladık" şeklinde konuştu. "Ulaşım sistemleri, enerji ve savunma sanayii alanlarında da ülkemizin stratejik projelerinde aktif görev üstleniyoruz" Enerji ve savunma alanlarında aktif rol üstlendiklerini ve ilerleyen yıllarda da bu vazifeyi üstlenmeye devam edeceklerini dile getiren Şahin, "TSE olarak sanayicilerimizin yalnızca bugünün rekabet şartlarına değil, yeşil dönüşümden dijitalleşmeye kadar geleceğin üretim anlayışına da güçlü şekilde hazırlanabilmesi için teknik altyapımızı ve destek mekanizmalarımızı kararlılıkla geliştirmeye devam ediyoruz. Ulaşım sistemleri, enerji ve savunma sanayii alanlarında da ülkemizin stratejik projelerinde aktif görev üstleniyoruz. Milli Elektrikli Lokomotif E5000 Projesi’nin tip onay süreçlerini yürütüyoruz. GAZİRAY Milli Banliyö Tren Seti Projesi’nin test ve değerlendirme süreçlerini tamamladık. ASELSAN tarafından geliştirilen kritik raylı sistem güvenlik ekipmanlarının bağımsız emniyet değerlendirme faaliyetlerini sürdürüyoruz. Özellikle Güvenlik Bütünlük Seviyesi 4 (SIL4) güvenlik değerlendirme süreçleri, ülkemizin teknik kapasitesi açısından son derece önemli bir aşamayı temsil etmektedir. Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesi kapsamında nükleer yapı denetimi, uygunluk değerlendirme ve teknik gözetim faaliyetlerimizi ülkemizin nükleer enerji alanındaki kalite altyapısına katkı sağlayacak şekilde kararlılıkla sürdürmeye devam ediyoruz" ifadelerini kullandı. "TSE, laboratuvarlarıyla, uzman kadrolarıyla ve denetim kapasitesiyle ülkemizin en stratejik teknik kuruluşlarından biri haline gelmiştir" TSE’nin stratejik anlamda önemli kurumlar arasında yer aldığını söyleyen Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bugün TSE, laboratuvarlarıyla, uzman kadrolarıyla, denetim kapasitesiyle ve uluslararası teknik yetkinlikleriyle ülkemizin en stratejik teknik kuruluşlarından biri haline gelmiştir. Yeşil dönüşüm sürecinde de önemli çalışmalar yürütüyoruz. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kapsamında karbon doğrulama, sera gazı raporlama, su ayak izi doğrulama ve sürdürülebilirlik alanlarında teknik kapasitemizi güçlendiriyoruz. Bu çerçevede küresel ölçekte su ayak izi alanında dünyanın ilk akredite doğrulayıcı kuruluşu olarak sürdürülebilirlik standartlarının belirlenmesinde öncü bir rol üstleniyoruz. Yeşil Liman Projesi’nin yeniden devreye alınmasına yönelik çalışmalarımız da devam etmektedir. Kaliforniya Hava Kaynakları Kurulu (CARB) ve ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) süreçleri kapsamında ahşap bazlı ürünlerde formaldehit ve uçucu organik bileşiklerin (VOC) emisyonlarına yönelik uluslararası geçerliliğe sahip doğrulama altyapılarını oluşturuyoruz." "TSE, son 2 senedir tarihinin gelir rekorunu kırıyor" TSE’nin hedefinin kar olmadığını, asıl hedefinin kamu bütçesine yük olmadan kendi gelirini oluşturmak olduğunu ifade eden Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Çetin Ali dönmez ise, "TSE, son 2 senedir tarihinin gelir rekorunu kırıyor. Hem lira bazında hem dolar bazında ve daha önceki gelirlerde faiz gelirleri de vardı. Şimdi faiz geliri katılmadan gelir rekorları kırıyor. Aslında TSE’nin hedefi kar değil. Kar etmekten daha ziyade geliri sürdürülebilirlik için kullanmak. Kamu bütçesine yük olmadan elimizden geldiğince kendi gelirlerimizle yatırım yapmak. Esas önemli olan bu. Dolayısıyla son 2 senedir çok önemli bir performans gösterdi" dedi. Bakan Kacır da video mesaj yolladı TSE’nin 65’inci Olağan Genel Kurulu’na bir video mesaj gönderen Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türkiye’yi üretim kabiliyeti ve teknolojik gelişmeleriyle hak ettiği konuma taşıma konusunda kararlı olduklarını dile getirdi. Kacır, TSE’nin bu yolculukta laboratuvar altyapısı ve teknik uzmanlığıyla sanayide kalite ve verimlilik odaklı dönüşüme rehberlik ettiğini belirtti. Program, hatıra fotoğrafı çekimi ve hediye takdimi ile son buldu.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:33 BBP Genel Başkanı Destici: "Türkiye kendi ilacını, aşısını önemli ölçüde üretebilen bir ülke konumuna gelecektir" Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, "Şu anda devletimiz, hükümet yerli ilaç üretimiyle ilgili birkaç merkez oluşturmuş durumda. Bunların bir kısmı üretime başlamış durumda, bir kısmının da inşaat ve altyapı hazırlıkları devam etmektedir" dedi. BBP Genel Başkanı Destici, parti genel merkezinde ülke ve dünya gündemine dair açıklamalarda bulundu. Destici, 7 Haziran’da Tokat, Gümüşhane ve Nevşehir’de toplam 6 beldede yapılacak belediye seçimlerinde BBP’nin 5 bölgede Cumhur İttifakı adaylarını destekleyeceğini, Tokat’ın Yeşilyurt ilçesine bağlı Kuşçu beldesinde ise BBP’nin kendi adayı Ömer Geçit ile seçime katılacağını açıkladı. Destici, yağışlardan etkilenen ve sel afetini yaşayan başta Samsun olmak üzere illerdeki vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini iletti. "Dua edeceğiz ama diğer taraftan da tedbir almamız gerekiyor" 12 sene önce Manisa Soma’daki kömür madeninde meydana gelen göçükte hayatını kaybeden 301 madenciyi de anan Destici, "Dua edeceğiz, niyaz edeceğiz ama diğer taraftan da tedbir almamız gerekiyor. Niye dünyada ya da OECD ülkeleri arasında hala maden kazalarında, iş kazalarında, kazalardaki ölümlerde can kayıplarında yukarılardayız? Buraları çözmemiz gerekiyor. Birtakım önlemler alındı mı, alındı. Maalesef bu iyileştirmeler ve önlemler acı facialar sonunda alınıyor. Testi kırılmadan önce tedbiri maalesef çok da alınmadı. Şimdi tabii geldiğimiz bu noktada bugün itibarıyla baktığımız zaman hala maden sahalarındaki çalışma şartlarında eksiklik var mı? Var. İşçi kardeşlerimizin hayatını tehlikeye atan olumsuzlukların bir kısmı hala devam ediyor mu? Devam ediyor. Ülke olarak daha ciddi olmamız lazım. İlgili bakanlıklarımızın ya da kurumlarımızın sorumluluklarının, mesuliyetlerinin gereğini eksiksiz bir şekilde yerine getirmesi lazım. Neticede can kaybından bahsediyoruz. Yüzde 10 bile risk olsa oraya ruhsat verilmemesi lazım. Çalışan bir madende bu risk tespit edildiği zaman hemen durdurulmalı ve eksiklikler giderildikten sonra tekrar çalıştırılmaya başlanmalıdır" şeklinde konuştu. "Türkiye kendi ilacını, aşısını önemli ölçüde üretebilen bir ülke konumuna gelecektir" Eczacıların 14 Mayıs Eczacılar Günü’nü kutlayan Destici, "Şu anda Türkiye’de satılan ilaçların büyük bir kısmını maalesef dışarıdan ithal ediyoruz. Eğer pandemi biraz daha devam etseydi Türkiye’de pek çok ilaç bulunamayacak duruma gelecekti, ki bazı ilaçlarla ilgili bu sıkıntı yaşandı. O bize büyük bir ders oldu. Şu anda devletimiz, hükümet yerli ilaç üretimiyle ilgili birkaç merkez oluşturmuş durumda. Bunların bir kısmı üretime başlamış durumda, bir kısmının da inşaat ve altyapı hazırlıkları devam etmektedir. İnşallah bunlar önümüzdeki 3-5 sene içerisinde tamamlanacak ve Türkiye kendi ilacını, aşısını önemli ölçüde üretebilen bir ülke konumuna gelecektir. İşte bu ilaçları da vatandaşla buluşturan eczacılarımızdır" diye konuştu. "Bugün köylerimizin çoğunda ekmek bile bakkaldan alınır hale geldi" Aynı zamanda 14 Mayıs Çiftçiler Günü’nü tebrik eden Destici, "Bizim çiftçi kardeşlerimize çok iyi sahip çıkmamız lazım. Türkiye geçmiş yıllarda neden dışarıdan et ithal etmiyordu ya da süt ürünleri ithal etmiyordu? Bunlardan birincisi kırsalda yaşayan nüfus şehirde yaşayan nüfustan fazlaydı. Neredeyse bütün köyler, köylerdeki bütün evler adeta bir süt, et üretme tesisi gibiydi. Maalesef köyler boşaldı, nüfus yaşlandı. Bugün köylerimizin çoğunda ekmek bile bakkaldan alınır hale geldi. Şimdi bir geri dönüş projesi uygulanıyor ama maalesef istenilen yere ulaşılabilmiş değil. Şehir hayatı özendirildi. Şimdi geriye dönüşle ilgili projeler yapılıyor ama bu işin kolay olmadığını görüyoruz. Onun için biz öncelikle mevcut olanı yani mevcut çiftçilerimizi korumalıyız. Onların üretime devam etmesi noktasında büyük kolaylıklar sağlamalıyız. Destekler vermeliyiz, artırmalıyız" dedi. Çay alım fiyatlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Destici, Rize’de üreticilerin açıklanan fiyatı yetersiz bulduğunu savunarak, destekleme ödemelerinin yeniden verilmesi ve yaş çay fiyatının artırılması yönünde talepler bulunduğunu söyledi. Özbekistan ziyaretine ilişkin konuşan Destici, Türkiye ile Özbekistan arasındaki ticaret hacminin 3 milyar dolara çıktığını ancak yetersiz olduğunu belirterek, kardeş ülkelerle ticaretin artırılması gerektiğini vurguladı. "Dilimize en çok saldırıların arttığı bir yılda Türk Dil Bayramımızı kutluyoruz" Bugünün aynı zamanda Türk Dil Bayramı olduğunu hatırlatan Destici, "Kimliğimize, bayrağımıza, dilimize en çok saldırıların arttığı bir yılda Türk Dil Bayramımızı kutluyoruz. Ne zamandan beri kutluyoruz? 13 Mayıs 1277’den beri. Karamanoğlu Mehmet Bey’in Türkçeyi resmi dil ilan ettiği günden beri kutluyoruz. Bugün de 749’uncu yılını kutluyoruz. Türk Dil Bayramı yalnızca bir dilin değil, Türk milletinin ruhunun, tarihinin ve vicdanının kutlandığı müstesna bir gündür. Bugün müstesna bir gündür ve hepimiz bunun idrakinde ve şuurunda olmalıyız. Dünya daha birçok dili tanımazken Türk milleti devletini, töresini, bağımsızlık ülküsünü ve millet sevgisini kendi diliyle abideleştirmiştir. Bu yönüyle Türkçe yalnızca konuşulan bir dil değil, aynı zamanda devlet kuran bir iradenin ve medeniyet inşa eden bir şuurun taşıyıcısıdır. Bugün her Türk evladına düşen görev atalarımızın taşlara emanet ettiği bu büyük dili aynı vakar, aynı bilinç ve aynı sadakatle geleceğe taşımak olmalıdır. Türkçemizi korumak, vatanımızı korumak kadar önemli bir vazifedir" açıklamasında bulundu. Eski Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’e ilişkin açıklamalarda bulunan Destici, Türkiye’nin herhangi bir bölgesinin farklı isimlerle anılmasını kabul etmelerinin mümkün olmadığını dile getirdi. Destici, Türkiye’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğunu ifade ederek, Türk bayrağı ve Türkçenin ortak değerler olduğunu söyledi. CHP’ye yönelik değerlendirmelerde bulunan Destici, belediyelere ilişkin ortaya atılan yolsuzluk iddialarının hukuk içinde araştırılması gerektiğinin altını çizerek, masumiyet karinesine dikkat edilmesi gerektiğini ancak iddiaların da ciddi olduğunu kaydetti.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:34 Çankırı’da su baskınlarının yaşandığı evlerde tahliye çalışmaları sürüyor Çankırı’da sağanak yağışın ardından su baskınlarının yaşandığı ev ve iş yerlerinde tahliye ve temizlik çalışmaları devam ediyor. Meteoroloji’nin uyarıda bulunduğu Çankırı’da dün etkili olan şiddetli sağanak hayatı olumsuz etkiledi. Sağanak sebebiyle ev, iş yeri ve yollarda su baskınları yaşandı. Yağışın durmasının ardından tahliye ve temizlik çalışması başlatan ekipler, cadde ve sokakları iş makineleriyle temizledi. Su baskınlarının yaşandığı ev ve iş yerlerinde ise suların tahliye edilmesinin ardından hasar gün yüzüne çıktı. Su baskınlarının yaşandığı çok sayıdaki evin zemin kaplamaları, mobilyaları ve elektronik eşyaları zarar gördü. Ekipler, dün başladıkları su tahliye çalışmalarına devam ediyor. "Yaklaşık 331 personelimizle çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyor" Çalışmaların aralıksız devam ettiğini söyleyen Çankırı Belediye Başkanı İsmail Hakkı Esen, "Metrekare başına 47 kilogram yağışın düştüğü bu süreçte, özellikle dere yatağına yakın bölgelerde bulunan, başta Buğday Pazarı Mahallesi olmak üzere birçok noktada zemin katlarda su baskınları yaşandı. Gün boyu aralıksız ve agresif şekilde devam eden yağış, ekiplerimizi anlık ve yoğun müdahaleye sevk etti. Yaşanan olumsuzluklara karşı hızlıca kriz ekibimiz oluşturuldu. Tüm müdürlüklerimiz koordineli şekilde sahada görev aldı. Yaklaşık 331 personelimizle çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyor, vatandaşlarımızın mağduriyetini gidermek için yoğun çaba gösteriyoruz. Zor bir süreçten geçiyoruz. Vatandaşımız her zaman haklıdır. Bizler, şehrimiz için yedi gün yirmi dört saat görev başındayız ve hemşehrilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz" diye konuştu.
Başkan Çetinkaya, "100. Yıl 1010. Cadde Bulvar Projesi"ni açıkladı
05 Mayıs 2026 Salı - 11:56 Başkan Çetinkaya, "100. Yıl 1010. Cadde Bulvar Projesi"ni açıkladı Karabük Belediye Başkanı Özkan Çetinkaya, şehir içi ulaşımı rahatlatmayı ve kent estetiğini güçlendirmeyi hedefleyen "100. Yıl 1010. Cadde Bulvar Projesi"ni kamuoyuna duyurdu. Karabük Belediyesi tarafından başlatılan çalışma kapsamında 100. Yıl Mahallesi’nde bulunan 1010. Cadde, baştan sona yenilenerek modern bir bulvar kimliğine kavuşturuluyor. Şehir içi trafiğin rahatlatılması ve vatandaşlara daha konforlu yaşam alanları sunulması hedefleyen proje sahasında incelemelerde bulunan Karabük Belediye Başkanı Özkan Çetinkaya, kenti daha yaşanabilir hale getirmek için çalışmaların sürdüğünü belirtti. Başkan Çetinkaya proje hedefi ile ilgili olarak, "Karabük’ümüze nefes aldıracak, şehrimizin çehresini değiştirecek yeni bir bulvar kazandırıyoruz. Bu projeyle daha estetik ve konforlu bir yaşam alanı oluşturmayı hedefliyoruz" ifadelerini kullandı. Proje kapsamında bin 580 metre uzunluğundaki güzergahta 10 bin ton asfalt serimi ve 5 bin 200 metrekare kaldırım çalışması gerçekleştiriliyor. Ayrıca güvenliğin artırılması amacıyla 137 adet fore kazık, perde ve taş duvar uygulaması yapılıyor. Çalışmalar çerçevesinde 3 bin 500 metrekarelik peyzaj alanı oluşturulması ve 200 ağacın dikilmesi planlanırken, modern aydınlatma sistemleriyle bulvarın estetik görünümünün güçlendirilmesi hedefleniyor.
Köse: "Eğitim ailede başlar. Boşluk büyürse risk de büyüyor"
05 Mayıs 2026 Salı - 11:58 Köse: "Eğitim ailede başlar. Boşluk büyürse risk de büyüyor" Düşünce Rotası Derneği Genel Başkanı Fatih Köse, annenin iş hayatı nedeniyle evden uzak kaldığı durumlarda çocukların kendi başlarına büyüdüğüne dikkat çekerek, "Ailedeki eğitim zayıflarsa çocuklar yönsüz kalabilir. Bu boşluk, güçlü okul-aile iş birliğiyle doldurulmalı, şiddet ise asla çözüm değildir" dedi. Düşünce Rotası Derneği Genel Başkanı Fatih Köse, çocuk eğitiminde ailenin belirleyici rolüne dikkat çekerek, modern yaşam şartlarının yeni riskler doğurduğunu söyledi. Özellikle annenin iş hayatında aktif rol almasının ekonomik açıdan önemli olduğunu belirten Köse, bu durumun çocukların gelişim sürecinde bazı boşluklar oluşturabildiğini ifade etti. Köse, "Anne figürü çocuk gelişiminde kritik bir yere sahiptir. Annenin evden uzak olduğu ve çocukların kendi başlarına büyümek zorunda kaldığı ortamlarda yönlendirme eksikliği ortaya çıkabiliyor. Bu durum hem akademik başarıyı hem de sosyal gelişimi olumsuz etkileyebilir" dedi. Ailede başlayan eğitimin zayıf kalmasının çocukları farklı risklerle karşı karşıya bırakabileceğini vurgulayan Köse, çözümün şiddet değil, daha güçlü bir eğitim ve rehberlik sistemi olduğunu söyledi. Köse, "Eğitim ailede başlar. Eğer bu süreçte eksiklik varsa, okul devreye daha etkin girmeli. Rehberlik hizmetleri güçlendirilmeli, öğretmen-aile iletişimi artırılmalıdır. Ancak hangi şartta olursa olsun şiddet asla bir çözüm değildir" ifadelerini kullandı. Okullarda güvenliğin artırılması, çocukların bireysel takibinin yapılması ve ailelerin bilinçlendirilmesinin önemine değinen Köse, toplumsal yapının korunması için kurumların birlikte hareket etmesi gerektiğini söyledi. Köse, "Sağlıklı nesiller yetiştirmek istiyorsak aile, okul ve toplum üçgenini sağlam kurmalıyız. Çocukların yalnız büyümesine izin vermemeli, onları doğru yönlendirecek mekanizmaları güçlendirmeliyiz" diyerek sözlerini tamamladı.
Vergi teşviki ve indirimleri ile ilgili kanun teklifi TBMM’de
05 Mayıs 2026 Salı - 11:59 Vergi teşviki ve indirimleri ile ilgili kanun teklifi TBMM’de AK Parti, vergi teşviki ve kurumlar vergisi oranında indirimi içeren kanun teklifini TBMM Başkanlığı’na sundu. TBMM AK Parti Grubu Başkanı Abdullah Güler, 15 maddeden oluşan vergi teşviki ve kurumlar vergisi oranında indirimi de içeren kanun teklifinin TBMM Başkanlığı’na sunulduğunu açıkladı. Teklife ilişkin basın toplantısı düzenleyen Abdullah Güler, "Uzun zamandır Hazine ve Maliye Bakanlığımız ve çok değerli Strateji ve Bütçe Başkanlığımız ile birlikte çalışmalarımızı tamamladılar. Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bizzat açıklamış olduğu ülkemizin ekonomi ve yatırım haritasını yeniden şekillendirecek çok önemli bilgiler paylaşılmıştı. Türkiye Yüzyılı’nda yatırımlar için güçlü merkez programı ile özellikle İstanbul’un küresel ölçekte yatırım ve finans üssü olma iddiasını daha daha ileriye taşımaya arzu ediyoruz. Küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde ülkemizin istikrar adası güvenli liman olma konumunu somut adımlarla güçlendiriyoruz. Yatırımcı dostu düzenlemeler, genişletilen vergi teşvikleri gibi hızlanan süreçler ve İstanbul Finans Merkezi (İFM) ile güçlü bir yatırım zemini oluşturuyoruz" diye konuştu. Hayata geçirilecek olan kapsamlı reformlarla birlikte İstanbul’un; sermayenin, ticaretin ve karar alma süreçlerinin merkezlerinden biri olma konumunu güçlendirmeye amaçladıklarını söyleyen Güler, "Atılacak yeni adımların üretim ihracat teknolojiyi ve girişimcilik ekstreminde sürdürülebilir büyümeye de ciddi anlamda katkı sunmasını da bekliyoruz. Cumhurbaşkanımızın tüm dünyaya ilan ettiği vizyon aslında ilgili Bakanlıklarımızın ve AK Parti üyelerimizin uzunca bir süredir birlikte yürüttüğü, çalıştığı her bir maddesini de yine sahadan ve iş dünyasına gelen taleplerle organlaştırdığı bir mutfak çalışması da burada sonuçlandırmış oluyoruz. Bu teklif Türkiye’nin küresel finans ve teknoloji liginde üst sıralara tırmanması için yürütülen kararlı ve stratejik bir hazırlığında ürünü olacaktır. Bugün sunduğumuz bu teklifi de Türkiye’yi küresel ticaret yollarının finansal akışların teknolojik inovasyonun bizzat merkez üssü haline de getirmeye gayret ediyoruz" dedi. "Kurumlar vergisi oranlarında indireme gidiyoruz" Kanun teklifinin, yatırımcılara, ihracatçılara ve genç girişimcilere önemli imkanlar sağladığını ifade eden Güler, "Üretim ve ihracatı desteklemek amacıyla kurumlar vergisi oranlarında indireme gidiyoruz. İmal ettikleri malları doğrudan ihraç eden kurumlarımızın bu kazançlarına uygulanan vergiyi yüzde 9’a, diğer ihracatçı kurumlarımız için ise yüzde 14’e indiriyoruz. Böylece imalatçı ihracatçımıza 16 puanlı bir vergi avantajı da sağlamış oluyoruz. Diğer bir maddeyle transit ticaretin merkezi olma hedefimiz doğrultusunda İstanbul Finans Merkezi katılımcıların bu faaliyetlerinde elde ettiği kazanç indirimini yüzde 50’de yüzde 100’e çıkararak tam muafiyet sağlıyoruz. Bu teşviki İFM dışındaki kurumlarımıza da yayarak transit ticaret kazançlarının yüzde 95’ini vergi dışı bırakıyoruz. Ülkemize nitelikli yatırımcı ve döviz girişini artırmak amacıyla son üç yıl Türkiye’de yerleşik olmayan gerçek kişilerin yurt dışı kazançlarını 20 yıl boyunca gelir vergisinden istisna tutuyoruz. Bu kişilerden veraset yoluyla varlık intikallerinden ise vergi oranın sadece yüzde 1 olarak uygulayarak mülkiyet geçişinde kolaylaştırıyoruz" ifadelerini kullandı. "Kuluçka girişimcilerini ise üç yıl boyunca oda aidatlarından muaf tutuyoruz" Kanun teklifi ile Türkiye’yi uluslararası firmalar için bölgesel bir operasyon ve yönetim merkezi haline getirdiklerinin altını çizen Güler, "En az üç farklı ülkede aktif faaliyeti olan küresel gruplara hizmet verecek nitelikli hizmet merkezleri kurulmasına imkan tanıyoruz. Bu merkezlerde görev yapacak nitelikli personel ücretlerine mevcut asgari ücret istisnasına ilave olarak bugün asgari ücretin üç katına kadar bu İstanbul Finans Merkezi büyüyesinde beş katına kadar gelir vericisi istisnası getiriyoruz. Böylece toplamda bürüt asgari ücretin dört ve altı katına kadar bir vergi avantajı sağlayarak nitelikli insan kaynağımızla uluslararası yatırımları da koruma altına oturuyoruz. Diğer bir maddeyle genç girişimcilerimize ve teknoloji ekosistemimize önemli destekler sağlıyoruz. Tekno girişim şirketlerinde çalışan personelimize verilen pay senetlerindeki vergi istisnası sınırını mevcut olan bir yıllık bürüt ücret tutarında bürüt ücretin iki katına çıkarıyoruz. Ayrıca bu pay senetlerinin elde tutulma sürecini kısaltarak gelişim ekosistemini daha akışkan bir hale getiriyoruz. Böylece nitelikli personelin teknoloji şirketlerine ortak olmasını kolaylaştırıyoruz. Bununla birlikte dijital şirket tanımıyla yeni nesil girişimlerin kuruluş faaliyetlerini çok minimum düzeyine düşürüyoruz. Kuluçka girişimcilerini ise üç yıl boyunca da oda aidatlarından muaf tutuyoruz" dedi. "Yatırımcıyı korurken vergi verip borcunu ödemek isteyen ancak zorluklar yaşayan her bir esnafımızı, tacizimizi, vatandaşımızı da gözetiyoruz" Bir diğer maddeyle vergiye gönüllü uyumu artırmak amacıyla yurt dışında bulunan para, altın döviz ve menkul kıymetlerin 31 Temmuz 2027 tarihine kadar ekonomiye kazandırılmasının önünü açtıklarını söyleyen Güler, "Sadece yurt dışı değil, yurt içinde olan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan varlıklarında bankalı aracı kurumlara bildirilerek sisteme dahil edilmesini sağlıyoruz. Normal şartlarda yüzde beş olarak uygulanan vergi oranını varlıkların devlet iç borçlanma senetlerinde veya kira sertifikalarında tutulma taahhüdüne göre sıfıra kadar indiriyoruz. Bildirilen bu varlıklar için hiçbir suretle vergi incelemesi yapılmayacağını da kanunu teminat altına alıyoruz. İşletme bünyesine alınan bu kıymetleri iki yıl geçmedikçe sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılmamasını ve sermaye yapılarını güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Diğer bir maddeyle İstanbul Finans Merkezi’nin küresel rekabet gücünü korumak için kurumlar vergisi indirim süresini 2047 yılına kadar uzatıyoruz. Finansal faaliyet harç muafiyetine ise beş yıldan yirmi yıla çıkararak yatırımcıya uzun vadeli bir hukuki bir öngörülük sağlamış oluyoruz. Değerli basın mensupları diğer bir maddemiz de yatırımcıyı korurken vergi verip borcunu ödemek isteyen ancak zorluklar yaşayan her bir esnafımızı, tacizimizi, vatandaşımızı da gözetiyoruz" şeklinde konuştu. "Örgütün açıklamalarından görüyoruz ki silah bırakma konusunda direnme var" Basın açıklaması sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Güler, Terörsüz Türkiye süreci hakkındaki soru üzerine, "Bu doğrultuda çalışmalarımız devam ediyor. Tabii bu süreçte silah bırakmanın ve PKK terör örgütünün kendisini feshetmesini hukuki varlık dönemi içerisinde hukuken bunun hem izlenmesi hem teyit mekanizması güçlü bir şekilde ortaya konulmasıyla beraber bu sürece katkı sağlayacak, bu süreci güçlendirecek hukuki yasal düzenlemelerde raporda ifade edilmiştir. Dolayısıyla bunun güçlü bir şekilde silah bırakmanın varlığının ve PKK terör örgütünün kendisini feshedip dağıtmasının çok güçlü bir şekilde kurumlarımız tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri, MİT Başkanlığımız tarafından ortaya konulması gerekiyor ki bu süreci destekleyecek, bu süreci kalıcı hale getirecek gerek idari, gerekse de yasal düzenlemeler hayata geçebilsin. PKK terör örgütünün de bazı açıklamalarını görüyoruz ki silah bırakmanın kendi açıklamalarına göre geciktirildiği veya bu konularda bir direnme olduğunu da görüyoruz. Ama İmralı’dan yapılan 27 Şubat çağrısı açıkça ortaya koyuyor ki kendi beklentisi ve talimat şudur ki artık bu bölgede silaha ve şiddete asla yer yoktur" dedi.
Hüsamlar Yeniden Projesi dünya vitrinine çıktı
05 Mayıs 2026 Salı - 11:57 Hüsamlar Yeniden Projesi dünya vitrinine çıktı Muğla’nın Milas ilçesinde hayata geçirilen ve Cumhuriyet tarihinin tek seferde yapılan en büyük rehabilitasyon projelerinden biri olan "Hüsamlar Yeniden", Uluslararası Madencilik Sonrası Faaliyetler Sempozyumu’nda (IPMS 2026) uluslararası akademi ve sektör temsilcilerine tanıtıldı. Bodrum’da düzenlenen sempozyumda, çevre ile madencilik arasındaki denge sahadaki uygulamalar üzerinden ele alındı. Madencilik faaliyetlerinin tamamlanmasının ardından eski sahaların doğaya kazandırılması süreci, sempozyumun ana gündem başlıkları arasında yer aldı. Avrupa ülkeleri, Kanada ve Uzak Doğu’da uzun süredir uygulanan rehabilitasyon örnekleri arasında Türkiye de yer almaya başladı. Bu kapsamda Milas’ta yaklaşık 800 futbol sahası büyüklüğündeki alanda yürütülen ve 250 bini aşkın fidanın toprakla buluştuğu Hüsamlar Yeniden Projesi, uluslararası katılımcılardan ilgi gördü. Post-mining vizyonu Bodrum’da ele alındı Sorumlu madencilik anlayışının önemli başlıklarından biri olan madencilik sonrası faaliyetler, sempozyumda dört ana başlık altında değerlendirildi. Doğaya geri kazandırma, atık yönetimi, endüstriyel miras ve sosyo-ekonomik faaliyetler çerçevesinde gerçekleştirilen oturumlarda, bütüncül dönüşüm modelleri masaya yatırıldı. İki yılda bir düzenlenen Uluslararası Madencilik Sonrası Faaliyetler Sempozyumu (IPMS) ile birlikte bu yıl ilk kez Avrupa ölçeğine taşınan Avrupa Madencilik Sonrası Faaliyetler Kongresi (ECOP), Türkiye’yi uluslararası bir buluşma noktası haline getirdi. 4-6 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen etkinlikte farklı ülkelerden katılımcılar, paneller ve saha gezileriyle madencilik sonrası süreçleri yerinde inceledi. Hüsamlar sahası dikkat çekti Sempozyum kapsamında gerçekleştirilen teknik gezilerde Muğla’daki rehabilitasyon sahaları ziyaret edildi. Bu ziyaretlerin öne çıkan noktalarından biri Hüsamlar sahası oldu. Yeniköy Kemerköy Enerji tarafından yürütülen projede, üretim sonrası alanların planlı şekilde doğaya kazandırılabileceği uygulamalı olarak gösterildi. İki yılı aşkın süredir devam eden çalışmalar kapsamında 576 hektarlık alan doğaya kazandırıldı. Sahada yaklaşık 250 bin fidan ve bitki toprakla buluşturulurken; oluşturulan göletler ve yeniden düzenlenen zeytinlik alanlar ile ekosistem yeniden şekillendirildi. Bölgede kuş türlerinin yeniden görülmeye başlanması, ekolojik iyileşmenin somut göstergeleri arasında yer aldı. Proje kapsamında rehabilitasyon çalışmalarının 2032 yılına kadar 1363 hektarlık alana ulaşması, uzun vadede ise bölgenin doğal bir orman ekosistemine dönüşmesi hedefleniyor. "Küresel ölçekte örnek olacak" Yeniköy Kemerköy Enerji Genel Müdür Yardımcısı Burak Işık, sempozyumun uluslararası bilgi paylaşımı açısından önemli bir platform sunduğunu belirtti. Işık, "Sürdürülebilir madencilik, maden açılmadan önce başlar, kapandıktan sonra devam eder. Rehabilitasyonu yalnızca bir yükümlülük olarak değil, madenciliğin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Hüsamlar sahasında yürütülen çalışmalar, planlı dönüşümün somut örneğidir" dedi. Çalışmaların sahadaki üretim planına paralel sürdüğünü ifade eden Işık, 2032 yılına kadar 1363 hektar alanın rehabilite edilmesinin hedeflendiğini, 2040 itibarıyla ise bölgenin tamamen doğal bir orman dokusuna kavuşmasının planlandığını kaydetti. Işık ayrıca; bölgede oluşturulacak yürüyüş ve mesire alanları ile göletlerin farklı kuş türlerine ev sahipliği yapacağını, dikilen zeytin ve lavanta gibi bitkilerin ise yerel tarım ekonomisine katkı sağlayacağını söyledi.
Uğur Korkmaz: "Bu hızla gidersek gelecek nesillere yaşanabilir bir çevre bırakamayacağız"
05 Mayıs 2026 Salı - 11:55 Uğur Korkmaz: "Bu hızla gidersek gelecek nesillere yaşanabilir bir çevre bırakamayacağız" Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Trabzon İl Müdürü Uğur Korkmaz, sınırlı kaynakların hızla tüketildiğini belirterek "Şu an geçmişe nazaran hava, su, doğamız ve çevremiz çok daha hızlı bir şekilde kirlenmektedir. Eğer bu hızla gidersek gelecek nesillere yaşanabilir bir çevre bırakamayacağız" dedi. Sıfır Atık Vakfı tarafından 81 ilde "Yerelden Ulusala İsraf ve Atık" temalı "COP31 Sürecinde Türkiye Sıfır Atık, Çevre ve İklim Değişikliği Çalıştayları" düzenleniyor. Bu kapsamda Sıfır Atık Vakfı koordinasyonunda Trabzon Valiliği himayesinde Trabzon Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, Trabzon İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, Karadeniz Teknik Üniversitesi ve Trabzon Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle "Trabzon Sıfır Atık" çalıştayı gerçekleştirildi. KTÜ Sahil Tesisi’nde gerçekleştirilen çalıştayı Trabzon Vali Yardımcısı Ercan Öter, KTÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Faruk Ursavaş, Trabzon Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Songül Bayrak, Tarım ve Orman İl Müdürü İsa Kaplan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Trabzon İl Müdürü Uğur Korkmaz, akademisyenler ve kurum amirleri katıldı. Çalıştayın açılışında konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Trabzon İl Müdürü Uğur Korkmaz, sınırlı kaynağın hızla tüketildiğini belirterek "İktisat bilimini insanın sınırsız ihtiyaçlarını sınırlı kaynaklarla karşılamaya çalışan bilim dalı olarak tanımlarlar. Çevrede bu anlamda sınırlı bir kaynak ve bugün biz bu sınırlı kaynağı hızla tüketiyoruz. Geçmişe göre günümüzde insan nüfusu ve ihtiyaçları oldukça arttı. Bu nüfusu ve ihtiyaçları karşılayabilmek için doğal olarak sanayileşme ve üretim de arttı. Bunun sonucu olarak atık miktarı ve çeşitliliğinde de oldukça artış meydana gelmiştir. Şu an geçmişe nazaran hava, su, doğamız ve çevremiz çok daha hızlı bir şekilde kirlenmektedir. Eğer bu hızla gidersek gelecek nesillere yaşanabilir bir çevre bırakamayacağız. Bakanlığımız bu gidişatın önüne geçilmek amacıyla 2017 yılında sıfır atık projesi başlatıldı" ifadelerini kullandı. Sıfır atık projesinde önemli mesafeler kaydedildiğini vurgulayan Korkmaz, "Ülkece sahiplenildi. Hatta sıfır atık projesi ülkemiz dışında da sahiplenildi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda alınan bir kararla 30 Mart tarihi sıfır atık günü olarak kutlanmaya başladı. Projenin başarısı istatistiklere de yansımış durumdadır. 2017 yılında geri dönüşüme gönderdiğimiz atık oranı yüzde 13 iken 2026 yılında bu oranı yüzde 40’a ulaştırmış durumundayız. 2035 yılına kadar da yüzde 60 seviyesine çıkmayı hedefliyoruz" diye konuştu. "Sıfır atık yaklaşımı sadece bir çevre politikası değil aynı zamanda bir yaşam kültürü olmalıdır" Trabzon Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Songül Bayrak ise "Sıfır atık yaklaşımı sadece bir çevre politikası değil aynı zamanda bir yaşam kültürü olmalıdır. İsraf, atık ve çevre sorunları artık sadece yerelde değil küresel bir melese haline gelmiştir. Bu bağlamda hedefimiz kaynakları verimli kullanma, israfı önlemek ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmaktır. Çevreyi korumak tek bir bireyin değil veya tek bir kurumun yapabileceği bir şey değildir. Bu birlikte başarabileceğimiz bir sorumluluktur" şeklinde konuştu. "Çok vahşi bir kullanımda suyun ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu görüyoruz" Trabzon Vali Yardımcısı Ercan Öter ise yaptığı konuşmada, artık sıfır atık meselesini sadece çöp ayrıştırma meselesi olarak görmediklerini kaydederek "Havanın, suyun ve toprağın kalitesi ve kirlenmesine kadar bir çok boyutla ele almamız gerektiğini biliyoruz. Ülkemizin her zaman su zengini olan bir ülke olduğunu düşünüyorduk. Fakat özellikli geçen sene kuraklıkla karşı karşıya kaldığımızda bu gerçeği çok net bir şekilde görüyoruz. Çok vahşi bir kullanımda suyun ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu görüyoruz. Sıfır atık derken çöp ayrıştırma ve katı atık tesisleri olarak olaya bakarsak yanlış bakarız" ifadelerini kullandı.
Engelsiz Yaşam Merkezi özel bireylerin hayatına dokunuyor
05 Mayıs 2026 Salı - 11:53 Engelsiz Yaşam Merkezi özel bireylerin hayatına dokunuyor Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin, "Engelsiz Efeler" vizyonu doğrultusunda hayata geçirdiği Kadıköy Mahallesi’ndeki Engelsiz Yaşam Merkezi, özel bireylerin hayatına dokunan, onları sosyal yaşamın merkezine taşıyan önemli yatırımlar arasında yer alıyor. Engelsiz Yaşam Merkezi, 100 özel bireyin eğitim aldığı, gelişimlerini desteklediği ve sosyal hayata daha güçlü katılımlar sağladığı bir merkez haline geldi. Otizm spektrum bozukluğu, Down sendromu, zihinsel engel, disleksi, serebral palsi, spina bifida, Menke-Hennekam, Hunter ve Angelman sendromu ile çeşitli gen ve kromozom farklılıklarına sahip bireyler burada uzman eğitmenler eşliğinde destek alıyor. RAM ve sağlık raporu bulunan bireylerin kabul edildiği merkez, yalnızca bir eğitim alanı değil; aynı zamanda aileler için de güven ve umut kapısı olma özelliği taşıyor. Merkezde sunulan özel eğitim programları, atölye çalışmaları ve sosyal etkinlikler sayesinde bireylerin hem zihinsel hem de sosyal gelişimleri desteklenirken, ailelerin de yaşam kalitesi önemli ölçüde artıyor. Kısa sürede bölgenin en önemli sosyal destek noktalarından biri haline gelen merkez, kapsayıcı yapısıyla dikkat çekiyor. Engelsiz Yaşam Merkezi’nin hemen yanında yer alan Fahrettin Balyurt Engelsiz Yaşam Parkı ise, erişilebilirlik esas alınarak tasarlanan yapısıyla özel bireylerin güvenle vakit geçirebildiği örnek bir sosyal alan sunuyor. Engelli dostu zeminler, yönlendirme sistemleri ve oyun alanlarıyla donatılan park; çocukların özgürce oynayabildiği, ailelerin huzurla zaman geçirebildiği ve mahalle sakinlerinin bir araya gelerek sosyal bağlarını güçlendirdiği bir yaşam alanı oldu.