Yerel Haberler
Erzurum
17 Mart 2026 Salı - 13:20 Kızılay Kadın’dan anlamlı iftar: Yetimler unutulmadı Erzurum Kızılay Kadın Kolları tarafından düzenlenen Anne Eli İftar Buluşmaları programında, yetim çocuklar ve aileleri bir araya geldi. Ramazan ayının birlik ve paylaşma ruhunu yansıtan programda çocuklar için yüz boyama etkinliği düzenlenirken, bayram öncesi çeşitli hediyeler de takdim edildi. Sıcak ve samimi bir atmosferde gerçekleşen program, hem çocukların yüzünü güldürdü hem de gönüllere dokundu. "Yetimler bizim emanetimizdir" Programda konuşan Kızılay Kadın Kolları Başkanı Esra Kaplan, yetim çocuklara sahip çıkmanın toplumsal bir sorumluluk olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: "Bugün burada sadece bir iftar sofrasını paylaşmadık; aynı zamanda sevgimizi, şefkatimizi ve dayanışmamızı paylaştık. Yetimlerimiz bizlere emanettir. Onların yüzündeki bir tebessüm, bizim için en büyük mutluluktur. Kızılay Kadın Kolları olarak her zaman onların yanında olmaya devam edeceğiz." "Dayanışma kültürümüzün en güzel örneği" Türk Kızılay Erzurum Şube Başkanı Hüseyin Bekmez ise konuşmasında Ramazan ayının manevi atmosferine vurgu yaparak şu ifadeleri kullandı: "Ramazan ayı, paylaşmanın ve yardımlaşmanın en yoğun yaşandığı zaman dilimidir. Bugün burada kurulan bu gönül sofrası, milletimizin köklü dayanışma kültürünün en güzel örneklerinden biridir. Çocuklarımızın mutluluğu her şeyden kıymetlidir. Türk Kızılay olarak her zaman ihtiyaç sahiplerinin yanında olmaya devam edeceğiz." Program, çocukların neşeli anları ve hatıra fotoğrafları ile sona erdi.
Kudüs-ü Şerif Müftülüğü mertebesindeki şehir
07 Eylül 2025 Pazar - 09:18 Kudüs-ü Şerif Müftülüğü mertebesindeki şehir Diyanet Akademisi Erzurum Ömer Nasuhi Bilmen Dini Yüksek İhtisas Merkezi Müdürü Doç. Dr. Zeki Koçak, Abdurrahman Paşa’nın "Kudüs-ü Şerif Rütbesiyle" Erzurum Müftüsü olarak atanmasının derinliğiyle araştırılması gereken bir konu olduğunu söyledi. Osmanlı döneminde il müftülüklerinde ilk mertebe İstanbul’a mahsustu. İkinci mertebe Haremeyn’e, üçüncü mertebe ise Kudüs-ü Şerif Müftülüğündeydi. Diğer şehirlere farklı kategori ve mertebelerde müftü atanırdı. Kaynaklara göre, 1700’lerin sonlarında Abdurrahman Paşa’nın "Kudüs-ü Şerif Rütbesiyle" Erzurum Müftüsü olarak atandı. Bu da Cihan Devleti’nin Erzurum’a verdiği ehemmiyetin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. "Kudüs-ü Şerif rütbesiyle Erzurum Müftüsü’ unvanı, Abdurrahman Paşa’nın kaleme aldığı 2 ciltlik "Sefinet’ül Fetâva" adlı eserde yer alıyor. 1801 (h 1233) tarihli eserde dönemin Erzurum’unda verilen fetvalar şehrin psiko-sosyal yapısından, çarşısından, pazarından ve insanların meselelerinden mühim ipuçları veriyor. "Bu bir rütbe olarak değerlendirilebilir" Diyanet Akademisi Erzurum Ömer Nasuhi Bilmen Dini Yüksek İhtisas Merkezi Müdürü Doç. Dr. Zeki Koçak metinlerden anlaşılacağı üzere Erzurum Müftüsü Abdurrahman Paşa’nın, Kudüs-ü Şerif rütbesiyle bu makama atandığını ifade ederek, "Erzurum Müftülüğü’nün Kudüs Müftülüğü rütbesiyle verilmesi konusu elbette çok önemli ve dikkatlice incelenmesi gerek. ‘Sefînetü’l-Fetâvâ’ kitabında Erzurum Müftülüğü’nün Kudüs Müftülüğü rütbesiyle verildiğini yazıyor. Bunu biraz araştırdığımızda "Bahru’l Fetâvâ" kitabında ise Erzurum Müftüsü’nün Halep Müftülüğü rütbesiyle verildiği görülüyor. İstanbul Müftülüğü aynı zamanda Şeyhülislam’dı. Yani ona bir numara diyebilirsek iki numara Haremeyn Müftüsü, yani Mekke- Medine Müftüsü. Sonrasında ise Kudüs Müftülüğü geliyor. Yine bazı özel büyük vilayetler var. Bursa gibi Balkanlar’daki bazı vilayetler gibi onlarda da müftülükler vardı" dedi. Erzurum, Kudüs ve Bağdat’ın ortak bir yanı Abdurrahman Paşa’nın Erzurum’a iki defa atandığını hatırlatan Doç. Dr. Zeki Koçak , "İlk atandığında o rütbeyle verilmemiş. Acaba hem atanan kişinin seviyesiyle hem şehrin pozisyonuyla mı ilgili diye düşünüyorum. Öyle zannediyorum ki, Kudüs Müftülüğü Haremi Müftülüğünden sonra gelirken o müftülüğün rütbesiyle artık torba kadro gibi mi düşünebiliriz? Yaptığım çalışma ve araştırmalarda bunu çok fazla bir netleştiremedim. Bu vilayetlerle ilgili tarih hocalarının kitaplarına da baktım. Halil İnalcık hocanın olsun, İlber Ortaylı hocanın olsun diğerlerinin. Oralarda çok da bir netlik yok. Ama bu elimizde çok orijinal bir belge. Erzurum’da namazlardan sonra sela verilmesi geleneği vardır. Bunun Kudüs’te ve hatta Bağdat’ta da verildiğini öğrendik. Biz bunu aslında sadece Kurtuluş Savaşı esnasında zannediyorduk. Akşam namazı hariç diğer namazların peşine sela verilmesi geleneğinin de olmasının daha derin tarihi bir arka planı mutlaka vardır. Bu konuyu derinliğine biraz daha çok araştırmamız lazım diye düşünüyorum" diye konuştu. Abdurrahman Efendi ve "Sefînetü’l-Fetâvâ" Abdurrahman Efendi 18.yy. da Erzurum’da 21 yaşındayken müftülük yaptı, bu görevini 20 yıl sürdürdü. Ayrıca Erzurum’da kadılık ve valilik görevi üstlendi. Son olarak Ankara valiliği yapan Abdurrahman Efendi, ilim adamlığının yanında dönemin siyasetine de vakıf bir kişiydi. 20 yıl boyunca müftülük görevi sırasında vermiş olduğu fetvaları Sefinetü’l-Fetâvâ adlı eserini meydana getirdi. Nuküllü fetva türlerinden olan yani fetvalarının kaynakları gösterilmiş olan bu eseri, fetva verirken ve meseleyi çözerken izlediği metot döneminin fetva metodunu da ortaya koyuyor. Diğer fetva kitaplarından özellikle hacim ve kaynak zenginliği yönünden, ayrıca farazi fetvalardan ziyade pratik yaşanmış olayları ve dönemin yaşantısını ortaya koyması açısından farklılık arz ediyor. Eserin önemli özelliklerinden birisi de müellifin yaşadığı dönemin sosyal, hukuki, kültürel ve toplumsal sorunlarını farklı yönleriyle ortaya koymasıdır ve çözüm üretmeye çalışmasıdır. Erzurum Müftüsü Abdurrahman Efendi, Sefinetü’l -Fetava adlı eseri ile İslam Hukuk kaynaklarına önemli bir fetva eseri kazandırdı.
Ekici’den öğrenci, veli ve öğretmenlere mesaj
07 Eylül 2025 Pazar - 09:07 Ekici’den öğrenci, veli ve öğretmenlere mesaj Erzurum İl Millî Eğitim Müdürü Süleyman Ekici’nin yeni eğitim-öğretim yılı münasebetiyle bir mesaj yayınladı. Erzurum İl Millî Eğitim Müdürü Süleyman mesajında öğrenci, veli ve öğretmenlere seslenerek, "Yeni bir eğitim öğretim yılına daha ulaşmanın heyecanı ve mutluluğu içerisindeyiz. 2025-2026 eğitim öğretim yılı hepimize hayırlı, uğurlu olsun. Her yeni başlangıç, umutları tazeler; yüreklerde yeni hedefler, yeni hayaller filizlenir. Okullarımızın kapılarını yeniden açarken, sadece bilgiyle değil; sevgiyle, sabırla, inançla dolu bir yolculuğa başlıyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki eğitim, sadece bir müfredat değil; aynı zamanda bir gönül işidir, bir insan yetiştirme sanatıdır. Kıymetli öğretmen arkadaşlarım, sizler bu yolculuğun mimarlarısınız. Her bir öğrencimizin gözündeki ışıltıda, yüreğindeki heyecanda sizin emeğiniz, sizin sevginiz vardır. Özveriniz, sabrınız ve fedakârlığınız için sizlere minnettarım. Sevgili öğrencilerimiz, sizler bizim en kıymetli hazinemizsiniz. Sadece derslerde değil, hayatın her alanında başarılı, duyarlı ve ahlaklı bireyler olarak yetişmeniz en büyük arzumuzdur. Merak edin, sorun, araştırın, düşleyin. Çünkü sizin umutlarınız, bu ülkenin geleceğidir. Değerli velilerimiz, çocuklarımızın eğitim yolculuğunda sizlerin desteği bizler için çok kıymetli. El birliğiyle, gönül birliğiyle evlatlarımızın geleceğini inşa edeceğimize yürekten inanıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle, 2025-2026 eğitim öğretim yılının tüm öğrenci, öğretmen ve velilerimize sağlık, mutluluk ve başarı getirmesini diliyor; sevgi ve saygılarımı sunuyorum" şeklinde konuştu.
Modern tasarımlarda can bulan ehram
07 Eylül 2025 Pazar - 09:00 Modern tasarımlarda can bulan ehram Ehram kumaşının geleneksel kullanımının büyük ölçüde terkedilmesine rağmen moda dünyasına farklı tasarımlarla girmesi için özel çalışmalar yapılıyor. Erzurum’daki bir çok atölyede koyun yününden elde edilen ipliklerin dokunmasıyla elde edilen ehram kumaşıyla giyimden süs eşyalarına, tablolardan yastıklara daha onlarca ürün ortaya çıkarılıyor. Erzurum, Bayburt, Erzincan, Elazığ, Ağrı, Van, Malatya ve Kayseri gibi daha bir çok ilde ehram, ince eğrilmiş koyun yününden yapılan çok zahmetli aşamalardan geçerek düz yüzeyli mekikli dokuma ile elde edilen kadın dış giysisinin adı olarak özetleniyor. Yazılı kaynaklarda ehramın ilk ne zaman dokunmaya ve kullanılmaya başlandığına ilişkin kesin bilgiye ulaşılamamakla birlikte bugünkü şekliyle 1850’li yıllardan beri kullanıldığı belirtiliyor. Koyun yününden yapılıyor Ehram için koyunun 6-7 aylarında kırkılan yünü kullanılıyor. Bölge halkı bu yünün tellerinin uzun olduğuna, yağmurda çekmeyeceğine; kısır koyun ve koç yününden ehram olmayacağına inanıyor. Ehramın değeri ipin inceliği ile doğru orantılı olarak değerlendiriliyor. Ehramda genellikle kahverengi, siyah, krem gibi yünün doğal renkleri kullanılıyor, renkli iplerle ehram üzerine dokuma esnasında ya da sonradan elle nakış işleniyor. Yazın ve kışın yaygın olarak kullanılıyor. Yazın açık renk kışın koyu renk tercih ediliyor. Doğal yün oluşu nedeniyle özellikle kışın örtünmeyle beraber, ısınma avantajı da sağlıyor. Koyun yününden yapılan ve kimyasal madde içermeyen sağlıklı olması yönüyle tercih edilen el emeği olan bu kıymetli kumaş günümüzde kadın/erkek giysisi ve aksesuarlarına(kadın el çantası/cüzdan, dizlik, erkek yelekleri, kravat, kemer, anahtarlık, magnet) varana dek yapılmakta olup geleneksel ehram kullanımından modern kullanıma adapte edildi. Zahmetli bir üretim süreci var Ata yadigârı olarak bilinen, geçmişte kadınların örtünmek amacıyla kullandığı ehram, çeşitli nakış teknikleriyle süslenerek şimdilerde ayakkabıdan cüzdana, kravattan cekete, masa örtüsünden anahtarlığa pek çok ürünün yapımında kullanılıyor. Ehram ustalarının bahar döneminde köy köy dolaşarak en iyi koyunun yününü topladıklarını ve alabalık suyunun olduğu köylerde bu yünleri tokaçlama yıkanıyor. Temizlenmiş yünün kaliteli kısmı ayrılarak tarama ve çirişleme işlemiyle ipler tezgâhta dokumaya hazır hale getiriliyor.
Oltu Taşı’nın zorlu çıkarılma hikayesi
07 Eylül 2025 Pazar - 08:49 Oltu Taşı’nın zorlu çıkarılma hikayesi Oltu taşı, yerin yüzlerce metre altındaki ocaklarda çekiç ve murç yardımıyla zorlu bir çalışmayla çıkarılıyor. 2015 yılında Oltu Ticaret ve Sanayi Odası tarafından coğrafi işaret alan Oltu Taşı’nın ünü artık ülke dışına kadar ulaştı. Zorlu bir çalışmadan sonra ocaklardan çıkarılan Oltu Taşı usta ellerde başta tespih ve süs eşyaları olmak üzere birbirinden güzel ürünlerle karşımıza çıkıyor. Ocaklardaki taşlar tekerlekli arabalarla iple çekilerek gün yüzüne çıkarlan Oltu Taşı atölyelere getiriliyor ve usta ellere teslim edilerek sanata dönüştürülüyor. Ustaların ellerinde yapılacak olan ürüne göre kırılan ve tornadan geçirilen Oltu Taşı; tespih, anahtarlık, yüzük, kolye, broş, küpe, bileklik, gerdanlık ve kravat iğnesi haline getiriliyor. Zımpara kâğıdına sürüldüğünde kahverengi toz bırakır. Siyah Kehribar olarak da adlandırılan Oltu Taşı, tipik sedimenter teşekkülleri şeklinde ifade ediliyor. Neojen yaşlı birimlerinde 70-80 cm kalınlığında bir marıngrozu tabakası içinde azami birkaç cm kalınlığında, birkaç metre yataylık gösteren mercekler halinde bulunuyor. Bu tabakalar yer yer çatallanmış ve kırılmışlardır. Oltu Taşı çıkarmak için açılan galeriler içerisinde birçok bitki ve ağaç fosillerine de rastlanıyor. Oltu Taşının az da olsa damarlı olması nedeniyle tamamen pürüzsüz bir görünümü yoktur. Oltu Taşına elle temas halinde kadifemsi bir dokunuş hissi verir. Ayrıca zımpara kâğıdına sürüldüğünde kahverengi toz bırakır. Kolaylıkla çatlayıp kırılmaz ve uzun süre dayanıklıdır. Fiziksel Özellikleri Oltu Taşı’nın en dikkat çekici özelliği yer kabuğundan çıkarıldığında çok yumuşak, hava ile temas ettirilmediği sürece bu yumuşaklığını muhafaza edip, hava ile temas ettiğinde sertleşen, zengin, kompakt bir maddedir. Bu özelliklerinden dolayı Oltu Taşının işlenmesi kolay, işlendikçe hava ile temas ederek sertleşen, kullandıkça parlayan bir cevherdir. Genellikle siyah, bazen koyu kahverengi, nadiren gri ve yeşilimsi renklerde bulunur. Hava gazında alev çıkarak yanar ve geriye bir miktar kül bırakır. Yanma esnasında aniden soğutulursa camlaşır ve kalıp haline gelir. Sürtünme ile elektriklenir ve hafif cisimleri çeker. Hava ile teması etmemesi için toprağa gömülüyor Galeri denilen küçük ocaklardan insan emeği ile güçlükle çıkarılan Oltu Taşı, ustalar tarafından teneke ölçeği veya kilo ile satın alınır. Satın alınan taşlar, hava ile temas edip sertleşmemesi için kullanılacağı zamana kadar tekrar toprağa gömülerek sertleşmesi engellenir. Oltu Taşı yapılacak tespih, takı veya benzer ürün çeşitlerinin büyüklük ve şekillerine göre usta tarafından taşın içindeki yabancı maddeler ve çatlaklar da göz önünde tutularak büyük bir ustalıkla seçilir. Seçilen Oltu Taşı keserle ağaç kütük üzerinde, yaklaşık olarak küçük kare prizma ve dikdörtgen prizma şeklinde kırılır. Kırma işlemi ustalık gerektiren önemli bir adım olup kırmalarda fazla fire verilmemesine dikkat edilir. İşlem için kırılan Oltu Taşı daha sonra özel olarak yapılan çelik bıçakla, taşın keskin köşeleri yontularak işlenebilecek duruma getirilir. Kırılan taşlar yapım sırası gelene kadar yine çatlamaması ve hava ile temas etmemesi için bir torba içerisinde nemli olarak toprağa gömülür. Gerektikçe buradan alınan taşlar suda saklanarak teker teker yumuşak haliyle işlenir. Oltu Taşı’nın kullanıma sunulmadan önceki son aşaması, cilalama (parlatma) aşamasıdır.
Başkan Özcan, Kızının nikahını kıydı
07 Eylül 2025 Pazar - 08:44 Başkan Özcan, Kızının nikahını kıydı Şenkaya Belediye Başkanı Görbil Özcan’nın kızı Av. Candan Özcan Çalışır, görkemi düğünle dünya evine girdi. Aydan - Görbil Özcan’nın kızı Candan Özcan Çalışır, Ağrı Vali Yardımcısı Malik Çalışır ile Şirankes Mesire Alanında gerçekleştirilen nikah töreniyle dünya evine girdiler. Candan Özcan Çalışır - Malik Çalışır Çifti’nin nikahını kıyan Belediye Başkanı Baba Görbil Özcan, törende yaptığı konuşmada duygulu anlar yaşadı. Ailesi ve damadın ailesi adına tüm misafirlere teşekkür eden Başkan Görbil Özcan, "Bugün kıymetli can evladım, kızım Gonca ile Melik Çalışır evlatlarımızın hayatının en özel günlerinden birine şahitlik ediyoruz. Hem bir baba olarak hem de bir yerel yönetici olarak böyle bir kalabalık ve kıymetli topluluğu burada görmekten, evlatlarımın nikahını kıymaktan büyük onur duyuyorum. Kıymetli Kızımla kıymetli damadımın birlikteliğinin hayırlı olmasını diliyorum. Bu özel günde bizleri yalnız bırakmayan tüm katılımcılara içtenlikle teşekkür ediyorum. Allah, tüm evlatlarımıza böyle güzel yuvalar kurmayı nasip etsin. Evlatlarıma ömür boyu mutluluklar diliyorum" diyerek evlilik cüzdanını verdi. Candan Özcan Çalışır - Malik Çalışır Çiftci’nin Düğün törenine Erzurum Vali Yardımcısı Mustafa Berk Çelik, Ağrı Vali Yardımcısı Tarık Buğra Seyhan, Horasan Kaymakamı Mesut Ozan Yılmaz, Şenkaya Kaymakamı Murat Çürük, İlçe Jandarma Komutanı Binbaşı Volkan Başaran, Oltu Kaymakamı Mustafa Çelik, Pasinler Kaymakamı Yunus Emre Temel, Uzundere Belediye Başkanı Halis Özsoy, Göle Belediye Başkanı ilhan Gületkin, Narman Belediye Başkanı Adem Kınalı, Erzurum Baro Başkanı Av. Mesut Öner, Bingöl MHP İl Başkanı Osman Zeki Baran, Dönem Baro Başkanı Av. Faruk Terzioğlu, Prof.Dr. Durkaya Ören, Kocaeli Federasyon Başkanı Tekin Dursun, Şenkaya Köy Dernek Federasyon Başkanı Osman Şeker, Avrupa İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Ahmet Can Koçak, İş Adamları Şenyurt Topal, siyasi parti temsilcileri, STK yöneticileri ve çok sayıda davetli katıldı. Yoğun katılımın olduğu düğün, duygu dolu anlara sahne olurken, gece havi fişek gösterisi ile genç çiftin mutluluğu herkese yansıdı.
Yılmaz Kuşkay’dan, Erzurum tarihine ışık tutan bir eser: Erzurum’da Rus İşgali
06 Eylül 2025 Cumartesi - 14:38 Yılmaz Kuşkay’dan, Erzurum tarihine ışık tutan bir eser: Erzurum’da Rus İşgali Araştırmacı-yazar iş insanı Sıtkı Yılmaz Kuşkay, 1878’de Erzurum’u işgal eden Rus Askeri Valisi Tümgeneral Sergey Mihailoviç Duhovsky ve eşi Prenses Varvara Duhovskaya’nın (Galitzine) anılarını kitaplaştırdı. "Erzurum’da Rus İşgali", kentin hafızasında gizli kalmış olayları gün yüzüne çıkarıyor. Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası’nın önceki başkanlarından Sıtkı Yılmaz Kuşkay, tarih çalışmalarına yeni bir halka daha ekledi. Kuşkay’ın, Dergâh Yayınları’ndan çıkan "Erzurum’da Rus İşgali" adlı eseri, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Erzurum’da yaklaşık yedi ay süren Rus işgalini dönemin askeri valisi Sergey Duhovsky ve eşi Varvara Duhovskaya’nın (Prenses Galitzine) kaleme aldığı anılar üzerinden aktarıyor. Araştırmacı yazar Kuşkay, kitabının ön sözünde, "Yedi ay süren Erzurum işgali sırasında görev yapan Sergey Duhovsky ve eşi Prenses Galitzine, savaşın hemen ardından St. Petersburg’da hatıralarını yayımladılar. Bu tanıklıklar, Erzurum tarihinin bilinmeyen, gölgede kalmış olaylarını aydınlatıyor" ifadelerine yer veriyor. Tarihin karanlık sayfalarına Erzurum’dan açılan bir pencere Daha önce "Erzurum’da İngiliz Konsolosu Everett’e Ermeni Suikasti" ve "Kafkasya’da Rus Yayılmacılığı" eserlerini kaleme alan Kuşkay, yeni kitabının kişisel bir yön taşıdığına da vurgu yaparak şunları ifade edeiyor: "En az elli yıllık birikim ve emeğin ürünü olan bu çalışmayı Türk okuyucusuyla buluşturduğum için mutluyum. 93 Harbi’nde muhacir olmuş bir ailenin torunu olarak bu döneme özel bir ilgim vardı. Erzurum’un işgal günlerinde yaşananları, Prenses Galitzine ve Sergey Duhovsky’nin tanıklıklarıyla aktarmak, hem tarihimize hem de hafızamıza hizmet etmektir." "Erzurum’da Rus İşgali", yalnızca akademik bir kaynak değil; aynı zamanda Erzurum’un geçmişine dair insani, sosyal ve kültürel boyutlarıyla işgal günlerini yansıtan bir eser olarak dikkat çekiyor. Kitap, tarihin karanlık sayfalarına Erzurum’dan açılan bir pencere niteliği taşıyor. Prenses Galitzine’nin Erzurum izlenimleri Kitabın dikkat çeken yönlerinden biri de, işgal günlerini bir kadın gözüyle aktaran Prenses Galitzine’nin satırları. Erzurum’u sokaklarından evlere, çarşıdan camilere kadar birçok ayrıntıyı kayda geçiren Galitzine, şehrin havasını, insanlarının direncini ve savaşın gölgesinde yaşanan gündelik hayatı farklı bir bakış açısıyla yansıtıyor. 1878’de Erzurum’a gelen Rus Prensesi Varvara Galitzine, anılarında şehirle ilgili çarpıcı izlenimlere yer vererek şehrin sefaletini, hastalıklarını ve halkın inatçı yaşam mücadelesini satır aralarına şöyle kaydediyor: "Geçtiğimiz kış yalnızca Erzurum’da bin 500 Rus askeri tifüsten öldü. Karlar eriyince, aceleyle açılmış mezarlıklardaki mezarların çöktüğünü ve cesetlerin göründüğünü gördük. Bu durum şehirde büyük bir halk sağlığı sorunu oluşturdu." 23 Mayıs 1878 günü ise Erzurum’a dönerken Kân (Dadaşköy) köyüne uğradığında yaşadığı ilginç olayı şöyle aktarıyor: "Köyde etrafımızda çoğu kadınlardan oluşan büyük bir kalabalık toplandı. Bir köylü kadın kolumdan tutarak, büyük bir hayret içinde ‘O canlı ve yaşıyor!’ diye bağırdı. (Beni balmumu bebek zannetmişlerdi.)" Kuşkay’a göre bu gözlemler, yalnızca askeri tarih açısından değil; Erzurum’un sosyal ve kültürel dokusunu anlamak için de benzersiz bir kaynak niteliğinde. 93 Harbi’nin Erzurum’a bıraktığı izler "93 Harbi" olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, imparatorluğun doğusunda büyük bir yıkıma neden oldu. Rus ordusu Erzurum’a kadar ilerledi, şehir aylarca işgal altında kaldı. 31 Ocak 1878 Edirne Ateşkesi ve 3 Mart 1878 Ayastefanos Antlaşması ile Osmanlı Devleti ağır şartları kabul etmek zorunda bırakıldı. Osmanlı, Kars, Ardahan, Batum ve Oltu’yu kaybetti; Erzurum, Eleşkirt ve Doğubayazıt’ı geri aldı. Ağır kış, tifüs salgını ve Aziziye direnişi Rusların daha ileri harekâtını durdurdu. 93 Harbi yalnızca askeri kayıplarla sınırlı kalmadı; binlerce aile yurtlarını terk etmek zorunda kaldı. Erzurum, gözyaşı ve muhaceretin en acı sahnelerine tanıklık etti.
Her kemerde bir dua, her kubbede bir umut
06 Eylül 2025 Cumartesi - 10:16 Her kemerde bir dua, her kubbede bir umut Erzurum Valiliğince hazırlanan "Erzurum Kümbetleri" belgeseli beğeni topladı. Erzurum Valiliğince hazırlanan kısa metraj "Erzurum Kümbetleri" belgeseli sosyal medya hesaplarından beğeniye sunuldu. Kısa sürede binlerce beğeni alan belgesel, "Taşların bir hafızası ve vakarı olduğunu yüzyıllardır dimdik ayakta duran ecdat yadigârı yapılardan öğrendik. Duayı ve ümidi de... Her kemerde bir dua, her kubbede bir umut... Bak, gönüllerde şehrayinler açıyor! Dünün güzel hatıraları meraklı bir türküyü mırıldanır gibi tatlı bir maziyi terennüm ediyor. Karşınızda, güzel şehrimizin göğünün en tanıdık yıldızlarından kümbetlerimiz" notu ile paylaşıldı. Erzurum şehir merkezinde 21 türbe bulunuyor Yapılan paylaşımda, "Türklerin hayatında ölüye duyulan saygıdan dolayı mezar geleneğinin özel bir yeri vardır. Geçmişten günümüze kadar uzanan bu gelenek, değişik dönemlerde farklılıklar göstermekle beraber, ana hatlarıyla aynı anlayışın devamlılığına işaret etmektedir. Mezar geleneği, Türklerin İslamiyet’i kabulü önemli bir aşama göstermiş, İslamiyet öncesine ait inançlar, İslamiyet’in kabulünü müteakip birdenbire ortadan kalkmamış, İslami inanış ve düşünce sistemi içinde yeni bir biçimlenmeyle varlığını sürdürmüştür. Bu bakımdan türbe yapılarının neden Orta Asya’da doğmuş olduğunu anlamak da zor olmamıştır. Mezar anıtlarının gelişimi bu bakımından Anadolu’da da zengin bir çevre sunmuştur. Çoğunluğu kümbet biçiminde olan bağımsız yapılardan başka, özellikle medrese ve camilerin bünyesinde çok sayıda türbe vardır. Anadolu’ nun en erken tarihli mezar anıtlarının başında Saltuklu Beyliği’nin kurucusu Emir Saltuk’a ait mezar yapısı gelir. Erzurum şehir merkezinde inşa edilmiş 21 türbe bulunmaktadır. Bunlardan 2’si kare, 5’i dikdörtgen, 2’si silindirik, 2’si sekizgen, 6’si onikigen, 1’i çokgen gövdeli ve 3’ü baldaken planda ele alınmıştır. İşte Erzurum’da bulunan başlıca türbe ve kümbetleri Üç Kümbetler Kare Gövdeli Anonim Kümbet; Kime ait olduğu bilinmeyen yapı, Erzurum’da Üç Kümbetler’in batısında bulunan dördüncü kümbettir. Kümbet’in kesin tarihi bilinmemekle beraber, üslup özellikleri bakımından 13. yüzyıla uygun düşmekle birlikte Kümbet kare gövdelidir. Cimcime Hatun Kümbeti; Şehir merkezinde, Cumhuriyet Caddesi üzerindedir. Daha önceki kaynaklarda Erzurum emirlerinden birine ait olduğu ileri sürülen Kümbet, kitabesine göre 1304’te yaptırılmıştır. Cimcime Hatun Kümbeti, silindirik gövdelidir. Üç Kümbetler Silindirik Gövdeli Anonim Kümbet; Kime ait oldugu bilinmeyen yapı, Üç Kümbetlerin güneyinde bulunmaktadır. Kümbet’in kesin tarihi ve kime ait olduğu bilinmemektedir. Ancak üslup özelikleri bakımından 14. yüzyılın başlarına uygun düşmektedir. Kümbet, silindirik gövdelidir. Emir Saltuk Kümbeti Üç Kümbetlerin kuzeybatısında, bugün ortadan kalkmış olan eski mezarlığın ortasında bulunmaktadır. Kümbet’in üzerinde yapım kitabesi bulunmadığından kim tarafından ve ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak yapının Saltuklu Atabeylerinden İzzeddin Saltuk’a ait olduğu genel olarak kabul edilmektedir. Buradan hareketle yapının 12. yüzyılın ilk yarısına ait olduğu düşünülmektedir. Anadolu’nun en erken tarihli kümbeti olması bakımından son derece özel olan yapı sekizgen gövdeli türbedir. Üçgen alınlıklar ile son bulan cephede hem gövdenin tamamlayıcısı hem de kasnak görevini üstlenen silindirik alanda, sekizgen gövdenin köşelerine denk gelen yerlerde, üçgen kesitli sekiz niş bulunmaktadır. Bu nişlerin her birinin içerisinde farklı bezeme uygulanmıştır. Karşılıklı (antitetik) grifon ve ejder figürleri, kanatları açık kartal, istiridye ni altında tavan ve boğa figürleri işlenmiştir. Diğer nişlerin biri istiridye bezemeli, ikisi de hayat ağacının stilize edilmesi ile oluşan farklı bir bezemeler olarak görülmektedir. Bu nişlerin üzerinde kırık çubuklar şeklinde devam eden bir kuşak, kabartma olarak düzenlenmiştir. Bu nişler içerisindeki figürlerin Uzak Doğuda, Türk ve Çin çevrelerinde yaygın olan 12 hayvanlı takvimini temsil ettiği söylense de bu hayvanların sayısının be olması bu takvimle olan ilişkisini zayıflatmaktadır. Ancak bu kompozisyonların Orta Asya Türk inancı ve yaşayışı ile ilgili mitolojik konuları da yansıttığı muhakkaktır. Ayrıca kalın bir burma silme bütün kasnağı dolanmaktadır. ince bir fisto bordürün altında birbirine bağlı koçbaşını andıran bezemeden sonra külaha geçilmektedir. Külah alışılmış konikal görüntünün dışında, kubbe ölçülerine daha yakın bir formdadir. Üzeri taş tepelikle son bulmaktadır. Bütün kümbetlerin cenazeliğine dışarıdan girilirken bu Kümbet’in cenazeliğine içeriden girmektedir. Bu yönüyle tek örnektir. Çifte Minareli Medrese Kümbeti Kümbet, Çifte Minareli Medresenin güney ucuna bitişiktir. Kümbet’in üzerinde yapım kitabesi yoktur. Bu nedenle kümbet farklı kaynaklarda değişik tarihlere verilmitir. Kümbet’in üslup özellikleri 13. yüzyılın sonu 14. yüzyılın başlarına uygun düşmektedir. Kümbet, onikigen gövdelidir. Emir Sadrettin (Karanlık) Kümbet; Yapı, Derviş Ağa Mahallesi’nde bulunmaktadır. Kümbet’in güney penceresi üzerinde bulunan kitabesine göre 1308 yılında Sadrettin Türkbeğ tarafından yaptırılmıştır. Kümbet’te iki mezar bulunmaktadır. Asıl mezarın Kümbet’in bugünkü yerinde yapılan bir meydan savaşında yaşamını yitiren bir ehide ait olduğu, ikinci mezarın da onun türbedarına ait olduğu rivayet edilmektedir. Emir Sadrettin Kümbeti onikigen gövdelidir. Gümüşlü Kümbet; Erzurum’da Kars Kapısı semtinde, Asri Mezarlık’ın karşısında bulunan Gümüşlü Kümbet’in üzerinde kitabesi yoktur ancak üslup özellikleri 14. yüzyılın başlarına uygun düşmektedir. Kümbet, onikigen gövdelidir. Hoca Cemalettin Yakut (Yakutiye) Kümbeti; Erzurum’da Cumhuriyet Caddesi üzerinde, Yakutiye Medresesinin doğu ucuna bitişik olan Kümbet, üzerindeki yazıta göre 1310 yılında Sultan Olcaytu döneminde Bolugan Hatun için son derece hayır hasenat sahibi olan Hoca Cemalettin Yakut tarafından yaptırılmıştır. Kümbet, onikigendir. Rabia Hatun (Rabia Ana) Türbesi; Hasani Basri Mahallesi’nde bulunan yapının üzerinde kitabesi olmadığından yapılış tarihi tam olarak tespit edilememiştir. Ancak Kümbet üslup özelliklerinden dolayı 14. yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmektedir. Kümbet’e neden "Rabia Hatun" denildiğine dair elimizde kesin tarihî bilgi yoktur. Ancak bu türbede yatan merhumenin İlhanlı döneminde yaşamış kimliği hakkında bilgi olmayan Rabia isimli bir kadın olabileceği gibi, Basra’da medfun olan 8. yüzyılda yaşamış Rabiatü’l-Adviyye’ye ait bir makam türbesi olarak da değerlendirilebilir. Halk anlatımlarına bakarak kümbete ‘’Rabia Hatun Kümbeti’’ denmişti. Kümbet, onikigen gövdelidir. Üç Kümbetler Onikigen Gövdeli Anonim Kümbet; Üç Kümbetlerin içerisinde bulunan Kümbet’in üzerinde kitabesi yoktur. Bu nedenle kesin tarihi belirlenememiştir. Ancak üslup özelliklerinden dolayı 14. yüzyıla uygun düşmektedir. Kümbet onikigen gövdelidir. Mehdi Abbas Türbesi; Türbe, Emir Şeyh Mahallesi’nde, Emir Şeyh Mescidi’nin güneyindedir. Üzerinde kitabesi bulunmayan Türbe’nin 15. yüzyıla tarihlendirilmesi uygun düşmektedir. Türbe dıştan onaltıgen içten sekizgen olup tek katlı bir düzenlemeye sahiptir. Cenazelik bölümü bulunmamaktadır ve çokgen gövdelidir.