Yerel Haberler
Ankara
Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Geylan: "19 Mayıs, istiklal yolunda ilk adımdır" 18 Mayıs 2026 Pazartesi - 14:11:00 Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, "19 Mayıs, istiklal yolunda ilk adımdır. 19 Mayıs; işgale karşı kıyama duran Türk milletin tarihine yazılmış bağımsızlık andıdır" dedi. Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. 19 Mayıs’ın Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk gençliğine bıraktığı en kıymetli emanetlerden biri olduğunu aktaran Genel Başkan Geylan, şu ifadelere yer verdi: "19 Mayıs, istiklal yolunda ilk adımdır. 19 Mayıs; işgale karşı kıyama duran Türk milletin tarihine yazılmış bağımsızlık andıdır. 19 Mayıs; vatanı, bayrağı ve milleti uğruna her türlü fedakarlığı göze alan ecdadımızın, tutsaklığa boyun eğmeyeceğini tüm dünyaya ilan ettiği diriliş günüdür. 19 Mayıs; Türk milletinin ebedî varlığı uğruna öne atılan yiğitlerin, vatan topraklarını bölüp parçalamayı hedefleyen dış güçleri bertaraf ederek milli şahlanışı başlattığı gündür. 19 Mayıs; devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk gençliğine bıraktığı en kıymetli emanetlerden biridir. Bu duygu ve düşüncelerle 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı en içten dileklerimizle kutluyoruz. Bağımsızlığımızın mimarı, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucu lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere; silah arkadaşlarını, bu aziz vatan uğruna büyük fedakârlıklar gösteren kahraman şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz. Bu cennet vatan, onlardan bize yadigardır. Bu kıymetli emaneti azim ve kararlılıkla ebediyen korumaya ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini sonsuza dek yaşatmaya ant içiyoruz."
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 14:04 9 milyon engelli yolcu demiryolu ile ücretsiz seyahat etti Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 15. Dönem Engelli ve Gazi Bireyler Eğitim Semineri’nde konuştu. Bakan Uraloğlu, "Demiryolunda 2017 yılından bu yana yaklaşık 9 milyon engelli yolcumuza ücretsiz hizmet verdik" dedi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 15. Dönem Engelli ve Gazi Bireyler Eğitim Semineri’ne video konferans yöntemiyle katıldı. Bakan Uraloğlu, açılış konuşmasında "Engelli ve gazi bireylerimizin motivasyonunu zirveye taşımak, mesleki gelişimlerine güçlü katkılar sunmak ve daha kapsayıcı, daha adil bir çalışma iklimi tesis etmek amacıyla düzenlediğimiz bu seminer, hepimiz için bir ilham vesilesidir." ifadelerini kullandı. Engelli ve gazilerin azminin, fedakârlığının ve kararlılığının, bütün toplum için gurur kaynağı olduğunu vurgulayan Uraloğlu, "Bu seminer, onların karşılaştığı zorluklara daha duyarlı yaklaşmamızı ve potansiyellerini en üst düzeyde değerlendirebilmeleri için gereken adımları atmamızı sağlayacak önemli bir platformdur" dedi. Uraloğlu, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak herkes için erişilebilir, kapsayıcı ve eşit bir çalışma ortamı oluşturma sorumluluğunu gönülden benimsediklerini kaydederek açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Yeryüzündeki tüm insanların aslında bir engelli adayı olarak yaşamını sürdürdüğünü unutmamalıyız. 2002 yılından bu yana, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, engelli ve gazi vatandaşlarımızın hayatlarını kolaylaştırmak, toplumsal ve ekonomik hayata tam ve eşit katılımlarını sağlamak için önemli adımlar attık. 2005 yılında çıkarılan Türkiye’nin ilk engelliler kanunu, 2007’de imzaladığımız Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi ve 2013’te resmi tanımlamalarda ‘engelli’ ibaresinin kullanımına yönelik düzenlemeler, bu alandaki farkındalığı ve kapsayıcılığı güçlendiren dönüm noktalarıdır. Yine, 2010 Anayasa değişikliğiyle engellilere yönelik pozitif ayrımcılık anayasal güvence altına alınmış, kamudaki engelli memur sayısı 2002’de yaklaşık 6 bin iken 15 kattan fazla artarak bugün 83 bine yaklaşmıştır. Bakanlığımızın merkez ve taşra teşkilatları ile birlikte bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarında da yaklaşık 2.400 engelli kardeşimiz görev yapıyor ve Bakanlığımızın her alanda daha güçlü ve etkili hizmet sunmasına büyük destek oluyorlar." "Engelsiz Türkiye" Vizyonu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde "Engelsiz Türkiye" vizyonuyla erişilebilirlik, istihdam, eğitim ve sosyal destek alanlarında çok önemli reformların hayata geçirildiğini bir kez daha vurgulayan Uraloğlu, bu dönemde engelli vatandaşlara ‘yardım’ değil ‘hak’ eksenli bir anlayışla yaklaşıldığınız, Engelsiz Türkiye Yüzyılı Programı ve ulusal eylem planlarıyla kapsamlı bir vizyon ortaya koyulduğunu söyledi. Uraloğlu, engelli olmanın bir kusur olmadığını, asıl kusurun engelli bireylerin önüne çıkarılan bariyerler olduğunu bildiklerini söyleyerek sözlerine şu şekilde devam etti: "Bu noktada, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak, engelli ve hareket kabiliyeti kısıtlı vatandaşlarımızın günlük hayata katılımlarını teşvik etmek için önemli çalışmalar yürütüyoruz. Bakanlığımızın ‘Her adımda farklılıkları ortadan kaldıran bir ulaşım ağı oluşturmak’ vizyonu doğrultusunda, 2026-2030 Erişilebilir Ulaşım Stratejisi ve Eylem Planı hazırlık çalışmalarımız da yoğun bir şekilde devam ediyor. Önümüzdeki dönemde Cumhurbaşkanlığı onayına sunacağız." "27 YHT Garımızda Turuncu Masa ile Bugüne Kadar 87 Bin 795 Yolcumuza Destek Olduk" Turuncu Masa Erişilebilir Ulaşım Hizmet Noktası uygulamasının da engelli vatandaşların Yüksek Hızlı Tren garlarında güvenli ve destekli yolculuk yapmalarını sağladığını dile getiren Bakan Uraloğlu, "27 YHT garımızda Turuncu Masa ile bugüne kadar 87 bin 795 yolcumuza destek olduk. Ayrıca gar, istasyon ve peronlarda kapsamlı bir erişilebilirlik dönüşümü gerçekleştirdik. Erişilebilir ulaşım vizyonu doğrultusunda sürdürülen çalışmalar kapsamında bugüne kadar 130 adet istasyona ilişkin proje çalışmalarını tamamladık ve 119 adet istasyonda erişilebilirlik uygulamalarını fiilen tamamlayarak vatandaşlarımızın hizmetine sunduk." diye konuştu. Havalimanlarında da erişilebilirlik standartlarını yaygınlaştırdıklarını ifade eden Bakan Uraloğlu, "Turuncu Masa hizmetimizi Rize-Artvin, Ordu-Giresun ve Tokat olmak üzere 3 havalimanımızda da başlattık. 38 havalimanımız Engelsiz Havalimanı Kuruluşu unvanına, 42 havalimanımız ise Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan Erişilebilirlik Belgesi’ne sahip. İstanbul Havalimanımız, engelli otoparkları, kılavuz yollar, dijital danışma kioskları gibi hizmetlerle erişilebilirlikte uluslararası ödüller kazandı." bilgisini paylaştı. Demiryolunda Yaklaşık 9 Milyon Yolcuya Ücretsiz Hizmet Verildi Demiryolunda 2017 yılından bu yana yaklaşık 9 milyon engelli yolcuya ücretsiz hizmet verdiklerini ifade eden Bakan Uraloğlu, "Karayolu ulaşımında da 2025’te 1 milyon 784 bin 410, 2026 yılının ilk dört ayında ise 356 bin 771 engelli vatandaşımız şehirlerarası otobüslerde yüzde 40’a varan indirimlerden faydalandı. Ayrıca, yaya geçitlerinde hissedilebilir yüzeyler, rampalar ve butonlu sinyalizasyon gibi düzenlemelerle erişilebilirliği güçlendirdik." dedi. Uraloğlu ayrıca, Herkes İçin Hareketlilik Mobil Uygulaması ile engelli bireylerin ulaşım süreçlerini kolaylaştıracak dijital çözümler de geliştirdiklerini de söyledi. Uraloğlu, "Metro ve tramvay hatlarımızda asansörler, yürüyen merdivenler, sesli-görsel yönlendirmeler ve engelli yolcular için özel tasarlanmış araçlarla erişilebilirliği sağlıyoruz. Denizcilik sektöründe de Engelsiz Denizler Projesi ile yolcu gemilerinde rampalı girişler, asansörler ve engelli tuvaletleri zorunlu hale getirdik." şeklinde konuştu. PTT Eliyle Engelli Vatandaşlarımız Aylıklarını Evlerinde Teslim Alabiliyor e-Devlet Kapısı’nda işaret diliyle destek sunan Engelsiz Çağrı Merkezini hayata geçirdiklerini hatırlatan Uraloğlu, "e-Devlet İletişim Merkezimizden, bugüne kadar web üzerinden toplam 43 bin 871 mobil üzerinden de 10 bin 375 olmak üzere toplam 54 bin 246 işitme engelli vatandaşımıza hizmet sunduk. PTT eliyle de engelli vatandaşlarımız aylıklarını evlerinde teslim alabiliyor. Türkiye Kart ile de engelli ve gazi vatandaşlarımıza ulaşımda yeni imtiyazlar sağlıyoruz" dedi. Hizmet anlayışlarının temelinde "Önce İnsan" ilkesi yattığını vurgulayan Uraloğlu, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Evrensel erişilebilirlik standartlarını merkeze alarak, herkesin hareket özgürlüğünü tam anlamıyla değerlendirebileceği kapsayıcı bir gelecek inşasına kararlılıkla devam edeceğiz. Bu seminer, engelli ve gazi personelimizin mesleki donanımını güçlendirmenin ötesinde, onların motivasyonlarını yükseltmek, içlerindeki potansiyeli açığa çıkarmak ve daha güçlü bir aidiyet ve kapsayıcılık kültürü oluşturmak bakımından büyük önem taşımaktadır. Engelli ya da gazi olmak asla bir eksiklik değildir; bu, Yüce Allah’ın kullarına verdiği özel bir imtihandır. Önemli olan, bu imtihanı sabırla, güzel ahlakla, yüksek sorumluluk duygusuyla ve birbirimize kenetlenerek onurla tamamlamaktır. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak, engelli ve gazi kardeşlerimizin her zaman yanında olduğumuzu, onların yanında dimdik duracağımızı bir kez daha vurgulamak isterim."
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Sadece metropol şehirlerin enerjisiyle Türkiye Yüzyılı’nı gerçekleştiremeyiz"
17 Şubat 2026 Salı - 16:40 Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Sadece metropol şehirlerin enerjisiyle Türkiye Yüzyılı’nı gerçekleştiremeyiz" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Sadece metropol şehirlerin enerjisiyle Türkiye Yüzyılı’nı gerçekleştiremeyiz. 81 vilayetin de potansiyelini harekete geçirerek topyekun kalkınmayı ve Türkiye Yüzyılı’na yürüme hedefimizi gerçekleştirebiliriz" dedi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Ankara’da gerçekleştirilen ‘Valiler Buluşması’ programında konuştu. Yılmaz, konuşmasının öncesinde görevine yeni başlayan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye üstün başarı dileklerini iletti. Yılmaz, valilerin devletin il bazındaki temsilcileri olduklarını ve önemli bir temsil makamı olduklarını dile getirerek, "Valilik makamı vatandaşımızın, kurumların muhatap olduğu bir makam. Bir taraftan güvenlik ve asayiş konusundan çok önemli görevleri var. Bunların hepsi saygın ve çok önemli sorumluluklar. Valilerimize duyulan güven, sosyal sermaye ve aynı zamanda yerel kalkınma için de bize büyük bir fırsat veriyor. Toplumun tüm kesimlerinin güven duyduğu, koordinasyonu sağlayan bir makam olarak hem kamunun kendi içindeki koordinasyon hem de kamu, özel sektör, sivil toplum, üniversite gibi farklı aktörleri bir araya getirip ilin kalkınmasına odaklanma anlamında valilerimizin önemli bir konumu var. Ben buna ‘kalkınmacı vali’ diyorum. Protokolde, temsilde, güvenlikte önemli ama sonuçta bütün yaptıklarımız vatandaşımızın daha huzurlu, güvenli ve daha müreffeh bir şekilde hayatını sürdürmesi, ülkemizin üretim gücünü ve kalkınmasına güç vermek içindir" diye konuştu. "Sadece metropol şehirlerin enerjisiyle Türkiye Yüzyılı’nı gerçekleştiremeyiz" Türkiye Yüzyılı vizyonunun hayata geçmesi için topyekun kalkınma kavramıyla hareket edilmesi gerektiğini ifade eden Yılmaz, "Sadece metropol şehirlerin enerjisiyle Türkiye Yüzyılı’nı gerçekleştiremeyiz. Bu şehirlerimiz çok önemli ama sonuçta 81 vilayetimiz var, 81 vilayetin de potansiyelini harekete geçirerek topyekun kalkınmayı ve Türkiye Yüzyılı’na yürüme hedefimizi gerçekleştirebiliriz. Bu anlamda valilerimizden şunu bekliyoruz; hiçbir şey bilgisiz olmuyor. Bilenlerle bilmeyenler bir değil, en önemlisi ilimizi iyi tanımak" dedi. "Son 22-23 yılda dünya ekonomisi yüzde 3,5 büyürken, yıllık ortalama olarak biz yüzde 5,4 büyümüşüz" Dünyada güç dengelerinin değiştiğini ve bu durumdan kaynaklanan jeopolitik gerilimlerin olduğunu söyleyen Yılmaz, "Bölgesel bazda bu savaşları ve çatışmaları görüyoruz. Dünyamız şu anda içinde geçtiğimiz dönemde maalesef uluslararası kuralların ve kurumların zayıfladığı bir dönemden geçiyor. Herkesin gücü ile hareket ettiği, güç siyasetinin ön plana çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Bunun ekonomik yansımasına bakıldığında giderek her ülke kendi piyasasını, pazarını tarifelerle ve tarife dışı yöntemlerle koruyor. Bu dönemin şartları dünyadaki ekonomik büyümeyi ve ticareti aşağı çekmiş durumda. Dünya ticareti de büyümesi de tarihsel ortalamaların altında seyrediyor. Dünyada bir pandemi yaşandı, bunun etkileri hala devam ediyor. Bütün bu şartlar altında Türkiye olarak devam ediyoruz. Son 22-23 yılda dünya ekonomisi yüzde 3,5 büyürken, yıllık ortalama olarak biz yüzde 5,4 büyümüşüz. Bu önemli bir fark, dünyadan her yıl 1,9 puan daha yüksek bir büyüme hızımız olmuş. Bu da bizi bugün belli bir yere getirmiş durumda. 2002 yılında 238 milyar dolar olan ekonomik hacmimiz, tahmin olarak geçen yıl ki ekonomik büyüklüğümüz ilk defa 1,5 trilyon doları aştı. Oldukça önemli bir ekonomik büyüklüğe ulaşmış durumdayız. Türkiye 2002 yılında AB’nin kişi başına gelirinin yüzde 35’i civarındaymış. Bugün yüzde 70’i aşmış durumdayız. Henüz yüzde 100’üne gelemedik, Türkiye Yüzyılı’nda inşallah onu da yakalarız, gelişmiş ülkeler denilen sınıfta kalıcı bir şekilde yerimizi alırız" ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, siyasi istikrarı olmayan, iç cephesini güçlendirmemiş, kendi içinde öngörülebilirliği ortaya koymayan, yönetim kapasitesi zayıf ülkelerin dünyanın içinde bulunduğu bu riskli dönemde çok daha farklı sonuçlarla karşılaşabileceğini söyledi. Siyasi istikrarın her zaman önemli olduğunu da sözlerine ekleyen Yılmaz, belirsizliklerin ve risklerin yükseldiği bu fırtınalı dönemde bir kat daha önemli olduğunu da belirtti. "Önceliklerimizi iyi tayin edelim ve kaynakları odaklayalım" Kaynakların tasarruflu ve verimli kullanılması gerektiğine dikkati çeken Yılmaz, "Her valinin etki edebildiği belli kaynakları var. Önceliklerimizi iyi tayin edelim ve bu kaynakları odaklayalım. Sonuç alalım, o aldığımız sonuçlarla da daha iyisini yapalım. Belli bir kaynak var, kaynaklarımız sınırlı. Bunları çok sayıda projeye dağıtırsanız hiçbiri bitmez, hepsi zamana yayılır ve bir fayda üretemeyiz. Bu para basıp piyasaya dağıtmak gibi bir durum. Projeyi bitirirseniz bu bir fayda sağlamaya başlıyor. Özellikle kaynakları bitme aşamasına yakın projelere odaklayalım ki hemen bitsin, bir fayda üretsin, o gelen fayda ile de diğer projeleri bitirelim. Böylece verimlilik ve bereket artsın. Kaynağımızı çok sayıda projeye dağıtırsak hiçbiri bitmez, hiç birinden fayda elde edemeyiz ve zamanla kaynak maliyeti çok daha yükselmiş olur, verimlilik düşmüş olur" ifadelerine yer verdi. "Bir yörenin sadece kamu yatırımları ile kalkınması mümkün değil" Yatırım ortamının iyileştirilmesinin de beklentileri arasında olduğunu kaydeden Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti: "Valilerimiz kamu kaynaklarını iyi kullanacaklar, koordine edecekler ama bir yörenin sadece kamu yatırımları ile kalkınması mümkün değil. Bir taraftan da özel yatırımlar var, asıl üretken yatırımlar da özel yatırımlar. Buralarda da yatırım ortamı çok önemli. Bu süreçlerde yeni kalkınma ajansları gibi yeni yapılar da kurduk. Bu yapıları değerlendirelim, sadece kamu projeleri ile ilgilenmeyelim ve yatırımı cazip hale getirelim. Dünyada artık herkes bir rekabet içerisinde ve herkes yatırım almaya çalışıyor. Dolayısıyla uygun yatırım iklimi oluşturalım, bunun için de özel sektörle güçlü bir diyalog içinde olmamızda büyük fayda var."
MİT Başkanı Kalın: "ABD-Çin rekabeti ‘yeni soğuk savaş’ karakterini pekiştirdi"
17 Şubat 2026 Salı - 16:15 MİT Başkanı Kalın: "ABD-Çin rekabeti ‘yeni soğuk savaş’ karakterini pekiştirdi" Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, "ABD-Çin rekabeti; ABD’nin uyguladığı agresif gümrük tarifeleri ve teknolojik hamlelerle ‘yeni soğuk savaş’ karakterini pekiştirmiştir. Ticaret savaşları küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendirirken, rekabetin yansımaları Afrika kıtasında doğrudan hissedilmiştir" dedi. MİT’in 2025 yılına ait Faaliyet Raporu yayımlandı. Raporun sunuş kısmında MİT Başkanı Kalın, 2025’te dünyada ve Türkiye’de meydana gelen gelişmeler, Gazze’de kalıcı barışın tesisine yönelik çalışmalar, Rusya-Ukrayna savaşı, ABD-Çin ekseninde yaşanan ticaret savaşları, MİT’in Suriye’nin yeniden inşasındaki bakış açısı ve Terörsüz Türkiye sürecinde üstlenilen göreve ilişkin değerlendirmede bulundu. Kalın, 2025 yılının savaş ve çatışmaların gölgesinde geçtiğini ve küresel norm ve değerlerin zedelendiğini, mevcut uluslararası düzenin krizlerin çözmede yetersiz kaldığını kaydetti. Geleneksel güvenlik tehditlerinin hibrit bir nitelik kazandığını kaydeden Kalın, belirsizlik ve kaosun etkisinin tüm dünyada daha görünür hale geldiğine dikkati çekti. "İsrail, Orta Doğu denklemini kırılgan tutmaya devam etmiştir" Gazze’de arabulucu ülkelerin desteğiyle yılın ortasında 60 günlük geçici ateşkes sağlandığını hatırlatan Kalın, "Kalıcı barışın tesis edilememesi nedeniyle bölgedeki insani yıkım derinleşmiş, İsrail’in Lübnan, Suriye, Yemen, İran’ı da hedef alacak şekilde saldırılarını genişletmesi Orta Doğu denklemini kırılgan tutmaya devam etmiştir" ifadelerini kullandı. "Savaşın dinamikleri, nükleer restleşmeler ve otonom silah sistemlerinin hakimiyetine evrilmiştir" Rusya-Ukrayna savaşına da değinen Kalın, "Eş zamanlı olarak Rusya-Ukrayna savaşı, Batı’nın askeri desteği ile Rusya’nın endüstriyel yıpratma stratejisi arasında bir kilitlenme noktasına ulaşmış; taraflar masada toprak tavizi ve güvenlik garantileri arasında sıkışırken, savaşın dinamikleri, nükleer restleşmeler ve otonom silah sistemlerinin hakimiyetine evrilmiştir" dedi. "ABD-Çin rekabeti ‘yeni soğuk savaş’ karakterini pekiştirdi" Ekonomik ve jeopolitik düzlemde ABD-Çin rekabetinin 2025’te daha de sertleştiğine işaret eden Kalın, şöyle devam etti: "Ekonomik ve jeopolitik düzlemde ise ABD-Çin rekabeti; ABD’nin uyguladığı agresif gümrük tarifeleri ve teknolojik hamlelerle ‘yeni soğuk savaş’ karakterini pekiştirmiştir. Ticaret savaşları küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendirirken, rekabetin yansımaları Afrika kıtasında doğrudan hissedilmiştir. Darbe girişimleri ve iç çatışmalar nedeniyle siyasi istikrarsızlıkla mücadele eden Afrika Kıtası, küresel güçlerin hem hammadde hem de nüfuz alanı için yarıştığı en önemli jeopolitik satranç tahtalarından biri olma özelliğini 2025’te de sürdürmüştür." "Türkiye 2025’te denge ve tahkimat dönemi yaşadı" Küresel güç dengelerinin yeniden tanımlandığı bir dönemden geçildiğini aktaran Kalın, "Türkiye; 2025 yılında hem dış politikada hem iç güvenliğinde stratejik bir ‘denge ve tahkimat’ dönemi yaşamıştır. Gazze ve Ukrayna gibi bölgesel krizlerde üstlendiği etkin arabuluculuk rolüyle diplomatik kapasitesini bir kez daha kanıtlayan ülkemiz, ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonunun en kritik iç güvenlik ve toplumsal barış hedefi olan Terörsüz Türkiye sürecini derinleştirmiştir. 2025’in ilk çeyreğinde atılan önemli adımlar ve somut silah bırakma çağrılarıyla ivme kazanan Terörsüz Türkiye; Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarının da katkısıyla toplumsal bir mutabakata doğru ilerlemektedir. Terör kamburundan kurtulma yolunda mesafe kat eden ülkemiz Terörsüz Türkiye hedefiyle; yalnızca bir güvenlik başarısı değil küresel belirsizlikler çağında bölgesel istikrar sağlanması konusunda önemli bir stratejik kazanım da elde etmiş olacaktır" ifadelerine yer verdi. Küresel türbülansın iç güvenlik dengeleriyle iç içe geçtiği bir ortamda Milli İstihbarat Teşkilâtı’nın proaktif politikalar üreterek stratejik kararların uygulanmasına destek verdiğini vurgulayan Kalın, teşkilâtın klasik istihbarat yöntemlerini teknolojik kabiliyetlerle birleştiren hibrit bir çalışma anlayışı benimsediğini aktardı. MİT’in 2025 boyunca istihbarat diplomasisini etkin biçimde kullandığını belirten Kalın, "Ülkemizin ve milletimizin güvenliği ve huzuru için ‘Vatan İçin Her An Her Yerde’ şiarıyla çalışan Teşkilâtımız; 2025 yılı boyunca yasal yetkileri ve sorumlulukları çerçevesinde, çatışma bölgeleri başta olmak üzere millî güvenliğimizi ilgilendiren her alanda ülkemizin stratejik çıkarlarını gözeterek kritik görevler yerine getirmiş, istihbarat diplomasisini aktif şekilde kullanarak dış istihbaratta etkinliğini artırmış, farklı terör örgütleri ile mücadelesini eş zamanlı sürdürmüş, ülkemizi hedef alan casusluk girişimlerini deşifre ederek akamete uğratmıştır" değerlendirmesinde bulundu. MİT’in dış istihbaratta dünyanın her bölgesine ulaşma amacı ile vizyonunu geliştirdiğine dikkati çeken Kalın, "Orta Asya, Balkanlar, Orta Doğu ve Afrika ülkelerinin servisleri başta olmak üzere birçok dost servis ile terörle mücadele, eğitim, teknik destek ve istihbarat paylaşımı gibi konularda iş birliğini geliştirmeyi de sürdürmüştür. Suriye krizinin başlangıcından çözümüne kadarki süreçte aktif rol alan MİT, 8 Aralık Devrimi’nin üzerinden geçen bir yılı aşkın sürede Suriye’ye bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşmıştır. Öte yandan yeni bir devlet inşası sürecinde, Suriye’de ülkemiz aleyhine oluşabilecek yeni tehdit unsurları karşısında ön alıcı adımlar atılarak sınır bölgemizde millî güvenliğimize karşı yeni tehditlerin oluşmasının önüne geçilmiştir. Ortadoğu’nun güvenlik mimarisini derinden etkileyen ve büyük bir insanlık dramına dönüşen Gazze’deki savaşın sonlandırılması adına kalıcı ateşkes, insani yardım, esir takası, Filistin İç Uzlaşısı ve İki Devletli Çözüm konularında ise Teşkilât olarak ilgili tüm aktörlerle yoğun bir istihbarat diplomasisi yürütülmüştür. Ateşkes müzakerelerinde yaşanan sorunların aşılmasında tüm taraflar arasında bir köprü görevi üstlenerek, müspet neticelere ulaşılmasına somut katkı sağlamıştır" dedi. FETÖ, DEAŞ ve casusluk faaliyetleriyle mücadele sürdü Kalın, FETÖ’nün yurt dışındaki faaliyetlerini engellemeye yönelik çalışmaların sürdürüldüğünü, DEAŞ başta olmak üzere radikal örgütlerle mücadelede yurt içi ve yurt dışında çok sayıda örgüt mensubunun yakalanmasının sağlandığını belirtti. Hasım istihbarat servislerinin ve taşeron yapıların Türkiye aleyhine yürüttüğü faaliyetlerin 2025’te de akamete uğratıldığını ifade eden Kalın, teknik istihbarat kabiliyetlerinin büyük veri, yapay zekâ, uydu ve siber istihbarat alanlarında önemli bir seviyeye ulaştığını kaydetti. Kalın, MİT 2025 Yılı Faaliyet Raporu’nun şeffaflık, hesap verebilirlik ve sorumluluk ilkeleri çerçevesinde hazırlandığını belirterek, kaynakların etkin ve verimli biçimde kullanıldığının açıkça ortaya konulduğunu ifade etti. Raporun "Faaliyetlere İlişkin Bilgi ve Değerlendirmelere ilişkin temel mali tablolara yönelik bilgilendirilen bölümde, MİT’in 2025 yılı bütçesinin başlangıç ödeneği 28 milyar 896 milyon 461 bin TL olduğu, yıl içerisinde gerçekleştirilen işlemler sonucunda ödenek toplamının 36 milyar 435 milyon 655 bin 383,93 TL, harcama toplamının ise 36 milyar 307 milyon 747 bin 195,81 TL olduğu kaydedildi.
Uzmanından uyarı: "Ramazan’da sağlıklı beslenmenin temel kriterlerden birisi sahurun ve iftarın yapılması, araya ara öğünün eklenmesi"
17 Şubat 2026 Salı - 16:09 Uzmanından uyarı: "Ramazan’da sağlıklı beslenmenin temel kriterlerden birisi sahurun ve iftarın yapılması, araya ara öğünün eklenmesi" Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı ve aynı zamanda Sabri Ülker Vakfı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Zehra Büyüktuncer Demirel, "İftarı tek bir öğünde tek bir seferde tüketip sonrasında ara öğün yapmak istemeyenler olabiliyor ama Ramazan’da sağlıklı beslenmenin temel kriterlerden birisi sahurun ve iftarın yapılması, araya ara öğünün eklenmesi" dedi. Sabri Ülker Vakfı, Ramazan ayında değişen öğün ve uyku düzeninin metabolizma ve bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri ile sahur ve iftar alışkanlıklarında doğru beslenme tercihlerine ilişkin merak edilen konularını ele aldı. Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı ve aynı zamanda Sabri Ülker Vakfı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Zehra Büyüktuncer Demirel, Ramazan döneminde dengeli ve yeterli beslenmenin önemine dikkat çekti. Ramazan ayında uzun süreli açlık ve susuzluk, öğün saatlerinin geceye kayması ve öğün sayısının azalmasının metabolizma üzerinde değişikliklere yol açabileceğini belirten Demirel, sahur ve iftar öğünlerinin dengeli planlanmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. Bağışıklık sisteminin beslenme düzenini doğrudan etkilendiğine dikkat çeken Demirel vitamin, mineral ve protein açısından yeterli ve çeşitli beslenmenin enfeksiyonlara karşı direnci desteklediğini ifade etti. Demirel, sahur öğününün atlanmaması gerektiğini, sahurda tok tutan ve besin değeri yüksek gıdaların tercih edilmesinin gün içindeki enerji düzeyi açısından önemli olduğunu kaydetti. "Ramazan’da beslenme alışkanlıklarımız değişiyor" Ramazan ayında dikkat edilmesi gereken en önemli şeyin, beslenme alışkanlığına diğer aylar kadar dikkat edilmesi gerektiğini belirten Demirel, "Ramazan’da beslenme alışkanlıklarımız değişiyor, beslenme düzenimiz değişiyor. Uzun süreli bir açlık var. Bu yıl 12 saati aşan bir açlıkla Ramazan’da oruç ibadeti yerine getirilecek. Önceki yıllara göre süre birazcık daha kısaldı ama sonuçta daha sınırlı bir zaman diliminde besleneceğiz. Açlığın ve susuzluğun yanında besin çeşitliliğimiz de azalıyor, yediğimiz besin miktarları azalıyor. Zengin bir mutfak kültürümüz var, ön plana çıkan besinlerde değişiklik olabiliyor. Dolayısıyla bu değişimler bazen eğer sağlıklı tercihlerden yana olmazsak yorgunluk, halsizlik yapabiliyor. Bu durum konsantrasyonumuzu etkileyebiliyor, bağışıklığı düşürebiliyor. Bu nedenle Ramazan ayında sağlıklı beslenmek, en az diğer aylar kadar önemli. Sağlıklı beslenmenin sürdürülmesi hepimiz için kritik öneme sahip. Dikkat etmemiz gereken önceliklerden birisi, Ramazan ayında bir öğün düzeninin oluşturulması" diye konuştu. "Ramazan’da sağlıklı beslenmenin temel kriterlerden birisi, araya ara öğünün eklenmesi" Ramazan’da süt, yumurta, et ve tavuk gibi zengin protein kaynaklarını tüketilmesinin uygun olacağını ifade eden Demirel, "İftarı tek bir öğünde, tek bir seferde tüketip sonrasında ara öğün yapmak istemeyenler olabiliyor ama Ramazan’da sağlıklı beslenmenin temel kriterlerden birisi sahurun ve iftarın yapılması, araya ara öğünün eklenmesi. Bunlar gerçekten önemli. Bu şekilde bir öğün düzeni oluşturulduktan sonra, o öğünlerde neler yediğimiz de önemli. Her birimizin yaşına göre, cinsiyetine göre ihtiyacı olan enerji var, ihtiyaç duyduğumuz besin öğeleri var ve bunları almamız gerek. Her bir besin grubundan ne kadar tüketmemiz gerektiğini zaten biliyoruz. Ramazan’da süre kısalınca, o besinleri tüketmekte zorlandığımız zamanlar olabiliyor. Dolayısıyla vücudumuzun normal çalışması için gerekli olan besinleri, 12 saatten birazcık daha az kalan süre içerisinde almaya çalışmamız oldukça önemli. Sağlıklı beslenmenin temel ilkelerinden birisi süt ve süt ürünleri. Yumurtanın, etin, tavuğun, balığın, kuru baklagillerin olduğu, protein zengini besinler ise diğer bir grubumuzdur" şeklinde konuştu. Sabri Ülker Vakfı’ndan ’sahurda denge, iftarda ölçü’ uyarısı Sabri Ülker Vakfı, toplumun sağlıklı ve dengeli beslemesine Ramazan ayında da dikkat çekiyor. Ramazan ayında sahur ve iftar arasında ortalama 15-17 saat süren açlık dönemi, bireylerin günlük beslenme düzeninde değişikliklere yol açtığını belirten Sabri Ülker Vakfı, bu süreçte yapılan küçük hataların ise kan şekeri dalgalanmalarına, sindirim problemlerine, halsizliğe ve kontrolsüz kilo artışına yol açabileceğini belirtti. Toplumun, sağlıklı beslenme ve gıda hakkında doğru bilgiye ulaşması hedefiyle faaliyetlerini sürdüren Sabri Ülker Vakfı, ’sahurda ölçü, iftarda denge’ anlayışıyla hareket edilmesinin Ramazan ayının sağlık üzerindeki olumlu etkisini artıracağını bildirdi.
ASO Başkanı Ardıç: "Son beş yılda Ankara-Finlandiya ticaret hacmi 120 milyon doların üzerine çıkmıştır"
17 Şubat 2026 Salı - 15:27 ASO Başkanı Ardıç: "Son beş yılda Ankara-Finlandiya ticaret hacmi 120 milyon doların üzerine çıkmıştır" Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, ‘Finlandiya Ülke Günü’ etkinliğinde, "Son beş yılda Ankara-Finlandiya ticaret hacmi 70 milyon dolar seviyesinden 120 milyon doların üzerine çıkmıştır. Ankara sanayisi bu ticari ilişkide net ihracatçı konumuna ulaşmıştır" dedi. Ankara Sanayi Odası (ASO) ile Finlandiya Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği iş birliğiyle ‘Finlandiya Ülke Günü’ etkinliği düzenlendi. ASO ev sahipliğinde düzenlenen programda Türkiye ile Finlandiya arasındaki sanayii ticaret ve yatırım iş birlikleri masaya yatırıldı. Programda bir konuşma gerçekleştiren ASO Başkanı Seyit Ardıç, Finlandiya’nın sınırlı kaynaklara, çetin iklim şrtlarına ve tarih boyunca karşılaştığı zorluklara rağmen, dünyaya örnek gösterilen bir kalkınma başarısı hikayesi yazdığını ifade etti. Ardıç, döngüsel ekonominin yalnızca çevresel bir tercih değil, rekabet gücü, maliyet yönetimi ve sürdürülebilir sanayi açısından stratejik bir zorunluluk olduğunu belirterek, Finlandiya’nın bu konuda öncü ülkelerden biri olduğuna değindi. Ardıç, "Finlandiya bu alanda; geri dönüşüm teknolojileri, atıkların yeniden hammaddeye kazandırılması, enerji verimliliği ve yeşil üretim modelleri ile Avrupa’da öncü konumdadır. Ankara sanayisi ise; metal, makine, kimya ve yapı malzemeleri başta olmak üzere bu dönüşümü hayata geçirebilecek çok güçlü bir üretim altyapısına sahiptir. Bu noktada Finlandiyalı firmalarla kurulacak ortaklıklar; Ankara’daki üretimin daha yeşil, daha verimli ve Avrupa Birliği standartlarıyla tam uyumlu hale gelmesi açısından büyük önem taşımaktadır" açıklamasında bulundu. "Türk-Fin ortaklığı hem finansman hem teknoloji hem de uygulama gücü açısından son derece tamamlayıcı" Döngüsel ekonomi, inşaat ve madencilik sektörleri, iki ülke arasındaki iş birliği açısından son derece stratejik alanlar olduğuna dikkati çeken Ardıç, "Finlandiya; sürdürülebilir inşaat teknolojileri, akıllı altyapı çözümleri, madencilikte dijitalleşme ve çevresel etkileri minimize eden üretim modelleriyle dünya çapında önemli bir know-how’a sahiptir. Türkiye ve özellikle Ankara ise; müteahhitlik kapasitesi, malzeme üretimi, makine ve ekipman imalatı ve nitelikli insan kaynağıyla bu bilgi birikimini sahaya uygulayabilecek güçlü bir partnerdir. Dünyanın en büyük 250 müteahhitlik firması arasında yer alan 45 Türk firmasından 22’sinin Ankara Sanayi Odası Üyesi olması, bu alandaki iş birliği potansiyelini açıkça ortaya koymaktadır. Üçüncü ülkelerde gerçekleştirilecek altyapı, enerji ve madencilik projelerinde Türk-Fin ortaklığı hem finansman hem teknoloji hem de uygulama gücü açısından son derece tamamlayıcıdır" ifadelerine yer verdi. "Son beş yılda Ankara-Finlandiya ticaret hacmi 120 milyon doların üzerine çıkmıştır" Ardıç ,Türkiye ile Finlandiya arasındaki ekonomik ilişkilerin, son yıllarda istikrarlı ve gelişmeye açık bir seyir izlediğini kaydederek, iki ülke arasındaki ticaret hacminin 1,8 milyar dolar seviyesinde olduğunu dile getirdi. Mevcut tablonun iki ülkenin ticaret hacminde daha dengeli ve katma değeri yüksek bir yapıya geçiş için güçlü bir büyüme potansiyeli olduğunu söyleyen Ardıç, "Ankara özelinde baktığımızda ise çok daha umut verici bir tabloyla karşılaşıyoruz. Son beş yılda Ankara-Finlandiya ticaret hacmi 70 milyon dolar seviyesinden 120 milyon doların üzerine çıkmıştır. Ankara sanayisi bu ticari ilişkide net ihracatçı konumuna ulaşmıştır. Ankara ile Finlandiya arasındaki dış ticarette en yüksek hacme sahip ilk dört sektörden üçünü oluşturan motorlu kara taşıtları, ana kimyasal maddeler ve metal yapı malzemelerinde Ankara’nın açık biçimde ihracatçı konumda olması tesadüf değildir. Bu tablo; Ankara’nın üretim gücünün, teknolojiye dayalı sanayi altyapısının ve uluslararası iş birliklerine açık vizyonunun somut bir göstergesidir" değerlendirmesinde bulundu. ASO olarak Ankara’yı ‘sanayi ve teknolojinin Başkenti’ yapma hedefi doğrultusunda çalışmalarını yürüttüklerini kaydeden Ardıç, "Temelli Sanayi Havzası’nda 1 milyon metrekarelik bir alanda konuşlanacak. ASO Teknoloji Üssü; yüksek teknolojiye dayalı üretim, Ar-Ge, kuluçka merkezleri, laboratuvarlar, üniversite bağlantılı araştırma enstitüleri ve yeşil kampüs uygulamaları gibi kapsamlı bir yapıyla hayata geçirilecek. Bu yıl içinde inşaatına başlamayı hedeflediğimiz projemizde Finlandiyalı firmaların da yer alması, yalnızca ortaklığımızı güçlendirmekle kalmayacak; aynı zamanda üçüncü ülke pazarlarında da yeni fırsatlar oluşturacaktır" diye konuştu. Ardıç, ASO üyelerinin yanında olmaya, uluslararası iş birliklerini kolaylaştırmaya ve Ankara sanayisini küresel değer zincirlerinde daha güçlü bir noktaya taşımaya kararlı olduklarını ve bu yöndeki çalışmalarına devam edeceklerini sözlerine ekledi. "Türk şirketleri, kıtalar genelinde kritik altyapılar inşa ederek etkileyici bir uluslararası ayak izine sahiptir" Finlandiya Ankara Büyükelçisi Pirkko Hamalainen ise, Finlandiya’nın, Türkiye ile olan ilişkisine büyük değer verdiğini belirterek, her iki ülkenin de güçlü sanayi temelleri açısından benzerlik gösterdiğini ifade etti. Türkiye’nin dinamik ve hırslı bir ortak olduğunun altını çizen Hamalainen, "Küresel mineral talebinin önemli ölçüde artması öngörülürken, Türkiye’nin madencilik alanındaki yatırım planları, özellikle altın madenciliği yatırımları ile ileriye dönük bir hırsı göstermektedir. Sektörün ihracat hedefleri, küresel rolüne olan güçlü güveni yansıtmaktadır. İnşaat sektöründe Türkiye, uluslararası müteahhitlikte küresel olarak ikinci sırada yer almaktadır. Türk şirketleri, kıtalar genelinde kritik altyapılar inşa ederek etkileyici bir uluslararası ayak izine sahiptir. Aynı zamanda, finansmana erişim giderek sürdürülebilirlik performansıyla bağlantılı hale gelmektedir. Uluslararası finans kuruluşları ve kalkınma bankaları, yeşil finansmandan geçiş finansmanına doğru genişleyerek, şirketleri ve sektörleri düşük karbonlu operasyonlara doğru ilerlerken desteklemektedir. Bu, Finlandiya ve Türkiye arasında açık bir iş birliği fırsatı yaratmaktadır" şeklinde konuştu. Program Hamalainen’nin konuşmasının ardından basına kapalı olarak devam etti.
Hava Tahmin Uzmanı Çelik: "Ülke genelinde kuvvetli yağışlar bekliyoruz"
17 Şubat 2026 Salı - 15:26 Hava Tahmin Uzmanı Çelik: "Ülke genelinde kuvvetli yağışlar bekliyoruz" Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü hava tahmin uzmanı Cengiz Çelik, ülke genelinde beklenen hava tahmin raporlarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Çarşamba gününden itibaren ülke genelinde kuvvetli yağışların görüleceğini ifade eden Çelik, "Güney ege kıyıları, Akdeniz, İç Anadolu’nun güney ve doğusuyla Doğu Anadolu’nun batısında Çarşamba günü için kuvvetli yağışlar bekliyoruz" dedi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü hava tahmin uzmanı Cengiz Çelik, ülke genelinde beklenen hava tahmin raporlarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Çarşamba günü için ülkenin tamamında yağış beklediklerini ifade eden Çelik, "Bu yağışlar özellikle Güney bölgelerimizde kuvvetli olacak. Bölgesel olarak bakarsak Güney ege kıyıları, Akdeniz, İç Anadolu’nun güney ve doğusuyla Doğu Anadolu’nun batısında Çarşamba günü için kuvvetli yağışlar bekliyoruz. Bu yağışlar özellikle Antalya’nın doğusuyla, Akdeniz bölgesinde, Doğu Akdeniz’in de doğusunda zaman zaman çok kuvvetli ve şiddetli şekilde görülecek diyebiliriz" ifadelerini kullandı. Ramazan ayının ilk günü olan Perşembe günü için Batı bölgelerde yağış beklemediklerini belirten Çelik, ülkenin Doğu bölgelerinde yağış görüleceğini ifade etti. Çelik sözlerine şu şekilde devam etti: "Bu sistem Perşembe günü Doğu bölgelerimizde yani Orta ve Doğu Karadeniz ile Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgesinde yağış bıraktıktan sonra Etkisini kaybediyor. Cuma gününe baktığımızda Cuma günü Ülke genelinde aslında yağış beklemiyoruz ancak akşam saatlerinden sonra tekrar yine Balkanlar üzerinden gelen serin ve yağışlı sistemle birlikte Batı bölgelerimizden başlayarak yağışlar başlayacak. Cuma günü için sadece akşam saatlerinde Marmara’nın batısında yağış bekliyoruz. Cumartesi günü için Batı bölgelerimizin tamamında yağış var. Marmara, Ege, Batı Akdeniz, İç Anadolu’nun batısı ve Batı Karadeniz’de Cumartesi günü yağış bekliyoruz. Pazar günüde bu sistem biraz daha iç bölgelere hareket edecek. İç ve Doğu bölgelerde Pazar günü yağışlar göreceğiz. Bu hafta sonuna Cuma günü için Cuma akşam saatlerinde gelecek olan sistem biraz daha soğuk karakterli. Bu yüzden mevsim normallerinin çok üzerinde seyreden sıcaklıklar mevsim normallerine yaklaşacak diyebiliriz. Ancak yine mevsim normallerinin birkaç derece üzerinde seyretmeye devam edecek sıcaklıklar. Hem Çarşamba, Perşembe günündeki yağışlar hem de hafta sonu görülecek yağışlar çoğunlukla yağmur ve sağanak, rakımı yüksek olan iç kesimlerde yer yer karla karışık yağmur ve kar yağış şeklinde olacak. Çarşamba günü Güney ve Doğu bölgelerimizde güneyli yönden kuvvetli yer yer fırtına şeklinde rüzgar bekliyoruz. Çarşamba günü akşam saatlerinden itibaren ise Marmara bölgesinde Kuzey ve Kuzey Batılı yani kuzeyli yönlerden rüzgarlar etkili olacak diyebiliriz. Perşembe gününde yine Güney yani Akdeniz kıyı kesiminde ve Karadeniz kıyı kesiminde Yine kuvvetli rüzgarlar göreceğiz." "Üç Büyükşehir’de hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üzerinde seyredecek" Üç Büyükşehir için beklenen hava durumu tahminlerine ilişkin konuşan Çelik, "Üç Büyükşehir’imiz de Çarşamba günü için yağış bekliyoruz. Çoğunlukla yağmur ve sağanak yağış şeklinde olacak bu yağışlar. Sadece Ankara’nın Kuzey ilçelerinin yüksek kesimlerinde rakımı 1200-1300 metrenin üzerinde olan yerlerde karla karışık yağmur görebiliriz. Ankara’daki en yüksek sıcaklık Çarşamba günü için 10 derece Perşembe günü 7 dereceye kadar düşecek havanın açmasıyla birlikte ancak Cuma günü için tekrar sıcaklıklar artacak. Cuma günü Ankara’da 13 derecelik sıcaklık bekliyoruz. İstanbul’a baktığımızda yine Çarşamba günü yağmurlu ancak İstanbul’da Çarşamba kuzeyli rüzgarlarla birlikte hava serinliyor artık. En yüksek sıcaklık 9 derece olacak. Perşembe günü için İstanbul’da 11 derece Cuma günü ise 16 dereceye kadar çıkmasını bekliyoruz en yüksek sıcaklığın. İzmir’de de yine benzer şekilde sıcaklıklar Çarşamba günü yağışla birlikte biraz düşüyor 13 dereceye kadar en yüksek sıcaklıklar düşecek. Perşembe günü 16 Cuma günü ise 17 derecelik en yüksek sıcaklık tahminimiz var" diye konuştu.
DEM Parti Grup toplantısı
17 Şubat 2026 Salı - 15:17 DEM Parti Grup toplantısı DEM Parti Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, "Biz artık palyatif değil, kalıcı çözümlere odaklanmalıyız. Kürt meselesini siyasi ve hukuki zemine çekecek somut ve kalıcı adımları hayata geçirmeliyiz" dedi. Bakırhan partisinin grup toplantısında konuştu. Bakırhan, Orta Doğu 27 yıl önce bir kez daha kaosun merkezi haline getirilmek istendiğini söyleyerek, "Afganistan’dan Irak’a, oradan Libya’ya ve tüm Orta Doğu’ya uzanan kaos planının ilk adımlarından biri, Öcalan’a yapılan 15 Şubat uluslararası komplosuydu. 15 Şubat, bugün bile devlet aklı ve Türkiye siyaseti tarafından çözümlenmeyi bekleyen büyük bir komplodur. Bugüne kadar kaybedilen tam 27 yıl var. Sadece Kürtler değil, Türkler de kaybetti. Sonuç olarak Türkiye kaybetti. Oysa 27 yıldır İmralı Adası’nda bir çözüm iradesi var. Bu irade, 15 Şubat komplosunu 27 Şubat çağrısıyla boşa çıkarmıştır. Bu komplocu akıl, Rojava’ya saldırılarla devam ettirilmek istendi. Öcalan, bu sürece müdahale ederek Arap-Kürt savaşının önüne geçti ve 2. uluslararası komployu da boşa çıkardı. Şimdi biz de soruyoruz: 22 Ekim’de kendisine barış çağrısı yapıldı mı? Yapıldı. 27 Şubat çağrısıyla 52 yıllık çatışmalı ortamı tek seferde bitirdi mi? Bitirdi. Milyonlarca insan "siyasi irademdir" diyor mu? Diyor. Fikirleri sadece Kürtler tarafından değil; fikirleri tüm dünya tarafından yakından takip ediliyor mu? Ediliyor. Bu bir yılda Öcalan, süreci şiddet ve ayrışma zemininden demokratik siyaset ve toplumsal zemine geçirmiştir. Bu müzakere yeteneği ve gücü inkâr edilemez. Daha açık soralım: Öcalan daima çözüm merciiyken neden bilinçli bir biçimde sanki sorunun kaynağıymış gibi gösterilmeye çalışılıyor? Tarihin tanıklığı, onun çözüm adresi olduğunu gösteriyor. O zaman herkes tutarlı davranmalı, gereken ciddiyeti göstermeli ve rolünü oynaması önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Bu netlik hem sürecin başarısı hem de toplumsal huzur için vazgeçilmezdir. Kalıcı ve sürdürülebilir bir barış için Öcalan’ın statüsü ve çalışma şartları fiilî değil, resmî ve yasal bir düzenlemeyle belirlenmeli, güvence altına alınmalıdır. Çünkü fiilî düzenlemeler geçicidir, değişkendir ve her an geri alınabilir. Adı konulmamış, resmî zemini olmayan hiçbir düzenleme kalıcı barış için yeterli temel oluşturamaz" ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Liderler Zirvesi yapması teklifinde bulunan Bakırhan, "Dün heyetimiz İmralı’da Öcalan ile görüşme gerçekleştirdi. Öcalan, "Süreçte demokratik entegrasyon aşamasına geçiyoruz" diyerek çok tarihi bir tespitte bulunmuş. Diyor ki Öcalan: "Günü değil tarihi kurtarmaktan söz ediyoruz, bu da Kürtsüz olmaz". Biz de tam olarak bundan bahsediyoruz. Mesele bugün değil; tarihi kurtarmak, geleceği doğru temeller üzerine kurmaktır. Şimdi çok önemli bir çağrı yapmak istiyorum. 100 yıllık bir meseleyi tartışırken, bütün siyasi parti liderlerini bir zirvede beraber olmaya çağırıyoruz. Artık ayrımızı, gayrımızı bir tarafa bırakalım. Türkiye’nin iyiliği ve barışı için siyasi liderler olarak bir araya gelelim, çözümü konuşalım. Bu sebeple buradan açık bir çağrı yapıyoruz: Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin temel ve köklü sorunlarını çözmek için Cumhurbaşkanı’nın ev sahipliğinde "Liderler Zirvesi" toplanmalıdır. Artık Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi ertelenemez; önüne başka gündemler konamaz, gündelik siyasetin malzemesi yapılamaz"şeklinde konuştu. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ortak rapor yazım sürecine değinen Bakırhan, "TBMM’de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu gerek yaptığı dinlemeler gerekse de İmralı Adası’nda Öcalan’la görüşme gerçekleştirmesiyle önemli çalışmalar yapmıştır. Komisyonun önünde şimdi çok önemli bir görev var. Somut bir yol haritası ve belirgin bir siyasi takvimi olan raporunu hazırlayıp Meclis’e sunmasının zamanı geldi. Süreç, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde oluşturulacak komisyonun çalışmaları ve Türkiye’nin temel toplumsal gerçekleri çerçevesinde ele alınmalıdır. Bu rapor, yeni tariflerle uğraşmamalı; sürecin gerekliliklerine odaklanmalıdır. Rapor tarihi korkulara, tabulara sıkıştırılmamalı; yeni bir perspektif içermelidir. Tarihi işler, yeni bir siyasi dille yapılır. Eski dille yeni Türkiye raporu çıkarılamaz. Eski zihniyetle Demokratik Türkiye inşa edilemez. Çok açık söyleyelim: Kırk yıldır bize vura vura söyletemediklerini, bugün bize gül atarak söyletemezler. Bu rapor Kürt meselesini terör parantezine almamalıdır. Meclis raporu ve buna dayalı olası düzenlemeler, meseleyi asimilasyon mantığıyla ele alır ve terör parantezine sıkıştırırsa demokratik çözüm yara alır. Sürecin istikameti, komisyon raporu ve çerçeve yasa temelinde kalıcı veya geçici çözüm yaklaşımlarıyla belirlenecektir. Biz artık palyatif değil, kalıcı çözümlere odaklanmalıyız. Kürt meselesini siyasi ve hukuki zemine çekecek somut ve kalıcı adımları hayata geçirmeliyiz" dedi.
AŞTİ’de 1 kilo altın rüşveti iddiası: 12’şer yıla kadar hapis istendi
17 Şubat 2026 Salı - 14:05 AŞTİ’de 1 kilo altın rüşveti iddiası: 12’şer yıla kadar hapis istendi Başkentte AŞTİ içerisinde Fransa uyruklu Emir S.’nin valizinde ele geçirilen 15 kilo kaçak altından 1 kiloluk külçeyi rüşvet olarak aldıkları ve şüphelinin kaçmasına göz yumdukları öne sürülen polis memuru, Emir S. ile özel güvenlik görevlisi hakkında 12’şer yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Edinilen bilgiye göre olay, 19 Ekim 2025’te AŞTİ’de bulunan polis noktasında meydana geldi. Fransa uyruklu Emir S.’nin valizinde 1’er kiloluk külçeler halinde toplam 15 kilo altın ele geçirildi. İddiaya göre şüpheli, polis noktasına alındıktan sonra 14 külçe altını sırt çantasına koyarak kaçtı. Yapılan bildirim üzerine yakalanan şüphelinin üzerinde 14 külçe altın bulundu. Kayıp olan 1 kiloluk külçe ise polis memuru Recep Ş.’nin mont cebinden çıktı. Güvenlik kamerası kayıtlarının incelenmesinde, özel güvenlik görevlisi Çağlar E.’nin altınlardan birini alarak kameranın görüş alanının dışına çıktığı ve burada polis memuruna verdiğinin tespit edildiği belirtildi. Soruşturma kapsamında gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen polis memuru ile şüpheli tutuklanırken, özel güvenlik görevlisi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 1 kilo külçe altın karşılığında diğer 14 kilogram altının kaçırılmasına göz yumulduğu, şüphelilerin birlikte hareket ettiği ve eylemin müşterek faillik kapsamında değerlendirildiği kaydedildi. Polis memuru ve özel güvenlik görevlisi hakkında, "rüşvet almak", Emir S. hakkında ise "rüşvet vermek" suçundan 12’şer yıla kadar hapis cezası istendi. "Montumun içine altınları koyup kaçmayı kafasına koymuş olduğunu düşünüyorum" Sanık polis memuru Recep Ş. iddianamede yer alan savunmasında altının mont cebine başkası tarafından konulmuş olabileceğini iddia ederek, "Şahsın panik hareketleri vardı. Sürekli bilgisayarımın bulunduğu yere geliyordu. Montum askıda asılı duruyordu. Bu şahsın, montumun içine altınları koyup kaçmayı kafasına koymuş olduğunu düşünüyorum" iddialarında bulundu. Emir S. ise kimseye rüşvet vermediğini ve altınlarının çalınacağı şüphesiyle hareket ettiğini savundu. Özel güvenlik görevlisi Çağlar E. de altını incelemesi için polis memuruna verdiğini, rüşvet içerikli herhangi bir konuşmaya şahit olmadığını beyan ederek, "Recep isimli polis memuru altınlardan birini incelemek için istedi. Ben de verdim. Üzerindeki seri numarasına ve hangi ülkeden geldiğine baktı. Karşı tarafla konuşması sırasında rüşvet ya da tehdit içerikli herhangi bir konuşmaya şahit olmadım. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum" dedi. İddianame, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilirken ele geçirilen altınların ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na teslim edildiği öğrenildi.
Gölbaşı Belediyesinden camilerde Ramazan öncesi detaylı temizlik
17 Şubat 2026 Salı - 13:46 Gölbaşı Belediyesinden camilerde Ramazan öncesi detaylı temizlik Gölbaşı Belediyesi, Ramazan ayı öncesinde ilçe genelindeki camilerde buhar makineleriyle kapsamlı temizlik çalışması gerçekleştirerek halıları gül suyuyla yıkadı. Gölbaşı Belediyesi, Ramazan ayına günler kala ilçe genelindeki camilerde kapsamlı ve titiz bir temizlik çalışması gerçekleştirdi. Vatandaşların ibadetlerini hijyenik, ferah ve manevi atmosfere uygun bir ortamda gerçekleştirebilmesi amacıyla yürütülen çalışmalar, modern ekipmanlar ve özenli uygulamalarla tamamlandı. Gölbaşı Belediyesi ekipleri tarafından yürütülen çalışmalarda camilerin iç mekanları buhar makineleri kullanılarak detaylı şekilde temizlendi. Özellikle halılar, hem hijyen hem de hoş koku sağlanması amacıyla gül suyuyla yıkanarak ibadete hazır hale getirildi. Bunun yanı sıra mihrap, minber, kürsü, ayakkabılıklar, kapı ve pencereler dezenfekte edilirken; şadırvanlar, abdesthaneler ve cami avlularında da kapsamlı temizlik ve bakım çalışmaları yapıldı. "Ramazan’ın manevi iklimine yakışır bir ortam oluşturduk" İlçe genelindeki ibadethanelere yönelik temizlik ve bakım çalışmalarının yıl boyunca periyodik olarak devam ettiğini belirten Gölbaşı Belediye Başkanı Yakup Odabaşı, "Ramazan ayı, gönüllerin arındığı, paylaşmanın ve dayanışmanın en güzel şekilde yaşandığı müstesna bir zaman dilimi. Bizler de bu mübarek ay öncesinde vatandaşlarımızın ibadetlerini gönül rahatlığıyla yapabilmeleri için camilerimizde kapsamlı bir temizlik çalışması gerçekleştirdik. Buhar makineleriyle en ince ayrıntısına kadar yapılan temizliklerin ardından halılarımızı gül suyuyla yıkayarak hem hijyenik hem de Ramazan’ın manevi iklimine yakışır bir ortam oluşturduk. Camilerimiz bizim ortak değerimizdir. Bu anlayışla ilçemizin dört bir yanında ibadethanelerimizin bakım ve temizlik çalışmalarını düzenli aralıklarla sürdürüyoruz. Tüm vatandaşlarımıza sağlık, huzur ve bereket dolu bir Ramazan ayı diliyorum" ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "2021’de Türkiye yapay zeka endeksinde 44. sıradaymış. 2024 yılında 34. sıraya yükselmiş durumdayız"
17 Şubat 2026 Salı - 13:40 Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "2021’de Türkiye yapay zeka endeksinde 44. sıradaymış. 2024 yılında 34. sıraya yükselmiş durumdayız" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "2021’de Türkiye yapay zeka endeksinde 44. sıradaymış. 2024 yılında 34. sıraya yükselmiş durumdayız. Ama bu yeterli değil tabii. Daha ileriye bu endekslerde yerimizi taşımamız gerekiyor" dedi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ‘Teknoloji Ekosistemi Stratejik Diyalog Toplantısı’na katıldı. Ankara’da özel bir otelde düzenlenen toplantıda konuşan Cevdet Yılmaz gelişen teknoloji ile değiştiğini, Türkiye’nin de bu teknolojiye ayak uydurarak politikalarını buna göre belirlediğini söyledi. "Dünyadaki ekonomik güç dengelerinin dönüştüğü bir dönemdeyiz" Dünyanın bir değişim sürecinden geçtiğini söyleyen Cevdet Yılmaz, "Bir taraftan dünyadaki ekonomik güç dengelerinin dönüştüğü bir dönemdeyiz. Uzakdoğu’nun yükselen üretim gücünü hepimiz biliyoruz. Dünya ekonomisinde, ticaretinde aldığı payı, giderek yükselen payını. Diğer taraftan biraz bununla da bağlantılı diyelim, dünyadaki yeni ekonomik şekillenme ile de bağlantılı jeopolitik bir takım gerilimlerin yaşandığını görüyoruz. Ticaret politikalarının, kurallarının değiştiğini görüyoruz. Daha korumacı bir dünyayla karşı karşıyayız. Bu da aslında küresel büyüme ve ticaret açısından bir meydan okuma İfade ediyor. Dünya büyümesinin ve ticaretinin tarihsel ortalamalarının altında seyrettiği bir dönemdeyiz. Bu yaşadığımız süreçlerle bağlantılı. Bir taraftan da ama dünyada küresel ortamda bunlar yaşanırken teknolojik bir dönüşümünde içindeyiz. Dünyada bir taraftan da yapay zeka başta olmak üzere dijitalleşme büyük bir teknolojik dönüşümü de eş zamanlı bir şekilde yaşıyoruz. Ve bu yeni teknolojilerde büyük oranda sınır tanımayan teknolojiler. Bunlar için de yapay zeka özellikle yatay bir teknoloji olarak ön plana çıkıyor" diye konuştu. "Türkiye olarak genel kamusal stratejilerimizi kalkınma stratejilerimizi formüle ederken küresel düzeydeki bu dönüşümleri dikkati alarak hareket ediyoruz" Yapay zekayı dijitalleşme sürecinde teknolojilerden bir teknoloji olarak görmediklerini ifade eden Yılmaz, "Bazıları işte bu elektriğin İcadına benzetiyorlar biliyorsunuz. Bütün alanları etkileyen her alana sirayet eden bir teknoloji olarak gelişiyor yapay zeka. Kamu yönetiminden enerjiye. Sağlıktan tarıma. Her konuyu dönüştürücü etkisi olan bir teknolojiden bahsediyoruz. Türkiye olarak genel kamusal stratejilerimizi kalkınma stratejilerimizi formüle ederken küresel düzeydeki bu dönüşümleri dikkati alarak hareket ediyoruz. 12. Kalkınma Planımıza bakarsanız orada görürsünüz ki Kalkınma Planımızın özünü dijital ve yeşil dönüşüm oluşturuyor. İçinden geçtiğimiz süreçlerin bütün alanlara etkisini dikkate aldığımızda bunu temel bir öncelik haline getirmiş durumdayız. Dijital dönüşüm vizyonumuz işlem gücü kapasitesini arttıran, veri altyapısını tahkim eden ve teknoloji yatırımlarını bütüncül bir plan çerçevesinde büyüten bir kalkınma perspektifine dayanmaktadır. Buna ‘ikiz dönüşüm’ de deniyor. Ben doğrusu ‘Üçüz dönüşümü’ daha anlamlı buluyorum. Dijital, yeşil ve sosyal dönüşüm" ifadelerini kullandı. "Geçmişte ‘dijital divide’ diye ifade edilen kavram bugün yapay zeka içinde geçerli" Yeniliklerin her zaman iyi sonuçlara yol açmadığını, bazen bunun olumsuz sonuçlarının da oluştuğunu söyleyen Yılmaz, "Yeni teknolojiler bir taraftan büyük bir verimlilik artışı getirirken, rekabet gücü, yenilikçilik kapasitesi doğururken bir taraftan da iyi yönetilemezse kapsayıcı ve insan odaklı kalkınma bakımından ciddi riskler de barındırıyorlar. Biz bu teknolojileri toplumun tamamına yaygınlaştıramazsak toplumun büyük bir kısmı bu teknolojilere erişip yaptıkları işleri bu teknolojilerle ileriye taşıyamazlarsa, sosyal eşitsizlikleri arttırma riskiyle de karşı karşıyayız. Geçmişte ‘dijital divide’ diye ifade edilen kavram bugün yapay zeka içinde geçerli. Yapay zekayı eğitim sistemine entegre etmekten başlayarak tüm topluma hobiler dahil olmak üzere yaygınlaştırarak bu riski bertaraf edebiliriz. Sosyal adaleti de sağlayabiliriz diye düşünüyorum. Dolayısıyla ben ‘Üçüz Dönüşüm’ olarak bu tartışmaları yapmanın ‘dijital yeşil ve sosyal dönüşüm’ olarak meseleye bakmanın daha anlamlı olacağını ifade etmek istiyorum" açıklamasında bulundu. "Şimdi yüksek gelirli ülkeler ligine geçiş sürecindeyiz" Türkiye’nin ekonomik olarak son 23 yılda çok iyi bir noktaya geldiğini ve bu yükselişin devam edeceğini söyleyen Cevdet Yılmaz, "Türkiye son 23 yılda alt orta gelirden üst orta gelire yükseldi ve burada kalıcı hale geldi. Şimdi yüksek gelirli ülkeler ligine geçiş sürecindeyiz ve bunu da kalıcı hale getireceksek mutlaka burada katma değeri yükselten yenilikçi, girişimci bir yapıyı tahkim etmemiz gerekiyor. Dolayısıyla önümüzdeki dönem ekonomide farklı bir perspektifin giderek güç kazanacağı bir dönem olacak. Bu çerçevede de yapay zekanın dijitalleşmenin çok daha merkezi bir konuma geldiği bir döneme doğru gidiyoruz" diye konuştu. "Bütün teknolojilerin, bütün ekonomik politikalarının nihai amacı insandır" Birçok programla teknolojik gelişmelerin desteklendiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, "Bütün teknolojilerin, bütün ekonomik politikalarının nihai amacı insandır. İnsanı merkeze alan bir anlayışla bakmak durumundayız. Yapay zeka çağında da olsak gerçek insanlarla bu çağı yaşayacağız. Gerçek zekalarla yaşayacağız, doğal zekalarla. Dolayısıyla bütün bunların insanlığa hizmet etmesi, insanlığın etik değerlerine, refahına, özgürlüğüne, demokratik standartların gelişimine hizmet etmesi gerekiyor. Sosyal boyut kadar demokrasi de bence çok önemli bir tartışma alanı yapay zekada. İnsanların özgür iradeleriyle yapacakları tercihleri çeşitli manipülatif yollarla şekillendirdiğiniz bir ortamda ister istemez demokrasi tartışması da gündeme gelecektir. Biz tabi bu anlamda da farkındalığın artmasını, daha özgürlükçü bir zeminde insanların yine tercihlerini daha geniş bir yelpazede yapabileceği bir ortamı elbette arzu ediyoruz. Bütün bu süreçlerde geniş bir perspektifle politikalarımızı şekillendiriyoruz" dedi. "2021’de Türkiye yapay zeka endeksinde 44. sıradaymış. 2024 yılında 34. sıraya yükselmiş durumdayız" Yapay zeka yatırımlarının sonuçlarının alındığına değinen Yılmaz, "İlk yapay zeka strateji belgemizi 2021-2025 dönemi için hazırlamıştık. Şimdi önümüzdeki dönem yeni bir stratejiye, geldiğimiz noktada yeni bir bakış açısına ihtiyacımız var. Bunu dar bir alan olarak görmüyoruz. Genel kalkınma stratejilerimizin bütüncül bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Bundan sonra da böyle bakmaya devam edeceğiz. İlk dönemde yaptığımız çalışmaların sonuçlarını da görüyoruz. 2021’de Türkiye yapay zeka endeksinde 44. sıradaymış. 2024 yılında 34. sıraya yükselmiş durumdayız. Ama bu yeterli değil tabii. Daha ileriye bu endekslerde yerimizi taşımamız gerekiyor" açıklamasında bulundu.