Yerel Haberler
Diyarbakır
Dicle Elektrik’ten fırtına mesaisi 06 Mayıs 2026 Çarşamba - 18:34:04 Dicle Elektrik, Şanlıurfa’da saatte 70 kilometre hıza ulaşan fırtına ve zaman zaman oluşan hortumların enerji nakil hatlarında yol açtığı hasara karşı ekipleriyle gece boyunca sahada aralıksız görev yaptı. Eyyübiye, Haliliye, Karaköprü, Birecik, Harran, Akçakale ve Viranşehir’de olumsuz hava şartlarından dolayı devrilen direkler ve kopan iletkenler nedeniyle oluşan arızalara hızla müdahale edildi. Ekipler, hasar tespit ve onarım çalışmalarını AFAD, itfaiye, karayolları ve belediyelerle koordineli şekilde sürdürerek enerji arzının güvenli biçimde yeniden sağlanması için yoğun mesai harcadı. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan altı ilde kayıpsız, kesintisiz ve kaliteli enerji dağıtımı hedefiyle çalışmalarını sürdüren Dicle Elektrik, olumsuz hava koşullarının etkili olduğu Şanlıurfa’da tüm saha ekipleriyle teyakkuz halinde görev yaptı. Dün gece kent genelinde etkisini artıran fırtına, saatte 70 kilometre hıza ulaşırken, zaman zaman oluşan hortumlarla birlikte ağaçların devrilmesine, çatıların uçmasına ve enerji nakil hatlarında ciddi hasar meydana gelmesine neden oldu. Şirket ekipleri, vatandaşların can ve mal güvenliğini önceliklendirerek arızalara hızlı müdahale etmek üzere gece boyunca sahada çalışma yürüttü. Şanlıurfa’da olumsuz hava şartlarından en fazla etkilenen bölgeler arasında merkez ilçeler Eyyübiye, Haliliye ve Karaköprü’nün yanı sıra Birecik, Harran, Akçakale ve Viranşehir yer aldı. Şiddetli rüzgar ve hortumların etkisiyle bazı bölgelerde elektrik direkleri devrildi, dağıtım hatlarında kopmalar meydana geldi. Bu nedenle şehir genelinde zaman zaman elektrik kesintileri yaşanırken, Dicle Elektrik ekipleri hasarın oluştuğu noktalarda güvenlik riski doğmaması için kontrollü kesinti uyguladı. Arızası giderilen bölgelere enerji akışı yeniden sağlanırken, hava koşullarının olumsuz etkisini sürdürdüğü bazı noktalarda onarım çalışmalarının devam ettiği bildirildi. Dicle Elektrik yetkilileri, enerji arzının güvenli şekilde yeniden sağlanabilmesi için bakım ve onarım faaliyetlerinin öncelik sırasına göre planlandığını belirtti. Olumsuz hava koşullarından etkilenen Eyyübiye, Haliliye, Karaköprü, Birecik, Harran, Akçakale ve Viranşehir’de ekiplerin AFAD, itfaiye, karayolları ve belediyelerle sahada koordineli şekilde yoğun bir mesai yürüttüğü ifade edildi. Şirket, abonelerin güvenli ve sürdürülebilir enerjiye erişimi için tüm imkânların seferber edildiğini vurgulayarak, fırtına ve sağanak yağıştan etkilenen bölgelerde çalışmaların planlı şekilde sürdüğünü açıkladı.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:35 Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümünden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, Akdeniz anemisinin doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini söyledi. Genetik geçişli bir hastalık olan talasemide taşıyıcılığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini vurguladı. Talasemilerin, otozomal resesif geçiş gösteren, eritrosit (kırmızı kan hücrelerine) kırmızı rengini veren protein yapısındaki hemoglobin zincirlerinden birinin veya bir kaçının hatalı sentezi sonucu ortaya çıkan hipokrom mikrositer anemi ile karakterize bir grup hastalık olduğunu belirten Prof. Kadıköylü, "Talasemi, alfa, beta, gama, delta olarak tanımlanan hemoglobin zincirinin veya zincirlerinin az sayıda veya hiç yapılamaması ile oluşur. Alfa zincir yapımı azlığı alfa talasemiye, beta zincir yapım azlığı beta talasemiye neden olmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 3’ü beta talasemi taşıyıcısı, Güneybatı Asya’da nüfusun yüzde 5-10’u alfa talasemi taşıyıcısıdır. Ülkemizde Çukurova, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde talasemi taşıyıcılığı çok sıktır" dedi. "Sessiz taşıyıcı hematolojik olarak normal iken talasemi minörda (taşıyıcı, heterozigot) hafif hipokrom mikrositer anemi görülür" diyen Kadıköylü, "Talasemi taşıyıcılığında herhangi bir yakınma olmaz iken tedaviye gerek yoktur. Genetik danışmanlık mutlaka verilmeli ve hasta anne, baba ve kardeşleri taşıyıcılık yönünden taranmalıdır. Talasemi intermediada (hasta, homozigot) kan transfüzyonu ihtiyacı çok değildir ancak orta derecede bir anemi mevcut olup anemiye bağlı halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı ve efora toleranssızlık ortaya çıkabilir. Hemoglobin düzeyi 6-10 g/dl arasında olup enfeksiyon, cerrahi gibi durumlarında kan transfüzyonu gerekir. Sarılık, dalak büyüklüğü, idrar renginde koyulaşma, yüzdeki ve uzun kemiklerdeki değişiklikler, demir emiliminin artışı ve sık kan transfüzyonuna bağlı olarak kalp, karaciğerde ve diğer organlarda demir birikimi nedeniyle çeşitli bulgular görülür" diye konuştu. Talaseminin majorda klinik bulguların genellikle 6 ay-2 yaş arasında ortaya çıktığını aktaran Kadıköylü, "İlk 4-6 ayda anemiye bağlı bulgular görülür. Solukluk, kısa boy, yüz kemikleri çıkık görünümlü, baş büyüktür, büyüme geriliği, karında şişlik, sarılık, karaciğer ve dalak büyüklüğü, kemik kırıkları tespit edilir. Bu hastalar küçük yaşlardan itibaren kan transfüzyonlarına bağımlıdır. Talasemi tanısında rutin hemogram (hemoglobin ve hematokrit düşüklüğü, bunlarla uyumsuz olarak eritrosit sayısında yükseklik, hipersplenizm gelişirse lökosit ve trombosit sayısında düşüklük), periferik yayma (hipokromi, mikrositoz, bazofilik noktalanma, eritrosit öncül hücrelerinin görülmesi), demir parametreleri (demir ve demir doygunluğunda normallik/artış, normal/yüksek ferritin düzeyleri) yardımcıdır. Ancak tanı hemoglobin elektroforezinde hemoglobin yapımına bağlı olarak HbA azalması, HbA2 ve HbF artışı tespit edilir. Genetik olarak mutasyonlar tespit edilebilirir" şeklinde konuştu. Talasemili hastalarda kan transfüzyonun amacının doku oksijenlenmesini sağlamak olduğunu kaydeden Prof. Kadıköylü, "Büyümeyi engellemeyecek, kemik iliğindeki yetersiz kan yapımını baskılayabilecek hemoglobin düzeyinin sağlanmasıdır. Hemoglobin düzeyinin 9-10 g/dl’nin altına düşürmemek için taze eritrosit süspansiyonları verilmelidir. Talasemide demir şelasyon tedavisi vücutta demir birikiminin önlenmesi, mevcut demir birikiminin azaltılması ve böylece artmış vücut demir birikimine bağlı gelişen kalp (en sık ölüm nedenidir, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, ritm bozukluğu), karaciğer (siroz ve kanser), endokrin (gelişme-büyüme geriliği, kemik gelişimde zayıflık, kırıklar, ergenlikte gecikme, hipogonadizm, tiroid ve paratiroid bezinde yetersiz çalışma, diyabetes mellitus), enfeksiyonlara yatkınlık gibi komplikasyonların önlenmesidir. Demir birikiminin önlenmesi ve takip için serum ferritin düzeyi (1000 ng/ml’nin altında tutulmalı) izlenmelidir. Karaciğer ve kalpte demir birikiminin tespit edilmesi için magnetik rezonans (MR) incelemesi gereklidir. Demir şelasyonu için desferrioksamine (pompa ile kullanılmaktadır, günümüzde çok tercih edilmemektedir), deferiprone (ağızdan kullanılır, kan değerlerinde kısmi düşüklük yapabilir) ve deferasiroks (ağızdan kullanılır, en çok tercih edilen ilaçtır, böbrek fonksiyonları izlenmelidir) gibi ilaçlar kullanılmaktadır" dedi. Splenektominin çocuklarda ölümcül enfeksiyon riski nedeniyle erken çocukluk çağında önerilmemekte olduğunu söyleyen Kadıköylü, "5 yaşından sonra yapılmalıdır. Splenektomiden 3-6 hafta önce pnömokok, hemofilus influenza, meningokok aşıları yapılmalı, splenektomi sonrasında antibiotik proflaksisi kullanılmalıdır. Kemik iliği (kök hücre) nakli talasemide tek kesin tedavi şeklidir. Bütün talasemi majör hastalarına tanı sonrası sağlıklı kardeşi varsa doku grupları (HLA) araştırılmalı, donörü olma ihtimali değerlendirilmelidir. HLA uygun kardeşten donör bulma şansı yaklaşık %25’tir. Kök hücre nakli kemik iliği, periferik kan, göbek kordon kanından yapılabilir. Karaciğer büyüklüğü ve biyopsi fibrozis varlığı, şelasyon tedavisine uyuma göre hastalar kök hücre nakli açısından sınıflandırılarak risk değerlendirilmesi yapılır. Talasemide en önemli nokta koruyucu/önleyici tıptır. Eğitimler okul çağında başlanmalı ve evlilik öncesi taramalar yapılmalıdır. Talasemi taşıyıcısı olan anne-babalara genetik danışmanlık verilmelidir. Prenatal tanı için fetal kan örnekleri 19-20. haftada, amniyosentez 16-20. haftalarda, koryon-villus örnekleri 10-11. haftada DNA analizi yapılır" ifadelerini kullandı.
Diyarbakır ve Şanlıurfa’da kırsal bölgelerdeki öğretmenlere mesleki eğitim atağı
07 Eylül 2025 Pazar - 13:58 Diyarbakır ve Şanlıurfa’da kırsal bölgelerdeki öğretmenlere mesleki eğitim atağı Türkiye’nin en kalabalık kırsal nüfusuna sahip illerin başında gelen TRC2 Bölgesinde (Diyarbakır ve Şanlıurfa) eğitimde fırsat eşitsizliklerini azaltmak için önemli bir adım atıldı. Karacadağ Kalkınma Ajansı öncülüğünde yürütülen Çocuklar ve Gençler Sonuç Odaklı Programı kapsamında, kırsalda görev yapan öğretmenler için kapsamlı bir mesleki eğitim programı hayata geçirildi. Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Karacadağ Kalkınma Ajansı, Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Köy Okulları Değişim Ağı iş birliğiyle yürütülen "Kırsalda Bütünsel ve Kapsayıcı Eğitim Kapasite Artışı Programı" kapsamında uygulanan "KÖYDE Değişim: Eğitimde Yenilikle Başlar" Projesi, yeni bir döneme geçti. Projeyle daha önce 400 öğretmenin katıldığı 2 günlük Bütünsel Eğitim Programı ve 120 öğretmenin katıldığı 4 günlük Temel Eğitim Programı başarıyla tamamlanmıştı. Şimdi ise 37’si Diyarbakır’dan 23’ü Şanlıurfa’dan olmak üzere 60 öğretmen, Eğitici Eğitimi Programına dahil oldu. Yüz yüze ve çevrimiçi eğitimlerle destek Program kapsamında öğretmenler, "aile eğitimi", "sınıf yönetimi" ve "özel gereksinimli çocuklarla çalışma" konularında 2 günlük yüz yüze eğitim alıyor. Ocak ayına kadar devam edecek çevrimiçi oturumlarla, edinilen bilgiler pekiştirilecek ve mesleki beceriler derinleştirilecek. Eğitimlerin tamamlanmasının ardından öğretmenler, sahada meslektaşlarına rehberlik edebilecek, köy okullarındaki öğrencilerin ihtiyaçlarına daha etkin çözümler sunabilecek ve ailelerle iş birliğini güçlendirerek özel gereksinimli çocuklara yönelik kapsayıcı uygulamaları yaygınlaştırabilecek. Kırsalda eğitimde fark oluşturacak bu program, TRC2 Bölgesi’ndeki öğretmenlerin ve öğrencilerin geleceğini güçlendirmeyi hedefliyor. Diyarbakır İl Milli Eğitim Proje koordinatörü Nevzat Can yaptığı açıklamada, Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Köy Okulları Değişim Ağı ve Karacadağ Kalkınma Ajansı İş Birliği ile hayatta geçirilen projenin eğitimlerinin yapıldığını söyledi. Can, "Projemizin ismi ’Köyde Değişim Eğitimde Yenilikle Başlar’ sloganımız bu. İlk başta Diyarbakır’dan ve Şanlıurfa’dan 400 öğretmenle başladık. Sonra 4 günlük bir eğitimle 120 öğretmene eğitim verdik. Şimdi de projemizin 3’ncü ayağı olan eğitici eğitiminde bir araya geldik. Burada da Şanlıurfa ve Diyarbakır’dan 60 öğretmeniz bir araya geldi. 3 alanında eğitici yetiştiriyoruz. Aile eğitimi, sınıf yönetimi ve özel gereksinimli öğrencilerle çalışma üzerine uzmanlaşacak bu öğretmenlerimiz. Öğretmenlerimizin hepsi köy okullarında görev yapan öğretmenler. Burada elde ettikleri yenilikçi, yöntem ve teknikleri hem meslektaşların hem de sınıflarında taşıyarak köy okullarında eğitimin nitelini artırmaya yönelik bir çalışma yapacaklar" dedi. Köy Okulları Değişim Ağı (KODA) Eğitici Eğitmeni ve Topluluk Birim Koordinatörü Esra Yıldırmış, ’Köyde Değişim, Eğitimde Yenilik ve Başlar’ Projesi kapsamında bir grup öğretmenle bir araya geldiklerini dile getirdi. Yıldırmış, "Şu anda belirlenmiş olan 60 öğretmenimizle üç farklı sınıfta eğitimler gerçekleştiriliyor. Güzel ve keyifli geçen iki günün sonuna doğru yaklaşıyoruz. Bu program aslında yaklaşık dokuz ay boyunca devam edecek ve öğretmenlerimiz ek çevrim içi eğitimlerle desteklenecek. Ayrıca uygulamalarını tekrar canlandıracakları bir buluşma daha gerçekleşecek. Amacımız, Mart ayından itibaren onların yetişkin eğitimleri vererek yeni öğretmenlere ulaşmasını sağlamak" ifadelerini kullandı. Eğitmen Melike Özer Küçükdevlet ise bu hafta sonu Köy Okulları Değişim Ağı (KODA) iş birliği ile kırsalda ve birleştirilmiş sınıflarda görev yapan meslektaşlarıyla bir araya geldiklerini aktardı. Küçükdevlet, "Sınıf yönetiminin olmazsa olmaz temel öğelerini çalıştık. Oldukça keyifli ve verimli bir eğitim programı oldu. Etkili iletişimden, sınıf yönetimi rutinlerine, kurallardan aktif öğrenmeye, farklılaştırmadan ölçme-değerlendirmeye ve ders tasarımına kadar pek çok konuya yer verdik. Hepsi kozadan çıkmaya hazır, heyecanlı ve etki alanını geliştirmeye açık arkadaşlar. Kendi adıma hepsine çok teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu. Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde etkinliğe katılan ilkokul öğretmeni Ayşe Nur Gülçiçek, burada olmaktan çok mutlu olduğunu söyledi. Gülçiçek, "Başından beri birinci, ikinci ve üçüncü aşamadayız şu an. Her aşama o kadar dolu dolu geçiyor ki, burada ve anda olmanın değerini yaşıyoruz. Öğrendiğimiz ve birbirimize kattığımız birçok şey var. Mutluyuz, buradan da dolu dolu ayrılacağız. Tabii ki bu bir yıllık, devam eden bir süreç. Daha birçok şey katacağız kendimize. Çok teşekkür ederim" dedi.
Diyarbakır ve Şanlıurfa’da kırsal bölgelerdeki öğretmenlere mesleki eğitim atağı
07 Eylül 2025 Pazar - 13:40 Diyarbakır ve Şanlıurfa’da kırsal bölgelerdeki öğretmenlere mesleki eğitim atağı Türkiye’nin en kalabalık kırsal nüfusuna sahip illerin başında gelen TRC2 Bölgesinde (Diyarbakır ve Şanlıurfa) eğitimde fırsat eşitsizliklerini azaltmak için önemli bir adım atıldı. Karacadağ Kalkınma Ajansı öncülüğünde yürütülen Çocuklar ve Gençler Sonuç Odaklı Programı kapsamında, kırsalda görev yapan öğretmenler için kapsamlı bir mesleki eğitim programı hayata geçirildi. Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Karacadağ Kalkınma Ajansı, Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Köy Okulları Değişim Ağı iş birliğiyle yürütülen "Kırsalda Bütünsel ve Kapsayıcı Eğitim Kapasite Artışı Programı" kapsamında uygulanan "KÖYDE Değişim: Eğitimde Yenilikle Başlar" Projesi, yeni bir döneme geçti. Projeyle daha önce 400 öğretmenin katıldığı 2 günlük Bütünsel Eğitim Programı ve 120 öğretmenin katıldığı 4 günlük Temel Eğitim Programı başarıyla tamamlanmıştı. Şimdi ise 37’si Diyarbakır’dan 23’ü Şanlıurfa’dan olmak üzere 60 öğretmen, Eğitici Eğitimi Programına dahil oldu. Yüz yüze ve çevrimiçi eğitimlerle destek Program kapsamında öğretmenler, "aile eğitimi", "sınıf yönetimi" ve "özel gereksinimli çocuklarla çalışma" konularında 2 günlük yüz yüze eğitim alıyor. Ocak ayına kadar devam edecek çevrimiçi oturumlarla, edinilen bilgiler pekiştirilecek ve mesleki beceriler derinleştirilecek. Eğitimlerin tamamlanmasının ardından öğretmenler, sahada meslektaşlarına rehberlik edebilecek, köy okullarındaki öğrencilerin ihtiyaçlarına daha etkin çözümler sunabilecek ve ailelerle iş birliğini güçlendirerek özel gereksinimli çocuklara yönelik kapsayıcı uygulamaları yaygınlaştırabilecek. Kırsalda eğitimde fark oluşturacak bu program, TRC2 Bölgesi’ndeki öğretmenlerin ve öğrencilerin geleceğini güçlendirmeyi hedefliyor. Diyarbakır İl Milli Eğitim Proje koordinatörü Nevzat Can yaptığı açıklamada, Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Köy Okulları Değişim Ağı ve Karacadağ Kalkınma Ajansı İş Birliği ile hayatta geçirilen projenin eğitimlerinin yapıldığını söyledi. Can, "Projemizin ismi ‘Köyde Değişim Eğitimde Yenilikle Başlar’ sloganımız bu. İlk başta Diyarbakır’dan ve Şanlıurfa’dan 400 öğretmenle başladık. Sonra 4 günlük bir eğitimle 120 öğretmene eğitim verdik. Şimdi de projemizin 3’ncü ayağı olan eğitici eğitiminde bir araya geldik. Burada da Şanlıurfa ve Diyarbakır’dan 60 öğretmeniz bir araya geldi. 3 alanında eğitici yetiştiriyoruz. Aile eğitimi, sınıf yönetimi ve özel gereksinimli öğrencilerle çalışma üzerine uzmanlaşacak bu öğretmenlerimiz. Öğretmenlerimizin hepsi köy okullarında görev yapan öğretmenler. Burada elde ettikleri yenilikçi, yöntem ve teknikleri hem meslektaşların hem de sınıflarında taşıyarak köy okullarında eğitimin nitelini artırmaya yönelik bir çalışma yapacaklar" dedi. Köy Okulları Değişim Ağı (KODA) Eğitici Eğitmeni ve Topluluk Birim Koordinatörü Esra Yıldırmış, ‘Köyde Değişim, Eğitimde Yenilik ve Başlar’ Projesi kapsamında bir grup öğretmenle bir araya geldiklerini dile getirdi. Yıldırmış, "Şu anda belirlenmiş olan 60 öğretmenimizle üç farklı sınıfta eğitimler gerçekleştiriliyor. Güzel ve keyifli geçen iki günün sonuna doğru yaklaşıyoruz. Bu program aslında yaklaşık dokuz ay boyunca devam edecek ve öğretmenlerimiz ek çevrim içi eğitimlerle desteklenecek. Ayrıca uygulamalarını tekrar canlandıracakları bir buluşma daha gerçekleşecek. Amacımız, Mart ayından itibaren onların yetişkin eğitimleri vererek yeni öğretmenlere ulaşmasını sağlamak" ifadelerini kullandı. Eğitmen Melike Özer Küçükdevlet ise bu hafta sonu Köy Okulları Değişim Ağı (KODA) iş birliği ile kırsalda ve birleştirilmiş sınıflarda görev yapan meslektaşlarıyla bir araya geldiklerini aktardı. Küçükdevlet, "Sınıf yönetiminin olmazsa olmaz temel öğelerini çalıştık. Oldukça keyifli ve verimli bir eğitim programı oldu. Etkili iletişimden, sınıf yönetimi rutinlerine, kurallardan aktif öğrenmeye, farklılaştırmadan ölçme-değerlendirmeye ve ders tasarımına kadar pek çok konuya yer verdik. Hepsi kozadan çıkmaya hazır, heyecanlı ve etki alanını geliştirmeye açık arkadaşlar. Kendi adıma hepsine çok teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu. Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde etkinliğe katılan İlkokul öğretmeni Ayşe Nur Gülçiçek, burada olmaktan çok mutlu olduğunu söyledi. Gülçiçek, "Başından beri birinci, ikinci ve üçüncü aşamadayız şu an. Her aşama o kadar dolu dolu geçiyor ki, burada ve anda olmanın değerini yaşıyoruz. Öğrendiğimiz ve birbirimize kattığımız birçok şey var. Mutluyuz, buradan da dolu dolu ayrılacağız. Tabii ki bu bir yıllık, devam eden bir süreç. Daha birçok şey katacağız kendimize. Çok teşekkür ederim" dedi.
Diyarbakır’da 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi
07 Eylül 2025 Pazar - 10:41 Diyarbakır’da 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi İnsanlık tarihine ışık tutan Diyarbakır’ın Ergani ilçesindeki 12 bin yıllık Çayönü tepesindeki kazılarda 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi. Çayönü tepesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, Diyarbakır’ın Ergani ilçesinin 7 kilometre güneybatısında, Ergani ovası kuzeyinde yer alıyor. İnsanlık tarihinin yerleşik yaşama geçiş sürecini temsil eden Neolitik çağın ilk dönemlerinden itibaren, yaklaşık 12 bin yıl önce ilk defa iskan edildiği yer. Bu yerleşim yeri, sadece Anadolu değil, aynı zamanda Yakındoğu ve Levant coğrafyasında Neolitik dönem kültür tarihini en iyi yansıtan yerleşimlerden birisi olması nedeniyle dünya kültür tarihi için anahtar niteliğinde bir yerleşim yeri olarak biliniyor. Kazı projesi, ilk olarak 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Prehistorya (Tarih Öncesi Arkeolojisi) kurucularından Prof. Dr. Halet Çambel ve Chicago Üniversitesinden Prof. Dr. Robert John Braidwood ortak projesi olarak başlatıldı. Kazı başkanlığı daha sonra 1987-1992 yılları arasında Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ve ardından 2015-2023 yılları arasında Prof. Dr. Aslı Erim-Özdoğan tarafından yürütüldü. Cumhurbaşkanlığı kararlı kazılar kapsamında Çayönü tepesi Kazı ve Araştırma Projesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Müzecilik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Savaş Sarıaltun başkanlığında yürütülüyor. ’’Çayönü tepesi çok güçlü bir veriye sahip’’ Bu yılki kazıların 5’inci ayında, ilk belirlemeler ve bulgulardan yola çıkılarak 9500 yıllık kamusal yapı ortaya çıkartıldı. Sarıaltun, bu yıl kazı çalışmalarına 2 Mayısta başladıklarını ve 6’ncı aya kadar da devam edeceklerini ön gördüklerini söyledi. Çayönü, kuzey Mezopotamya’nın Anadolu ile kesiştiği dağlık alan içindeki ovalık alanda önemli bir yerleşme olduğunu belirten Sarıaltun, birçok ilki barındırdığını ifade etti. Sarıaltun, bunlardan biri yerleşik hayata geçiş, tarım, hayvancılığın başlangıçları, madencilik açısından dünyadaki başlangıç noktası olduğuna değinerek, "Onunla beraber taş işçiliği, mimarideki özelikle dikdörtgen yapıdaki evreye geçişle beraber çok önemli bir nokta. İki yıldır çalıştığımız alanda özelikle ilk Tunç çağ verileriyle de Çayönü tepesinin çok güçlü bir veriye sahip olduğunu görüyoruz. Özelikle kuzey alanda bu konuda çalışmalarımızı yapıyoruz. Yaklaşık 800 metrekarelik bir alanda bu çalışmalarımız devam ediyor" dedi. ’’9500 yıl öncesindeki insanların nasıl bir yaşamının olduğunu tanımlıyor’’ Bununla beraber bu sene ilk defa başladıkları doğu alanda da yaklaşık 900 metrekarelik alanda çalışmaları yeni kazılar olarak başlattıklarını kaydeden Sarıaltun, "Bu yapıyı daha önce kazmıştık. Özel bir nitelikte olduğunu fark etmiştik ama çok yüzeye yakın olduğu için çok detaylı çalışmalar yapamamıştık. Bu sene çalışmalara ağırlık verdik ve neticesini de aldık. Bu yapının şu an için iki evresi olduğunu tespit etik. Batı tarafındaki duvarlar daha orijinal ve eski, doğu taraftaki duvar sonradan eklenmiştir. Bizim için asıl önemli noktada bu yapının tabanın en az 3-4 defa sıvandığını ve boyandığını biliyoruz. Oldukça geniş alanda bu boya ve taban izlerini tespit ettik. Bu tabanda turuncu renginden, vişneçürüğü rengine kadar kırmızının bütün tonlarını görüyoruz. Şu anda önemli bir buluntunun eşiğindeyiz. Bu, aynı zamanda kronolojik açından da çok değerli. Çünkü Çayönü tepesinin kritik aşaması olan MÖ. 7600’ler, 7500’deki yılları arasındaki dönemde yaşam modelini anlatması açısından günümüzden 9500 yıl öncesindeki insanların nasıl bir yaşama ait olduğunu tanımlaması açısından da değerli bir bilgi alanı. Önünde bulunduğumuz bu kamusal-özel nitelikli yapının günümüzden önce 9500 yılına ait olduğunu şu anda öngörüyoruz" diye konuştu. "Özelikle boya tabanıyla beraber bunun özel ve kamusal olması daha ön plana çıkıyor" Yapının Çayönü tepesinin diğer konutlarından ve evlerinden farklı olarak kamuya ait bir yapı olduğuna dikkat çeken Sarıaltun, "Bu yapı, muhtemel topluluk için bir toplantı alanı, ya da ortak etkinliklerin yapıldığı bir alan olabileceği gibi başka özel amaçlar için, ritüeller için kullanılmış olabilir. Ancak şu an için buna dair bilgilerimiz sınırlı. Tek bildiğimiz nokta, bunun bir ev olmadığı, kamuya, 9500 yıl önce yaşayan topluluğa ait ortak bir kullanım alanı olduğunu söyleyebiliriz. Çayönü’nde her evde bu boya yok. Bu yapının açığa çıkarılmasına kadar Çayönü tepesi kazılarında boyalı bir taban bulunmuş değil. Yerleşmenin en önemli yapısı mozaikli taban Terrazo yapısı, şu anda bulunduğumuz yapı da hemen yanında yer alıyor. Evi veya haneyi gösteren bir verimiz yok. Özelikle boya tabanıyla beraber bunun özel ve kamusal olması daha ön plana çıkıyor" şeklinde konuştu.
Diyarbakır’da 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi
07 Eylül 2025 Pazar - 10:33 Diyarbakır’da 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi İnsanlık tarihine ışık tutan Diyarbakır’ın Ergani ilçesindeki 12 bin yıllık Çayönü tepesindeki kazılarda 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi. Çayönü tepesi, Güneydoğu Anadolu bölgesinde, Diyarbakır’ın Ergani ilçesinin 7 kilometre güneybatısında, Ergani ovası kuzeyinde yer alıyor. İnsanlık tarihinin yerleşik yaşama geçiş sürecini temsil eden Neolitik çağın ilk dönemlerinden itibaren, yaklaşık 12 bin yıl önce ilk defa iskan edildiği yer. Bu yerleşim yeri, sadece Anadolu değil, aynı zamanda Yakındoğu ve Levant coğrafyasında Neolitik dönem kültür tarihini en iyi yansıtan yerleşimlerden birisi olması nedeniyle dünya kültür tarihi için anahtar niteliğinde bir yerleşim yeri olarak biliniyor. Kazı projesi, ilk olarak 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Prehistorya (Tarih Öncesi Arkeolojisi) kurucularından Prof. Dr. Halet Çambel ve Chicago Üniversitesinden Prof. Dr. Robert John Braidwood ortak projesi olarak başlatıldı. Kazı başkanlığı daha sonra 1987-1992 yılları arasında Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ve ardından 2015-2023 yılları arasında Prof. Dr. Aslı Erim-Özdoğan tarafından yürütüldü. Cumhurbaşkanlığı kararlı kazılar kapsamında Çayönü tepesi Kazı ve Araştırma Projesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Müzecilik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Savaş Sarıaltun başkanlığında yürütülüyor. ’’Çayönü tepesi çok güçlü bir veriye sahip’’ Bu yılki kazıların 5’inci ayında, ilk belirlemeler ve bulgulardan yola çıkılarak 9500 yıllık kamusal yapı ortaya çıkartıldı. Sarıaltun, bu yıl kazı çalışmalarına 2 Mayısta başladıklarını ve 6’ncı aya kadar da devam edeceklerini ön gördüklerini söyledi. Çayönü, kuzey Mezopotamya’nın Anadolu ile kesiştiği dağlık alan içindeki ovalık alanda önemli bir yerleşme olduğunu belirten Sarıaltun, birçok ilki barındırdığını ifade etti. Sarıaltun, bunlardan biri yerleşik hayata geçiş, tarım, hayvancılığın başlangıçları, madencilik açısından dünyadaki başlangıç noktası olduğuna değinerek, "Onunla beraber taş işçiliği, mimarideki özelikle dikdörtgen yapıdaki evreye geçişle beraber çok önemli bir nokta. İki yıldır çalıştığımız alanda özelikle ilk Tunç çağ verileriyle de Çayönü tepesinin çok güçlü bir veriye sahip olduğunu görüyoruz. Özelikle kuzey alanda bu konuda çalışmalarımızı yapıyoruz. Yaklaşık 800 metrekarelik bir alanda bu çalışmalarımız devam ediyor" dedi. ’’9500 yıl öncesindeki insanların nasıl bir yaşamının olduğunu tanımlıyor’’ Bununla beraber bu sene ilk defa başladıkları doğu alanda da yaklaşık 900 metrekarelik alanda çalışmaları yeni kazılar olarak başlattıklarını kaydeden Sarıaltun, "Bu yapıyı daha önce kazmıştık. Özel bir nitelikte olduğunu fark etmiştik ama çok yüzeye yakın olduğu için çok detaylı çalışmalar yapamamıştık. Bu sene çalışmalara ağırlık verdik ve neticesini de aldık. Bu yapının şu an için iki evresi olduğunu tespit etik. Batı tarafındaki duvarlar daha orijinal ve eski, doğu taraftaki duvar sonradan eklenmiştir. Bizim için asıl önemli noktada bu yapının tabanın en az 3-4 defa sıvandığını ve boyandığını biliyoruz. Oldukça geniş alanda bu boya ve taban izlerini tespit ettik. Bu tabanda turuncu renginden, vişneçürüğü rengine kadar kırmızının bütün tonlarını görüyoruz. Şu anda önemli bir buluntunun eşiğindeyiz. Bu, aynı zamanda kronolojik açından da çok değerli. Çünkü Çayönü tepesinin kritik aşaması olan MÖ. 7600’ler, 7500’deki yılları arasındaki dönemde yaşam modelini anlatması açısından günümüzden 9500 yıl öncesindeki insanların nasıl bir yaşama ait olduğunu tanımlaması açısından da değerli bir bilgi alanı. Önünde bulunduğumuz bu kamusal-özel nitelikli yapının günümüzden önce 9500 yılına ait olduğunu şu anda öngörüyoruz" diye konuştu. "Özelikle boya tabanıyla beraber bunun özel ve kamusal olması daha ön plana çıkıyor" Yapının Çayönü tepesinin diğer konutlarından ve evlerinden farklı olarak kamuya ait bir yapı olduğuna dikkat çeken Sarıaltun, "Bu yapı, muhtemel topluluk için bir toplantı alanı, ya da ortak etkinliklerin yapıldığı bir alan olabileceği gibi başka özel amaçlar için, ritüeller için kullanılmış olabilir. Ancak şu an için buna dair bilgilerimiz sınırlı. Tek bildiğimiz nokta, bunun bir ev olmadığı, kamuya, 9500 yıl önce yaşayan topluluğa ait ortak bir kullanım alanı olduğunu söyleyebiliriz. Çayönü’nde her evde bu boya yok. Bu yapının açığa çıkarılmasına kadar Çayönü tepesi kazılarında boyalı bir taban bulunmuş değil. Yerleşmenin en önemli yapısı mozaikli taban Terrazo yapısı, şu anda bulunduğumuz yapı da hemen yanında yer alıyor. Evi veya haneyi gösteren bir verimiz yok. Özelikle boya tabanıyla beraber bunun özel ve kamusal olması daha ön plana çıkıyor" şeklinde konuştu.
Diyarbakır’da engellilerin ailelerine yönelik hak temelli seminerler başlatıldı
06 Eylül 2025 Cumartesi - 15:20 Diyarbakır’da engellilerin ailelerine yönelik hak temelli seminerler başlatıldı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, engellilerin yaşama eşit katılım hakkını güçlendirmek amacıyla engellilerin ailelerine yönelik bir yıl sürecek hak temelli eğitim seminerlerinin startını verdi. Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, engellilerin her alanda aktif rol almasını sağlamak amacıyla engellilerin ailelerine yönelik bir eğitim programı başlattı. Kayapınar ilçesi Park Orman’da bulunan Birlikte Yaşam Merkezi’nde bir yıl sürecek eğitim seminerlerinde, Down sendromu, otistik ve zihinsel engellilerin gelişimsel sürecini desteklemek amacıyla bilgisayar teknolojilerinden spora, sanattan özel eğitime ve sağlıklı beslenme hakkına kadar uzanan geniş bir yelpazede eğitimler verilecek. Engellilerin bağımsız yaşam becerileri kazanması, öz güvenlerinin güçlenmesi ve topluma aktif katılımlarının kolaylaştırılması hedeflenen çalışmalar kapsamında aile katılımı esas alınarak, engelli aileleri de gelişim süreçlerine dahil edildi. Bu kapsamda eğitim seminerlerinin ilki Birlikte Yaşam Merkezi’nde gerçekleştirildi. Seminerde, psikolog ve eğitmenler, ailelere engellilerin gelişim süreçleri ile ilgili etkileşim ve iletişim hakkını gözeten eğitimler verdi. Çalışmaya ilişkin bilgi veren Birlikte Yaşam Merkezi Sorumlusu Hüsamettin Saylık, merkezde çocuklara hem zihinsel hem de gelişimsel hak temelli atölyeler düzenleyip eğitimler verildiğini kaydetti. Çocukların eğitim hakkına katkı sağlamak amacıyla 7 adet atölye ile hizmet verdiklerini belirten Saylık, "Burada Down sendromlu, otistik ve zihinsel engelli çocukların eğitim hakkına katkı sağlamak amacıyla 7 adet atölyeden oluşan bir merkezimiz var. Çocukların hem zihinsel hem de gelişimsel süreçlerini destekleyen atölyeler düzenlenmekte ve eğitimler verilmekte. Şu anda da düzenlediğimiz çalışma, ailelerin ve çocukların hem evde hem okulda yaptığı çalışmalarla ilgili bilgilendirme ve seminer tarzı eğitimlerden oluşmakta. Ailelere yönelik eğitim seminerleri ayda bir olmak üzere yıl boyunca devam ettirilecek. Buradaki çalışmaların evde devamını sağlamak, evdeki çalışmaların da burada devamını sağlamak amacımız. Bu, çocukların kesintisiz eğitim hakkının bir gereğidir. Kurumumuzda atölyelerden faydalanan çocuk sayısı ise toplamda 354" dedi.
Uyuz tanısı konulan 50 köpek tedavi altına alındı
06 Eylül 2025 Cumartesi - 11:53 Uyuz tanısı konulan 50 köpek tedavi altına alındı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, gelen talepler üzerine sokakta yaşayan ve uyuz tanısı konulan 50 köpeği tedavi altına aldı. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı, koruyucu ve önleyici mekanizmalarla vatandaşların ve doğadaki canlıların sağlığını korumak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda ekipler, vatandaşların ve ALO 153’e gelen talepler doğrultusunda sokakta yaşayan hayvanların tedavisini 7 bin 54 metrekarelik alanda hizmet veren Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde gerçekleştiriyor. Ekipler, yaptıkları çalışmalarda sokakta yaşayan 50 köpeğe klinik bulgular ve mikroskobik muayene sonucu uyuz tanısı koydu. Veteriner hekimler, uyuz tanısının ardından hayvanlar için 3 hafta sürecek tedaviye başladı. Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde görevli sorumlu Veteriner Hekim Besra Çakmak, merkeze getirilen hayvanların ayrı bölümlerde tetkiklerini yaptıklarını belirtti. Çakmak, "Mikroskobik muayenesinde uyuz tanısı koyduğumuz hayvanlara medikal tedavi başlatıyoruz. Uyuz tedavisi birkaç hafta sürüyor. Biz, bir hafta önce uyuz tanısı konulmuş 50 köpeğe tedavi uyguladık, 3 doz şeklinde 7 gün arayla doramectine uygulandı. Bunun yanında destekleyici tedavi olarak vitamin, mineral desteklemesi, bakım ve beslemesi yapıldı. Uyuz bulaşıcı bir hastalık, o yüzden sürekli hijyene, temizliğe dikkat edilmesi, bakımın yapılması lazım. Bu halk sağlığı yönünden de önemli bir hastalık ve sürekli kontrol edilmesi gerekiyor" dedi.
Diyarbakır’da 2025 yılında turizmde rekor artış
06 Eylül 2025 Cumartesi - 11:11 Diyarbakır’da 2025 yılında turizmde rekor artış Diyarbakır 2025 yılının 9 ayında 1 milyon 300 bin turist ağırlarken, yıl sonuna kadar hedefin 3 milyon turist olmasının beklendiği belirtildi. Diyarbakır Mezopotamya bölgesinde turist sayısı her geçen gün artıyor. 2024 yılında turizmde yakalanan motivasyonun meyveleri 2025’te toplanmaya başlandı. Yılın ilk 9 ayında konaklamalı turist sayısı geçen yıla göre yüzde 21 artış gösterdi. Bu dönemde yaklaşık 420 bin konaklamalı turist ağırlandı. Günübirlik ziyaretçilerle birlikte bu sayı 1 milyon 300 bin turiste ulaştı. Eylül, Ekim ve Kasım aylarının yüksek sezon olduğuna dikkat çeken yetkililer, yıl sonu itibarıyla 780 - 800 bin arası konaklamalı turist ve toplamda 2 milyon ziyaretçi beklediklerini açıkladı. Turist artışındaki en önemli etkenler arasında yeni destinasyonların turizme kazandırılması, mevcut turizm alanlarının tanıtım çalışmalarının hızlanması ve bölgede oluşan barış ortamı gösteriliyor. Yetkililer, Terörsüz Türkiye sürecinin devam etmesi halinde önümüzdeki 1-2 yıl içerisinde mevcut konaklama tesislerinin yetersiz kalabileceğini belirterek, bölgenin büyük bir cazibe merkezi haline geldiğini vurguladı. Turizmci Serdar Baturay, Diyarbakır Mezopotamya’da turist ağırlığının her geçen gün arttığını söyledi. Baturay, "Gerçekten de 2024 yılında böyle bir motive olmuştuk. Bunun meyvelerini toplamaya başladık. 2025 yılının ilk 9 ayına baktığımızda böyle bir oranlama yaptığımızda şu anda yüzde 21 turist artışımız mevcut. Ve şu ana kadar ilk 9 aylık dilimde yaklaşık olarak 420 bin konaklamalı turist misafir ettik. Bunun yanında da günü birlik çevreden gelen veya burada konaklama yapmayan misafirlerimizi de eklediğimizde şu anda 1 milyon 300 bin civarında turist ağırladık. Şu anda bizim Eylül, Ekim, Kasım dönemimiz gerçekten yüksek sezon. Bölgede şu anda hızla rezervasyonlar gelmeye devam ediyor. Yıl sonu da yaklaşık olarak 780 ile 800 bin arası konaklamalı turist misafir hedefliyoruz. Günü birlikçilere de koyduğumuzda 2 milyon turist hedefimiz var" dedi. Baturay, turist artışının yüzde 21’lere çıkması, milyonları bulan turist sayısının bölgede yapılan yeni destinasyonların turizme kazandırılması, var olan destinasyonların tanıtımını hızla yapılması, son dönemde barış sürecinin oluşması bütün bunlara etken olduğunu söyledi. Baturay, "Eğer bu süreç gerçekten böyle giderse önümüzdeki 1-2 yıl içerisinde buradaki konaklama tesislerinin yetmeyeceğini söyleyebilirim. Çünkü büyük bir ivme kazandı, insanlar bu bölgeyi merak ediyorlardı. Şimdi merakları daha da hızlandı. Kafalarındaki soru işaretlerini giderdiler" diye konuştu. Turizm Seyahat Acentesi operasyon müdürü Nimet Ekin, 2025’in ilk 9 ayında, kendi ajanslarının aracılığıyla Diyarbakır’da yaklaşık 450 bin kişiyi misafir ettiklerini söyledi. Ekin, "Havaların serinlemesiyle beraber, barış sürecinin açılımıyla birlikte hedefimiz 750 bin ile 1 milyon arasında. Beklentimiz de o yönde. Havaların serinlemesiyle birlikte talep çok arttı. Şu an birçok yerimiz zaten doldu. Çok az sayıda yerimiz kaldı, onlar da dolmak üzere" şeklinde konuştu.
Diyarbakır’daki açığı fark eden girişimci kadın, seramik atölyesi kurdu
06 Eylül 2025 Cumartesi - 09:05 Diyarbakır’daki açığı fark eden girişimci kadın, seramik atölyesi kurdu Diyarbakır’da seramik atölyesinin pek olmadığı tespitinde bulunan girişimci Kübra Bakır, atölye kurarak ücretli ve ücretsiz bir şekilde başta kadınlar olmak üzere birçok kişiye hitap ediyor. El sanatları hocası Kübra Bakır, kentte seramik atölyesinin pek olmadığını fark ederek girişimde bulundu. Sosyal medya platformu üzerinden sayfa açarak kitlelere ulaşan Bakır, ilk başta kafeler olmak üzere farklı mekanlarda katılımcılarla sanatsal çalışmalar yaptı. Bakır, daha sonra açtığı atölyede her yaş grubuyla çalışırken en çok desteği hemcinslerinden aldı. Kübra Bakır, yaklaşık bir yıl önce sosyal medya hesabı üzerinden bir sayfa açarak ücretli ve ücretsiz olacak şekilde seramik üzerine bir girişimde bulunduğunu söyledi. Diyarbakır’da bu açığı fark ettikten sonra ‘neden ben yapmıyorum’ dediğini belirten Bakır, üniversite ve sonrasında aldığı eğitimlerle kendine çok şey kattığını ifade etti. Bakır, çok güzel bir dönüş aldığını kaydederek, "Bu dönüşler sonrasında atölyeye katılanlar çamurla uğraşarak onlara çok iyi bir vakit kazandırdığımı fark ettim. Para vermek için değil, kendilerine vakit geçirip kendilerine bir anı bırakmak için geldiklerini fark ettim. Bu da beni daha çok motive etti, işime bağlanmamı sağladı" dedi. Genel de 10 yaş ve 45-50 yaş gruplarının da geldiğini aktaran Bakır, şöyle konuştu: "Daha çok gençler geliyor. Hiç birbirini tanımayan insanlar, bir grup oluşturuyoruz. O grupla beraber herkes hayat hikayesini, okuduğu bölümü, sıkıntıları, dertleri varsa onları gelip anlatarak birbirleriyle arkadaş oldukları da oluyor. Çamurdan bir tasarım yapıyorlar. Genelde kupa üzerine çalışıyoruz. Sonrasında onun boyama ve fırınlama süreci var. Fırınlama işlemi bana ait oluyor." Sosyal medyada sayfayı açtıktan sonra o şekilde katılmak isteyenler olduğunu söyleyen Bakır, "Önceleri kafelerde yaptım. Sosyal medya üzerinden bilgi verdim. Ücret ve konum konusu. Sonra çay kahve ile bir güzel ortam oluşturulacak şekilde bir etkinlik yaptık. Bir etkinliğimiz 4-5 saat sürüyor. O an insanlar oraya gelip kafa dağıtmasını istiyorum. Çamurun iyi geldiğini görmelerini istiyorum. İşlerim güzel gittikten sonra aklımda hep bir atölye vardı. Sonrasında bir atölye açtım. Şu anda azda olsa arada gelip kafa dağıtan insanlarla tanışıp görüşüyoruz" diye konuştu. Çok küçük bir miktarla bu işe başladığını belirten Bakır, "Olur mu, olmaz mı diye düşündüm. Ama en çokta kadınlar bana destek oldu. Bu, beni çok daha motive etti. İşimi severek daha çok bağlanmamı sağladı. Sonrasında çamur çok ağır, zorlandım. Malzemeler ağır. Çok severek yaptığım için ağırlıktır vs. beni olumsuz düşüncelere itmedi. Aksine daha çok nasıl ilerletebilirim diye düşündüm. Bir tek seramik eğitimleri vermiyorum. Ahşap boyama, tuval boyama, cam altı boyama, ebru, çini boyama bunların hepsini isteyenlere eğitim veriyorum" şeklinde konuştu.