Yerel Haberler
Gümüşhane
25 Şubat 2026 Çarşamba - 08:56 Geçit Köyü’nde 18 yıllık iftar geleneği yoldan geçenleri sofrada buluşturuyor Gümüşhane’nin Geçit Köyü’nde 18 yıldır sürdürülen gelenek kapsamında, ana yol üzerindeki sürücüler ve yolcular iftar saatinde durdurularak köy meydanında kurulan sofralara davet ediliyor. Gümüşhane-Bayburt karayolu üzerindeki Geçit Köyü sakinleri, muhtarlık ve yerel derneğin öncülüğünde her Ramazan ayında yoldan geçen vatandaşlara ücretsiz iftar yemeği ikram ediyor. Ana güzergâh üzerinde bulunan köyde, iftar vakti yaklaşırken gönüllüler yol kenarında araçları durdurarak sürücü ve yolcuları sofraya davet ediyor. Kış aylarında nüfusu azalan köyde organizasyon, gönüllülerin yanı sıra İstanbul’da yaşayan hemşehrilerin desteğiyle yürütülüyor. Her gün onlarca kişiye sıcak yemek ikram edilirken, hazırlıklar imece usulüyle gerçekleştiriliyor. İftar için köyde ağırlanan vatandaşlar, gösterilen misafirperverlikten ve sunulan yemeklerin kalitesinden memnuniyet duyduklarını ifade ederek geleneğin sürdürülmesini temenni ediyor. "Geçit Köyü’nden kimse aç geçemez" Geleneği yıllardır muhtarlık ve köy derneğinin imkânlarıyla sürdürdüklerini belirten Gümüşhane Geçit Köyü Muhtarı Hayri Osmanoğlu, "Bu gelenek, muhtarlık ve derneğin organize ederek başlattığı bir gelenektir. 18 yıldır devam etmektedir. Ramazan ayı paylaşma, birlik ve beraberlik ayıdır. Biz de soframızdaki ekmeği yoldan gelen geçen şoförler ve vatandaşlarla burada paylaşıyoruz. Hep birlikte mutluluk içinde bir Ramazan ayı geçiriyoruz. Bu gelenek önce köylülerimiz arasında devam ediyordu. Daha sonra yoldan gelen geçen insanların da katılımıyla büyüyerek sürmeye başladı. Yolda pankartlarımız var. Onları görenler buraya geliyor. Vatandaşları yolda durduruyoruz. Zaten burayı biliyorlar, sürekli geliyorlar. Bu konuda çok mutlu oluyorlar. Aynı zamanda geleneğin devam etmesini istiyorlar. Biz de inşallah bu geleneği sürdüreceğiz. Geçit Köyü’nden kimse aç geçmez" dedi. "Günlük yaklaşık 70 kişiye iftar veriyoruz" İstanbul’dan özel olarak bu geleneği sürdürmek için köyüne geldiğini söyleyen Gümüşhane Geçit Köyü Derneği Başkanı Abdulkadir Osmanoğlu, "Bu gelenek öncelikle köy içinde yapılıyordu, daha sonra yoldan geçenlere de açtık. 18 yıldır devam ediyor. Gün geçtikçe katılım sayısı artıyor. Günde ortalama 65-70 kişiyle iftar yapıyoruz. Köyümüzde kışın kalan 4 hane var. Diğerleri yoldan geçen yolcular ve misafirlerimiz. Allah onlardan razı olsun, burada durup iftarlarını açıyorlar. Namazlarını kılıp çaylarını içerek dualarını edip gidiyorlar. Bu da bize memnuniyet veriyor. Dernek olarak İstanbul’da organizasyonu yapıp buraya geliyoruz. Muhtarlıkla birlikte bir ekip halinde hizmet ediyoruz. Ben İstanbul’da yaşıyorum. Ramazan programı için buraya geliyorum. Bir ay burada kalıp Ramazan’dan sonra dönüyor, yazın tekrar geliyorum. Bundan da büyük bir zevk duyuyorum. Çünkü çok güzel bir duygu. Buradan geçen insanların iftar açıp dua etmesi bizi mutlu ediyor" diye konuştu. Şükrü Osmanoğlu da, "Buraya gelen vatandaşlar ayrılırken eşlerine, dostlarına ve çevrelerine güzel duygularla bahsediyorlar. Bu da köyümüz adına güzel bir tanıtım oluyor. Sosyal medyada da geniş yankı bulan bir etkinlik. Bu da bizi gururlandırıyor. Her sene daha iyisini yapabilir miyiz diye mücadele ediyoruz" ifadelerini kullandı. "Yoldan geçen araçları durdurup davet ediyorlar" Geçit Köyü’ne sadece iftar için değil insanların güzel davranışlarıyla da karşılaşmak için de geldiğini belirten Zekeriya Çelik, "Biz buraya sadece karnımızı doyurmak için gelmedik. Geçit Köyü halkı çok özverili, insanlara çok iyi davranıyorlar. Bazı yerlerde iftar yemeği diye iki pide koyuyorlar ya da sıradan bir yemek veriyorlar. İnsan zaten evinde de o yemeği yiyebiliyor. Ama burada farklı ve özenli yemekler hazırlanıyor. Geçen sene de özellikle gelmiştik. Gerçekten güler yüzlüler, insanlara çok iyi davranıyorlar. Yoldan geçen araçları durdurup davet ediyorlar. Tebrik ediyorum, gurur duyuyorum. Allah hepsinden razı olsun. Garibanlara, yoldan geçen sürücülere, kamyonculara burada yemek veriliyor" dedi.
22 Şubat 2026 Pazar - 10:35 Hastaneden randevu alamayınca doktora taşlama şiir yazdı Gümüşhane Devlet Hastanesi’nde muayene için tercih ettiği doktorun yoğun olması nedeniyle bir türlü randevu alamayan Türkçe öğretmeni, yaşadığı süreci taşlama türünde yazdığı şiirle anlattı. Gümüşhane’nin merkeze bağlı Tekke Ortaokulu’nda Müdür Yardımcısı ve Türkçe öğretmeni olarak görev yapan Sait Karakaş, yaklaşık 6 ay önce başlayan sağ bacak ağrısı nedeniyle Gümüşhane Devlet Hastanesi’nde görevli Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Süleyman Kasım Taş’tan randevu almak istedi. Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) ve hastanedeki kiosk cihazlarından defalarca denemesine rağmen yoğunluk nedeniyle randevu alamayan Karakaş’ın muayene süreci uzadı. Yaşadığı bu durumu mizahi ve edebi bir dille ele alan Karakaş, süreci taşlama türünde kaleme aldığı şiirle ölümsüzleştirdi. Şiirde yer alan ifadelerde, yaşanan yoğunluğun doktora gösterilen ilgi ve hizmet kalitesinden kaynaklandığına dikkat çekti. Bir süre sonra muayene olan Karakaş, yazdığı şiiri doktora da okudu. Yoğun çalışma temposunun edebiyatla buluştuğu olay, hasta ile hekim arasındaki samimi ilişkiyi ortaya koydu. Yazılan şiir, hem yaşanan sürecin hem de duyulan memnuniyetin kalıcı bir hatırası olarak hafızalarda yerini aldı. "Şiirin başlangıcında ufak bir sitem var" Tedavi süreçlerinin ardından hastaların kendisine farklı şekillerde teşekkür ettiğini ama ilk defa böyle bir olayla karşılaştığını ifade eden Gümüşhane Devlet Hastanesi’nde görevli Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Süleyman Kasım Taş, "Sait hocam ilk olarak şikâyetiyle ilgili bizim MHRS sistemimizden randevu almak istedi. Yoğunluğu ve sürecin uzadığını görünce, sosyal yaşamda da görüştüğümüz için bu durumu şiir yoluyla aktaracağını söyledi. Mizansen bir yaklaşımla durumu ifade etti. Bizim için kalıcı bir eser oldu. Aynı zamanda tedavi sürecinin ve yaşanan yoğunluğun tercih edilmemizden kaynaklandığını da kendisi belirtti. Bu durum bizi çok mutlu etti. Şiirin başlangıcında kendi tabiriyle ufak bir sitem var. Ancak bunun sebebinin yaptığımız hizmetin iyi olması, güler yüzlü yaklaşımımız ve tercih edilmemiz olduğunu da kendisi ifade etmekte. Bu da bizi ayrıca mutlu ediyor. Kendi edebiyat tarzıyla, aslında iyi ve kaliteli bir iş yaptığımızı söylemek için yazdığını belirtti. Şiirle karşılaşmak bizim için her zaman kıymetlidir. En büyük hediye hastanın memnuniyetini ifade etmesidir. Ancak bunu kalıcı bir eser olarak almak bizi daha da mutlu ediyor. Bunun her zaman bizim için büyük ve kalıcı bir hatıra olduğunu düşünüyoruz" dedi. "Doktoru eleştirmek için değil gösterilen ilginin yoğunluğundan dolayı yazdım" Uzun süredir tedavi olmak için sıra almaya çalıştığını fakat Op. Dr. Taş’a gösterilen yoğun ilgiden dolayı sıra alamadığını söyleyen Tekke Ortaokulu Müdür Yardımcısı ve Türkçe öğretmeni Sait Karakaş, "Bundan yaklaşık 6 ay önce sağ bacağımda bir ağrı başladı. Önce MHRS sistemi üzerinden kendisinden randevu almayı denedim ancak birkaç kez girmeme rağmen sistem her seferinde çok çabuk doluyordu. Daha sonra hastanede kiosk denen makineyi denedim. Okula giderken bazı sabahlar uğradım fakat oradan da sıra bulamadım. En son kendisini aradım. ‘Hocam bu nasıl bir teveccüh? Ne MHRS’den ne de kiosktan sıra bulamıyorum’ dedim. Aradan birkaç gün geçti, ben habersiz geldim ameliyat günüymüş, boş döndüm. Birkaç gün sonra tekrar aradık. Bu kez de bir çalıştaya gideceğini söyledi. Süre uzadıkça ben de bunu şiir, taşlama yoluyla yazmaya başladım. Kendi aramızda şakalaştık. Şiir bu şekilde ortaya çıktı. Bugün sıramızı bulduk. Kasım hocamın odasından içeri girdim. Daha önce şiirin bazı bölümlerini kendisiyle paylaşmıştım. Oturdum ve şiirin bölümlerini okudum. Kendisi de çok onore oldu, ben de çok mutlu oldum. Aramızda dostane bir ortam oluştu, ikimiz de mutluyuz diyelim. Edebiyatta taşlamalar meşhurdur. Taşlamalarda karşı tarafa iğneli yollarla bazı şeyler anlatılır. Benim bu şiiri yazmaktaki amacım asla Süleyman Kasım hocamızı eleştirmek değildi. Sistemin yoğunluğu ve kendisine gösterilen teveccüh yanlış anlaşılmasın diye sonunda kendimce güzel toparlamalar yapmaya çalıştım" diye konuştu.
Gümüşhane’de genç muhtarın Türkiye’ye ilham veren başarı hikayesi
30 Eylül 2025 Salı - 10:21 Gümüşhane’de genç muhtarın Türkiye’ye ilham veren başarı hikayesi Gümüşhane’nin Kürtün ilçesinin zorlu coğrafyaya sahip Akçal Köyündeki genç girişimci Said Tüfekçi ve ailesinin yazdığı başarı hikayesi herkese ilham veriyor. Bursa’da doğan ve üniversite eğitimini Gümüşhane Üniversitesi’nde tamamlayan Said Tüfekçi (35) büyük şehir imkanlarını bir kenara bırakarak 2016 yılında memleketi Gümüşhane’nin Kürtün ilçesine bağlı Akçal köyüne geri döndü. Veteriner Sağlık Teknikerliği bölümü mezunu olan Tüfekçi, eşi Aslı Tüfekçi ve emekli olduktan sonra köye dönüş yapan anne ve babasının büyük desteğiyle tarım ve hayvancılık sektörüne adım attı. Köyünde 2 büyükbaş hayvanla başladığı yolculuğunu devlet desteğiyle zaman zaman 50 hayvana kadar çıkaran ve daha sonra yoğun talep üzerine süt sığırcılığına geçen Tüfekçi, ailesiyle birlikte süt ürünleri üreterek ülkenin dört bir yanına gönderiyor. Çalışma azmi ve kararlılığıyla bölgede veteriner teknikeri olarak vatandaşlara da hizmet veren Tüfekçi, 2024 yılı yerel seçimlerinde de köyüne muhtar seçildi. "Başarımızın tek kaynağı aile ve inanmak" diyerek zorlukları nasıl aştıklarını anlatan Tüfekçi, devlet desteklerinin bu başarıdaki kilit rolünü vurguladı. Karadeniz’in en zorlu coğrafyalarından birine sahip köyünde "Traktör kullanacak arazimiz yok" sözleriyle bölgenin çetin koşullarını özetleyen Tüfekçi, aldığı veterinerlik eğitimi sayesinde hayvan sağlığı ve verimliliği konusunda bilimsel yaklaşımları hem kendi hayvanların da hem de vadideki diğer köylerde uyguluyor. Bir çiftçi olmanın ötesine geçerek bir girişimci kimliği sergileyen Tüfekçi, "Bursa’da doğdum. 2010 yılına kadar Bursa’da yaşadım. Eğitim öğretimi orada tamamladım. Daha sonra Gümüşhane Üniversitesi Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümünü 2010 ve 2012 yıllar arasında bitirdim. Bayburt, Gümüşhane, Giresun ve Kastamonu illerinde çalıştım, kendimi geliştirdim. 2016 yılında memlekete dönüş yaptım. Burada anne, baba, kız kardeşim, eşimle beraber tarım ve hayvancılık sektörüne başladık" dedi. "Zor coğrafyada ailemizle bir olarak başarılara imza atıyoruz" "Aileyle beraber hareket ettiğimizden dolayı istediğimiz hedeflere ulaştık ve ulaşmaya da devam ediyoruz" diyerek birlik ve beraberliğin önemini vurgulayan Tüfekçi, devletin bu konudaki desteklerine özel bir parantez açarak "2024 yerel seçimlerinde muhtar olarak köyümüze seçildim. Ve muhtar olduktan sonra köyümüze de güzel işler yaptık, yapmaya da devam ediyoruz. Devletimizin desteğiyle beraber bu noktalara geldik. Zor coğrafyada başarılara imza atıyoruz. Teknoloji zor bizim bölgelerde. Traktör gitmiyor. Küçük makine ekipmanlarla idare ediyoruz. Burada başarılı olabilmek için en uygun, en sağlıklı ekipmanları seçerek, zamanı satın almak için uğraşıyoruz" diye konuştu. "Devlet desteğiyle işleri büyüttük, şimdi süt hayvancılığına geçtik" Süt ve besi hayvancılığıyla başladığını ve son dönemde süt hayvancılığına döndüğünü anlatan Tüfekçi, "Büyükşehirlerdeki eşim, dostum ve arkadaşlarım sürekli benden tereyağı, peynir istedi. Baktım daha çok talep var şu an 20 büyükbaş simental hayvana çevirdim hayvanlarımızı. Önceki dönemlerde 40 büyükbaş hayvana kadar çıktık. Yaşam koşulları günden güne artıyor. Zorluklarla uğraşıyoruz. Özellikle pandemiden dolayı ekonomi bayağı bir sıkıntı yaşadı. Yeni bina yaptık, yaşam alanı oluşturduk, ahırı büyüttük. Bu şekil olunca 2 büyükbaştan 40 büyükbaşa kadar bazen 50 bazen 30 oldu. İnişli çıkışlı dönemlerimiz oldu. Devletimizin bu konuda çok büyük destekleri oldu. Tarım ve Orman Bakanlığından destek aldık. Ziraat Bankası da özellikle devletimizin desteği de bu konuda eksik olmadı. Hepsine teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. "Zorluklarla başarılı olabilmek için inanmak gerekiyor" Küçüklükten beri köy yaşamı istediğini ve 2016 yılında evlendikleri eşinin de kendisine destek verdiğini aktaran Tüfekçi, "Zorluklarla başarılı olabilmek için inanmak gerekiyor. İnandığın yoldan vazgeçmeyeceksin. Merdivenleri sağlam bir şekilde yavaş yavaş, adım adım, emin adımlarla çıkarak bu noktaya geldik. Ve bu noktadan da devam ederek yaşamımızı bu şekilde insanlara sağlıklı organik ürünler elde ederek yaşamımızı bu şekilde sürdürüyoruz. Annem Fadime, babam Salih, kız kardeşim Merve Tüfekçi ile hareket ediyoruz. Bazen ben yaylada olmadığım zaman annem ve babam gidiyor hayvanlara yardımcı oluyor. Ben dışarı işlerini götürüyorum. Köye gelmemin en büyük sebebi, beni köye teşvik eden annem ve babamdır. Karadeniz insanının emekli olunca en büyük hayali köye ev yapmaktır. O hayalinin peşinden giderek biz de onların yolundan devam ettik. Ve beraber mutlu mesut bir yaşam sürdürüyoruz" dedi. "Aile olarak bu yolda çok güzel bir şekilde ilerliyoruz" Muhtar Tüfekçi’nin Samsun’un Çarşamba ilçesinden olan eşi Aslı Tüfekçi ise üniversite okurken Şiran’da tanıştıklarını belirterek, "Yollarımız burada kesişti. Eşimin bana teklifiydi bu aslında. Beraber el ele versek köye gitsek hayvancılıkla uğraşsak bu sektöre atılsak benimle bu yolda ilerler misin diye. Ben de kabul ettim. Zaten yabancı değilim. Kendi ailem de bu sektörün içerisinde. Benim bu yolda yürümemin, çaba göstermemin büyük sebebi de kayınvalidem. Çok destek oluyor bize. Aile olarak bu yolda çok güzel bir şekilde ilerliyoruz. Yani evet coğrafya biraz yorucu, biraz zor ama el ele verdikten sonra yapılmayacak hiçbir iş yok. Severek yapmanız lazım. Sevmezsen seni burada zorla kimse tutamaz. Bu yolda bir şeyleri başarabilmen için önce hedefini koyman lazım daha sonra bu yolda yürümen lazım. Çok şükür biz onu atlatıyoruz, yolumuza devam ediyoruz" diye konuştu. "Onda küçüklükten beri hayvanlara karşı ilgi vardı" Tüfekçi ailesinin annesi Fadime Tüfekçi de oğlunun isteği üzerine eşinin emekli olması sonucu Bursa’dan köye dönüş yaptıklarını kaydederek, "10 yıl önce geldim. Çocuğum buraya gelmek istedi, oralarda durmak istemedi, büyük şehirde durmadı. Çok sevmedi yani orayı. Vatanımız olunca da kendi memleketimize geldik. Onda küçüklükten beri hayvanlara karşı ilgi vardı. Buraya geldik 2 tane ineğimiz vardı. Ondan sonra Allah’a hamdolsun büyüttük. Ben de çocuğumun yanına gelmek istedim. Beni Bursa’da bağlayan bir şey yoktu. Benim bir oğlum, iki kızım var. Çekirdek aile olarak hep beraber ben de oğluma yardımcı oluyorum. Bazı zorluklar oluyor. Kolay bir şey yok. Nereye gidersen git çalışmadan ekmek yok. Burada kendi işimiz, kendi malımız. Çocuğuma yardımcı oluyorum. Hep birlikte bir hayat sürüyoruz" ifadelerini kullandı. (RE-ÖS-Y)
Gümüşhane’deki orman yangınında 30 hektar alan küle döndü
29 Eylül 2025 Pazartesi - 17:16 Gümüşhane’deki orman yangınında 30 hektar alan küle döndü Gümüşhane’nin Kelkit ilçesinde çıkış sebebi henüz belirlenemeyen yangında yaklaşık 30 hektarlık alan zarar gördü. Köylüler ve ekiplerin yoğun mücadelesiyle yangın 4 saatte kontrol altına alındı. Kelkit ilçesine bağlı Sadak köyü ile Eskiyol köyü arasındaki Alıçyeri mevkiinde öğle saatlerinde yangın çıktı. Sebebi henüz belirlenemeyen yangın rüzgarın etkisiyle kısa sürede büyüyerek ormanlık alana sıçradı. İhbar üzerine bölgeye çok sayıda jandarma, itfaiye, Orman İşletme Müdürlüğü ekipleriyle İl Özel İdaresi iş makinesi ve görevlileri sevk edildi. Yangına köylülerin yanı sıra Satala Antik Kenti kazı ekibi de müdahale etti. Yaklaşık 4 saatlik yoğun müdahalenin ardından yangın kontrol altına alınırken, 30 hektarlık otluk ve meşelik alanın zarar gördüğü belirlendi. Ekipler bölgede soğutma çalışmalarını sürdürürken, yangının çıkış nedeninin tespit edilmesi için inceleme başlatıldı. "Alevleri görünce korktuk" Yangının rüzgarın etkisiyle geniş bir alana yayıldığını söyleyen Adem Can, "Ben karşı köyde yaşıyorum, burada çıkan yangını haber aldıktan sonra itfaiye ekiplerine yardımcı olmak için traktörlerimizle geldik. Yangın yaklaşık 4 saat sürdü, 30 hektarlık bir alan yandı ama kontrol altına alabildik. Büyük bir yangındı 30 hektarlık alan küle döndü, alevleri de gördük korktuk" dedi.
Gümüşhane’de düzenlenen şenlikte yüzlerce çocuk doyasıya eğlendi
28 Eylül 2025 Pazar - 18:15 Gümüşhane’de düzenlenen şenlikte yüzlerce çocuk doyasıya eğlendi Gümüşhane’de Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü tarafından çocuklara özel düzenlenen şenlikte yüzlerce çocuk ve aileleri doyasıya eğlendi. Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü tarafından kente kazandırılan Gümüşhane Yenişehir Stadyumu’ndaki yeni parkurlarda düzenlenen etkinlikte şişme dart, şişme langırt, tırmanma duvarı, yıkım duvarı ve fileli trambolin gibi birçok oyun parkuru kuruldu. Sabah saatlerinden itibaren alana gelen yüzlerce çocuk doyasıya eğlenirken, aileler de organizasyondan memnuniyetlerini dile getirdi. Etkinliklerin süreceği öğrenildi. "Tek amacımız çocukların mutlu olması" Çocuk şenliğine beklenenden daha fazla katılım olduğunu ifade eden Herkes İçin Spor Federasyonu (HİS) Gümüşhane İl Temsilcisi Osman Yılmazer, "Bugün Gümüşhane Yenişehir Stadyumu’nda Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü organizasyonunda Gümüşhane Valiliği ve Gümüşhane Belediyesi’nin de destekleriyle burada çok güzel bir çocuk şenliği düzenlendi. Gençlik ve Spor İl Müdürlüğümüz bu yıl yeni çocuk oyun parkurları kazandırdı Gümüşhane’ye. Tek amacımız çocukların mutlu olması. Bundan sonra da inşallah bu yeni parkurlar çocuklara hizmet edecek ve onları mutlu edecek. Bugün beklediğimizden fazla bir kalabalık vardı burada. Bu da bizi mutlu etti. Önümüzdeki süreçte bu organizasyonlara devam edeceğiz" dedi. Şenlikte çok eğlendiğini söyleyen Efsa Erik (10), "Bugün burada çocuklara özel şenlik yapıldı. Çok eğlenceliydi, tırmanma var, trambolin var, ok atışı var. Hedefe atışı çok sevdim. Tırmanmak da çok güzeldi. Çok kalabalıktı, ben de arkadaşımla geldim" diye konuştu. Ali Yiğit Aykın (9) da, "Oyunların hepsi çok güzeldi. Ben burada tenis oynadım, duvara çıktım, şişme balonlarda oynadım. Hepsi çok eğlenceliydi" ifadelerini kullandı.
Gümüşhane’nin ’dikenli gülü’ kuşburnu, zahmetli yolculukla sofraya geliyor
28 Eylül 2025 Pazar - 09:29 Gümüşhane’nin ’dikenli gülü’ kuşburnu, zahmetli yolculukla sofraya geliyor Türkiye’de yetişen 27 kuşburnu türünden 17’sine ev sahipliği yapan Gümüşhane’de kırsalda doğal olarak yetişen kuşburnu meyvesi zorlu bir yolculuğun ardından sofralara şifa olarak geliyor. 1 kilogram kuşburnu marmelatı hazırlamak, Gümüşhane’nin meşakkatli dağlarından başlayarak 2 gün sürüyor. Adına Gümüşhane’de yıllardır festivaller düzenlenen, halk arasında "dikenli gül" olarak bilinen ve 100 gramında bir kasa portakala eşdeğer C vitamini olan kuşburnu, Gümüşhane’nin dağlarında dikenli dallarından toplanarak yorucu bir çalışmanın ardından marmelat olarak kavanozlara giriyor. Doğada organik olarak yetiştiği için en saf meyvelerden birisi sayılan kuşburnu meyvesinin gen merkezlerinden birisi olan Gümüşhane’de vatandaşlar doğadan tek tek topladıkları kuşburnuları uzun ve yorucu işlemlerin ardından marmelata dönüştürüyor. Toplanmasının ardından tek tek temizlenerek haşlanan kuşburnular daha sonra ezilerek kevgirden geçirilip ocakta veya sobanın üzerinde bir miktar şeker katılarak bir süre daha pişirildikten sonra kavanozlara dolduruluyor. Kış aylarında marmelat ve reçel olarak kahvaltı sofralarında yer almasının yanı sıra çay ve meyve suyu olarak da tüketilen kuşburnu soğuk algınlığı ve gribe karşı etkili olması nedeniyle vatandaşların yoğun ilgisini görüyor. Doğanın sunduğu bu ’dikenli gül’, zahmetli bir sürecin sonunda sofralara gelerek hem damaklara lezzet katıyor hem de sağlığa şifa oluyor. 7 yıldır doğadan kuşburnuları toplayarak marmelat yapan Güldeniz Coşkun, Eylül ayının son günlerinin Gümüşhane’de kuşburnu günleri olduğunu belirterek, "Kuşburnu Gümüşhane’nin yöresel ürünü ve adına festivaller düzenlenen bir ürün" dedi. Kuşburnu meyvesinin dalından toplanıp sofraya gelinceye kadar çok kadar zahmetli bir ürün olduğunu fakat bunun yanında şifa kaynağı da bir ürün olduğunu ifade eden Coşkun, "Bugün yapacağım kuşburnuları Gümüşhane’nin eski yerleşim yeri olan Süleymaniye mahallesinden topladık. Kuşburnularımızın önce uç kısımlarını aldım. Ondan sonra onları haşladım. Haşladıktan sonra büyük bir kevgirden geçirdim. Kevgirden sonra da ince elekten geçirerekten pişmeye hazır bir hale getirdim. Pişme aşaması da yine bir saatten fazla sürüyor. Pişirdikten sonra da bunları kaynar kaynar kavanozlara doldurup vakumladım" ifadelerini kullandı. Kuşburnunun faydalarına da değinen Coşkun, "Kuşburnu grip, nezle gibi kış aylarında etkili olan hastalıkların semptomlarını azaltır, eklem ağrılarını hafifletir, solunum yoluna iyi gelir ve cildimize çok faydalıdır. Kan şekerini de dengeler. Şekerli ve şekersiz olarak da üretimi yapmaktayız" diye konuştu. Yüksek rakımlı bölgelerden topladıkları kuşburnuları marmalat haricinde kurutarak çay halinde de kış aylarında tükettiklerini aktaran Coşkun, "Bir kuşburnudan 4-5 tane ürün elde ediyoruz. En sonunda işte marmelatını sulandırarak yemeklerimizin yanında içecek olarak değerlendiriyoruz. Rabbimin bizler için bahşettiği şu güzel meyveden bizde faydalanırız, şifasını buluruz" dedi. Kuşburnunun çok bir zahmetli bir ürün olduğunu dile getiren Coşkun, "Çalıların içinden tek tek toplanılıyor. Ve bunları haşlayıp kevgirden geçirmesi acayip bir zahmet, meşakkatli bir iş. Ve bir de makine kullanmadan sadece direkt elde geçirdiğimiz için. Çünkü doğal olması önemli. İnsanlara katkısız bir madde sunmamız açısından gerçekten çok zahmetli bir ürün bu şekilde. Toplama aşaması, pişme aşaması derken yaklaşık iki günümü alıyor benim bir kavanoz yani bir kilo ürün meydana getirmem. Gerçekten meşakkatli ama yemesi gayet güzel" ifadelerini kullandı. Coşkun, şeker hastaları için de şekersiz olarak yaptıklarını da sözlerine ekledi. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in bir röportajında "Güzelliğimi kuşburnuna borçluyum" ifadelerini kullandığı kuşburnu doğada yabani olarak yetiştiği için üretiminde herhangi bir gübre, kimyasal madde kullanılmıyor. Organik bir meyve olmasının yanısıra içeriğindeki yüksek C vitamini sayesinde gribal enfeksiyonlara, öksürüğe, soğuk algınlığına iyi geldiği kanıtlanan kuşburnu meyvesinin antioksidan özelliğinden dolayı kansere de iyi geldiği, eklem kireçlenmesi ve romatizmal ağrıların gidermesinin yanında zengin demir içerdiği için kansızlığa karşı da faydalı olduğu ve cildin elastikiyetini korumasına yardımcı olarak yaşlanmayı önleyici özellik göstermesiyle biliniyor.
Gümüşhane’nin yer altı sarayı 110 bin ziyaretçi ağırladı
26 Eylül 2025 Cuma - 09:16 Gümüşhane’nin yer altı sarayı 110 bin ziyaretçi ağırladı Gümüşhane’nin Torul ilçesindeki "yer altı sarayı" Karaca Mağarası, yılbaşından bu yana 110 bin ziyaretçiyi ağırladı. Milyonlarca yılda oluşan sarkıt ve dikitlerle görsel bir şölen sunan mağara, aynı zamanda solunum yolu hastalıklarına iyi gelen havasıyla da dikkat çekiyor. Torul ilçesine bağlı Cebeli köyünde sarkıt, dikit ve damlataşı şekillerinin hayranlık uyandırıcı örneklerine sahip olan Karaca Mağarası, oluşumların yoğunluğu bakımından Türkiye ve dünyanın en zengin mağaralarından birisi olarak kabul ediliyor. "Gümüşhane’nin yer altı sarayı" olarak nitelendirilen ve ana kayası 150 milyon yıl yaşında olan mağara, tatil sezonu bitmiş olmasına rağmen yoğun şekilde ziyaretçi ağırlamaya devam ediyor. Gümüşhane-Trabzon karayoluna 4 kilometre mesafede, denizden bin 550 metre yükseklikte, ortalama tavan yüksekliği 18 metre ve toplam iç alanı yaklaşık bin 500 metrekare olan mağaraya gelen yerli ve yabancı ziyaretçiler, mağara çiçekleri, mağara incileri, traverten havuzları, mağara gülleri gibi oluşumları hayranlıkla karşılıyor. Yılbaşından bugüne 110 bin kişinin ziyaret ettiği Karaca Mağarası, uzmanlar tarafından solunum yolu hastalıklarının tedavisinde kullanılan alternatif tedavi yöntemlerinden birisi olan ve tuz terapisi olarak da adlandırılan halo terapiye Türkiye’de uygun olan az sayıdaki mağaralardan birisi olarak biliniyor. "Astım geçmişi olan bir insan olarak da içeriye geldiğimde o farkı hissedebiliyorsun nefes aldığında" Tekstil mühendisiyken istifa edip hayallerinin peşinden giderek motosikletiyle tek başına Türkiye’nin 81 ilini gezmeye başlayan Saliha Özkan, Karaca Mağarası’nı hep merak ettiğini ve görünce çok etkilendiğini söyledi. Projesinde 59. şehir olarak Gümüşhane’ye geldiğini ve Karaca Mağarası’nı ziyaret ettiğini kaydeden Özkan, "Daha önce de araştırmıştım. Fotoğraflarını gördüm fakat içerisinde olmak bambaşka bir şey. Astım geçmişi olan bir insan olarak da içeriye geldiğimde o farkı hissedebiliyorsun nefes aldığında. Oldukça rahat. Vaktim olsa da her gün gelebilsem diyorum. İnşallah tekrardan yolumuz düşer buralara" dedi. Karaca Mağarası’nın yapısının daha önce gittiği mağaralara göre çok daha farklı olduğunu ifade eden Özkan, "Buranın yapısı çok farklı ve çok ütopik duruyor. Hayal ürünü gibi duruyor. O kadar güzel ki içerisinde bulunmak en başta nefesini çok iyi dengelediği için huzur verici etkisini hissettim ben açıkçası" diye konuştu. "Gerçekten inanılmaz bir yer" İstanbul’dan gelerek mağarayı gezen Muhammed Can Kopuz ise, "Buranın methini çok duymuştuk. Bir çobanın hikayesi olduğu söylendi. Biz de gelip görmek istedik. Gerçekten inanılmaz bir yer. Müthiş bir eser diyebiliriz. Gümüşhane’nin böyle güzelliklerinin de korunması ve sonraki nesile aktarılması çok önemli. Herkesi buraya bekliyoruz. Beni en çok etkileyen bir santimetrelik kısmın 15 yılda oluşması oldu" ifadelerini kullandı. "İçeriye giren kronik ciğer rahatsızlığı olan misafirler çok rahatladığını söylüyorlar" Trabzon’dan mağaraya günübirlik turlar düzenleyen grup lideri Kerem Akcelep, "Yerli ve yabancı misafirlerimizin Karaca Mağarası’ndan çok güzel dönütleri oluyor. Çünkü bu mağaranın diğer mağaralara oranla daha farklı oluşumları mevcut. İçeride verilen bilgiler de çok ilginç olduğu için genelde güzel dönütler veriliyor. Aynı zamanda mağaranın içindeki havanın yumuşak olması da bir avantaj. Genelde içeriye giren kronik ciğer rahatsızlığı olan misafirler çok rahatladığını söylüyorlar" dedi. Cezayir’den gelen mimar Ryan Algires, "Şu an tatildeyim. Karaca Mağarası’na geldik ve çok güzel bir yer. İçeride farklı dillerde tanıtım seslendirmeleri gayet başarılı. Beni en çok mağaranın sonundaki yer etkiledi" diye konuştu.
Gümüşhane’nin "Yeraltı Sarayı" 110 bin ziyaretçiyi ağırladı
26 Eylül 2025 Cuma - 09:12 Gümüşhane’nin "Yeraltı Sarayı" 110 bin ziyaretçiyi ağırladı Gümüşhane’nin Torul ilçesindeki "yeraltı sarayı" Karaca Mağarası, yılbaşından bu yana 110 bin ziyaretçiyi ağırladı. Milyonlarca yılda oluşan sarkıt ve dikitlerle görsel bir şölen sunan mağara, aynı zamanda solunum yolu hastalıklarına iyi gelen havasıyla da dikkat çekiyor. Torul ilçesine bağlı Cebeli köyü sınırları içerisinde yer alan, sarkıt, dikit ve damlataşı şekillerinin en yoğun, en güzel, en görkemli ve görenleri büyüleyici örneklerine sahip Karaca Mağarası, oluşumların yoğunluğu bakımından Türkiye ve dünyanın en zengin mağaralarından birisi olarak kabul ediliyor. 150 milyon yıllık doğal miras "Gümüşhane’nin yer altı sarayı" olarak nitelendirilen ve ana kayası 150 milyon yıl yaşındaki Karaca Mağarası, tatil sezonu bitmiş olmasına rağmen yoğun şekilde ziyaretçi ağırlamaya devam ediyor. Gümüşhane-Trabzon karayoluna 4 kilometre mesafede, denizden bin 550 metre yükseklikte, ortalama tavan yüksekliği 18 metre ve toplam iç alanı yaklaşık bin 500 metrekare olan mağaraya gelen yerli ve yabancı ziyaretçiler yüksek tavanlardan aşağıya ve tem tersi istikamette milyonlarca yılda oluşan devasa sarkıt, dikit ve sütunlarla mağara çiçekleri, mağara incileri, traverten havuzları, mağara gülleri gibi oluşumları hayranlık ve şaşkınlıkla karşılıyor. Yılbaşından bugüne 110 bin kişinin ziyaret ettiği Karaca Mağarası, uzmanlar tarafından solunum yolu hastalıklarının tedavisinde kullanılan alternatif tedavi yöntemlerinden birisi olan ve tuz terapisi olarak da adlandırılan halo terapiye Türkiye’de uygun olan az sayıdaki mağaralardan birisi olarak biliniyor. Tekstil mühendisiyken istifa edip hayallerinin peşinden giderek motosikletiyle tek başına Türkiye’nin 81 ilini gezmeye başlayan Saliha Özkan, Karaca Mağarasını hep merak ettiğini ve görünce çok etkilendiğini söyledi. "Astım geçmişi olan bir insan olarak da içeriye geldiğimde o farkı hissedebiliyorsun nefes aldığında" Projesinde 59. şehir olarak Gümüşhane’ye geldiğini Karaca Mağarasını ziyaret ettiğini kaydeden Özkan "Daha önce de araştırmıştım. Fotoğraflarını gördüm fakat içerisinde olmak bambaşka bir şey. Astım geçmişi olan bir insan olarak da içeriye geldiğimde o farkı hissedebiliyorsun nefes aldığında. Oldukça rahat. Vaktim olsa da her gün gelebilsem diyorum. İnşallah tekrardan yolumuz düşer buralara" dedi. Karaca Mağarasının yapısının daha önce gittiği mağaralara göre çok daha farklı olduğunu ifade eden Özkan, "Buranın yapısı çok farklı ve çok ütopik duruyor. Hayal ürünü gibi duruyor. O kadar güzel ki içerisinde bulunmak en başta nefesini çok iyi dengelediği için huzur verici bir etkisini hissettim ben açıkçası" diye konuştu. "Gerçekten inanılmaz bir yer" İstanbul’dan gelen Muhammed Can Kopuz ise "Buranın methini çok duymuştuk. Bir çobanın hikayesi olduğu söylendi. Biz de gelip görmek istedik. Gerçekten inanılmaz bir yer. Müthiş bir eser diyebiliriz. Gümüşhane’nin böyle güzelliklerinin de korunması ve sonraki nesne aktarılması çok önemli. Herkesi buraya bekliyoruz. Beni en çok etkileyen bir santimetrelik kısmın 15 yılda oluşması oldu" ifadelerini kullandı. "İçeriye giren kronik ciğer rahatsızlığı olan misafirler çok rahatladığını söylüyorlar" Trabzon’dan mağaraya günübirlik tur getiren grup lideri Kerem Akcelep de "Yerli ve yabancı misafirlerimizin Karaca Mağarasından çok güzel dönütleri oluyor. Çünkü bu mağaranın diğer mağaralara oranla daha farklı oluşumları mevcut. İçeride verilen bilgiler de çok ilginç olduğu için genelde güzel dönütler veriliyor. Aynı zamanda mağaranın içindeki havanın yumuşak olması da bir avantaj. Genelde içeriye giren kronik ciğer rahatsızlığı olan misafirler çok rahatladığını söylüyorlar" dedi. Cezayir’den gelen mimar Ryan Algires de "Şu an tatildeyim. Karaca Mağarasına geldik ve çok güzel bir yer. İçeride farklı dillerde tanıtım seslendirmeleri gayet başarılı. Beni en çok mağaranın sonundaki yer etkiledi" diye konuştu. (RE-ÖS-Y)
Gümüşhane’de 130 dağcı Çetlüce Yaylası’nda sis ve yağmur altında yürüdü
23 Eylül 2025 Salı - 09:06 Gümüşhane’de 130 dağcı Çetlüce Yaylası’nda sis ve yağmur altında yürüdü Gümüşhane ve Giresun’dan gelen 130 dağcı, Kürtün ilçesinin doğal güzellikleriyle ünlü Çetlüce Yaylası’nda sis ve yağmur altında doğa yürüyüşü gerçekleştirdi. Gümüşhane Dağcılık, Doğa Sporları Gençlik ve Spor Kulübü Derneği (GÜDAK) ile Giresun Dağcılık Kulübü’nün ortak organizasyonuyla gerçekleşen etkinlik, sporculara hem doğa ile baş başa kalma hem de yaylanın eşsiz manzaralarını keşfetme fırsatı sundu. Deniz seviyesinden bin 815 metre yükseklikte yer alan Çetlüce Yaylası, dört mevsim sunduğu sis denizi ve gün batımıyla doğaseverlerin ilgi odağı oldu. Ekipler Kızılali Yaylasına kadar araçla ulaşıp oradan geri dönerek Çetlüce Yaylasında günbatımını ölümsüzleştirdi. Genelde yağmur altında gerçekleşen yürüyüşte zaman zaman sıyrılan bulutların ardından eşsiz orman ve sis manzaralarını izleyen sporcular, kardelen çiçekleri arasında ormanlık kesimdeki yürüyüşlerinde önlerine çıkan likarpaları (Yaban mersini) yağmura aldırmadan topladı. Akşam saatlerinde otantik atmosferi ve huzurlu ortamıyla ziyaretçilerine unutulmaz bir deneyim sunan Çetlüce Yaylasına ulaşan ekipler, bu sırada bulutların dağılmasıyla birlikte eşsiz gün batımı manzarasına şahitlik yaptı. İlçeye bağlı Taşlıca köyü sınırlarındaki Çetlüce yaylasında o anları ölümsüzleştiren sporcular zirvelerden gerçekleştirilen etkinlik boyunca dağın bir yamacında sis manzarası diğer yamacında derin vadilerdeki orman manzarasından yürüdü. Bulutların üzerinde yürüyormuş hissi veren manzaraların tadını çıkaran sporcular doğanın büyüleyici güzelliklerine ev sahipliği yapan yaylalarla dolu parkurda görsel şölen sunan anın tadını çıkardı. Giresun Dağcılık Kulübü Başkanı Turgay Tütüncü, "Güzel bir günde GÜDAK’la 130 kişilik ortak bir etkinlik gerçekleştirdik. Çetlüce Yaylası, Kızılali Yaylası yürüyüşünü yaptık. 10-11 kilometre arası bir yürüyüş yaptık. Yoğun sis ve yağmur altında yürüdük. Bu tarz etkinliklerle çevre illerimizin dağcılık kulüpleriyle buluşarak yöre halkını destekliyoruz, ekoturizme destek veriyoruz, turizme kazandırmaya çalışıyoruz. Genel amacımız bu. Hem Giresun hem Gümüşhane Karadeniz’in en güzel ve bozulmamış yaylalarına sahip illerinden. Bizde üzerimize düşen bu görevleri yerine getirerek bu etkinlikleri düzenliyoruz. Giderek artan taleplere karşılık vermeye çalışıyoruz. Herkesi bu doğal güzellikleri görmeye, dağlara bekliyoruz" dedi. Sporculardan Hilal Aksu da "Yolculuğumuz biraz uzun sürdü ama sonunda güzel bir doğaya kavuştuk. Biraz sisliydi bugünkü hava durumu. Yer yer yağış oldu yer yer güneşle rastlaştık. Genelde ıslandık ama gayet güzeldi yürüyüşümüz. Yaban mersiniyle karşılaştık ve şifa olsun diye bol bol topladık. Gayet güzel bir yürüyüştü" ifadelerini kullandı.
Gümüşhaneli 9 yaşındaki Buğlem her törende İstiklal Marşı’nı işaret diliyle okuyor
20 Eylül 2025 Cumartesi - 09:15 Gümüşhaneli 9 yaşındaki Buğlem her törende İstiklal Marşı’nı işaret diliyle okuyor Gümüşhane’de 9 yaşındaki ilkokul öğrencisi Buğlem Köksalan, okul törenlerinde İstiklal Marşı’nı işaret diliyle okuyarak arkadaşlarına örnek oluyor ve işitme engelli bireylere yönelik duyarlılığı artırıyor. Gümüşhane’de Aysın Rafet Ataç İlkokulu 4. sınıf öğrencisi olan Buğlem, annesinden ilham alarak başladığı işaret dilini sosyal medya videolarıyla geliştirdi. Özellikle İstiklal Marşı’nın işaret dili ile ifadesi üzerine çalışan Buğlem, her pazartesi ve cuma günü düzenlenen törenlerde İstiklal Marşı’nı işaret diliyle okuyarak işitme engelli bireylere yönelik farkındalık oluşturuyor. Okulunda işitme engelli öğrenci bulunmamasına rağmen, okul çıkışlarında aileler arasında işitme engelli bireyler olabileceğini düşünerek işaret dilini kullanan 9 yaşındaki Buğlem, bu davranışıyla arkadaşlarına da örnek oluyor. Öğretmenleri, Buğlem’in işaret diline olan ilgisinin diğer öğrenciler üzerinde de etkili olduğunu belirterek, bu davranışın hem öğrenciler arasında duyarlılığı artırdığını hem de toplumsal farkındalığa katkı sağladığını ifade etti. Ailesi ise kızlarının engellilere yönelik hassasiyetinden gurur duyduklarını söyledi. "Her pazartesi ve cuma bayrak törenlerinde İstiklal Marşı’nı işaret diliyle okuyor" Öğrencisinin bu davranışının sınıftaki arkadaşlarını da olumlu yönde etkilediğini söyleyen sınıf öğretmeni Eser Someren, "Öğrencim bir gün geldi öğretmenim ben sosyal medyada İstiklal Marşı’nın işaret diliyle söyleneceğini gördüm. Ben de çalıştım artık söyleyebiliyorum, okul idaresiyle görüşseniz de artık pazartesi ve cuma bayrak törenlerinde bu İstiklal Marşı’nı işaret diliyle söylesem olur mu dedi. Ben de bunu idareyle paylaştım. İdareci arkadaşlarımız sağ olsunlar onlar da olumlu yaklaştılar. Ondan sonra Buğlem öğrencimiz her pazartesi sabah her cuma akşam bayrak törenlerinde işaret diliyle İstiklal Marşı’nı söylemeye başladı. Bu da bize çok gurur ve mutluluk veriyor" dedi. Aysın Rafet Ataç İlkokulu Okul Müdürü Şinasi Çalışkan ise, "Buğlem öğrencimizin bu yapmış olduğu faaliyet diğer öğrenciler için de örnek olması noktasında çok güzel bunu önemsiyoruz. Üçüncü sınıfta bize geldiğinde bana bir bayrak töreninde öğretmenim ben bu programda işaret diliyle İstiklal Marşı’mızı söyleyebilir miyim dediğinde biz de kabul ettik. O günden sonra bugüne kadar bütün programlarımızda Buğlem öğrencimizi burada bizim arkamızda, bizim yanımızda İstiklal Marşı’nı işaret diliyle arkadaşlarına aktarıyor. Herkes bir engelli adayı Buğlem öğrencimizin yapmış olduğu bu çalışmayı takdir ediyoruz. Kendisini tebrik ediyoruz" diye konuştu. "Arkadaşlarımın işitme engelli yakınları da gelir diye düşünerek yapmaya başladım" İşaret diline merakının annesi ile başladığını ifade eden Buğlem Köksalan (9), "Benim annem hemşire, onların da hastalarla iletişim kurabilmek için işaret dilini bilmeleri lazım çünkü işitme engelli hastalar olabiliyor. Ben de annemden gördüm, heves ettim, öğrendim. Bir ara bir hocayla tanıştık. Hocamla devam ettim. Ondan sonra müdürüme ‘Ben işaret dilinde İstiklal Marşı’nı biliyorum, burada yapabilir miyim?’ dedim. Müdürüm de tabii ki iyi bir insan olduğu için izin verdi. Sonra burada yaptığım her törende İstiklal Marşı okunduğunda, bu okulda bir yıldır yapıyorum. Ben burada düşünürken, çocukların duymayan akrabaları gelir diye düşündüm. Onlar da İstiklal Marşı’nı sonuçta duymadıkları için anlayamazlar. Ben de bunun için ‘Belki bana bakarlar, belki anlarlar’ diye düşündüm. Yani sınıftayken bana soruyorlar, ‘Şu kelime nasıl yapılır?’ diye. Ben de bildiklerimi söylüyorum, bilmediklerimi söylemiyorum. Bazen İstiklal Marşı’nı yaparken de, yapmaya çalışanları görüyorum. Çünkü ben karşıya baktığım için yapmaya çalışanlar oluyor. Yani meraklı olduklarını da biliyorum. Bu da benim için çok güzel bir duygu" ifadelerini kullandı. Buğlem’in annesi Ayşegül Köksalan da, "Öncelikle ben hastanede bizim işaret dili eğitimimiz vardı. Evde çalışırken Buğlem de görüyordu. Benden görerek heves etti. Bir iki harekete başladık. Daha sonrasında düşündük neden İstiklal Marşı olmasın dedik. Önce internetten bir araştırdık, baktık, videolar izledik, onlar üzerinde bir çalıştık. Daha sonra kendi işaret dili öğretmenimle birebir iletişime geçtik. Müdürleriyle kendisi görüştü, kendisi izinlerini aldı ve bu şekilde kendi yoluna kendisi devam etti. Biz sadece arka planda onun destekçisi olduk. Tabii ki bu benim için çok gurur verici. Hani bu şekilde evet okulumuzda biliyoruz ki işitme engelli bir öğrencimiz yok ama bu çevre açısından bir duyarlılık oluşturuyor. Diğer çocuklar meraklı gözlerle bakıyor ve İstiklal Marşı’nda en önde çıkan bir öğrenci var. Bu diğer çocuklar içinde heves kaynağı oluyor. Çocuklar bunu gördükçe heveslenip çaba gösteriyorlar, öğrendiklerini de çevrelerine aktarmaya çalışıyorlar. Bu bizim için çok önemli. İstediğimiz zaten asıl bu. Çevremize bu duyarlılığı aktarmak, duyarlı çocuklar yetiştirmek. Bunun için çabalıyoruz. İşaret dilini herkesin öğrenmesi gerekiyor. Çünkü çevremizde işitme engelli kişiler çok fazla ve biz onlarla iletişim kuramıyoruz. Sadece işaret etmeye çalışıyoruz ama bu onlar için de yeterli olmuyor. Bir şekilde bir iletişim kurma yöntemimiz oluyor ve onlar da bundan çok mutlu oluyorlar" dedi.