Yerel Haberler
Ankara
Memur-Sen Genel Başkanı Yalçın: "Şehirler, modern insanın mekanı değil, zindanı oldu" 14 Mayıs 2026 Perşembe - 12:42:42 Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen) Genel Başkanı Ali Yalçın, "Modernite çalışma hayatından hukuka, üretimden tüketime her şeyi değiştirdi ve dönüştürdü. İnsanı fıtratından uzaklaştıran, duayla kavga ettiren, mezarlardan kaçan, mezarlıklardan çekinen, sürekli tüketime odaklı şehirler, modern insanın mekanı değil, zindanı oldu. Yeni AVM’ler, yeni tapınaklar olarak insanların bütün vaktini harcadığı bir yere dönüştü" dedi. Memur-Sen bünyesindeki Türkiye Diyanet ve Vakıf Görevlileri Sendikası tarafından düzenlenen ‘Yalnızlaşan Kentten Dayanışan Kente Vakıf Müessesesinin Mimari ve Sosyal Restorasyonu’ başlıklı panelde vakıf kültürünün toplumsal dayanışmadaki rolü, şehir hayatına etkileri ve medeniyet perspektifi ele alındı. Programda Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından bir konuşma yapan Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, geleceğin şehirleri ve sürdürülebilirliklerinin küresel ölçekte konuşulduğunu ve münazara edildiğini ifade ederek, "Fakat bu mesele, vakıf merkezli dayanışma ve sosyal restorasyon bağlamında burada bir kez daha ele alınmış olacak. Dahası tarihi mirasımız retoriğin ötesinde eleştirel akılla yeterince analiz edilmiyor. Bir tarihçinin güzel bir sözü var, ‘Geleceği kuramayanlar geçmişine hücum ederler.’ Yeni tarih övgü ve gerginliğin ötesinde bu açıdan değerlidir. Bu yönüyle vakıf müessesesini kentsel dayanışma bağlamında tartışmak, bu mirasın bugüne ne söyleyebileceğini ele almak, meseleye bu bakış açısıyla yaklaşmak, geçmişe hücum değil de bilakis güçlü bir geleceğe yönelmek açısından son derece kıymetlidir. Ali Yıldız başkanımızın az önce ifade ettiği gibi ’Biz vakıf medeniyetiz, vakıf medeniyetinin mirasçılarıyız’ sözünü kıymetli buluyorum. Çünkü hakikaten millet olarak bizleri tarif eden bir tanımlama. Hatta öyle ki Osmanlı Devleti’nin doğum belgesi denilen Mekece Vakfiyesi adından da anlaşılacağı üzere bir vakıf belgesi. Yani Osmanlı toplumu vakıf müessesesini kurumsallaştırarak başka bir boyuta taşımış, sosyal stratejik bir boyut kazandırmıştır ona" diye konuştu. "Anadolu’da vakıf yolcuya aşk, kuşa yem, yetim kıza çeyiz, kimsesize barınma, hastaya ise darüşşifa olmuş" Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ecdadımızın daha önce o günlerde bu vakıf müessesesini nasıl cari kıldığına ilişkin örnekleri bu beraber yapacağımız çalıştay vesilesiyle dinleyeceğiz ve bir kez daha bu konuda hayranlığımızı hepimiz ifade edeceğiz. Ama geleceğe ilişkin de ödev çıkarmış olacağız. Zira Anadolu’da vakıf yolcuya aşk, kuşa yem, yetim kıza çeyiz, kimsesize barınma, hastaya ise darüşşifa olmuş. Ecdadımız delisine de, velisine de, erenine de, dervişine de vakıf yoluyla sahip çıkmayı bu anlamda kurumsallaştırmış. Kuş uçmaz kervan geçmez denilen yerde misafir ağırlamak için yarışan tekkeler, imalathaneler, zaviyeler şehirlerin çekirdeğini oluşturmuş ve Diyar-ı Rum beldesini İslam beldesi yapmış ve Anadolu kılmıştır. İşte tam da bu yönüyle vakıf kültürümüzü sosyal ve stratejik olarak yeniden ihya etme mesuliyetimiz var. Bununla birlikte elbette kentsel dayanışma üzerine kafa yoran, dünyaya söyleyecek sözü olan aktaracak, bu sözü derleyip toparlayacak güçlü bir müktesebatımız var. Onun için hepimize sorumluluk düşüyor." "Şehirler, modern insanın mekanı değil, zindanı oldu" Sanayi Devrimi sonrası yerin yerinden oynadığını ve taşların halen yerine oturmadığını kaydeden Yalçın, "Modernite çalışma hayatından hukuka, üretimden tüketime her şeyi değiştirdi ve dönüştürdü. İnsanı fıtratından uzaklaştıran, duayla kavga ettiren, mezarlardan kaçan, mezarlıklardan çekinen, sürekli tüketime odaklı şehirler, modern insanın mekanı değil, zindanı oldu. Yeni AVM’ler, yeni tapınaklar olarak insanların bütün vaktini harcadığı bir yere dönüştü. Onun için birlikte yaşama, dayanışma, kültürel devamlılığı sağlama gibi olgular şehir yaşamının dışında kaldı. Türkiye’de ise özellikle 1950 sonrası köyden kente göç dalgaları bugünkü şehirleri şekillendirdi. Çarpık şehirlerde hemşehri olarak birbirine tutunan yalnız insanların hayat mücadelesi başladı. Ve insanlar yalnızlıklarını hemşehri dernekleri üzerinden gidermeye çalışıyor. Birbiriyle bu anlamda dayanışmaya çalışıyor. 80’lere kadar bir nebze de olsa tanışıklık ve dayanışmayı temin eden bir mahalle kültürümüz vardı. Fakat bu tablo önce apartmanlaşmaya, sonra korunaklı sitelere dönüştü ve şehirli insan eşittir yalnız ve güvencesiz insan formuna dönüştü. Böylece tanışıklığın yerini yalnızlık, dayanışmanın yerini kimsesizlik aldı. Bugünün dünyasında her zamankinden daha fazla kurumsallaşmış, dayanışmaya organize olmuş, iyiliğe ve organize merhamet hareketine ihtiyaç var. Peki insan tabiatına uymayan bu yalnızlığı panelimizin başlığında da vurgulayan yalnızlaşan kentten dayanışan kente nasıl ulaştıracağız? Vakıf müessesesinin mimari restorasyon kısmını uzmanlara bırakalım. Peki sosyal restorasyonu nasıl yapacağız? Bunu Mehmet Akif İnan üstadımızın, kurucu genel başkanımızın diliyle cevaplarsak ‘Düşüncemizin kültürüne malik olmalıyız. Köklü fakat çağdaş bir nefese sahip bir düşünce kurmalıyız’ yaklaşımı hakikaten önemli. Vakıf müessesesinin geleneğini istikrarla sürdürmek, faaliyet alanını toplumun her kesimine ulaştıracak şekilde çeşitlendirmek ve vakıf kültürümüzü daha da genişletmeye hepimizin ihtiyacı var. Biz Memur-Sen olarak tam da bu şuurla iyiliği kurumsallaştırmak için 2016 yılında kurduğumuz Mehmet Akif İnan Vakfımız ile eğitim çalışanlarımıza, eğitimcilerimize ve eğitim yöneticilerimize yönelik nitelikli çalışmaları yönetiyor, eğitim fakültelerinde okuyan öğrencilere bu anlamda geleceğe hazırlık yönünde programlar organize ediyoruz" şeklinde konuştu. Programa Diyanet-Sen Genel Başkanı Ali Yıldız, Vakıflar Genel Müdürü Sinan Aksu, sendika üyesi memurlar, akademisyenler, yazarlar ve kurum temsilcileri katıldı.
14 Mayıs 2026 Perşembe - 12:35 Türk Telekom’dan ‘İnnova Proje Yönetişimi Zirvesi’ gerçekleşti Türk Telekom’un yerli ve yenilikçi bilgi teknolojileri çözümleri sunan şirketi İnnova, ‘Yapay Zeka ile Güçlenen Liderlik’ temasıyla İnnova Proje Yönetişimi Zirvesi’ni Ankara’da düzenledi. Türk Telekom’un yerli ve yenilikçi bilgi teknolojileri çözümleri sunan grup şirketi İnnova tarafından ‘Yapay Zeka ile Güçlenen Liderlik’ temasıyla ‘Proje Yönetişimi Zirvesi’ gerçekleştirildi. Sağlık Bakan Yardımcısı Şuayip Birinci, Türk Telekom CEO’u Ebubekir Şahin ve İnnova CEO’su Huzefe Yılmaz’ın katılımıyla gerçekleşen programda kamu ve özel sektörün farklı paydaşlarını bir araya getirilerek, yönetişim alanında bilgi paylaşımı ve deneyim aktarımına katkı sağlaması hedeflendi. Ayrıca yönetişim kültürünü benimseyen ve bu alanda kendini geliştirmek isteyen profesyonelleri bir araya getirerek kurumların daha etkin ve sürdürülebilir yönetim anlayışlarına katkı sunması amaçlandı. "Yapay zekayı bir destek mekanizması olarak gördüğümüzde daha sağlıklı bir dönüşümü mümkün kılabiliriz" Programda bir konuşma gerçekleştiren Şahin, Türkiye’nin dijital dönüşümüne liderlik ederken bireylerden kurumlara, kamudan sanayiye kadar geniş bir ekosistemi yönettiklerini belirterek bunu Türk Telekom Grubu ve iştirakleriyle birlikte gerçekleştirdiklerini ifade etti. Yapay zekanın gelişimine değinen Şahin, 2030’a kadar yapay zeka işlem gücünün 500 kat artmasının beklendiğini ifade etti. Şahin, "Bu iş dünyasının ve çalışma biçimlerinin köklü şekilde yeniden tanımlaması anlamına gelmekte. Yapay zekanın hayatımızı dönüştüreceği muhakkak. Ancak burada asıl farkı oluşturacak olan yapay zekanın sahip olmak değil. Onu hangi vizyonla, hangi değerlerle ve nasıl lideri ona nasıl lideri edeceğimize bağlı. Örneğin bugün yapay zeka konusunda en büyük kaygılardan biri İslam meselesi. Yapay zekanın insanın yerini alacağı ve bazı meslekleri ortadan kaldıracağı yöndeki endişeleri giderek artmakta. Ancak bu dönüşümün nasıl şekilleneceğini belirleyecek olan da bu lider sizlerle yaklaşım ve liderlik yaklaşımıyla bence farklı kılınabilir. Çünkü yapay zekayı insanın yerine geçen bir araç olarak değil, insanı güçlendiren bir destek mekanizması olarak gördüğümüzde çok daha sağlıklı bir dönüşümü mümkün kılabiliriz diye düşünmekteyim" açıklamasında bulundu. "Rekabet avantajını belirleyecek olan yapay zekayı insanla uyum içinde yönetilebilen liderlik yaklaşımı olacaktır" Şahin, yapay zekanın yalnızca bir teknoloji değil, aynı zamanda bir liderlik meselesi olduğunun altını çizerek, "Gelecekte rekabet avantajını belirleyecek olan da yapay zekayı insanla uyum içinde güven veren etik ilkeleri gözeten ve değer üreten bir anlayışla yönetilebilen liderlik yaklaşımı olacaktır. Türk Telekom olarak biz de ’A’ yönetiminden müşteri deneyimine, operasyon süreçlerinden siber güvenliğine kadar birçok alanda yapay zeka sistemlerinden yararlanmaktayız. Ancak tüm bu dönüşünde insanı merkeze alan güvenliği, mahremiyeti ve etik sorumluluğu önceleyen yaklaşımı dijital dönüşümün temel şartı olarak da görmekteyiz. Bu noktada İnova’nın ortaya koyduğu vizyonu çok değerli bulmaktayım" ifadelerine yer verdi. İnova’nın Türk Telekom grubunun en teknolojik işaretlerinden biri olduğuna dikkati çeken Şahin, yazılım geliştirmeden sistem etegrasyonuna, siber güvenlikten yapay zeka çözümlerine kadar geniş bir alanda Türkiye’nin dijitalleşmesine önemli katkılar sunduğunu ve teknolojiyle insanı bir araya getiren yaklaşımıyla kurumların dönüşüm süreçlerine rehberlik ettiğinin altını çizdi. "Türk Telekom olarak Türkiye’nin dijital geleceğini inşa etmeye devam edeceğiz" Şahin, liderliğin yalnızca karar almak değil değişimi doğru yönetebilmek olduğunu söyleyerek, "Yapay zeka destekli şu dünyamızda başarılı olacak kurumlar da teknolojiyle insanı dengeli bir biçimde buluşturan kurumlar olacaktır. Buna inancımız tamdır. Türk Telekom olarak güçlü teknoloji ekosistemimiz ve iştiraklerimizle birlikte Türkiye’nin dijital geleceğini inşa etmeye devam edeceğiz" değerlendirmesinde bulundu. "Innova olarak dijital dönüşüm, yapay zeka, bulut bilişim, siber güvenlik alanlarında projeler üretmek için çalışıyoruz" İnnova CEO’su Huzeyfe Yılmaz ise yapay zekanın yalnızca teknolojik bir dönüşüm değil, aynı zamanda karar alma süreçlerinden proje yönetimine insan kaynağından kurum kültürüne verimlilikten inovasyona kadar birçok alanda güçlü bir dönüşüm dalgası oluşturduğuna inandıklarını belirtti. Yılmaz, "Türk Telekom’un teknoloji iştiraki INNOVA olarak bin 300’den fazla çalışanımızla dijital dönüşüm, yapay zeka, bulut bilişim, siber güvenlik ve akıllı teknolojiler alanında ülkemize değer katacak projeler üretmek için çalışıyoruz. Bu zirvenin farklı sektörlerden değerli isimlerin deneyimlerini paylaşacağı, yeni bakış açıları kazandıracak ve güçlü iş birliklerine zemin hazırlayacak verimli bir platform olmasını temenni ediyorum" diye konuştu. Kamu kurumları, özel sektör, sanayi kuruluşları, üniversiteler, savunma, iletişim, bilişim, enerji, sağlık ve finans sektörlerinden temsilcilerin katılımıyla gerçekleştirilen İnnova Proje Yönetişimi Zirvesi, panellerin ardından toplu fotoğraf çekimiyle tamamlandı.
10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi tamamlandı, Türk bilim insanı yurda döndü
05 Mart 2026 Perşembe - 15:37 10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi tamamlandı, Türk bilim insanı yurda döndü Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde, TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonunda gerçekleştirilen 10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’ne katılan ekip, 37 gün sonra yurda döndü. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, 10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’nin başarıyla tamamlandığını bildirdi. Bakan Kacır, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, 10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’nin başarıyla tamamlandığını kaydederek, "Bilim insanlarımız, Antarktika’nın zorlu koşullarında bir aydan fazla sürede 15 araştırma projesini hayata geçirdi. Sayın Cumhurbaşkanımızın himayelerinde TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitümüzün koordinasyonunda yürüttüğümüz kutup araştırma seferlerimizle ülkemizin bilimsel kapasitesini artırmaya, insanlığın karşı karşıya olduğu küresel sorunlara çözüm önerileri sunmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. Kacır, "Hedefimiz; Antarktika’da kalıcı Türk Bilim Araştırma Üssü kurmak ve Antarktika Anlaşmalar Sistemi içerisinde "Danışman Ülke" statüsü elde etmek" açıklamasında bulundu. Antarktika Bilim Seferi Koordinatörü Prof. Dr. Burcu Özsoy ise bu yıl 10’uncu seferin sona erdiğini belirterek, bugüne kadar 200’ün üzerinde Türk araştırmacının kutuplara gittiğini ve önemli çalışmalar yaptığını söyledi. Bu yıl 17 araştırmacının birbirinden farklı 15 proje yürüttüğünü dile getiren Özsoy, Antarktika’ya giderken ve oradan dönerken karşı karşıya kaldıkları zorluklardan bahsetti. Türk bilim insanlarının hangi alanlarda çalışmalar yaptığına ilişkin bilgi veren Özsoy, orada yapılan araştırmaların örneklerinin ve kurulu istasyonlardan alınan verilerin Türkiye’ye getirildiğini, çıkacak sonuçları heyecanla beklediklerini anlattı. 10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi Lideri Prof. Dr. Ersan Başar da sefer kapsamında bilimsel projelerini tamamladıklarını belirterek, "15 farklı konuda bilimsel proje yürütüldü. Yer bilimleri, deniz bilimleri, buzul bilimi ve atmosfer bilimleri alanlarında araştırmalar yapıldı. Bu örnekler Türkiye’de laboratuvarlarda incelenecek ve uluslararası makaleler olarak yayımlanacak. Özellikle Antarktika’da yaptığımız çalışmalar dünya bilimine katkı sunuyor" dedi. 15 ayrı araştırma projesi yürütüldü Bilim ekibi, 10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi kapsamında bu yıl 15 araştırma projesi yürüttü. Küresel iklimden yer bilimlerine, yakın uzay çalışmalarından biyolojik çeşitliliğe kadar pek çok sorunun yanıtını arayan Türk bilim insanları, iklim değişikliği, buzul ve atmosfer dinamikleri, jeodinamik hareketlilik, deniz tabanı haritalama, oşinografik özellikler, yakın uzay ve kozmik radyasyon ölçümleri gibi fiziksel ve jeofizik süreçlere odaklanan çalışmalar yaptı. Ayrıca göl ve deniz ekosistemleri, mikrobiyal ve fitoplankton biyoçeşitliliği, kirleticilerin dağılımı, paleoklimatoloji, ekstrem koşullarda tıbbi planlama ile biyoteknoloji ve yeni antiviral ilaç adaylarının geliştirilmesine yönelik araştırmalar gerçekleştirdi.
HAK-İŞ Başkanı Arslan: "235 bin kadın üyemizle Türkiye’deki en fazla kadın üyeye sahip Konfederasyonuz"
05 Mart 2026 Perşembe - 14:36 HAK-İŞ Başkanı Arslan: "235 bin kadın üyemizle Türkiye’deki en fazla kadın üyeye sahip Konfederasyonuz" Hak İşçi Sendikası Konfederasyonu (HAK-İŞ) Genel Başkanı Mahmut Arslan, "Yüzde 9 civarındaki örgütlü kadının önemli bir kesimini HAK-İŞ temsil ediyor. 235 bin kadın üyemizle Türkiye’deki tüm işçi konfederasyonları içerisinde en fazla kadın üyeye sahip Allah’a çok şükür HAK-İŞ Konfederasyonu" dedi. HAK-İŞ Konfederasyonu 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında ‘15. Uluslararası Kadın Emeği Buluşması’ etkinliği düzenledi. Programda İzmir, Van, Gaziantep, Trabzon, Samsun, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Türkiye genelinde kadın emekçilerle yapılan ve kadınların mesleki standartlarının ve sorunlarının ele alındığı saha araştırmasının sonuçları kamuoyu ile paylaşıldı. "235 bin kadın üyemizle Türkiye’deki tüm işçi konfederasyonları içerisinde en fazla kadın üyeye Konfederasyonuz" Program çerçevesinde bir konuşma gerçekleştiren HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan, "Kayıtlı sistemimizde yaklaşık 7 milyon kadın çalışıyor. Bunların sadece 601 bini sendikalara üye. Bu 601 bin yüzde 10’u bile karşılamıyor. Bu yüzde 9 civarındaki örgütlü kadının önemli bir kesimini HAK-İŞ temsil ediyor. 235 bin kadın üyemizle Türkiye’deki tüm işçi konfederasyonları içerisinde en fazla kadın üyeye sahip Allah’a çok şükür HAK-İŞ Konfederasyonu. Bu 235 binin üzerine ev işçisine de dahil ettiğimiz zaman 350 bin kadını temsil eden HAK-İŞ’ten bahsediyoruz. Yani Türkiye’deki sendikalı kadın işçilerin yüzde 58’ini HAK-İŞ örgütlemiş durumda. Aynı zamanda Konfederasyonumuzda her üç işçiden birinin kadın işçilerden oluştuğunu da ifade etmek istiyorum. Bu bize büyük bir onur aynı zamanda büyük bir sorumluluk yüklemektedir" açıklamasında bulundu. "ILO’nun C-190 sayılı sözleşmesinin ülkemiz tarafından imzalanması konusunda bir kampanyamız var" HAK-İŞ sendikaların tüzüklerinde, kongrelerinde, yönetmeliklerinde ve hemen hemen bütün çalışmalarda kadınlarla ilgili olan yapılması gereken hususları çalıştıklarını ifade eden Arslan, HAK-İŞ olarak başka bir şey daha yapıyoruz. ILO’nun yüzüncü yılında gerçekleştirdiği bizim içinde çok kıymetli olan C-190 sayılı sözleşmenin ülkemiz tarafından imzalanması konusunda bir kampanyamız var. Sayın Bakanlıklarımızla beraber hükümetimizle birlikte bu özellikle C-190’nın imzalanması, onaylanması konusunda bütün siyasi partilerimizden, sivil toplum örgütlerinden destek istiyoruz. Çünkü dünyada ilk kez çalışma hayatına girmiş her işçinin haklarını koruyan bir sözleşmeden bahsediyorum. Şiddet ve tacizle mücadele sözleşmesi iş yerinde şiddet ve tacizle mücadele sözleşmesinin ülkemiz tarafından onaylanmasını Yine iş yerlerinde taciz ve şiddetin en büyük bedelini kadınlar ödüyor. Ve bu konuda da ciddi şekilde sorunlar yaşandığını görüyoruz. Sadece ülkemizde değil, bütün dünyada ne yazık ki en çok şiddet ve tacizin muhatabı kadınlar oluyor. O nedenle C-190’nın ülkemiz tarafından onaylanması hususundaki çabamızı sürdüreceğiz" şeklinde konuştu. "Toplu sözleşmelerimize kadına şiddete karşı hüküm koyduk" Toplu sözleşmelerde de kadın haklarını kayıt altına aldıklarını belirten Arslan, "Konfederasyonumuzda çalışan bir kadın veya bir erkek aile içinde şiddete maruz kalıyorsa çevresinde bir kısım şiddet, tehdit ve benzeri durumlarda karşı karşıya kalmışsa burada çalışması herhangi bir sorun yok ama ailenin içerisinde çevresel etkilerle çalışmasının önü kapatılıyorsa, bu arkadaşımız bize gelip hedef tazminatını ve haklarını alarak iş yerinden ayrılma hakkını getirdik. Başka bir şehre, başka bir yere taşınma konusunda kendisine destek sağlayacağımızı daha sonra işler yoluna girdiği zaman tekrar gelip Konfederasyonumuzda iş başı yapması için de gereken kolaylıkları sağlama hususunda bir çaba sarkıtıyoruz. Yani sadece iş yerinde değil. Aile içerisinde ve çevresel başka faktörlerle şiddete maruz kalan, maruz kalma tehdidi altında bulunan kadın çalışanlarımıza da erkek çalışanlarımıza da aynı imkanı sağlamak gibi bir toplu sözleşmelerimize hüküm koyduk" ifadelerine yer verdi. "Kadınların çalışma hayatında daha güçlü şekilde yer alması için teşviklerin artırılması gerek" Kadınların çalışma hayatına katılımının artırılması gerektiğini vurgulayan Arslan, özellikle eğitim, mesleki gelişim ve sosyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesinin büyük önem taşıdığını ifade etti. Kadın istihdamının artırılması için kreş imkânlarının yaygınlaştırılması, iş-aile hayatını uyumlaştıracak sosyal politikaların geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Arslan, kadınların çalışma hayatında daha güçlü şekilde yer alması için teşviklerin artırılması gerektiğini de sözlerine ekledi. "Zulümle abat olanlar mutlaka berbat olacaklardır" Küresel ölçekte yaşanan insan hakları ihlallerine de değinen Genel Başkanımız Arslan, başta Filistin olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan zulümlere karşı sessiz kalınmaması gerektiğini vurguladı. Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin insanlık vicdanını yaraladığını ifade eden Arslan, bölgede Sudan’dan Lübnan’a, Suriye’den Irak’a ve son olarak İran’a kadar uzanan gerilimlerin büyük acılara yol açtığını belirterek, zulmün kalıcı olmayacağını vurguladı. Arslan, "Hiçbir zulüm ebedi değildir. Zulümle abat olanlar mutlaka berbat olacaklardır. Tarih boyunca olduğu gibi bugün de adaletsizliklerin bir sonu olacaktır. Önemli olan, haksızlık karşısında susmamak ve mazlumların yanında durmaktır" ifadelerini kullandı. HAK-İŞ olarak ülkemizin, bölgemizin ve küremizin bütün mağdur ve mazlumlarına karşı sorumluluğumuzun farkında olduğumuzu belirten Arslan, "Başta Filistin olmak üzere dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan zulümlere karşı sessiz kalmayacağız. Mazlumların yanında durmayı sürdürecek, imkanlarımız ölçüsünde dayanışma ve destek çalışmalarımıza devam edeceğiz" dedi. Konuşmaların ardından program, ‘Türkiye Örgütlü Kadın Saha Araştırması Paneli’ ile devam etti. Panel çerçevesinde, ‘ Bakım Hizmetleri ve Ev İşçiliğinin Geleceği, İş Barışı ve Sosyal Adalet’, ‘Çalışma Hayatında İş, Aile ve Sosyal Yaşam Uyumu, Afet ve Kriz Süreçlerinde Kadın Temsil Gücü, ‘Dijitalleşme, Adil Geçiş ve Yeni İstihdam Modelleri, Sendikal İletişim, ‘Kayıt Dışı İstihdam, Güvencesizlik ve Sendikasızlaştırma, Göçmen Emeği’, ve ‘Örgütlü Kadın Anket Çalışması’ konu başlıkları ele alındı.
Alan şefi öğretmen artırımlı ek ders mücadelesini kazandı
05 Mart 2026 Perşembe - 13:50 Alan şefi öğretmen artırımlı ek ders mücadelesini kazandı Eğitim-Bir-Sen, Ankara’da bir Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde koordinatör ve alan şefi olarak görev yapan yüksek lisans mezunu öğretmenin ek ders ücretlerinin artırımlı ödenmesi talebinin idare tarafından ’fiilen derse girmediği’ gerekçesiyle reddedilmesi üzerine konuyu yargıya taşıdı. Açılan davada mahkeme, Eğitim-Bir-Sen üyesi öğretmen lehine karar verdi. Eğitim-Bir-Sen, bir Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde koordinatör ve alan şefi olarak görev yapan yüksek lisans mezunu öğretmenin ek ders ücretlerinin artırımlı ödenmesi talebinin idare tarafından ’fiilen derse girmediği’ gerekçesiyle reddedilmesi üzerine konuyu yargıya taşıdı. Ankara 7. İdare Mahkemesi, ek ders ücretlerinin artırımlı olarak ödenmesine ve geriye dönük eksik tutarların yasal faiziyle birlikte Eğitim-Bir-Sen üyesine verilmesine hükmetti. Mahkeme, toplu sözleşme hükümlerinin yalnızca derse girilen saatleri değil, yerine getirilen görev karşılığında ödenen ek ders ücretlerini de kapsadığını ortaya koydu. Mahkeme kararında, yaptığı işin niteliği gereği derse girme imkanı olmayan öğretmenler bakımından ’fiilen derse girme’ şartının aranamayacağı vurgulandı. Alan şefliği ve koordinatörlük görevini fiilen yürütmenin artırımlı ödeme için yeterli olduğu belirtildi. Lisans sonrası mesleki yetkinliğini artıran, yüksek lisans ve doktora yapmış öğretmenlere de ayrım yapılmadan artırımlı ek ders ücreti ödenmesinin anayasal eşitlik ilkesinin gereği olduğu kaydedildi. Mahkeme kararı gereği alan şefi Eğitim-Bir-Sen üyesi öğretmenin ek ders ücretleri artırımlı olarak ödenecek ve geriye dönük eksik tutarlar yasal faiziyle birlikte verilecek.
Büro Memur-Sen Başkanı Yazgan: "Kamuda şiddetin önlenmesi için tek yasa çıkarılmalı"
05 Mart 2026 Perşembe - 13:39 Büro Memur-Sen Başkanı Yazgan: "Kamuda şiddetin önlenmesi için tek yasa çıkarılmalı" Büro Memurları Sendikası (Büro Memur-Sen) Genel Başkanı Yusuf Yazgan, "bütün kamu görevlilerini kapsayan, caydırıcı tedbirler içeren, şiddeti katalog suç kapsamına alan düzenleme kaçınılmazdır" dedi. Büro Memur-Sen Genel Başkanı Yusuf Yazgan, Ankara’da bir otelde düzenlenen iftar programında basın mensuplarıyla bir araya geldi. Programda konuşan Yazgan, çalışma hayatı, kamu personellerinin sorunu ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İran-ABD-İsrail savaşının herkeste tedirginlik oluşturduğunu belirten Yazgan, ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına değinerek, savaşın bir an önce bitmesi temennisinde bulundu. TÜİK’in önceki gün açıkladığı enflasyon rakamlarına göre 2026 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 2,96 artış olduğunu da hatırlatan Yazgan, "Enflasyon rakamlarını ayrıntılı incelediğimizde en önemli artışların zorunlu tüketim ürünlerinde olduğunu görüyoruz. Kamu görevlileri ve emeklileri ekonomik açıdan zor şartlarda hayatlarını sürdürüyor. 2026 yılı ilk altı ayı için Hakem Kurulu’nun verdiği zam yüzde 11, iken; Ocak ayı enflasyonu yüzde 4,84, Şubat enflasyonu 2,9 olarak gerçekleşti. 6 aylık zammın neredeyse dörtte üçü iki ayda enflasyon karşısında erimiş oldu" şeklinde konuştu. "3600 ek gösterge birinci dereceye gelen bütün kamu görevlilerine verilmeli" Kamu görevlilerinin gündeminde olan başka bir konunun ise 3600 Ek Gösterge olduğunu belirten Yazgan, "3600 Ek Göstergenin teklifi de, toplu sözleşme kararı da Memur-Sen ve Büro Memur-Sen’e aittir. Toplu Sözleşmede mutabakat altına aldığımız bu konuda gerek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız gerekse Sayın Cumhurbaşkanımız bu talebimizin hayata geçirilmesi sözünü vermiştir. Yasama yılı bitmeden bu konuda yasal düzenlemenin yapılarak verilen sözlerin tutulmasını bekliyoruz" ifadelerini kullandı. "Geçinemeyen emeklinin maaşı kiraya yetmiyor" Emeklilerin durumuna da dikkat çeken Yazgan, "Emeklilerimizin yıllarca hizmet verdikten sonra aldıkları maaş, değil geçinmek kirayı karşılayamayacak seviyededir. Emeklilerimizin maaşlarında artış yapılmalı, insan onuruna yaraşır bir yaşam hakkına sahip olmaları sağlanmalıdır" değerlendirmesinde bulundu. Büyük şehirlerdeki memurların kira bakımından zorluk yaşadığını belirten Yazgan, özellikle turistik bölgelerde kiralık ev bulmanın imkansız olduğunu ifade etti ve kamu görevlilerine lojman desteğinin yanı sıra kira yardımı yapılması talebini dile getirdi. "Kamuda şiddetin önlenmesi için tek yasa çıkarılmalı" Kamuda şiddetin kanayan bir yara olduğunu da belirten Yusuf Yazgan, şiddeti önlemek için bütüncül bir şiddetle mücadele yasası çıkarılması gerektiğini kaydetti. Meslek gruplarına yönelik düzenlemelerin şiddeti önleyemediğini belirten Yazgan, "Meslek gruplarına yönelik çıkarılan şiddetle mücadele yasaları, diğer kamu görevlilerine yönelik, ‘daha az değerli’ algısını oluşturmaktadır. Bu ayrımcılığa son verilerek bütün kamu görevlilerini kapsayan, caydırıcı tedbirler içeren, şiddeti katalog suç kapsamına alan düzenleme kaçınılmazdır. Bu caydırıcı tedbirlerin başında da tutuklu yargılama gelmelidir" şeklinde konuştu. Yazgan ayrıca, İstanbul Çekmeköy’de, bir öğrencinin bıçakla yaralaması sonrası hayatını kaybeden Fatma Nur Çelik’e Allah’tan rahmet, yaralı öğretmen ve öğrenciye de acil şifalar diledi. "Her zaman Cumhurbaşkanımızın yanındayız" ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaşa da değinen Büro Memur-Sen Genel Başkanı Yusuf Yazgan, "Ortadoğu’da yanan ateş, dünyayı ısıtmaya da yakmaya da yetiyor. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanımızın bu ateşin ülkemize sıçramaması yaptıkları çalışmaları takdirle karşılıyoruz. Katil ve terörist devlet İsrail, arzı mevud hayaliyle bölgeyi sürekli ateşe atmaktan vazgeçmelidir. İşgal ettiği toprakları gerçek sahiplerine bırakmalıdır. Sömürge devletler ellerini bölgeden çekmedikçe bölgemizde oyunlar da savaşlar da eksik olmayacaktır. Bir gün sıranın bize gelmesini istemiyorsak; birlik ve beraberliğimizi artırmalı, kenetlenmeliyiz. İçimizdeki hainlere fırsat vermemeliyiz. İç ve dış her türlü tehdide karşı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında ve destekçisi olduğumuzu bir kez daha dile getiriyoruz. Sendikal mücadelemiz kendi mecrasında yürürken, milli konulardaki duruşumuz nettir. Her zaman milli idare ve iradenin yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz" ifadelerine yer verdi.
Eski eşini başına silah doğrultarak rehin alan sanığın yargılanmasına başlandı
05 Mart 2026 Perşembe - 13:05 Eski eşini başına silah doğrultarak rehin alan sanığın yargılanmasına başlandı Ankara’da eski eşini başına silah doğrultarak rehin alan sanığın ’silahla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ ve ’ruhsatsız silah bulundurma’ suçlarından yargılanmasına başlandı. Ankara 79. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuklu sanık Murat Çakır, eski eşi D.S. ile taraf avukatları katıldı. Mahkeme hakimi, tutuklu sanık Çakır’a söz verdi. Çakır, olay günü eski eşiyle tesadüfen karşılaştığını söyleyerek, "Konuşmak istedim, bana hakaret ve küfürler etti. Ben de bunu yapmamasını rica ettim. Silahımı gösterdim. Biraz yürüdük, silahımı çıkardım. Kimsenin yaklaşmasını istemiyordum. Tek isteğim eşimle konuşmaktı. Zarar verme kastım yoktu. Gözaltına alınırken silahımı kendim verdim, direnç göstermedim" diye konuştu. "’Seni öldüreceğim’ dedi" Müşteki kadın D.S. ise sanığın iddialarını reddederek, küfür etmediğini ve tahrik etmediğini öne sürdü. D.S., "Elinde evraklar vardı, ‘Seni nasıl buldum ama’ dedi. Bana ‘Seni öldüreceğim’ dedi. Yakamdan tutup silahla götürdü. Etraftakiler çok yalvardı" ifadelerini kullandı. Cumhuriyet savcısı, mütalaasında sanığın ’ruhsatsız silah bulundurma’ ile ’silahla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından yargılandığını ancak eylemin boşandığı eşe karşı "kasten öldürmeye teşebbüs" suçunu da oluşturabileceğini belirterek, dosyada görevsizlik kararı verilmesini ve sanığın tutukluluk halinin devamını talep etti. Ara kararını açıklayan mahkeme, eylemin "kasten öldürmeye teşebbüs" suçunu oluşturabileceği değerlendirmesiyle görevsizlik kararı vererek, dosyanın Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine ve sanığın tutukluluk halinin devamına hükmetti. Olayın geçmişi Ankara’nın Pursaklar ilçesinde 9 Ekim 2025 tarihinde meydana gelen olayda D.S., boşandıktan sonra kimliğini değiştirmek için gittiği nüfus müdürlüğünün bulunduğu kaymakamlık binasından çıktığı sırada eski eşi Murat Çakır tarafından rehin alındı. Çakır, kaymakamlık binasının yanındaki boş araziye götürdüğü D.S.’nin başına tabanca dayayıp, tehdit etti. Çakır, Pursaklar Kaymakamının ikna çabaları sonucunda silahı bırakıp, teslim oldu. Gözaltına alınan Çakır, çıkarıldığı nöbetçi mahkemece ’silahla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ ve ’ruhsatsız silah bulundurma’ suçlarından tutuklandı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın tamamlanmasıyla iddianame hazırlandı. Sanık Çakır hakkında ’silahla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ ve ’ruhsatsız silah bulundurma’ suçlarından 13 yıl 6 aya kadar hapis talebiyle iddianame hazırlandı. İddianame 79. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilerek, dava açıldı.
Sincan’a ikinci bebek kütüphanesi geliyor
05 Mart 2026 Perşembe - 12:27 Sincan’a ikinci bebek kütüphanesi geliyor İlçeye 8 kreş, 7 anne çocuk oyun evi kazandıran Sincan Belediyesi, ikinci bebek kütüphanesini hizmete açmak için gün sayıyor. Sincan Belediyesi, 0-3 yaş grubundaki çocuklar ve annelerine yönelik bir projeyi daha hayata geçiriyor. İlki Atatürk Mahallesi’nde 2020 yılında hizmete giren bebek kütüphanesinin ikincisi Akşemsettin Mahallesi’ne yapılıyor. Bebek kütüphanesinde minikler eğlenceli ve öğretici etkinliklerle hem keyifli vakit geçirecek hem de gelişimlerine katkı sağlayacak. Yeni bebek kütüphanesi de ilki gibi 0-3 yaş grubundaki çocuklar ve annelerine hizmet verecek. Anneler çocuklarıyla birlikte bebek kütüphanesine giderek, öğretmenler eşliğinde eğitici ve öğretici etkinliklere katılabilecek. Modern ve güvenli bir şekilde tasarlanan kütüphanede yaş gruplarına uygun kitaplar, materyaller, oyun alanları, oyuncaklar yer alacak. Öğretmenler eşliğinde düzenlenecek programlarla minikler eğlenerek öğrenecek. Akranlarıyla iletişim kuran çocukların dil ve konuşma becerileri gelişecek. Çeşitli atölyelerle ince ve kaba motor becerileri gelişecek. Yeni bebek kütüphanesi hem çocukların kitaplarla erken yaşta bağ kurmasına katkı sağlayacak hem de anneler sosyal hayata daha aktif katılım sağlayacak. Bebek kütüphanesinde anneler için de etkinlikler, çeşitli söyleşiler düzenlenecek. Aile danışmanlık hizmetiyle anneler, aile ve çocukla ilgili sorunları uzman psikologlarla birebir görüşebilecek.
Bakan Memişoğlu: "Yerli üretimin kalitelisini ve iyi niyetlisini destekleyeceğiz"
05 Mart 2026 Perşembe - 12:23 Bakan Memişoğlu: "Yerli üretimin kalitelisini ve iyi niyetlisini destekleyeceğiz" Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Yerli üretimi desteklemeye devam edeceğiz. Yerli üretimin kalitelisini ve iyi niyetlisini destekleyeceğiz" dedi. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, tıbbi cihaz sektörü temsilcileriyle iftar yemeğinde bir araya geldi. Programda konuşan Memişoğlu, Türkiye’nin sağlık hizmetlerinde iyi bir noktada olduğunu anlatarak, "Çevresinde birçok ateş çemberiyle birçok çatışmanın ve huzursuzun olduğu bir yerde gerçekten vaha gibi, çatışmanın olmadığı ve öngörülebilir bir ülkeyiz şu anda. Demokratik bir ülkeyiz. O nedenle dünyanın şu andaki kargaşasındaki bu durumdan böyle stabil olan, öngörülebilen, demokrasi içinde olan ve sağlık çalışanıyla, altyapısıyla dünyaya örnek olabilecek bir ülkede çok iyi şeyler yapabiliriz. Dünyanın bugün yatırımcı kuruluşları Türkiye’yi merkez olarak seçmiş veya seçmeye devam edecekler diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı. "Yerli üretimin kalitelisini ve iyi niyetlisini destekleyeceğiz" Yerli üretimin önemini vurgulayan Memişoğlu, sözlerine şöyle devam etti: "Türkiye sadece bir pazar değil. Onların ortağı olabilecek kapasiteye ulaştığını onlara inandırmamız ve onların da yatırımı Türkiye’ye daha çok yapmasını sağlamamız lazım. Aynı zamanda yerli üretim olarak da onlar kadar kaliteli, onlar gibi dünyaya networkünü ulaştırabilen markalar oluşturmamız lazım. Çünkü ben eminim sağlık sektörü bunu başarabilecek hem insan gücüne sahip hem de altyapıya sahip. Bugün savunma sanayiinin gelişmesi bizim için de bir fırsat. Çünkü sağlıktaki ürünlerin birçoğuna benzer şekilde savunma sanayii bunları geliştirmiş durumda. Onun için biz bu konuda yerli üretimi de desteklemeye devam edeceğiz. Yerli üretimin kalitelisini ve iyi niyetlisini destekleyeceğiz."
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Keçeli: "Ege adalarının statüsüne ilişkin açıklamalar gayriciddi, talihsiz ve zamansız"
05 Mart 2026 Perşembe - 12:08 Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Keçeli: "Ege adalarının statüsüne ilişkin açıklamalar gayriciddi, talihsiz ve zamansız" Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, "Son günlerde Ege Adalarının Silahsızlandırılmış Statüsü hilafına yapılan açıklamaları gayriciddi, talihsiz ve zamansız buluyoruz" dedi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Keçeli, resmi sosyal medya hesabından Ege Adalarının Silahsızlandırılmış Statüsü’ne ilişkin son dönemde yaşanan gelişmeler hakkında açıklamada bulundu. Keçeli, son günlerde Ege Adalarının Silahsızlandırılmış Statüsü’ne aykırı yönde yapılan açıklamaları ciddiyetsiz, talihsiz ve zamansız bulduğunu ifade etti. Keçeli, son gelişmeleri fırsata çevirmek isteyen ve her fırsatta NATO müttefiki Yunanistan ile ikili ilişkileri zehirlemeye çalışan bazı çevrelerin yeni bir oldubitti girişiminde bulunmasının şaşırtıcı olmadığını da belirtti. "Ege adalarının statüsüne ilişkin açıklamalar gayriciddi, talihsiz ve zamansız" Keçeli, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Son günlerde Ege Adalarının Silahsızlandırılmış Statüsü hilafına yapılan açıklamaları gayriciddi, talihsiz ve zamansız buluyoruz. 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması ve 1947 tarihli Paris Barış Antlaşması çerçevesinde gayriaskeri statü altına alınan Doğu Ege Adaları ve Oniki Adaların objektif hukuki statüsünde tartışmaya açık bir husus bulunmamaktadır. Hal böyleyken, bölgemizde yaşanan son gelişmeleri fırsata çevirmek isteyen ve her vesileyle NATO müttefikimiz Yunanistan’la ikili ilişkilerimizi zehirlemeye gayret gösteren bazı çevrelerin yeni bir oldubitti teşebbüsünde bulunmaları esasen şaşırtıcı değildir. Türkiye’yi revizyonizmle suçlayan bu çevrelerin uluslararası hukuk hilafına atacakları her adım yok hükmündedir. Daha da ibret verici olan husus ise bu zihniyetin geçmişte Kıbrıs Adası’nın ortak sahibi olan Kıbrıslı Türkleri toplu halde yok etmek isterken, bugün onları da koruyacaklarını iddia etmeleridir. Bilinmesini isteriz ki Kıbrıslı Türkler ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, anavatan ve garantör Türkiye’nin de desteğiyle kendi güvenliğini sağlamaya muktedir olup, başka hiç kimseye muhtaç değildir. Bölgemizde yaşanan gelişmeler barış ve istikrara olan samimi bağlılığın önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. İç politikaya yönelik saiklerle mesnetsiz iddialarda bulunmayı ve ülkemiz aleyhine dezenformasyon yapmayı adet haline getiren çevrelere, oldubittilere izin vermeyeceğimizi bu vesileyle tekrar hatırlatıyor ve kendilerini sağduyuya davet ediyoruz."