Yerel Haberler
Adana
23 Mart 2026 Pazartesi - 10:40 Petrol yerine nişasta: 180 günde biyobozunabilen plastik alternatifi Adana merkezli Sunar NP, mısır nişastasından ürettiği biyoplastik ham maddelerle plastik kirliliğine çevreci bir alternatif sunuyor. Bitki bazlı biyopolimerlerden üretilen ürünler 180 gün içinde doğada çözünerek gübreye dönüşebiliyor. Bu ürünler, EN 13432 standardına uygun olarak doğada tamamen biyolojik olarak çözünüyor ve mikroplastik oluşumuna yol açmıyor. Biyoplastikler, geleneksel plastiklerden çevresel etkileri bakımından ayrışırken, plastik türleri arasındaki farkların doğru anlaşılmasının önemi de giderek daha fazla gündeme geliyor. Plastik atıkların çevreye verdiği zarar her geçen gün daha fazla gündeme gelirken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Fatih Turan’ın tek kullanımlık plastiklere yönelik düzenlemelere ilişkin yaptığı son açıklamalar, çevreci alternatifler açısından önemli bir dönüm noktası olarak öne çıkıyor. Turan, yönetmelik taslağında biyobozunur plastiklerin diğer plastiklerden ayrı değerlendirilerek muaf tutulmasının planlandığını belirtirken, planlanan düzenlemenin Sıfır Atık yaklaşımı ve döngüsel ekonomi hedefleri çerçevesinde, petrol bazlı ve oksobozunur plastiklerden biyobozunur plastiklerin ayrı tutulmasını öngördüğünü ifade etti. Bu yaklaşım, sektör temsilcileri tarafından "her plastik aynı değildir" anlayışının mevzuata yansıması olarak değerlendirilirken; petrol bazlı plastiklerin doğada yüzlerce yıl kalabildiği, oksobozunur plastiklerin ise parçalanma sürecinde mikroplastik oluşturarak çevreye kalıcı zarar verebildiği hatırlatılıyor. Nişasta bazlı biyoplastiklerin uygun şartlar altında tamamen biyolojik olarak çözünerek doğaya geri dönebildiği vurgulanıyor. Bu da sürdürülebilir malzeme geliştiren sektörler tarafından olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Plastik kirliliğine sürdürülebilir çözüm Sunar NP tarafından mısır nişastasından üretilen biyopolimerler, kısa sürede doğada biyolojik olarak çözünerek plastik kirliliğine karşı sürdürülebilir bir çözüm sunuyor. Bu kapsamda, biyobozunur plastiklerin mevzuatta ayrı bir kategoride ele alınması ve teşvik edilmesi yönündeki yaklaşımın hem çevresel etkilerin azaltılması hem de yerli ve yenilikçi üretim kapasitesinin desteklenmesi açısından kritik bir adım olduğu vurgulanıyor. Bu yaklaşım sayesinde karbon ayak izinin düşürülmesine ve ithal petrokimya bağımlılığının azaltılmasına da katkı sağlanıyor. Avrupa Birliği’nde uygulanan bu yaklaşımda, biyobozunur ve kompostlanabilir malzemeler kullanım alanlarına göre ayrıştırılarak özellikle organik atıklarla birlikte toplanabilen ürünlerde teşvik ediliyor. Bu sayede hem atık yönetimi süreçleri daha verimli hale getiriliyor hem de döngüsel ekonomi hedefleri destekleniyor. "Çevre dostu ürünler, yaygınlaşmalı" Bakanlığın tek kullanımlık plastiklere yönelik planladığı düzenlemeye dair görüşlerini paylaşan Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, bu yaklaşımı desteklediklerini belirterek, "Biyobozunur alternatiflerle tek kullanımlık plastiklerin aynı yönetmeliğe tabi olmaması son derece kritik bir önem taşıyor. Yönetmeliğin bunu açık ve net bir şekilde ortaya koyması gerektiğini düşünüyoruz. Tüm plastiklerin aynı olmadığı gerçeği doğrultusunda biyobozunur plastiklerin diğerlerinden ayrı tutulması gerekiyor. Çevre dostu ürünlerin yaygınlaşması, doğanın korunması ve sürdürülebilir üretim açısından büyük önem taşıyor" dedi. Çomu ayrıca, oksobozunur plastiklerin aksine biyoplastiklerin mikroplastik oluşumuna yol açmadığını ve çevresel etki profillerinin farklı olduğunu vurguladı. Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, mısır nişastasından üretilen biyoplastik ürünlerin plastik sektöründe çevreci bir dönüşümün parçası olduğunu belirterek ürünün geliştirilme sürecini de anlattı. Çomu, ürünlerin TÜV sertifikalı olduğunu ve Türkiye’de biyoplastik alanında ilk nişasta bazlı üretici olduklarını ifade etti. Ayrıca Avrupa Birliği’nin Packaging and Packaging Waste Regulation çerçevesinde biyoplastiklerin yasal olarak tanımlanması ve teşvik edilmesinin önemli bir örnek olduğunu söyledi. "Bu ürünün geleceği olduğunu yıllar önce gördük" Çomu, biyoplastik çalışmalarının temellerinin yaklaşık 15 yıl önce atıldığını belirterek, şirket mühendislerinin dünyadaki nişasta bazlı ürünleri incelemesiyle sürecin başladığını söyleyerek, "O dönemde dünyada nişasta bazlı ürünlerden neler üretildiğini araştırmaya başladık. Rakiplerimizin bu ürünleri ürettiğini mühendislerimiz fark etti. 2012–2013 yıllarında AR-GE yöneticimizle babam arasında geçen bir görüşmede ’bu ürünün geleceği var, yatırım yapmalıyız’ fikri ortaya çıktı. Sonrasında yaklaşık 4–5 yıl boyunca tesislerde sadece bu ürünlerin kombinasyonları üzerine çalıştık" dedi. "Birçok plastik ürünün çevreci alternatifi üretilebiliyor" Biyopolimerlerin birçok farklı sektörde kullanılabildiğini ifade eden Çomu, ürünlerin plastik içindeki biyolojik oranı artırarak çevresel etkiyi azalttığını belirtti. Mustafa Nuri Çomu, "Termoplastik nişasta ve termoplastik nişasta içeren biyoplastik hammaddeleri üretiyoruz. Bu malzemeler biyoplastik formülasyonlarında biyobazlı içeriği artırmak amacıyla kullanılıyor. Bu hammaddelerle tek kullanımlık poşetler, kargo poşetleri, çöp torbaları, çatal-kaşık gibi ürünler, kulak çöpleri, içecek karıştırıcıları, pipetler, çeşitli ambalaj malzemeleri, tarım sektöründe kullanılan örtü filmleri ve hatta 3D yazıcı filamentleri üretilebiliyor" ifadelerini kullandı. "Türkiye’de ham maddeden üretim yapan tek üreticiyiz" Türkiye’de nişasta bazlı biyoplastik ham maddesini üreten tek entegre üretici olduklarını vurgulayan Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, üretimin büyük bölümünün ihracata yönelik olduğunu söyledi. Çomu, "Türkiye’de nişastadan, bu ürünü ham maddeden başlayarak üreten tek entegre üreticiyiz. Şu anda ağırlıklı olarak ihracata çalışıyoruz. Avrupa, Çin, Uzak Doğu ve Güney Amerika’da bu ürünler regülasyonlarla destekleniyor. Devletler petrol bazlı plastikleri yasaklayarak veya ek ücretler getirerek bu ürünlerin kullanımını teşvik ediyor" ifadelerini kullandı. "Devlet politikalarıyla kullanım hızla artabilir" Türkiye’de benzer teşvik mekanizmalarının devreye alınması halinde biyoplastik kullanımının hızla yaygınlaşabileceğini belirten Çomu, birçok zincir marketin bu ürünleri kullanmaya hazır olduğunu söyledi. Türkiye’deki ambalaj üreticilerinin ise biyoplastik ambalajlar ve tek kullanımlık ürünleri halihazırda ağırlıklı olarak ihracat için ürettiğini ifade etti. Çomu, "Eğer bu yönde bir politika uygulanırsa birçok zincir market bu ürünleri kullanmaya hazır. Biz de bu konuda üretimlerimizi sürdürüyoruz. 2020 yılından bu yana Avrupa’da da birçok iş ve sürdürülebilirlik ödülü aldık" dedi. Çomu ayrıca Türkiye’nin iklim politikaları açısından önemli bir döneme girdiğini belirterek, "Türkiye’nin COP31 yılı olması nedeniyle çevre ve sürdürülebilirlik alanında atılacak adımlar uluslararası ölçekte de büyük önem taşıyor. Biyobozunur ve bitki bazlı ürünlerin teşvik edilmesiyle Türkiye bu alanda öncü ülkelerden biri olabilir. Biz de Sunar Yatırım olarak bu dönüşümü sonuna kadar desteklemeye ve katkı sunmaya hazırız" diye konuştu.
23 Mart 2026 Pazartesi - 10:17 80 yaşında Çukurova kamışlarını sanata dönüştürüyor ADANA (İHA) – Adana’da 80 yaşındaki ney ustası Çukurova’nın sazlıklarından topladığı kamışları atölyesinde sanata dönüştürüp gelecek nesillere aktarıyor. Kozan ilçesinde yaşayan emekli öğretmen Yunus Can, Çukurova’nın sazlıklarından topladığı kamışları evinin bodrum katındaki atölyesinde neye dönüştürerek yarım asra yaklaşan emeğini sürdürüyor. Kozan’ın ilk ney ustası olan Can, hem üretim yapıyor hem de yetiştirdiği öğrencilerle unutulan sanatını geleceğe taşıyor. Ney ile tanışmasının 20-25 yıl öncesine dayandığını anlatan Can, "Bir arkadaşımın evinde bir ney metodu gördüm. İçinde bir Muş türküsü dikkatimi çekti. O kitabı aldım. Metot, rahmetli Süleyman Evgüner’e aitti. Oradan neyin nasıl yapıldığını, nasıl üflendiğini, nasıl çalındığını öğrendim. ’Ben bunu yaparım’ dedim ve kamış toplamaya başladım" dedi. "Her kamış ney olmaz" Ney yapımının sabır ve titizlik istediğini vurgulayan Can, "Her kamış neye gelmez. Kamışların boğum aralıklarının birbirine yakın ve dengeli olması gerekir. Tarladan kesip getiriyoruz ama hemen olmuyor. En az bir yıl kuruması gerekiyor. Bizim bölgemiz sıcak olduğu için bazen altı ay da yeterli oluyor. Kuruduktan sonra dış kabuğunu temizliyoruz, içini açıyoruz ve neyin yapım aşamasına geçiyoruz" diye konuştu. Can, 24 çeşit ney bulunduğunu belirterek, her birinin ayrı bir ölçü ve ses karakterine sahip olduğunu ifade etti. "Neye rağbet az, fakat gönül verenler var" Kozan’da ney yapımını başlatan isim olduğunu dile getiren Yunus Can, bilgisini öğrencileriyle paylaştığını ve sanatın gelecek nesillere aktarılması için bilgiyi kendine saklamadığını ifade ederek, "Bu birikim sadece benimle gitmesin istedim. Birçok kişiye öğrettim. Şimdi burada yapan birkaç arkadaşımız var. Takıldıkları yerde hala yardımcı oluyorum. Toplanırız, meşk yaparız. Ama gençler biraz uzak. Neye rağbet az, fakat gönül verenler var" dedi. "Kozan için büyük bir değer" Neyle Yunus Can öğretmeni sayesinde tanıştığını belirten Zahit Emre Sönmez ise uygun vakitlerinde ney üflediğini söyleyerek, "Yunus hocamla yıllar önce tanıştık. Neylerinden aldık, birlikte meşk yaptık. Ney yapımı gerçekten zor bir iş. Ben de denemeler yaptım ama kolay değil. Kozan’da böyle bir atölyenin ve böyle bir ustanın olması büyük bir avantaj. Değerinin bilinmesi ve desteklenmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.
23 Mart 2026 Pazartesi - 10:08 80 yaşında Çukurova kamışlarını sanata dönüştürüyor Adana’da 80 yaşındaki ney ustası Çukurova’nın sazlıklarından topladığı kamışları atölyesinde sanata dönüştürüp gelecek nesillere aktarıyor. Adana’nın Kozan ilçesinde yaşayan 80 yaşındaki emekli öğretmen Yunus Can, Çukurova’nın sazlıklarından topladığı kamışları evinin bodrum katındaki atölyesinde neye dönüştürerek yarım asra yaklaşan emeğini sürdürüyor. Kozan’ın ilk ney ustası olan Can, hem üretim yapıyor hem de yetiştirdiği öğrencilerle unutulan sanatını geleceğe taşıyor. Ney ustası Yunus Can, ney ile tanışmasının 20-25 yıl öncesine dayandığını aktararak, "Bir arkadaşımın evinde bir ney metodu gördüm. İçinde bir Muş türküsü dikkatimi çekti. O kitabı aldım. Metot, rahmetli Süleyman Evgüner’e aitti. Oradan neyin nasıl yapıldığını, nasıl üflendiğini, nasıl çalındığını öğrendim. ‘Ben bunu yaparım’ dedim ve kamış toplamaya başladım" dedi. "Her kamış ney olmaz" Ney yapımının sabır ve titizlik istediğini vurgulayan Can, "Her kamış neye gelmez. Kamışların boğum aralıklarının birbirine yakın ve dengeli olması gerekir. Tarladan kesip getiriyoruz ama hemen olmuyor. En az bir yıl kuruması gerekiyor. Bizim bölgemiz sıcak olduğu için bazen altı ay da yeterli oluyor. Kuruduktan sonra dış kabuğunu temizliyoruz, içini açıyoruz ve neyin yapım aşamasına geçiyoruz" diye konuştu. Can, 24 çeşit ney bulunduğunu belirterek, her birinin ayrı bir ölçü ve ses karakterine sahip olduğunu ifade etti. "Neye rağbet az, fakat gönül verenler var" Kozan’da ney yapımını başlatan isim olduğunu dile getiren Yunus Can, bilgisini öğrencileriyle paylaştığını ve sanatın gelecek nesillere aktarılması için bilgiyi kendine saklamadığını ifade ederek, "Bu birikim sadece benimle gitmesin istedim. Birçok kişiye öğrettim. Şimdi burada yapan birkaç arkadaşımız var. Takıldıkları yerde hala yardımcı oluyorum. Toplanırız, meşk yaparız. Türkü, ilahi söyleriz. Ama gençler biraz uzak. Neye rağbet az, fakat gönül verenler var" dedi. "Kozan için büyük bir değer" Neyle Yunus Can öğretmeni sayesinde tanıştığını belirten Zahit Emre Sönmez ise uygun vakitlerinde ney üflediğini ifade ederek, "Yunus Hocamla yıllar önce tanıştık. Neylerinden aldık, birlikte meşk yaptık. Ney yapımı gerçekten zor bir iş. Ben de denemeler yaptım ama kolay değil. Kozan’da böyle bir atölyenin ve böyle bir ustanın olması büyük bir avantaj. Değerinin bilinmesi ve desteklenmesi gerekiyor" dedi.
Aşırı sıcaklar beyin kanaması riskini artırıyor
18 Temmuz 2025 Cuma - 09:18 Aşırı sıcaklar beyin kanaması riskini artırıyor Adana’da aşırı sıcaklarda dışarıda vakit geçirmek beyin kanamasına yol açabiliyor. Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, "Aşırı sıcaklara maruz kaldığınızda beyin, buna hemen tepki olarak onu dengelemeye çalışır. Kalp hızı artar ve eğer yaşlıysanız, damar duvarınız zayıfsa, idrar söktürücü ilaç kullanıyorsanız, tansiyon hastasıysanız bu durumlar beyinde kanamaya yol açar" dedi. Adana’da termometreler mevsim normallerinin çok üzerinde seyrederken, kent genelinde kavurucu sıcaklar etkisini sürdürüyor. Son günlerde 40 dereceyi aşan hava sıcaklığı nedeniyle vatandaşlar serinlemek için gölge ve kapalı alanlara yöneliyor. Beyin kanaması riski yüksek Uzmanlar, özellikle uzun süre güneş altında kalmanın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor. Özellikle sıcak havalarda şapka takmadan yürümek veya çalışmak beyin kanamasına neden olabiliyor. "Sıcaklar herkeste beyin kanamasına yol açmaz" Konuyla ilgili Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Şen, aşırı sıcakların insan sağlığı üzerinde ciddi etkiler oluşturabileceğine dikkat çekerek, "Aşırı sıcaklar beyin kanamasına yol açabilir. Ancak bu sıcaklar herkeste beyin kanamasına yol açmaz. Aşırı sıcaklarda beynin tansiyondaki oynamalara karşı kendisini koruduğu oto regülasyon sistemi var. Sıcak havalarda damarlarda aşırı bir genişleme, bunun sonucu olarak da tansiyonda düşme olur. Tansiyon düşmesi ise beyne veya diğer organlara giden kan miktarlarında azalmaya yol açar. Beyinde buna hemen tepki olarak onu dengelemeye çalışır. Kalp hızı artar ve eğer yaşlıysanız, damar duvarınız zayıfsa, idrar söktürücü ilaç kullanıyorsanız, tansiyon hastasıysanız bu durumlar beyinde kanamaya yol açar" ifadelerini kullandı. "Yeteri kadar sıvı almamak kanda koyulaşmaya yol açıyor" Tansiyon hastaları ve idrar söktürücü ilaç kullananların daha dikkatli olması gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Şen, "Aşırı sıcaklarda beraberinde terlemede fazla olduğu için vücut sıvı kaybediyor. Yeteri kadar sıvıyı vücuda almadığınızda ise kanda koyulaşma, yoğunlaşma oluyor. Bu yoğunlukta beyin ve kalp damarlarında tıkanıklığa yol açarak felçlik yapar ya da kalp, fazla efor harcayarak tansiyon hastalığı olarak kendisini gösterebilir. Tansiyon hastasıysanız, idrar söktürücü ilaçlar alıyorsanız muhakkak dikkatli olmanız gerekiyor" diye konuştu. Öte yandan Prof. Dr. Orhan Şen, özellikle yaşlılar, tansiyon hastaları ve ağır işlerde çalışanların sıcak saatlerde dışarı çıkmamalarını, bol sıvı tüketmelerini ve güneşten korunmalarını önerdi.
Adana’ya Plazma Bağış Merkezi kuruluyor
17 Temmuz 2025 Perşembe - 16:39 Adana’ya Plazma Bağış Merkezi kuruluyor Türkiye’de kurulacak ilk Plazma Bağış Merkezi için Türk Kızılay ile Adana Ticaret Odası’nca ilgili protokol imzalandı. Türk Kızılay tarafından kurulacak ilk Plazma Bağış Merkezi için Adana seçildi. İlgili protokol Türk Kızılay Genel Sekreteri Y. Ramazan Saygılı ve Adana Ticaret Odası Başkanı Yücel Bayram tarafından imzalandı. Adana Ticaret Odası’nın (ATO) tarihi hizmet binası bu amaçla kiralanırken merkezin kurulmasına ilişkin teknik ve idari hazırlıklar hızla sürüyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Türk Kızılay Genel Sekreteri Y. Ramazan Saygılı, "Plazma ürünleri, insan kanının sıvı kısmı olan plazmadan elde edilen ve tedavide hayati önem taşıyan beşeri ilaçlardır. Bu ürünler, başta kan hastalıkları, bağışıklık sistemi yetersizlikleri ve nadir genetik rahatsızlıklar olmak üzere, yaşamı tehdit eden pek çok hastalığın tedavisinde kullanılmakta; birçok durumda tek tedavi seçeneği olarak öne çıkmaktadır. Ülkemiz, plazma ürünleri konusunda halen tamamen yurt dışına bağımlı durumdadır. Ülkemizin bu alandaki dışa bağımlılığını sonlandırmak ve yerli üretim kapasitesini oluşturmak amacıyla Plazma Fraksinasyon Projesi başlatılmıştır. Bu proje için Adana’nın seçilmesi bizler için ayrı bir gurur kaynağıdır. Ayrıca sosyal sorumluluk konusunda duyarlılık gösteren Adana Ticaret Odası’na bu merkezin kurulumunda bizlere verdiği destekten dolayı teşekkür ederim" dedi. Adana Ticaret Odası’nın tarihi hizmet binasının Plazma Kan Merkezi olarak kullanılması için kiraya verdiklerini belirten ATO Başkanı Yücel Bayram, "Adana Ticaret Odamızın tarihi hizmet binası birçok ilke imza atmış tarih kokan bir binadır. Bizim için manevi bir öneme sahiptir. Türk Kızılay ile nerdeyse aynı yaşa sahip Adana Ticaret Odası böyle manevi bir projenin destekçisi olmaktan gurur duymaktadır. ATO olarak birçok sosyal projede imzamız vardır. İnsanlığa faydalı bu tür projelerin her zaman destekçisi olduk, olmaya da devam edeceğiz. Türk Kızılay ile imzaladığımız protokolle Adana’da kurulacak bu ilk merkez hem teknik altyapı hem de plazma bağışçısı kazanımı açısından model teşkil edecek; ülke genelinde kurulacak diğer Plazma Bağış Merkezlerine öncülük edecektir. Adana Plazma Bağış Merkezi’nin faaliyete geçmesiyle birlikte, plazma bağışı kültürünün yaygınlaşması sağlanacak; yerli plazmadan stratejik öneme sahip ilaçların üretiminin önü açılacak ve dışa bağımlılığı azaltan, sağlık sistemine güvence oluşturan milli bir kapasite oluşturulması sağlanacaktır. Hizmet binamızı kiraya verirken Kızılay ile kararlaştırdığımız konulardan biri de, binamızın tarihi dokusuna ve dış cephesine müdahale edilmemesi hususu olmuştur" dedi.
Vatandaşların köy adına alındı sandıkları konak, eski muhtarın çıktı
17 Temmuz 2025 Perşembe - 14:24 Vatandaşların köy adına alındı sandıkları konak, eski muhtarın çıktı Adana’nın Feke ilçesinde dönemin muhtarının ‘Burayı alıp köy konağı yapacağız’ diyerek ihaleye girip aldığı yapıya Feke Belediyesi tadilat yapıp ‘Feke Belediyesi Güzpınar Mahallesi Şehit Yusuf Özbek Köy Konağı ve Kültür Evi’ talebesi astı. Ancak köy konağı olarak kullanılacağı belirtilen yapının aslında eski muhtar tarafından ihale ile şahsına aldığı öğrenildi. Binanın kişisel mülk olarak kullanması tepki topladı. Adana’nın Feke ilçesine bağlı Güzpınar Mahallesi’nde köy konağı olarak kullanılan yapı, 2016 yılında Orman İşletmesi’nce ihaleye çıkartıldı. İddiaya göre, mahallenin muhtarı Hidayet Gedik, köy konağı yapılacağını söyleyerek köylülerin ihaleye girmesini engelledi ve köy konağını ihaleden aldı. Ancak aradan geçen yıllarda köy konağı yapılmadı ve yapı, muhtar tarafından şahsi olarak kullanıldı. Feke Belediyesi’nin yapının bir bölümünü kiralayarak tadilat yapıp kültür evi ve halı saha oluşturduğu alana ilişkin tartışmalar, yeni muhtar Aydın Güngör’ün göreve gelmesinin ardından gün yüzüne çıktı. "Seçimden sonra öğrendik, bina köyün değilmiş" Güzpınar Mahallesi Muhtarı Aydın Güngör, binanın köylü adına alındığını ancak şahsi kullanımda olduğunu belirterek, "Biz bu binanın köy adına alındığını sanıyorduk. Orman İşletmesi’ne ait bir binaydı. Eski muhtar bu binayı ihale ile almış. Seçimden sonra kendi adına alındığını öğrendik. Şimdi hiçbirimiz binayı kullanamıyoruz. Belediye bu yapıyı restore etti, gençler için halı saha yaptı. İŞKUR’dan çalışan bile alındı. Ama şimdi tapu şahıs adına, kullanılmasına izin verilmiyor. Bu yapının yeniden köy halkına verilmesini istiyoruz" dedi. "Köy malı dedi, inandık" O dönem eski muhtar Hidayet Gedik ile birlikte ihaleye katıldıklarını belirten Muammer Atay, "Feke’de kahvehanede oturuyorduk. İhale saatini öğrenip geleceğini söyledi. ‘Senden başka kimse gelmesin, köy adına alacağız’ dedi. Saat 11 gibi ihaleye gitti. İhale sonrası ‘köyün malı oldu’ dedi. Biz de bir muhtara inandık. 7-8 sene sonra gerçek ortaya çıktı. Belediye binayı yeniledi, kültür evi yaptı, yanına saha yaptı. Herkes köy adına alındı sanıyordu. Gerçek başka çıktı" diye konuştu. "Babamın etrafındaki herkes biliyordu" Köy konağı olduğu belirtilen yapıya çekim sırasında gelen eski muhtar Hidayet Gedik’in oğlu Abdurrahman Gedik ise, "Herkes burada ne olduğunu biliyor. Babam herkese demişti, kendi aralarında konuşmuşlardı. Hepsi biliyor. Başka bir şey demek istemiyorum" dedi. "Ben aldım, benim malım" Tartışmalar sürerken, bölgeye gelen eski muhtarın ağabeyi Yusuf Gedik ise belediye tarafından tadilat bakım onarımı yapılan ‘Feke Belediyesi Güzpınar Mahallesi Şehit Yusuf Özbek Köy Konağı ve Kültür Evi’ talebesi olan yapı için, "Burası benim, ben aldım. Şehidimizin adı yazıldı ama köy malı değil. Parayı Hidayet ödedi. Tapu bizim üzerimize" dedi. Bu sözlere mahalle halkı tepki göstererek, yapının tüm masraflarının belediye tarafından karşılandığını savundu.
Prof. Dr. Ürünsak: "Kısırlıkta tedavi kişiye özeldir"
17 Temmuz 2025 Perşembe - 14:10 Prof. Dr. Ürünsak: "Kısırlıkta tedavi kişiye özeldir" Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Ferhat Ürünsak, kısırlık tedavisinin kişiye özel olduğunu belirterek, "Bazı çiftlerde yalnızca ilaçla tedavi, bazı çiftlerde aşılama uygulaması yeterliyken, bazılarında ise tüp bebek tedavisi gerekir. Doğru tedavi için ilk değerlendirmede nedene yönelik doğru tanı konması son derece önemlidir" dedi. Kısırlık, bir çiftin korunmasız ve düzenli cinsel ilişkiye rağmen bir yıl boyunca gebelik elde edememesi durumu olarak tanımlanıyor. Araştırmalar, günümüzde her 100 çiftten 15’inin bu sorunla karşılaştığını, çeşitli nedenlere bağlı olarak doğal yollarla gebelik elde edilemediğini ortaya koyuyor. Çocuk sahibi olmak isteyen ama doğal yollarla bu hayaline ulaşamayan birçok çift için günümüzde modern tıbbın sunduğu tüp bebek tedavisinin umut kaynağı olduğunu söyleyen Medline Adana Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Ferhat Ürünsak, kısırlığa yol açan nedenleri ve yapılabilecekleri anlattı. Kısırlık, yalnızca kadına özgü bir sorun değil Çocuk sahibi olamama durumunun yüzde 37’si kadına, yüzde 8’i erkeğe, yüzde 35’i ise hem kadın, hem de erkeğe bağlı olabileceğini kaydeden Prof. Dr. Ürünsak, "Yüzde 20 kadar çiftte ise kadın ve erkekte bir problemin tespit edilemediği, yani açıklanamayan infertilite söz konusudur. Bu nedenle kısırlık sorunu ile karşılaşıldığında mutlaka kadın ve erkeğin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Her tedavi kişiye özeldir. Bazı çiftlerde yalnızca ilaçla tedavi, bazı çiftlerde aşılama uygulaması yeterliyken, bazılarında ise tüp bebek tedavisi gerekir. Doğru tedavi için ilk değerlendirmede nedene yönelik doğru tanı konması son derece önemlidir. Bundan dolayı her hastanın özel olarak değerlendirilmesi başarı için önemli bir adımdır" dedi. Geç kalmadan bir uzmana başvurmak gerekebilir Bilinen bir problem yoksa kadının yaşı 35 yaş altı çiftlerde 1 yıl, 35 yaş üzerinde çiftlerde 6 ay içerisinde gebelik oluşmuyorsa araştırma ve tedaviye başlanması gerektiğinin altını çizen Ürünsak, "Kadının 40 yaş ve üzerindeki olduğu çiftlerde ise hiç beklenmeden bir uzmana danışılması önerilir. Kadınlarda 35 yaş sonrası yumurta sayısı ve kalitesi azalmaya başlar. Bu durum gebelik şansını azaltırken düşük yapma ve genetik sorunlu gebelik riskini de artırır. Bu nedenle çocuk sahibi olmayı planlayan kadınların zaman kaybetmeden bir uzmana başvurarak yumurtalık rezervlerini değerlendirmeleri, gerekiyorsa yumurta dondurma gibi koruyucu yöntemleri düşünmeleri önemlidir. Düzensiz adet görme, aşırı tüylenme veya kilo problemi olan kadınlarda yumurtlama sorunu olabilir. Ancak, yapılacak bazı testler yardımı ile bu durum zaman kaybetmeden tespit edilebilir" diye konuştu. Sperm sayısı ve kalitesi önemlidir Semen analizi ile sperm sayısı, hareketliliği ve yapısının değerlendirildiğini ifade eden Prof. Dr. Ürünsak, "Bu, kısırlık nedeninin anlaşılmasında yol gösterici olması açısından ilk değerlendirmede ve tedavi öncesinde mutlaka yapılması gereken bir testtir. Sigara, alkol, aşırı kilo, stres ve uykusuzluk hem kadın hem de erkekte doğurganlığı azaltabilir. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinmek ve düzenli egzersiz yapmak bu süreçte oldukça destekleyicidir. Geçirilmiş enfeksiyonlar veya ameliyatlar kadın üreme sistemindeki tüplerin tıkanmasına yol açabilir. Tüpler tıkalıysa, sperm yumurtaya ulaşamaz ve doğal yolla gebelik gerçekleşmez. Bu durum genellikle rahim filmi (HSG) ile tespit edilir. Gerekirse ek olarak laparoskopik değerlendirme de yapılmalıdır. Tüplerin tamamen tıkalı olduğu durumlarda en etkili tedavi yöntemi tüp bebek uygulamasıdır. Çünkü bu yöntemde yumurtalar sperm ile laboratuvar ortamında döllenir ve embriyo doğrudan rahime yerleştirilir" şeklinde konuştu. Erken tanı ve doğru tedavi başarı şansını artırır Gebeliği geciktiren bir sorun fark edildiğinde zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmayı öneren Prof. Dr. Ürünsak, "Böyle bir durumda yapılacak testler kısırlığın kaynağını hızla ortaya koyar. Sorun netleştiğinde ise kişiye özel, bilimsel olarak kanıtlanmış tedavi yolu belirlenir. Böylece deneme-yanılma ile zaman kaybetmek yerine, en etkili adımı en başta atarak gebelik şansı artırılmış olur. Anne ve baba adaylarında tüm testlerin normal çıktığı, ancak gebeliğin gerçekleşmediği durumlar "açıklanamayan kısırlık" olarak adlandırılır. Bu çiftlerde aşılama ve tüp bebek tedavisi çoğu zaman başarıya ulaşır. Önemli olan, umutsuzluğa kapılmadan sürecin doğru bir şekilde yönetilmesidir. Kısırlık süreci çiftler üzerinde büyük duygusal baskılar oluşturabilir. Bu dönemde çiftlerin birbirine destek olması ve gerektiğinde psikolojik yardım alması, tedavinin başarısını olumlu etkileyen önemli bir adımdır" dedi.
"Alkollüydüm, neden çaldığımı hatırlamıyorum" dedi, 2 ayrı araç hırsızlığından tutuklandı
17 Temmuz 2025 Perşembe - 10:10 "Alkollüydüm, neden çaldığımı hatırlamıyorum" dedi, 2 ayrı araç hırsızlığından tutuklandı Adana’da, 2 ayrı otomobil hırsızlığına karıştığı tespit edilen şüpheli, polis ekiplerince yakalandı. Sorgusunda, "Alkollüydüm, neden çaldığımı hatırlamıyorum" diyen zanlı çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Olay, 5 Temmuz günü Seyhan ilçesi Yenimahalle’de meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, sokakta yürüyen Yiğit S. (33), park halindeki bir otomobilin kelebek camını kırarak içeri girdi. Düz kontak yaparak otomobili çalıştıran şüpheli, bir süre gezdiği aracı daha sonra yol kenarına bırakıp ortadan kayboldu. Aracının yerinde olmadığını fark eden sahibi A.G., durumu polise bildirdi. Oto Hırsızlık Büro Amirliği ekipleri, çevredeki güvenlik kameralarını inceledi. Kimliği belirlenen şüphelinin, hırsızlık, yaralama ve tehdit gibi suçlardan 54 kaydı bulunan Yiğit S. olduğu tespit edildi. Yapılan detaylı araştırmada Yiğit S.’nin, 10 Mayıs’ta Çukurova ilçesi Yüzüncüyıl Mahallesi’nde yine park halindeki bir aracı çaldığı da ortaya çıktı. Gözaltına alınan şüpheli, ifadesinde her 2 hırsızlığı da hatırlamadığını söyleyerek, "Araçları çaldığım sırada alkolün etkisindeydim. Ne yaptığımı bilmiyorum" dedi. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüpheli şahıs, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.