Yerel Haberler
Ankara
22 Mayıs 2026 Cuma - 21:45 Sumud Filosu’nda İsrail güçleri tarafından alıkonulan HAK-İŞ Genel Başkanı Arslan, konfederasyon tarafından karşılandı Sumud Filosu’nda İsrail güçleri tarafından alıkonulan Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ) Genel Başkanı Mahmut Arslan ve HAK-İŞ Genel Sekreter Yardımcısı Fatma Zengin, Türkiye’ye dönüşlerinin ardından HAK-İŞ Konfederasyonu tarafından karşılandı. Gazze’ye insani yardım götürmek için Global Sumud Filosu ile çıktığı yolculuğunda İsrail saldırısıyl alıkonulan HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan ve HAK-İŞ Genel Sekreter Yardımcısı Fatma Zengin, diplomatik girişimler sonucunda Türkiye’ye getirildi. HAK-İŞ’e bağlı sendika başkanları ve üyeleri tarafından karşılanan Arslan, yaptığı konuşmada, dünyanın Sumud Filosu’nda yaşananları bilmesi gerektiğinin altını çizdi. Arslan, "Bunu teşkilatlarımızın dünyanın bilmesi gerekiyor. Gerçekten Sumud için Siyonist devletinin yapmış olduğu hazırlıklar bir plan dahilinde yapılmış. Gemilere müdahaleden başlayarak sınır dışı edildiğimiz saate kadar her şey planlanmıştı. Bir dakikası bile boş geçmeyen işkenceler, hakaretler, aşağılanmalar, bir insana yapılmaması gereken ne varsa hepimize uygulandığı bir süreç yaşadık. Bunların böyle olduğunu biliyorduk. Ama bu kadar olduğunu bilmiyorduk. Geçen yıl Sumud 1’de yaşananların on katı değil yüz katını yaşattılar. Neden? Sumud onlar için büyük bir baş belası. Sumud bir ateşkesin kısmen de olsa sağlanmasını gerçekleştirmişti. Yardımların kısmen de olsa gitmesini sağlamıştı. Uluslararası toplumun Filistin konusunda inanılmaz duyarlılık oluşturmuştu. Ve bütün dünya ayağa kalkmıştı" dedi. "Amacımız, bir duruş ortaya koymak ve bunun karşılığında onurumuzu, yerlere süründürmeden dik durabilmekti" Sumud’un İsrail güçlerine karşı olan duruşuna değinen Arslan, "Ama Sumud’un ilkesi şu; ‘asla karşılık vermeyeceğiz, asla şiddete eğilim göstermeyeceğiz, asla gözlerine bakmayacağız, asla onlarla bir münakaşaya girmeyeceğiz’. Çünkü bunları yaparsanız Fatma gibi daha çok dayak yiyorsunuz. Daha fazla hakaret görüyorsunuz. Daha fazla işkence görüyorsunuz. Bizim oradaki amacımız, bir duruş ortaya koymak, o duruşumuzun karşılığında onurumuzu, haysiyetimizi, kişiliğimizi asla yerlere süründürmeden dik durabilmekti" ifadelerine yer verdi. Sumud 2 misyonunun daha Gazze’ye ulaşamadan uluslararası kamuoyunda büyük etki oluşturduğunu ifade eden Arslan, dünyanın birçok ülkesinde halkların Filistin için meydanlara çıktığını söyledi. Arslan, Batılı halkların hükümetlerinin baskılarına rağmen Filistin için ses yükselttiğini belirterek, Sumud misyonuna katılan yüzlerce aktivistin büyük bölümünün İslam dünyasından olmadığına dikkati çekti. "Şov yapmak için değil, Filistin için gittik" Arslan, Sumud yolculuğunun herhangi bir gösteri amacı taşımadığını ve kamuoyuyla önceden paylaşmadığını söyleyerek, "Amacımız Filistinli kardeşlerimizin acılarını dindirmek. Onların yaşadığı zorlukları görüp bunu sizinle paylaşıp daha fazlasını yapmayı istemek. Derdimiz bu, şov yapmak değil. Şov yapmak istesek bir ay önceden propaganda yapardık. Ailemin dışında kimseye paylaşmadık. Yönetim kurulundaki arkadaşlarımıza son gün söyledim. Neden? Çünkü bu istismar edilsin istemedik" diye konuştu. "Gazze’nin düşmemesi, Filistin’in özgür olması gerekiyor" Filistin halkının yaşadığı zulmün tüm insanlığın ortak meselesi olduğunun altını çizen Arslan, "Filistin için kim bir tuğla koymuşsa kendimizi ondan ayrı görmüyoruz. Ama HAK-İŞ herkesten daha fazlasını yapmak zorunda. Herkesten daha fazla fedakarlık, herkesten daha fazla mücadele etmek zorunda. Çünkü konfederasyonumuzun bu konuda kararları var. Bulunduğumuz illerde, il başkanlıklarımızda, şube başkanlıklarımızda, sendikalarımızda Filistin’i ve Gazze’yi girinti gündeminiz yapın. Gazze tamamen düşerse biliniz İstanbul düşer arkadaşlar. Bu siyonist katillerin esas hedefi Türkiye. O yüzden Gazze’nin düşmemesi, Filistin’in özgür olması gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu. Arslan, Gazze’de yaşanan insanlık dramının yalnızca konuşularak geçiştirilemeyeceğini belirterek, herkesin daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ifade etti. Gazze’de yaşananların yerinde görüldüğünde çok daha derinden hissedilebildiğini söyleyen Arslan, "Gazzeli kardeşlerimizin yaşadığı acıları yerinde görünce daha fazlasını yapmamız gerektiğini anladık. Lafla değil, bizzat mücadele ederek Filistin davasının yanında olmak zorundayız" şeklinde konuştu. Filistin konusunda dünyanın birçok ülkesinde büyük bir vicdani uyanış yaşandığını kaydeden Arslan, özellikle Batı toplumlarında Filistin’e destek gösterilerinin giderek büyüdüğünü ifade etti. Arslan, Avrupa’dan Amerika’ya, Kanada’dan Latin Amerika’ya kadar milyonlarca insanın Filistin için meydanlara çıktığını ve Batılı halkların kendi hükümetlerinin baskılarına rağmen Gazze halkının yanında durduğunu söyledi. Ayrıca Sumud misyonuna katılan yüzlerce aktivistin büyük bölümünün İslam dünyasından olmadığını ifade eden Arslan, farklı inanç ve kültürlerden insanların Gazze için ortak vicdanda buluştuğunu belirtti. Arslan, Gazze halkının Türkiye’ye büyük umut bağladığını belirterek, "Türkiye bu sorumluluğunun farkında olmak zorunda. Biz farkındayız çok şükür. Devletimiz farkında, milletimiz farkında daha fazlasını yapmamız gerekiyor. Onun için biz Sumud’a katılarak bu hainlerin, bu katillerin Gazzeli, Filistinli kardeşlerimize 80 yıldır neler yaptıklarını deneyimledik. Bizi iki gün dayanamayan arkadaşlarımız iki üç gün sabredemeyen arkadaşlarımızın yerinde 80 yıllık Gazze’de yaşayan biri olsanız nasıl olur?" dedi. Arslan, süreç boyunca Türkiye Cumhuriyeti’nin ortaya koyduğu diplomatik irade ve dayanışmanın uluslararası aktivistler açısından büyük anlam taşıdığını belirtti. Ketziot Hapishanesi’nden çıkarıldıktan sonra havalimanında ilk olarak Türk Hava Yolları uçaklarını gördüklerini ifade eden Arslan, bu tablonun kendileri için büyük gurur kaynağı olduğunu söyledi. Türk Hava Yolları’nın yalnızca Türkiye vatandaşlarını değil yüzlerce aktivisti ülkelerine ulaştırdığını belirten Arslan, "Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Türk Hava Yolları’na bir kez daha teşekkür ediyoruz" dedi. Türkiye’nin Filistin meselesindeki tarihi sorumluluğuna dikkat çeken Arslan, Türkiye’nin hem diplomatik hem de insani anlamda daha güçlü olması gerektiğini ifade etti. HAK-İŞ Genel Sekreter Yardımcısı Fatma Zengin ise, yaklaşık 40 gün önce İtalya’dan yola çıktığını belirterek, Sumud misyonunun sabır, direniş ve kararlılık üzerine kurulu olduğunu ifade etti. Dünyanın farklı ülkelerinden yüzlerce aktivistle birlikte Filistin halkına destek olmak için mücadele ettiklerini söyleyen Zengin, bu süreçte vicdan sahibi insanların din, dil, ırk ayrımı gözetmeden ortak bir dayanışma ortaya koyduğunu belirtti. Zengin, süreç boyunca uluslararası aktivistlerin en büyük güvencesinin Türkiye olduğunu belirterek, Türkiye’nin Filistin meselesindeki duruşunun dünya kamuoyunda büyük bir karşılık bulduğunu söyledi. Zengin, farklı ülkelerden aktivistlerin, "Ne olursa olsun Türkiye bizi kurtarır" diyerek Türkiye’ye duydukları güveni dile getirdiklerini ifade etti. Türk Hava Yolları uçaklarını gördükleri an büyük mutluluk yaşadıklarını belirten Zengin, başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere devlet yetkililerine ve Türk milletine teşekkür etti.
Kamu ve savunma altyapılarında yerli güvence: ULAK SD-WAN’a ‘Ağ Güvenliği’ ödülü
12 Şubat 2026 Perşembe - 17:30 Kamu ve savunma altyapılarında yerli güvence: ULAK SD-WAN’a ‘Ağ Güvenliği’ ödülü NATO tatbikatlarında test edilen ve kamu altyapılarında kullanılan ULAK SD-WAN, yüksek güvenlik standartlarıyla e-Safe Siber Güvenlik Ödülleri’nde Ağ Güvenliği ödülünü aldı. e-Safe Siber Güvenlik Ödülleri kapsamında Ağ Güvenliği kategorisinde ULAK Haberleşme’nin yerli ve milli SD-WAN çözümü ödüle layık görüldü. Şirketin geliştirdiği ULAK SD-WAN, Türkiye’nin kritik dijital altyapılarında güvenli, kesintisiz ve merkezi olarak yönetilebilir bağlantı imkânı sunmasıyla öne çıkıyor. Sahip olduğu ileri teknoloji ve yüksek güvenlik standartları sayesinde çözüm, sektördeki konumunu bir kez daha teyit etmiş oldu. ULAK SD-WAN bugün itibarıyla 2 bine yakın aktif sahada hizmet veriyor. Genelkurmay Başkanlığı, Savunma Sanayii Başkanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü ve TEİAŞ başta olmak üzere stratejik öneme sahip kamu kurumlarının altyapılarında kullanılan sistem, kritik operasyonların sürekliliğini destekliyor. Çözüm, kamu ağlarının dijital dönüşüm süreçlerinde güvenilir ve sürdürülebilir bir altyapı sunmasıyla dikkat çekiyor. Yazılım tabanlı ve merkezi bir mimari üzerine kurulu olan SD-WAN, geniş alan ağlarının tek merkezden yönetilmesine imkân tanıyor. Uçtan uca şifreleme teknolojisi ile veri iletimini üst düzeyde koruma altına alan sistem, gelişmiş güvenlik politikaları ve segmentasyon kabiliyetleriyle ağ bütünlüğünü güçlendiriyor. Dinamik trafik yönlendirme özelliği sayesinde uygulama bazlı optimizasyon sağlayan çözüm, farklı bağlantı türlerini eş zamanlı ve verimli biçimde kullanarak yüksek performans ve kesintisiz iletişim sunuyor. Tüm sahaların tek bir kontrol paneli üzerinden izlenebilmesi ise kurumlara hız ve maliyet avantajı sağlıyor. SD-WAN çözümü uluslararası alanda da önemli bir eşikten geçti. NATO nezdinde gerçekleştirilen CWIX tatbikatlarında değerlendirme ve test süreçlerinde elde edilen başarı, ürünün güvenlik standartlarının ve teknik yeterliliğinin uluslararası ölçekte kabul gördüğünü ortaya koydu. Son yıllarda artan siber tehditler, özellikle kamu kurumları ve kritik altyapılar açısından ağ güvenliğini öncelikli başlıklar arasına taşıyor. Bu çerçevede yerli ve yüksek güvenlik standartlarına sahip teknolojilerin geliştirilmesi, hem sivil hem de savunma alanında stratejik önem taşıyor. ULAK Haberleşme’nin geliştirdiği SD-WAN çözümü de bu ihtiyaca yanıt veren yerli altyapı ürünleri arasında gösteriliyor. SD-WAN’ın hem sivil kamu kurumlarında hem de savunma ekosisteminde aktif olarak kullanılması, çözümün çift kullanım (dual-use) niteliğini de ortaya koyuyor. Bu özellik, ürünün yalnızca ticari veya kurumsal ihtiyaçlara değil, aynı zamanda yüksek güvenlik hassasiyeti gerektiren askeri ve stratejik alanlara da cevap verebildiğini gösteriyor.
Bakan Bak: "Suça sürüklenen her çocuk, toplumsal hayata kazandırılması gereken bir bireydir"
12 Şubat 2026 Perşembe - 16:47 Bakan Bak: "Suça sürüklenen her çocuk, toplumsal hayata kazandırılması gereken bir bireydir" Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, "Suça sürüklenen her çocuk, toplumsal hayata kazandırılması gereken bir bireydir" dedi. TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu, AK Parti İstanbul Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut başkanlığında toplandı. Komisyonda Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak sunum yaptı. Bak’ın sunumu öncesi konuşan Komisyon Başkanı Durgut, "Komisyonumuz çocukların ve gençlerin suça sürüklenmesini yalnızca adli bir mesele olarak değil, sosyal, kültürel, organizasyonel ve yapısal boyutları olan çok yönlü bir mesele olarak ele almaktadır. Bu çerçevede koruyucu ve önleyici politikalarının güçlendirilmesi en temel önceliklerimiz arasındadır. Gençlik ve Spor Bakanlığımızın yürüttüğü sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerle gençlerimizi risk alanlarından uzaklaştıran, aidiyet duygusunu güçlendiren, özgüven, disiplin ve sorumluluk bilinci kazandıran çok önemli faaliyetleri olduğunu biliyoruz. Gençlik merkezlerimizde yürütülen kültür, sanat ve beceri eğitimleri, gençlik kamplarımızda verilen sosyal ve hayat becerileri programları, 81 ilde devam eden gönüllülük faaliyetleri sayesinde milyonlarca gencimiz aktif vatandaşlık bilinciyle toplumsal fayda üretme imkânı bulmaktadır. Bu çalışmalar, gençlerimizi suça sürükleyebilecek risk faktörlerine karşı güçlü bir sosyal koruma kalkanı oluşturmaktadır" ifadelerini kullandı. "Suça sürüklenen her çocuk, toplumsal hayata kazandırılması gereken bir bireydir" Bakan Bak, "Suça sürüklenen çocuklara ilişkin uluslararası çocuk adaleti literatürü; son yıllarda cezalandırıcı ve güvenlik odaklı yaklaşımların yerini koruyucu, önleyici ve güçlendirici modellere bırakması gerektiğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşların çalışmaları, çocukların suça sürüklenmesinde bireysel tercihlerden ziyade yoksulluk, dışlanma, eğitimden kopuş, aile içi sorunlar, güvenli alan eksikliği ve psikososyal kırılganlıklar gibi yapısal faktörlerin belirleyici olduğunu vurgulamaktadır. Bu çerçevede çağdaş çocuk adaleti anlayışı; çocuğu suçun faili olarak değil, risk altında bir özne olarak ele almakta ve devletlerin sorumluluğunu, bu riskleri ortaya çıkmadan azaltmak şeklinde tanımlamaktadır. Uluslararası teorik çerçeve üç temel düzeyi öne çıkarmaktadır: Önleyici müdahale, erken destek ve yeniden toplumsallaşma. Bu yaklaşım, çocukların adli sistemle temasını en aza indirmeyi, temasın kaçınılmaz olduğu durumlarda ise çocuğun gelişimini, onurunu ve geleceğini önceleyen sosyal destek mekanizmalarını esas almaktadır. Suça sürüklenen her çocuk, yalnızca adli bir vaka değil, aynı zamanda korunması, desteklenmesi ve yeniden toplumsal hayata kazandırılması gereken bir bireydir. Bu nedenle meseleye yalnızca güvenlik ya da cezalandırma ekseninden değil, çocuk adaleti, sosyal politika ve önleyici hizmetler perspektifinden yaklaşmak zorundayız" dedi. "Bakanlığımızın çalışmaları tamamlayıcı, önleyici ve güçlendirici sosyal politika anlayışıyla şekillenmektedir" Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak suça sürüklenme riskini doğuran koşulları azaltmayı, çocuk ve gençleri güvenli alanlarla buluşturmayı, aidiyet, sorumluluk ve yaşam becerilerini güçlendirmeyi temel bir kamu görevi olarak gördüklerinin altını çizen Bak, "Bakanlığımızın çalışmaları, tam da bu noktada tamamlayıcı, önleyici ve güçlendirici sosyal politika anlayışıyla şekillenmektedir. Uluslararası çocuk adaleti literatürünün ortaya koyduğu temel ilkelerden biri, çocukların suça sürüklenmesini önlemenin en etkili yolunun onları erken yaşta güvenli, kapsayıcı ve yapılandırılmış sosyal alanlarla buluşturmak olduğudur. Bu yaklaşım doğrultusunda Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak bizler, çocuk ve gençlerin serbest zamanlarını nitelikli biçimde değerlendirebilecekleri gençlik merkezleri, genç ofisler, spor tesisleri ve kamplar aracılığıyla yaygın bir önleyici hizmet ağı sunuyoruz. Türkiye’nin dört bir yanında bulunan 570 gençlik merkezimiz, 376 genç ofisimiz, 43 gençlik kampımız, 25 Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezimiz, 89 Sporcu Eğitim Merkezimiz ve toplamda 4 bin 814 spor tesisimizle çocuklarımıza ve gençlerimize alan açıyor, onların hayatlarına dokunuyoruz. Bu alanlar, yalnızca etkinlik mekânları değil, aynı zamanda gençlerimizin, çocuklarımızın aidiyet geliştirdiği, kendilerini güvende hissettiği ve toplumsal bağlar kurabildiği koruyucu ve gelişim odaklı ortamlardır" diye konuştu. "Bir çocuğun hayatına zamanında dokunmak, bir suçun önüne geçmekten çok daha fazlasıdır; bir geleceği kurtarmaktır" Çocukları suça sürükleyen koşulları ortadan kaldırmann yalnızca bugünün değil, yarınının da meselesi olduğunu ifade eden Bak, "Suça sürüklenen çocuklar meselesi, hiçbir kurumun ya da politikanın tek başına taşıyabileceği bir sorumluluk değildir. Bu alan, ortak aklı, kurumsal iş birliğini ve uzun vadeli bir toplumsal iradeyi zorunlu kılmaktadır. Bir çocuğun hayatına zamanında dokunmak, bir suçun önüne geçmekten çok daha fazlasıdır; bir geleceği kurtarmaktır. Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak bizler çocuk adaletine katkıyı önleme, güçlendirme ve yeniden toplumsallaşma ekseninde ele alan bütüncül bir anlayışla çalışmalarımızı sürdürmeye kararlıyız" dedi.
Ankara’da uyuşturucuyla mücadelede gençlere yönelik farkındalık etkinliği
12 Şubat 2026 Perşembe - 16:32 Ankara’da uyuşturucuyla mücadelede gençlere yönelik farkındalık etkinliği Ankara Gölbaşı Belediyesinin ev sahipliğinde, uyuşturucuyla mücadele kapsamında lise öğrencilerine yönelik farkındalık etkinliği düzenlendi. Gölbaşı Belediyesinin ev sahipliğinde, Gölbaşı Kaymakamlığı ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle madde bağımlılığı, sentetik ve uyuşturucu maddeyle mücadele kapsamında farkındalık etkinliği gerçekleştirildi. İlçede eğitim ve öğretim gören lise öğrencilerine yönelik olarak Mehmet Akif Ersoy Kongre ve Kültür Merkezi’nde sahnelenen ‘Pembe Aslında Siyahtır’ adlı tiyatro oyunu, gençlerden büyük ilgi gördü. Kasım Uçkan’ın kaleme aldığı, Metin Karaman’ın yönettiği oyunda; Ebru Yıldız, Metin Karaman, Önder Özpınar, Öyküm Karaman ve Mehmet Elmas sahne aldı. Oyun, uyuşturucu madde kullanımının zengini-fakiri, kızı-erkeği olmadığını güçlü bir anlatımla vurgularken, ‘merak etme, özenme, bir kez deneme’ mesajı üzerinden bağımlılığın insan hayatını nasıl kararttığını sahnelerle izleyiciye aktardı. Toplumun her kesimini tehdit eden uyuşturucunun, bir merakla başlayıp ölümle ve yıkımla sonuçlanabileceğini gözler önüne seren oyunda, özellikle madde kullanımının ‘özendirici’ hiçbir unsuruna yer verilmemesi dikkat çekti. Kullanım anı ya da sözde keyif halleri sahneye taşınmazken, bağımlılık sonrası yaşanan çöküş, acı ve çaresizlik gerçekçi bir şekilde anlatıldı. Oyunun finalinde ekrana yansıtılan videoda ise bir doktorun ağzından gençlere önemli mesajlar verildi. Videoda, uyuşturucu kullanımının kalp, böbrek ve tüm vücut sistemlerine verdiği ağır zararlar anlatılırken, ‘Gerçek sevgiyi annenizde, babanızda arayın. O sevgi size yeter’ vurgusu yapıldı. "Gençlerimizi bu karanlık tuzaktan uzak tutmak hepimizin sorumluluğu" Gölbaşı Belediye Başkanı Yakup Odabaşı, uyuşturucuyla mücadelenin yalnızca güvenlik güçlerinin değil, tüm toplumun ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı. Odabaşı, şu ifadelere yer verdi: "Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi uyuşturucu ve madde bağımlılığı gibi karanlık tuzaklardan korumak, bizim en temel görevlerimizden biridir. Bu mücadele sadece yasaklarla, cezalarla değil; bilinçlendirme, farkındalık ve doğru mesajlarla kazanılabilir. Sahnelenen ‘Pembe Aslında Siyahtır’ oyunu, gençlerimize ‘bir kereden bir şey olmaz’ anlayışının ne kadar büyük bir yalan olduğunu çok güçlü bir şekilde anlatmıştır. Uyuşturucunun zengini fakiri, kızı erkeği yok. Bu illet, temas ettiği her hayatı karartıyor, aileleri dağıtıyor, umutları yok ediyor. Kaymakamlığımız ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğümüzle birlikte gerçekleştirdiğimiz bu tür çalışmalarla gençlerimizin zihninde kalıcı izler bırakmayı, onları hayata daha sağlam tutundurmayı amaçlıyoruz. Evlatlarımızın sağlıklı, mutlu ve bağımlılıklardan uzak bir geleceğe sahip olması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz."
Ankara’da "Haydi Çocuklar Camiye" projesinin ödül töreni gerçekleştirildi
12 Şubat 2026 Perşembe - 16:30 Ankara’da "Haydi Çocuklar Camiye" projesinin ödül töreni gerçekleştirildi Ankara Sincan Belediyesi Fuar ve Kongre Merkezi’nde "Haydi Çocuklar Camiye" projesinin ödül töreni gerçekleştirildi. Sincan Belediyesi Fuar ve Kongre Merkezi’nde "Haydi Çocuklar Camiye" programı ödül töreni düzenlendi. Törende konuşma yapan Sincan Belediye Başkanı Murat Ercan, "Sizlerin mutluluğunuz, sevinciniz her şeye değer. Bizleri çok güzel bir coşkuyla karşıladınız. Sizlerle aramızda çok derin bir sevgi bağı var. Maddi, manevi ne varsa elimizden geldiğince yanınızdayız. Bizim kazancımız geride Kur’an-ı Kerim’i, sünneti, peygamber sevgisini bilen gençler bırakmak. Hepinizin yolu bahtı açık olsun diyorum" dedi. "Çocuklarımızın kalplerini kazanmaya çalışmalıyız" ’Haydi Çocuklar Camiye’ projesinin en güzel yönlerinden bir tanesinin çocukların camiye ve ibadete teşvik edilmesi olduğunu dile getiren Diyanet İşleri Başkanı Arpaguş, "Sevgiyle ve sabırla yürütülen bu süreçte çocuklarımız, hep birlikte ibadet etmenin güzelliklerini doyasıya yaşama imkanı buldular. 3 hafta gibi bir sürede 5 vakit camilerimize koştular. Bu manevi iklimin içerisinde nefes aldılar. İnancımızı, ibadetlerimizi ve değerlerimizi severek, isteyerek yaşama ve öğrenme fırsatı buldular. Çocuklarımızın eğitimiyle alakalı olarak dinimizin bizden istediği de budur. Zorlayarak, zorlaştırarak değil kolaylaştırarak öğretmek. Nefret ettirerek değil sevdirerek, sevindirerek, müjdeleyerek öğretmek. Ancak, bununla yetinemeyiz. Gerek anne-babalar ve gerekse din görevlileri olarak daha çok gayret göstermeliyiz. Çocuklarımıza dini ve ahlaki değerleri benimsetecek, ibadeti, camiyi ve cemaati sevdirecek daha nice çalışmalarla onların kalplerini kazanmaya çalışmalıyız" ifadelerini kullandı. Çekilen kura sonucu çocuklara çeşitli ödüller verildi. Bir çocuk ise umre ziyareti yapmaya hak kazandı. Törene Sincan Belediye Başkanı Murat Ercan, Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Hafiz Osman Şahin, Ankara İl Müftüsü Hasan Çınar, Sincan Kaymakamı Levent Kılıç, Sincan İlçe Müftüsü Musa Uzun, öğrenciler ve aileleri katıldı.
Bakan Bayraktar: "Başta Kerkük sahaları olmak üzere Irak’ta iş birliğine bakıyoruz"
12 Şubat 2026 Perşembe - 15:58 Bakan Bayraktar: "Başta Kerkük sahaları olmak üzere Irak’ta iş birliğine bakıyoruz" Türkiye Petrolleri (TPAO) ile İngiliz enerji devi BP’nin petrol ve doğal gaz alanında stratejik iş birliğine yönelik mutabakat zaptı töreninde konuşan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, "En temel öncelikli projemiz Irak’ta iş birliği. Başta Kerkük sahaları olmak üzere Irak’ta iş birliğine bakıyoruz" dedi. TPAO, 8 Ocak’ta Exxonmobil ve 5 Şubat’ta da Chevron ile yaptığı anlaşmaların ardından petrol ve doğal gaz aramaları konusunda geliştirdiği iş birliklerine bir yenisini daha ekledi. TPAO ile İngiliz enerji şirketi BP, petrol ve doğal gaz alanında stratejik iş birliğine yönelik bir mutabakat zaptı imzaladı. Mutabakat zaptına TPAO Genel Müdürü Cem Erdem ile BP Uluslararası Petrol ve Doğal Gaz İş Geliştirme Başkanı Andrew McAuslan imza koydu. Bakan Bayraktar’ın refakat ettiği mutabakat zaptı, petrol ve doğal gaz sahalarının geliştirilmesi, arama potansiyeli bulunan alanların değerlendirilmesi ile petrol ihracat kapasitesi ve doğal gaz taşıma altyapısı konularında uluslararası ve bölgesel düzeyde iş birliği yapılmasına yönelik bir çerçeve ortaya koyuyor. Bayraktar, imza töreninin ardından anlaşmaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 2028’de TPAO’nun yaklaşık 500 bin varil petrol ve doğal gaz üreten bir şirket haline geleceğine işaret eden Bakan Bayraktar, söz konusu üretimi 1 milyon varile çıkarmak hedefiyle bu adımları attıklarını söyledi. "Başta Kerkük sahaları olmak üzere Irak’ta iş birliğine bakıyoruz" Türkiye Petrolleri ile BP’nin daha önce de iş birliği yaptığı projeler olduğunu hatırlatan Bakan Bayraktar, bugün imzalanan mutabakat zaptıyla bu iş birliğini farklı sahalara ve farklı ülkelere götürmek istediklerini belirterek, "Burada en temel öncelikli projemiz Irak’ta iş birliği. Özellikle başta Kerkük sahaları olmak üzere Irak’ta iş birliğine bakıyoruz. Yine ortak konularımızdan bir tanesi Libya. Libya’da iş birliğini düşünüyoruz. Orta Asya’da Kazakistan ve Azerbaycan’da farklı projeler noktasında da bu iş birliklerini değerlendireceğiz. İnanıyorum ki bu yıl içerisinde bunlarla ilgili somut gelişmeleri kamuoyumuzla paylaşırız" diye konuştu. Yeni anlaşma yolda Gelecek hafta bir anlaşma daha imzalayacaklarını ifade eden Bayraktar, "Diğeri daha farklı bir anlaşma; daha somut ve net, yeri ve ülkesi belli bir ortaklık yapacağız. Onu da önümüzdeki hafta imzalamayı planlıyoruz" dedi. "Türkiye Petrolleri, bu sahalarda hem karada hem denizde yüzde 40 ortak olacak" TPAO’nun dün Libya’da düzenlenen ihalede biri denizde, biri de karada olmak üzere iki blokta ruhsat alma hakkı kazandığını hatırlatan Bakan Bayraktar, "Libya yaklaşık 17 yıl aradan sonra ilk kez böyle bir uluslararası ihaleye çıktı. İki blokta teklif vermiştik, o iki blokta da bu ruhsatı almaya hak kazandık. Bu sefer İspanyol ortağımız Repsol ile birlikte doğal gaz ve petrol arayacağız. Türkiye Petrolleri, bu sahalarda hem karada hem denizde yüzde 40 ortak olacak. Denizdeki sahada ortaklarımızdan bir tanesi de Macar MOL şirketi. Onlarla da önemli bir stratejik iş birliğimiz var. ‘Dışarıda büyüme stratejimizin’ gereği olarak adımları ilerletiyoruz. Bu hedefi önümüzdeki süreçte daha güçlü bir şekilde geliştireceğimiz projelerle yakalayacağız" değerlendirmesini yaptı.
2. el araç pazarında ‘16 yaş ve üzeri’ devrimi
12 Şubat 2026 Perşembe - 15:53 2. el araç pazarında ‘16 yaş ve üzeri’ devrimi Quick Finans ev sahipliğinde gerçekleşen ‘2. El Oto’nun Yıldızları Çalıştay ve Ödül Programı’nda, kredi engelini aşan ‘16 yaş ve üzeri’ hamlesi ve Ticaret Bakanlığı’nın 2. el oto pazarına yönelik projeleri katılanlardan büyük ilgi gördü. ‘Türkiye Otomotiv Pazarını 2. El Belirler’ mottosuyla Türkiye’nin ilk 2. El Oto Zirvesi’nde ve takiben Ankara ve İzmir Bölge Çalıştaylarında bir araya gelen 2. El oto ekosistemi, bu kez 6-8 Şubat tarihleri arasında Kıbrıs’ta düzenlenen organizasyonda bir araya geldi. Quick Finans’ın ev sahipliğindeki programda 2. el otomotiv ticaretinde güven, dijitalleşme ve finansman modelleri tüm yönleriyle ele alındı. Zirvenin açılış konuşmasını yapan Maher Holding Sigorta Grubu Başkanı Ahmet Yaşar, grubun 2017 yılında Quick Sigorta ile başlayan yolculuğunun bugün finansal bir ekosisteme dönüştüğünü vurguladı. Dünyadaki örneklerin aksine Türkiye’de sistemin önce bankalar üzerinden kurulduğuna dikkati çeken Yaşar, holding olarak bu yapıyı sigorta ve fon oluşturan şirketlerle entegre bir hale getirdiklerini belirtti. Grubun temel amacının iş ortaklarıyla rekabete girmek değil, acenteleri ve bayileri birer ‘finansal market’ haline getirmek olduğunu ifade eden Yaşar, bu modelin detaylarını paylaştı. Sadece sigorta veya kredi ile sınırlı kalmayıp gayrimenkulden mobiliteye kadar grubun ürettiği tüm enstrümanların satışında acentelere rol verileceğini belirten Yaşar, bu sayede iş ortaklarının bütünleşik hizmet sunan merkezlere dönüşeceğini kaydetti. Koruma açığına karşı KASKONOMİQ ve birikim odaklı ‘Lüküs Hayat’ Sektördeki koruma açığına yönelik çözümlere değinen Yaşar, Türkiye’deki araçların yüzde 75’inin kaskosuz olduğu gerçeğinden hareketle geliştirilen KASKONOMİQ ürününün önemine değindi. Sigorta şirketlerinin genellikle belirli yaşın üzerindeki araçları sistem dışı bıraktığını hatırlatan Yaşar, KASKONOMİQ ile riskin tamamını üzerinde taşıyan vatandaşlara, trafik sigortası primlerine yakın bedellerle muafiyetli bir koruma sağladıklarını aktardı. Özellikle gençlerin otomobile erişimini kolaylaştırmak amacıyla kurgulanan Lüküs Hayat Sigortası hakkında da bilgi veren Yaşar, bu ürünün döviz bazlı bir birikim modeli sunduğunu belirtti. Belirli bir birikim seviyesine ulaşan kullanıcılara grup bünyesindeki QCAR Mobilite üzerinden tek taraflı bir taahhütle otomobil alma garantisi verdiklerini ifade eden Yaşar, sigortanın bu yönüyle bir hayat planlama aracına dönüştüğünü vurguladı. Mobilite ve gayrimenkulde sigorta güvencesi Ekosistemin mobilite ayağında QCAR Mobilite ile yıllık 200 bin gün ikame kiralama hacmine ulaştıklarını belirten Yaşar, 2026 yılı hedeflerinin 81 ilin tamamında hizmet ağını canlandırmak olduğunu söyledi. İnşaat sektöründe ise müteahhitlikten ziyade ‘gayrimenkul geliştirme’ odaklı ilerlediklerini ifade eden Yaşar, bina tamamlama sigortasının önemine dikkati çekti. İstanbul Kurtköy’deki Quick Residence projesinin Türkiye’de temelden itibaren yüzde 100 teslim garantili ve sigorta korumalı nadir projelerden biri olduğunu hatırlatan Yaşar, bu projelerin aynı zamanda acenteler için yeni birer komisyon geliri kapısı olacağını da sözlerine ekledi. Pazarda 16 yaş ve üzeri devrimi ve satış rekorlarındaki servet etkisi 2. el oto ekosistemini tüm paydaşları ile kapsayacak iş modelleri ile sahiplenme ve iş birlikleri ile grubun gücünü katarak gelişimine katkı sunma vizyonuyla hareket ettiklerini belirten Quick Finans Genel Müdürü Nihat Karadağ ise, 2. el pazarının sıfır araç pazarının 8 ila 10 katı büyüklüğünde devasa bir ekosistem olduğunu belirterek, son 3 yılda pazarda yaşanan rekorlar serisinin temel dinamiklerinin elektrikli araçlarda çağın dönüşümü ile SUV araçlarla gelen teknoloji dönüşümü ve reel fiyatlarda düşüş olduğunu, ‘altın fiyatlarındaki artışa bağlı servet etkisi’nin de arz esnekliği olan otomotiv sektöründe talebe yansıdığını vurguladı. Finansmana erişimdeki engellerin aşılmasına yönelik olarak devrim niteliğindeki bir gelişmeyi de paylaşan Karadağ, bankacılık ve finans sektöründe uygulanan 15 yaş sınırıyla kredi dışı kalan araç parkı için Quick Finans’ın, Quick Sigorta’dan Kaskonomiq ile sigortalı 16 yaş ve üzeri araçlara kredi vermeye başlayacağını duyurdu. Karadağ, bu ay itibarıyla hayata geçecek bu modelin finansa ve araca erişilebilirliği artırarak pazarın büyümesine ciddi katkı sağlayacağını belirtti. Kredi dışı kalan 6,5 milyon araç için yeni finansman modeli Finansmana erişimde sektördeki en büyük bariyerlerden biri olan ‘yaş sınırı’ konusuna çözüm getirdiklerini müjdeleyen Karadağ, sözlerine şöyle devam etti: "Türkiye’deki 33,6 milyonluk araç parkının yüzde 37’si 16 yaş ve üzeri araçlardan oluşuyor. Bu grup büyük ölçüde kredi imkanlarından yoksun. Quick Finans olarak bu ay itibarıyla 16 yaş ve üzeri araçlara kredi vermeye başlayacağız. Yaş sınırıyla kredilendirme dışı kalan yaklaşık 6,5 milyonluk araç parkı, bu hamleyle sisteme dahil olacak. Bu model sadece satış hacmini değil, yaygın bir şekilde uygulanan takas sistemine de katkı sağlayarak pazarın sürdürülebilir ve istikrarlı gelişimini de destekleyecektir." Sektörel trendlerde SUV ve elektrikli araç dominasyonu Pazarın segment bazlı dikkat çeken dönüşüm ve trendlerine de değinen Karadağ, hibrit ve elektrikli araç satışlarının son 3 yılda yüzde 576 gibi rekor bir büyüme sergilediğini, SUV modellerin pazar payının ise yüzde 61,9 seviyesine ulaştığını aktardı. Tüketici tercihlerindeki bu radikal dönüşümün finansman ihtiyaçlarını da çeşitlendirdiğini belirten Karadağ, Quick Finans olarak her ay yayınladıkları 2. El Oto Raporu ile bu verilerin analiz ve yorumlarını şeffaf bir şekilde sektörle paylaşarak, piyasaya ışık tutmaya devam edeceklerini sözlerine ekledi. Ekspertizde Merkezi Bilgi Sistemi hakkında bilgi verildi Toplantıda konuşan Ticaret Bakanlığı Otomotiv Ticareti Daire Başkanı Özgür Karacaoğlu da Bakanlığın piyasayı şeffaf ve adil hale getirme stratejilerini aktararak, ‘Merkezi Ekspertiz Bilgi Sistemi’ projesi ile ilgili gelişmeleri anlattı. Ayrıca kayıt dışılıkla mücadele kapsamında ‘Elektronik İlan Doğrulama Sistemi’ne değinen Karacaoğlu, bu düzenlemelerin temel gayesinin dürüst çalışan kayıtlı işletmelerin haklarını korumak olduğunu ifade etti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş: "(Meclisteki kavga) Bu anayasaya da aykırıdır, demokratik tahammüllere de aykırıdır"
12 Şubat 2026 Perşembe - 15:36 TBMM Başkanı Kurtulmuş: "(Meclisteki kavga) Bu anayasaya da aykırıdır, demokratik tahammüllere de aykırıdır" TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM’de iki bakanın yemin töreninde yaşanan yumruklu kavgaya ilişkin, "Asla benim görüşüme uymayan konuya ben zorla idare ederim ve bunu yaptırmam diyemezsiniz. Bu anayasaya da aykırıdır, demokratik tahammüllere de aykırıdır. Ve asla kabul edilemez. Ben bu davranışın son derece haksız, yersiz ve Türkiye demokrasisine karşı yapılmış bir hareket olduğunu düşünüyorum" dedi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Slovenya Ulusal Meclis Başkanı Urska Klakocar Zupancic ile yaptığı görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Kurtulmuş, "Maalesef 75 bini aşkın insanın haksız yere hayattan koparıldığı, büyük bir zulümle öldürüldüğü, İsrail tarafından, Netanyahu tarafından uygulanan soykırım karşısında dünyada sessiz kalmayan ülkelerden birisi de Slovenya’dır. Slovenya, özellikle Filistin davasına verdiği destekle ve geçtiğimiz yıl Filistin Devleti’nin resmen tanınması sürecindeki olağanüstü destekleriyle tarihin doğru tarafında yer almış Avrupa’nın önemli ülkelerinden birisidir. İspanya, Norveç ve İrlanda’yla birlikte Slovenya’nın yolunu açmış olduğu Filistin’i tanıma süreci, geçtiğimiz sene bildiğiniz gibi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında 11 Batılı ülkenin daha Filistin Devleti’ni tanımasına vesile olmuştur. Özellikle değerli arkadaşım Madam Zupancıç’in Slovenya Meclisi’nde Filistin Devleti’nin tanınması oylaması sırasında göstermiş olduğu fevkalade güçlü liderlik dolayısıyla burada huzurlarınızda takdirlerimizi, tebriklerimizi ve teşekkürlerimizi ifade etmek istiyorum. Gerçekten o zorlu oylamada muhalefetin engelleme çalışmalarına rağmen fevkalade dirayetli bir yönetim sergileyerek, Filistin Devleti’nin tanınmasına vesile olmuş ve tarihi bir adımın atılmasına öncülük etmiştir. Bu adım Batı ülkeleri bakımından da yolu açan, yol gösteren bir özellik taşımaktadır" dedi. Filistin’de adalet sağlanmadan, iki devletli bir çözüm kabul edilmeden Orta Doğu’ya asla barış gelmeyeceğini söyleyen Kurtulmuş, şöyle konuştu: "Netanyahu ve çetesinin Gazze halkına karşı sürdürmekte olduğu katliamı, soykırımı unutturmasına da asla müsaade etmememiz lazım. Bu büyük bir insanlık suçudur. Her ne kadar barış dönemine geçiliyor gibi görünse de asla bu katliamların, soykırımların unutturulmaması ve sözde bir barış sağlanıyormuş gibi yapılarak Netanyahu ve çetesinin elini yıkayarak bu kanlı senaryodan kendisini tecrit etmesine müsaade edilmemelidir. Bunun için Filistin davasına böylesine yürekten destek veren dostlarımızla aynı platformda bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz." Dün TBMM’de bakanların yemin töreninde yaşananlarla ilgili soru üzerine Kurtulmuş, "Dünkü yemin töreni Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın amir hükümleri uyarınca ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü gereğince gerçekleştirilmiştir. Ve bu çerçevede yasal bir zorunluluktur. Bakanların yemin etmesiyle birlikte işlem tamamlanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’dan kaynaklanan bu işlemin yerine getirilmesini önlemeye kalkmak, hele hele bunu kürsü işgali gibi birtakım yöntemlerle önlemeye kalkmak asla ve asla demokrasinin içerisinde yoktur. Demokrasinin içerisinde yüksek perdeden eleştirilerinizi yaparsınız. Görüşlerinizi kalkar söylersiniz. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu anlamda herkesin görüşünü rahatlıkla ifade edebileceği imkana sahiptir. Ama asla benim görüşüme uymayan konuya ben zorla idare ederim ve bunu yaptırmam diyemezsiniz. Bu anayasaya da aykırıdır, demokratik tahammüllere de aykırıdır. Ve asla kabul edilemez. Ben bu davranışın son derece haksız, yersiz ve Türkiye demokrasisine karşı yapılmış bir hareket olduğunu düşünüyorum. Beğenmeyebilirsiniz. Türkiye Cumhuriyeti’nde bakanların nasıl atanacağı bellidir. Milletimiz sandıkta kararını vermiş ve Sayın Cumhurbaşkanına milletimiz belli süre içerisinde yönetme yetkisini vermiştir" dedi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu taslak raporunun Mecliste grubu olmayan partilere gönderilip gönderilmediğine ilişkin soru üzerine Kurtulmuş, "Komisyonda olan bütün partilerin temsilcilerine raporun nihayet şekli gönderilecektir. Ve tabii ki yine bu salonda kendi arkadaşımızı toplayarak, rapor hakkında müzakere yapılacak. Oylamayla birlikte de rapor tamamlanarak, bu süreç bütünüyle nihayete etmiş olacaktır" diye konuştu. "Türkiye’de bireysel özgürlükler alanının, kılık kıyafette başta olmak üzere tamamıyla garanti altına alınması için anayasal bir düzenleme şarttır" Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş’in kıyafeti nedeniyle hedef alınmasıyla ilgili soru üzerine Kurtulmuş, "Bu çok bayat bir tartışma. Geçmiş yıllarda başörtüsü yasakları üzerinden ne kadar büyük bedeller ödediğimizi ülke olarak biliyoruz. Hatta kimileri tamamıyla kendi şahsi tasarruflarıyla kendilerini devlet, yasa, Anayasa, hatta Anayasa Mahkemesi yerine koyarak bu anlamda çeşitli yasakları uyguladılar ve bu memleketin gencecik evlatlarını üniversite kapılarında, kamu görevlilerini devlet hizmetinden mahrum bıraktılar. Çok şükür bunların hepsi geride kaldı. Ama öyle anlaşılıyor ki insanların kıyafetlerini yasaklayan bu örümcek kafa hala tamamıyla ortadan kalkmamış. Halkın oyuyla seçilmiş olan bir belediye başkanına kıyafeti dolayısıyla hakaret etmek kimin haddi? Böylesine bir hadsizlik olabilir mi? Sana mı soracak hangi kıyafeti giyeceğini? Dolayısıyla bu fevkalade yanlıştır. Ancak dediğim gibi sağda solda uyumuş gibi görünen, susmuş gibi görünen örümcek kafalıların bir daha hortlamaması için Türkiye’de bireysel özgürlükler alanının, kılık kıyafette başta olmak üzere tamamıyla garanti altına alınması için anayasal bir düzenleme şarttır. Bunun için de zaten bizim baştan beri söylediğimiz yeni, sivil, demokratik, katılımcı, kapsayıcı bir anayasa yapılması konusunda bütün siyasi partiler, bundan sonraki süreçte üzerine düşen sorumlulukları yerine getirir ve bir çalışma yapılır. Bu Türkiye’nin ödevidir. Bu sadece konulardan birisidir. Yani Türkiye hala darbecilerin yapmış olduğu bir anayasayla yönetilmemelidir" dedi. "Tek çözüm iki devlet" Zupancic ise, bir basın mensubunun İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki eylemlerinin giderek artmasıyla ilgili sorusu üzerine, "Hala hayatlar kaybediliyor. Yerleşimlerin bir genişlemesi söz konusu. Çok samimiyete söylemek istiyorum. Benim kişisel görüşüm özellikle bu barış nihayete erdirdiğinde bu barışın istikrarsız olacağı şeklindeydi. Filistin halkı temel yaşam hakkına, yaşama hakkına sahiptir. Bu noktada istikrarlı bir barışa ihtiyaçları var. Ancak bu olmayacak. İsrail’deki makamlar hala aynı kalırsa benim şahsi görüşüm, hala ceza mahkemesinden bir karar çıkmış, bir kişi hala bu mahkemenin karşısına gelmiş ve bu ülkeyi yönetmeye devam ediyorsa bu durum böyle devam edecek. Ve bu nedenle asgari en iyi istikrara ulaşabilmek için hem Filistin halkıyla hem de İsrail’de serbest görüşlü zihni salim insanlarla görüşmek lazım diye düşünüyorum. Çünkü İsrail’deki birçok kişi birlikte yaşamak istiyor zaten. Yani kaliteli bir şekilde Filistinlerle birlikte yaşamak isteyen İsrailliler var. Tek çözüm iki devlet. Ancak bunun sağlanması için bizim liderliğe ihtiyacımız var. Liderlere ihtiyacımız var. Ve bu liderlerin böylesi bir çözümü uygulamaya ehil olmaları lazım. Ve böylesi liderler olana kadar yani açık bir şekilde bu soykırımı devam ettirenler devam ettikçe böyle bir çözüme ulaşmak maalesef çok zor olacak" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Dün 8 çivi vermeyi başarı gören zihniyet, bugün çöp konteynerleriyle, kilit taşıyla, sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen pikapla övünüyor. Ne hizmet ediyorlar ne de bizim hizmet etmemizi istiyorlar"
12 Şubat 2026 Perşembe - 15:14 Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Dün 8 çivi vermeyi başarı gören zihniyet, bugün çöp konteynerleriyle, kilit taşıyla, sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen pikapla övünüyor. Ne hizmet ediyorlar ne de bizim hizmet etmemizi istiyorlar" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Birileri kabul etmeye yanaşmasa da uluslararası siyasette son yıllarda bir Türkiye rüzgarı esiyor. Bölgesel krizlerin çözüm arayışında Türkiye’nin kapısı daha sık çalınıyor" dedi.Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’na katıldı.Burada konuşan Erdoğan, AK Parti olarak kadroyu güçlendirmeye devam ettiklerini ve partiye yönelik büyük bir teveccühün söz konusu olduğunu belirterek, "Geçen ay Grup Toplantımızda 3 yeni milletvekilimiz AK Parti saflarına dahil oldu. 4 ilçe ve belde belediye başkanımız da Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantımızda AK Parti ailesine katıldı. Türkiye Yüzyılı’nın inşasına omuz vermek için partimize intisap eden tüm arkadaşlarımıza bir kez daha hoş geldiniz diyorum" ifadelerini kullandı."Bugün siyasetin merkezi Cumhur İttifakı’dır"Muhalefetin şiddet, hakaret, ve tahrik dozu giderek artan propagandasına rağmen AK Parti’nin ve Cumhur İttifakı’nın çekim merkezi olmayı sürdürdüğüne değinen Erdoğan, "AK Parti bugün Türkiye’nin hem en büyük siyasi partisi hem de en kurumsal siyasi hareketidir. Cumhur İttifakı ise devletimizin bekasının milletimizin birlik ve dirliğinin en sağlam güvencesidir. Bugün siyasetin merkezi Cumhur İttifakı’dır. Şayet AK Parti güçlü, Cumhur İttifakı ayaktaysa evelallah 86 milyonun her bir ferdi güvendedir. Türkiye’nin aydınlık yarınları teminat altındadır" dedi."Türkiye’nin en büyük şansı AK Parti ve Cumhur İttifakı’dır"Bölgedeki ve dünyadaki gelişmeleri, yakın takip ettiklerini, ezberlerin bozulduğunu ve kurumların irtifa kaybettiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Mevcut düzen temelden çatırdarken yerine ne geleceğini kimse kestiremiyor. Bütün bunlara baktığımızda Cumhur İttifakı’nın ülkemiz ve milletimiz açısından ne manaya geldiği özellikle bugünlerde daha iyi anlaşılıyor. Şurası tartışmasız bir hakikattir; belirsizliklerin küresel düzeyde, arttığı her gün yeni bir krizin patlak verdiği, haklının güçlü değil güçlünün haklı olduğu günümüz jeopolitiğinde Türkiye’nin en büyük şansı AK Parti ve Cumhur İttifakı’dır. Tecrübeli, liyakatli, dürüst, çalışkan kadroların iş başında olmasıdır" açıklamasında bulundu."Birileri kabul etmeye yanaşmasa da uluslararası siyasette son yıllarda bir Türkiye rüzgarı esiyor"Son 10 yılda yaşanan gelişmelere değinen ve gelişmiş ülkeler dahil olmak üzere dünyanın herhangi başka bir devletinin başına gelse yerle yeksan olabileceği nice krizi başarıyla yönettiklerini söyleyen Erdoğan, "Doğal afetinden savaşlara kadar en zorlu badirelerin üstesinden alnımızın akıyla geldik. Türkiye’yi sıcak çatışmaların tarafı haline getirmeye yönelik tuzakların tamamını boşa çıkardık. Dengeli, itidalli ve stratejik aklı merkezi alan dış siyasetimizle ülkemizi krizlerin çözümünde anahtar ülke konumuna getirdik. Ana muhalefetin başındaki zat yabancılar karşısında şekilden şekle girerken biz her alanda Türkiye’yi şanla, şerefle temsil ettik ve ettirdik. Birileri kabul etmeye yanaşmasa da uluslararası siyasette son yıllarda bir Türkiye rüzgarı esiyor. Bölgesel krizlerin çözüm arayışında Türkiye’nin kapısı daha sık çalınıyor. Türkiye’nin ne diyeceği, nasıl tavır alacağı dikkatle takip ediliyor. Türkiye gündemi belirlenen ülke değil, gündem belirleyen bir ülke olarak adından daha fazla söz ettiriyor. Cenabı Allah’a ne kadar hamd etsek az" dedi.Türkiye’nin şanlı tarihine yakışır bir biçimde uluslararası alanda güçlü bir varlık gösterdiklerini aktaran Başkan Erdoğan, gelecekte ay yıldızlı al bayrağın daha gururla dalgalanacağını, büyük ve güçlü Türkiye’nin ayak seslerinin daha fazla duyulacağını söyledi. Erdoğan, "Kızıl elmamız olan Türkiye yüzyılı kuvveden fiile geçene kadar durmadan duraksamadan çalışmaya inşallah devam edeceğiz" ifadelerini kullandı."Hiçbir görev diğerinden önemli veya önemsiz değildir"AK Parti’nin bir kadro ve dava hareketi olduğunu dile getiren Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:"Kökü mazide gözü atide kutlu bir mücadelenin neferleriyiz. Görevi, unvanı, makamı ne olursa olsun teşkilatımızın her bir mensubu bu mücadelede son derece stratejik bir vazife icra etmektedir. Dolayısıyla il, ilçe başkanlığı ne kadar önemliyse mahalle temsilciliği de o derece önemlidir. Belediye başkanlığı ne kadar mühimse belediye ve il meclis üyeliği de o derece mühimdir. Sandık müşahitlerimizin yeri nasıl doldurulamazsa elinde broşürle kapı kapı dolaşan gönüllülerimizin de yerini kimse alamaz. Hiçbir görev diğerinden önemli veya önemsiz değildir. Mesele verilen görevi en iyi şekilde yerine getirmek, bulunduğu konumda en ideali ortaya koymak, elinden gelenin en iyisini yapabilmektir. Mesele milletin bize emaneti olan hakkını verebilmektir. Mesele aşkla, sevdayla, heyecanla, sabır ve samimiyetle koşturmaktır. Mesele tevazuyu elden bırakmadan, kibre kapılmadan, niyeti ve istikameti bozmadan son ana kadar millete hizmetkar olabilmektir. Millete hizmet yolunda bıkkınlığa, yorgunluğa ve rehavete yer olmadığını hiçbirimiz unutmamalıyız. Bizim siyaset geleneğimizde hiçbir mazeret başarının yerini tutmaz. Sizlerden tarihi bir dönemde Türkiye’nin istikbali adına son derece tarihi bir misyonu yerine getirdiğinizin şuuruyla çalışmanızı istiyor, bunu sizden bekliyor ve sizlere sonsuz güveniyorum.""Gönül sofralarımızda aynı pideyi bölüşmenin manevi lezzetini tadacağız"Gelecek hafta başlayacak olan Ramazan ayını her yıl olduğu gibi bu senede dolu dolu geçirme niyetinde olduklarını vurgulayan Erdoğan, "Talimatlarımız doğrultusunda Teşkilat Başkanlığımız, Kadın ve Gençlik Kollarımızın da katkısını alarak oldukça kapsamlı bir plan hazırladık. Buna göre Aile ve Gençlik Fonu’ndan aldıkları desteklerle yeni yuva kuran genç çiftlerimize ilk Ramazanlarında misafir olacağız. Şehit yakınlarımız ve gazilerimizle bir araya geleceğiz. Gönül sofralarımızda aynı pideyi bölüşmenin manevi lezzetini tadacağız. Artık Ak Gençlik klasiğine dönüşen ‘İftara Beş Kala ve Sahura Beş Kala’ çalışmalarımıza bu yılda devam ettiriyoruz. Özellikle deprem bölgesindeki kardeşlerimizin yanlarında olmaya büyük önem veriyoruz. Teslim ettiğimiz konutların gerçek anlamda birer yuvaya dönüşeceği bu mübarek ayda vatandaşlarımızla iftar ve sahur sofralarında buluşacağız. Kadın kollarımız aynı şekilde farklı etkinliklerle rahmet ve bereket ayını en güzel şekilde değerlendirecek yoksulların kapısını çalacak gariplerin elinden tutacak yetimin, öksüzün gözyaşını silecek" ifadelerine yer verdi.Türkiye’nin yanı sıra yurt dışında da çalışmaların ihmal edilmeyeceğine dikkati çeken Erdoğan, Avrupa’da yaşayan Türklerle iftar programlarında bir araya geleceklerini kaydetti. Ayrıca Erdoğan, Gazzelileri ve Suriyelileri de bu Ramazan’da unutmayacaklarını sözlerine ekledi."Aradan 87 yıl geçti, Türkiye değişti, gelişti ve güçlendi ama CHP’nin afetlere karşı yaklaşımında hiçbir değişim yaşanmadı"Cumhurbaşkanı Erdoğan, 27 Aralık’ta Hatay’da 455 bininci afet konutunun anahtarlarının hak sahibine takdim edildiğini hatırlatarak, "Afet konutlarının ödeme planıyla ilgili müjdelerimizi halkımızla paylaştık. Öncesinde ana muhalefet partisi ‘boş senet imzalatıyorlar’ gibi zırvalarla milletimizi galeyana getirmeye çalıştı. ‘Faizle afet konutu satıyorlar’ diyerek milletin gözünün içine baka baka açıkça yalan söylediler. Deprem bölgesine bir çivi çakmadıkları halde bir de çıkıp abuk sabuk iddialarla depremzedelerimizi hükümetimize karşı kışkırtmaya çalıştılar. 1939 Erzincan depremi olduğunda dönemin iktidarı vatandaşa yardım namına sadece 8 çivi tevzi etmiş fakat bu 8 çiviyle ev inşa etmenin sırrını milletimize öğretmemişti. Aradan 87 yıl geçti, Türkiye değişti, gelişti ve güçlendi ama CHP’nin afetlere karşı yaklaşımında hiçbir değişim yaşanmadı. Dün 8 çivi vermeyi başarı gören zihniyet bugün de çöp konteynerleriyle, kilit taşıyla, sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen pikapla övünüyor. Depremin üzerinden üç yıl geçmiş hala ortada doğru düzgün eserleri yok. Aslında 455 bin konuta kara çalmasa, çöp konteynerleriyle övünmesini bir yere kadar anlayışla karşılar, ‘çapları bu kadarmış’ der geçeriz. Bu erdemi de göstermiyorlar. Ne iş yapıyorlar ne de bizim iş yapmamızı istiyorlar. Ne hizmet ediyorlar ne de bizim millete hizmet etmemizi istiyorlar. Kendilerini devletin yegane sahibi olarak görme huylarından bir türlü vazgeçmediler. Ey CHP, biz sizin cemaziyelevvelinizi çok iyi biliriz" dedi."Bu gidişi durdurmaya sizin ne eliniz ne gücünüz yetmez Özgür"İstanbul Belediye Başkanı olarak görev yaptığını ve İstanbul’u çöp, çukur ve çamur bataklığından devraldıklarını hatırlatan Başkan Erdoğan, "İstanbul’u bu halde devraldık, 140 kilometre Istranca dağlarından İstanbul’a suyu biz getirdik. Şimdi çıkmışlar dün mecliste yaşanan sahneleri inanıyorum ki izlediniz. CHP’nin faşizan ve kibirli zihniyetine hep beraber bir kez daha tanık olduk. Yeni bakanlarımızın yemin etmesine engel olmak için her türlü eşkıyalığı, milletin kürsüsünü işgal etmek dahil her türlü zorbalığı sergilediler. Engelleyemeyeceksiniz, durduramayacaksınız. Bu gidişi durdurmaya sizin ne eliniz ne gücünüz yetmez Özgür. Evet, anayasal bir hak. Yeminler yapıldı mı? Yapıldı. İş bitti mi? Bitti. Ne oldu? Rahat dursanız da güzel güzel bu yeminler yapılsa olmaz mıydı? Olurdu ama bunlarda demokratik anlayış yok. Bunlar o faşist anlayıştan vazgeçemezler. Bunların iliklerine kadar sinmiş. Bozgunculuk yaparak, milli iradeye karşı edepsizlik ederek, gazi meclisin saygınlığına gölge düşürerek çirkin ve çirkef siyasetlerini genel kurul salonuna taşıyarak nasıl bir zihniyete sahip olduklarını tekrar gösterdiler. Bu kendini bilmezlere sormak lazım. Türkiye Büyük Millet Meclisi sizin keyfinize göre kavga çıkaracağınız bir eylem alanı mıdır? Siz gazi meclise milletin hakkını, hukukunu savunmaya mı geldiniz? Yoksa terör estirmeye mi? Kavgayı, nefreti, öfkeyi, hakareti yüce meclise taşımaktan hiç mi rahatsız olmuyor, hiç mi utanmıyorsunuz? Daha ne kadar kendinizi rezil edecek, küçük düşürecek, size oy veren vatandaşlarımızın başını yere eğdireceksiniz. Ana muhalefetin siyaset kurumuna olan güveni dinamitleyen, meclisin vakarına zarar veren hepsinden öte aziz milletimizi rencide eden dünkü saldırılarını telin ediyor ve reddediyorum" değerlendirmesinde bulundu.