Yerel Haberler
İstanbul
İstanbul Valisi Davut Gül: "Sahipsiz hayvanların yüzde 46’sı toplanmıştır; kalanların tamamı da toplanacaktır" 04 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:39:20 İstanbul Valisi Davut Gül, kentte sahipsiz köpeklerin yüzde 46’sının toplandığını kalanların tamamı da toplanacağını belirterek, "Kanunun emri nettir. Sahipsiz hayvanlar derhal toplanacak, kısırlaştırılacak ve uygun şartlarda barınaklarda tutulacaktır" dedi. İstanbul Valisi Davut Gül, sokaklardaki sahipsiz köpeklere yönelik yapılan çalışmalara ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. İstanbul Valisi Gül, sahipsiz hayvanların kontrol altına alınmasının bir tercih değil, açık bir zorunluluk olduğunu belirterek, "Aşırı yaklaşımlar çözüm değildir; ne toplu itlaf ne de başıboşluk veya kontrolsüzlük kabul edilebilir. Kanunun emri nettir. Sahipsiz hayvanlar derhal toplanacak, kısırlaştırılacak ve uygun şartlarda barınaklarda tutulacaktır. İstanbul’da sahipsiz hayvanların yüzde 46’sı toplanmıştır; kalanların tamamı da toplanacaktır. Sokaklarda sahipsiz tek bir köpek bulunmayacaktır. Sahiplenmek isteyen vatandaşlarımız, bu hayvanları yalnızca kendi evinde veya bahçesinde bakmak üzere sahiplenebilecektir. Yasaklı ırkların üretimi, satışı ve sahiplendirilmesi kanunen yasaktır. Bu kurallara aykırı hareket edenler hakkında idari ve adli işlem yapılmaktadır. Bu görev belediyelerindir. Tüm belediyeler bu yükümlülüğü derhal ve eksiksiz yerine getirecektir. İhmal ve gecikmeye kesinlikle müsamaha gösterilmeyecektir. Vatandaşlarımızın can güvenliği tartışmasız önceliğimizdir; kamu düzeni ve şehir güvenliği konusunda en küçük bir zafiyete dahi izin verilmeyecektir" dedi.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:38 Şirketler için ’güven’ artık ölçülebilir bir kriter Dijitalleşmenin hızlanmasıyla birlikte finansal süreçlerde güven, şirketler için belirleyici bir unsur haline geliyor. Uzmanlar, güvenin artık soyut bir kavram değil; ölçülebilir, karşılaştırılabilir ve karar süreçlerinde belirleyici bir kriter olarak öne çıktığını ifade ediyor. İş dünyasında tercihler yeniden şekilleniyor. Dijitalleşmenin hızlanmasıyla birlikte şirketler, iş ortaklarını seçerken yalnızca maliyet ve hız odaklı bir değerlendirme yapmak yerine, çalıştıkları yapıların ne kadar güvenilir ve sürdürülebilir olduğuna daha fazla odaklanıyor. Octet Türkiye Kurucu Ortağı ve Strateji Bölüm Başkanı Ömer Yönder, bu değişimin finansal hizmetlerin doğasını doğrudan etkilediğini belirterek, "Uzun yıllar finansal tercihler hız ve maliyet üzerinden şekillendi. Bugün ise şirketler çok daha farklı bir yerden bakıyor. Artık yalnızca işlemin hızlı ya da uygun maliyetli olması yeterli değil; o sürecin ne kadar izlenebilir ne kadar tutarlı ve ne kadar sürdürülebilir olduğu da belirleyici hale geldi" dedi. Bu dönüşümün arkasında teknolojik ilerleme kadar değişen risk ortamının da belirleyici bir rol oynadığını vurgulayan Yönder, "Bir dönem teknolojiyi, manuel süreçlerin getirdiği risklerin önüne geçmek için kullanıyorduk. Oysa bugün süreçler dijitalleştikçe riskin kendisi de dönüşüyor; dolandırıcılık ve siber tehditler çok daha karmaşık bir boyut kazanıyor. Bu tablo, güveni artık operasyonel bir başlık olarak değil, üst yönetimin doğrudan sahiplenmesi gereken stratejik bir alan olarak konumlandırıyor" şeklinde konuştu. Güven, teknik bir konunun ötesine geçiyor Çeşitli küresel araştırmalar da güvenin finansal hizmetlerde yeniden öncelikli bir kriter haline geldiğini gösteriyor. PwC’nin Global Economic Crime and Fraud Survey 2024 raporu da bu tabloyu destekliyor. Araştırma, şirketlerin artan risk ortamında finansal süreçlerini daha kontrollü, izlenebilir ve güvenli yapılar üzerinden yönetmeye yöneldiğini gösteriyor. Edelman’ın Trust Barometer 2025 araştırmasına göre ise finansal hizmetlere duyulan güven yüzde 64 seviyesine ulaşmış durumda. Regülasyonlar ortak bir zemin oluşturuyor Fintek sektöründe son dönemde yaşanan gelişmelerin güven konusunu daha görünür hale getirdiğine dikkat çeken Ömer Yönder, şu değerlendirmede bulundu: "Bugün fintek ekosisteminde rekabet artık yalnızca ürün ve fiyat üzerinden tanımlanmıyor. Asıl farkı oluşturan unsur, kurumların ne kadar şeffaf, tutarlı ve sürdürülebilir bir güven zemini kurabildiği. Güven bu noktada yalnızca teknik bir başlık değil, bütüncül bir yaklaşım. Şirketler finansal süreçlerini yönetirken aslında bir iş ortağıyla ilerliyor ve bu ilişki doğrudan güven üzerine kuruluyor. Bu nedenle sunulan yapının hem tutarlı hem de öngörülebilir olması kritik. Regülasyonların rolü de burada öne çıkıyor. Regülasyonlar, fintekler için yalnızca bir çerçeve değil; aynı zamanda adil bir oyun alanı ve güvenli bir büyüme zemini oluşturuyor. Bu yapı, sektörün sağlıklı gelişimini desteklerken kullanıcı tarafında da güvenin kalıcı hale gelmesine katkı sağlıyor." İş ortaklığı yaklaşımı öne çıkıyor Yönder, "Octet Türkiye, TCMB lisansı ile faaliyet gösteren bir ödeme kuruluşu olarak işletmelerin tahsilat ve ödeme süreçlerini tek bir platform üzerinden yönetmesine olanak sağlıyor. Çoklu banka altyapısı sayesinde şirketler finansal süreçlerini daha görünür ve kontrollü şekilde yönetebilirken platform üzerinde uygulanan güvenlik katmanları finansal işlemlerin güvenli bir ortamda gerçekleşmesini destekliyor" dedi. Yönder, gelinen noktada finansal çözümlerin yalnızca operasyonel bir araç değil, doğrudan iş ortaklığı modeli haline gelidiğini belirterek, "Bugün şirketler için finansal çözümler yalnızca işlemleri kolaylaştıran araçlar olmanın ötesinde, iş yapış biçimini, iş ortaklıklarını ve büyüme hızını belirleyen bir yapı. Bu nedenle güven, artık finansal kararların merkezinde yer alıyor" diye konuştu.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:18 Turan Yemekleri Günü Türk dünyasının asırlık lezzetlerini aynı sofrada buluşturdu Yüzyıllar öncesine uzanan Türk mutfak kültürünü aynı sofrada buluşturan Turan Yemekleri Günü, 3 Mayıs’ta Üsküdar’da bulunan Kadim Kahve ev sahipliğinde yoğun katılımla gerçekleştirildi. Kadim tarifleri ve kültürel mirası yeniden hatırlatarak bu zenginliği geleceğe taşıma amacıyla hayata geçirilen organizasyon, gastronomi ile tarih bilincini aynı sofrada buluşturan güçlü bir etkinlik olarak öne çıktı. MYK Gastro Arena Eğitmen Şefi Erkan Kıyıcıoğlu, Şef İbrahim Halil Öner ve Kadim Kahve Pasta İmalat Şefi Esra Meral tarafından özenle hazırlanan Turan yemekleri ve ikramlar, misafirler tarafından büyük beğeni topladı. Türk mutfağının köklü geçmişini günümüze taşıyan ve yüzyıllar öncesine uzanan lezzetleri bir araya getiren "Turan Yemekleri Günü", kadim bir kültürün sofradaki hafızasını yeniden canlandırdı. Gastronomi ile kültürel mirası buluşturan bu özel gün, Türk yemek geleneğinin derinliğini ve sürekliliğini görünür kılan anlamlı bir buluşma niteliği taşıdı. Türk Devletleri Teşkilatı üyeleri Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ile gözlemci üyeler Türkmenistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ülkeleriyle birlikte tarihteki 16 Büyük Türk Devleti’nden ilham alınarak şekillenen etkinlik, geniş Türk coğrafyasının ortak kültürel değerlerini mutfak üzerinden yeniden hatırlattı. Kadim Kahve ev sahipliğinde gerçekleşti İstanbul’un tarihi dokusuyla öne çıkan semtlerinden Üsküdar’da yer alan Kadim Kahve ev sahipliğinde düzenlenen organizasyonda, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan geniş Türk coğrafyasının mutfak birikimi aynı sofrada buluştu. Yüzyıllar boyunca Türk topluluklarının gündelik yaşamında yer etmiş yemekler, özgün tarifleri ve taşıdıkları kültürel anlamlarla misafirlere sunuldu. Etkinlikte; Nevruz Çorbası ve Bavırsak, Bal Bavır ve Cenekey Salatası, Kremalı Dana Ciğer Kavurması ve Kaymaklı Beyaz Lahana Salatası ve Beş Parmak ikram edildi. Ayrıca yemek sonrasında Rişte Baklavası, Jent ve Firni tatlıları misafirlerin beğenisine sunuldu. "Yemek kültürü, milletlerin hafızasıdır" Turan Yemekleri Günü, yalnızca lezzetlerin paylaşımıyla sınırlı kalmayarak aynı zamanda bir kültür aktarımının güçlü ifadesi oldu. Her bir yemek, geçmişten bugüne uzanan bir hikâyeyi temsil ederken; mutfak geleneğinin toplumsal hafızadaki yeri bir kez daha vurgulandı. Bu yönüyle etkinlik, Türk mutfağının yalnızca bugünün değil, geleceğin de önemli bir parçası olduğunu ortaya koydu. Kadim Kahve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Abdullah Gölbaşı etkinlik kapsamında yaptığı açıklamada, "Turan Yemekleri Günü ile amacımız, Türk milletinin asırlardır yaşattığı mutfak kültürünü yeniden görünür kılmak, ortak tarihimizin sofradaki izlerini gelecek nesillere aktarmak ve kardeş coğrafyalar arasındaki gönül bağını güçlendirmektir. Yemek kültürü, milletlerin hafızasıdır. Biz de bu hafızayı yaşatmak ve geleceğe taşımak için bu organizasyonu gelenekselleştirmeyi hedefliyoruz." ifadelerini kullandı. Geçmişin mirası geleceğe taşındı Bu anlamlı girişim, Türk yemek kültürünün daha geniş kitleler tarafından tanınmasına katkı sunarken; kadim tariflerin korunması ve yaşatılması konusunda güçlü bir farkındalık oluşturdu. "Turan Yemekleri Günü", yüzyıllardır süregelen mutfak mirasının geleceğe taşınmasında önemli bir adım olarak dikkat çekti ve bu zengin kültürün önümüzdeki yüzyıllara aktarılmasına katkı sundu. "Özellikle Türki coğrafyalardaki yemeklerin misafirlerimize tanıtılması için güzel bir etkinlik oldu" Kadim Kahve Mutfak Danışmanı Erkan Kıyıcıoğlu düzenlenen etkinlikte servis edilen yemeklerle ilgili olarak, "Bugün 3 Mayıs Türkçülük Günü’nde Turan yemekleriyle ilgili bir menü çalıştık. Bu menüde özellikle Orta Asya’da günümüzde servis edilen yemekleri Kadim Kafe’de misafirlerimize sunduk. Burada Nevruz çorbasıyla başladık, bir ciğer ve daha sonra beş parmak yemeği servis ettik. Tatlı olarak da bir rişte baklavası ve bir de helvayla günü bitirdik. Özellikle Türki coğrafyalardaki yemeklerin de misafirlerimize tanıtılması için güzel bir etkinlik olduğu kanaatindeyiz" şeklinde konuştu. "Herkes yemeklerimizi çok beğendi, herkes resmen yıllar öncesine döndü burada" Kadim Kahve Mutfak Şefi İbrahim Halil Öner tüm misafirlerin yemeklerden memnun kaldığını dile getirerek, "Bugün aslında sadece yemek yapmadık. Tarihimizi, binlerce yıl önceki tarihimizi yaşadık Erkan Şefim danışmanlığıyla birlikte. Sadece yemek değil, bir kardeşlik, bir sembol inşa ettik bugün. Çok güzeldi, çok güzel deneyimler yaşadık. Geri dönüşümler çok muazzam, çok sevindirici. Herkes yemeklerimizi çok beğendi, herkes resmen yıllar öncesine döndü burada. Çok güzel bir atmosfer var gördüğünüz gibi, herkes ışıl ışıl, herkes gülüyor" dedi. "Türk kültürüne ait yemeklerimizin ve tatlılarımızın ön plana çıkması hepimiz için gurur verici" Kadim Kahve Pastane Şefi Esra Meral Trük kültürüne ait lezzetleri yaşatmanın gurur verici olduğunu belirterek, "Bu üçlü tatlı tabağında gün yüzüne çıkarttığımız bir rişte baklavası yaptık Azerbaycan’a özgü. Ve bu baklavada kadayıf da kullandık. Gerçek anlamda bizler bu lezzetlere aşina olmadığımızı zannederken aslında özümüzde olan bir tatlı olduğunu fark edip çok lezzetli bir şekilde yenildiğini de gördük. Üçlü tatlı tabağımızın görsel anlamda da güzel bir albenisi vardı; afiyetle yenildi, çok mutluyum o yüzden. Burada gerçekten özümüze daha bir sarmaladık kendimizi, bu benim çok hoşuma gidiyor. Son zamanlarda Türk kültürüne ait yemeklerimizin ve tatlılarımızın ön plana çıkması hepimiz için gurur verici" diye aktardı. "Belki dünyada ilk defa bu yemeklerin hepsinin bir arada olduğu bir menü hazırlandı" Son olarak Kadim Kahve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Abdullah Gölbaşı, Türk yemeklerine ve kültürüne sahip çıkmanın önemine değindiği konuşmasında şu ifadelere yer verdi: Bizdeki Türk aile geleneklerinde ocak başı kavramı vardır. Zamanla bu kavram modern dünyayla mutfak kültürüne döndü, masa başına döndü. Bugünkü Turan yemekleri de Türkiye’de ilk defa yapıldı; hatta belki dünyada ilk defa hepsinin bir arada olduğu bir menü hazırlandı. Çorbamızı çok beğendiler, herkes çorbalarını bitirdi. Mutfak kültürünü mutfakta çalışanlar bilir ki tabak dolu dönmüyorsa eğer olmuştur. Bizde bugün bütün tabaklar boş geldi, o yüzden çok mutluyuz. Türk yemeklerimize sahip çıkmamız çok önemli. Çünkü sağlıklı çocuklar, sağlıklı anneler, sağlıklı babalar ve sağlıklı bir ülke olmak istiyorsak Türk yemeklerine sahip çıkmak zorundayız. Dünyaya yön veren Türk mutfağı bugün öksüz kaldı, yetim kaldı, biraz başıboş kaldı. Bence iki tercihten birisi olacaksa Türk yemeği olsun."
Sosyal medya devlerinin "temsilcilik" oyunu
06 Nisan 2026 Pazartesi - 11:08 Sosyal medya devlerinin "temsilcilik" oyunu Türkiye’de sosyal medya şirketlerine getirilen temsilcilik zorunluluğunun büyük ölçüde kağıt üzerinde kaldığı, dijital reklam gelirlerinin hızla artmasına rağmen bu gelirlerin yurt dışına aktarılması nedeniyle ciddi bir ekonomik kayıp ve cari açık oluştuğu uzmanlar tarafından değerlendiriliyor. Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık ile hukukçu Prof. Dr. Murat Volkan Dülger’in değerlendirmelerine göre, milyonlarca kullanıcıya ulaşan küresel platformların Türkiye’de gerçek anlamda ofis ve veri yapılanması kurmaması, hem hukuki süreçleri zorlaştırıyor hem de vergi kaybını büyütüyor. 2024 yılında 158 milyar TL olan dijital reklam harcamalarının 2025’te 200 milyar TL’ye yükselmesi, geleneksel medyanın gelir kaybını hızlandırırken, bu dev bütçenin önemli kısmının yurt dışı merkezli platformlara gitmesi Türkiye ekonomisinde ciddi bir katma değer kaybı ve cari açık baskısı oluşturuyor. Sosyal medya şirketlerinin Türkiye’deki varlığı "sembolik" kaldı Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, 2020 yılında yapılan yasal düzenlemeyle günlük erişimi 1 milyonu aşan sosyal medya platformlarına temsilcilik açma zorunluluğu getirildiğini hatırlatarak, bu yükümlülüğün pratikte karşılık bulmadığını ifade etti. Kırık, "Bu şirketler kağıt üzerinde temsilcilik açtı ancak Türkiye’de aktif, faal bir ofis yapısı oluşturulmadı. Mahkemeler bilgi talep ettiğinde verilen yanıt genelde ‘veriler yurt dışında’ şeklinde oluyor. Bu da temsilciliklerin işlevini ortadan kaldırıyor. Türkiye’de gerçek bir yapılanma olmadığı için hem hukuki süreçlerin sekteye uğradığını hem de ekonomik anlamda ciddi kayıplar yaşanıyor, özellikle vergi konusunda büyük bir açık oluşuyor" dedi. Reklam gelirleri katlanıyor, para yurt dışına gidiyor Dijitalleşmeyle birlikte reklam pastasının hızla büyüdüğüne dikkat çeken Kırık, "2024’te dijital reklamlara ayrılan pay 158 milyar TL iken, 2025’te bu rakam 200 milyar TL’ye çıktı. Her geçen yıl bu pastanın büyüdüğünü görüyoruz. Ancak bu gelirler büyük ölçüde yurt dışı merkezli platformlara gidiyor. Geleneksel medyanın pay kaybettiğini belirten Kırık, bu durumun istihdam kaybına ve yerli medya yapısının zayıflamasına yol açtığını söyledi. Vergi oranı düşüyor, risk büyüyor Dijital hizmet vergisindeki düşüşe de dikkat çeken Kırık, 2025’te yüzde 7,5 olan verginin 2026’da yüzde 5’e, 2027’de ise yüzde 2,5’e gerileyeceğini belirterek, "Bu durum Türkiye ekonomisi açısından ciddi bir kayıp. Gelir artarken vergi oranının düşmesi, cari açığı daha da derinleştirir" dedi. Platformların gelirlerini şeffaf şekilde açıklamadığını da ifade eden Kırık, açıklanan rakamların gerçeği yansıtmadığını ve gerçek hacmin çok daha büyük olabileceğini öne sürdü. Kırık ayrıca sosyal medya platformları üzerinden kara para aklama riskine de dikkat çekerek, bağış ve yayın destekleri üzerinden elde edilen gelirlerin kripto para aracılığıyla sistem dışına çıkarılabildiğini söyledi. "Temsilcilikler daha çok hukuki formalite" İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Volkan Dülger ise sosyal medya şirketlerinin Türkiye’deki temsilciliklerinin daha çok hukuki taleplere yanıt vermek amacıyla kurulduğunu belirtti. Dülger, "Bu yapılar gerçek anlamda bir şirket şubesi gibi değil. Daha çok avukatlar üzerinden yürüyen, sınırlı fonksiyona sahip yapılar. Vergi hukukuna göre kazancın elde edildiği yerde vergilendirilmesi gerekiyor. Türkiye’deki kullanıcıya ulaşarak gelir elde eden platformların burada vergilendirilmesi gerekir. Ancak uygulamada bu konuda ciddi bir açık olduğu görülüyor" ifadelerini kullandı. Influencer ekonomisi büyüyor, denetim tartışmalı Dülger, sosyal medya üzerinden yapılan reklamların e-ticaretin en önemli unsurlarından biri haline geldiğini belirterek, influencer ekonomisinin ciddi bir büyüklüğe ulaştığını söyledi. "Influencer’lar üzerinden yapılan reklamlar satışları doğrudan etkiliyor. Bu ciddi bir gelir kapısı. Ancak bu gelirlerin tamamının ne ölçüde vergilendirildiği tartışmalı" diyen Dülger, mevcut sistemin geleneksel medya ile dijital platformlar arasında eşitsizlik oluşturduğunu ifade etti. Türkiye için çifte risk: Medya daralıyor, cari açık büyüyor Uzmanlara göre, sosyal medya şirketlerinin Türkiye’de gerçek bir ekonomik ve hukuki varlık göstermemesi, bir yandan yerli medyanın küçülmesine neden olurken diğer yandan milyarlarca liralık reklam gelirinin yurt dışına çıkmasına yol açarak cari açığı artırıyor.
Renklerin diliyle farkındalık: Ayşegül’ün sergisi büyük ilgi gördü
06 Nisan 2026 Pazartesi - 10:49 Renklerin diliyle farkındalık: Ayşegül’ün sergisi büyük ilgi gördü Küçükçekmece’de Güzel Sanatlar Akademisi Engelsiz Sanat Eğitimi branşı öğrencisi Ayşegül Doğan’ın eserlerinden oluşan "Ayşegül" başlıklı sergi, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında sanatseverlerle buluştu. Küçükçekmece Belediyesi Güzel Sanatlar Akademisi Engelsiz Sanat Eğitimi branşı öğrencisi Ayşegül Doğan’ın eserlerinden oluşan "Ayşegül" başlıklı sergi, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında sanatseverlerle buluştu. Güzel Sanatlar Akademisi Performans Galerisi’nde açılan sergi, özel çocukların potansiyeline dikkat çekerken duygusal anlara da sahne oldu. 13 yaşındaki Ayşegül Doğan’ın üç yıllık sanat yolculuğunun ürünü olan eserler, ziyaretçilerden tam not aldı. Ayşegül’ün özgün çalışmalarından oluşan sergide; sanat tarihine iz bırakmış ressamların portrelerinin illüstrasyon yorumları sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sergi alanında kullanılan puzzle parçaları ise "Hepimiz bir bütünün parçasıyız" mesajıyla otizmin simgesel anlatımına vurgu yaptı. "Her çocuk doğru destekle kendi ışığını ortaya çıkarır" Serginin açılışında konuşan Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, özel bireylerin toplumsal hayata katılımını önemsediklerini belirterek şunları söyledi: "Bugün burada sadece bir serginin açılışını yapmıyoruz; emeğin, sabrın ve sevginin görünür olduğu çok özel bir yolculuğa tanıklık ediyoruz. Ayşegül’ün eserleri bize bir gerçeği hatırlatıyor: Her çocuk özeldir ve doğru destekle kendi ışığını mutlaka ortaya çıkarır. Bizler Küçükçekmece Belediyesi olarak hiçbir çocuğun geride kalmadığı bir kent için çalışıyoruz. Bu anlayışla hayata geçirdiğimiz Bi’Mola Engelsiz Yaşam Merkezimizde çocuklarımız destekleniyor. Ailelerimiz de bir mola veriyor. Çünkü biliyoruz ki bir çocuğun hayatına dokunmak, bir ailenin hayatını değiştirmektir" Anne Işıl Doğan: "Otizm bir eksiklik değil, farklı bir bakış açısıdır" Sergide duygusal anlar yaşayan anne Işıl Doğan ise konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Bugün burada sadece bir sergi için değil, bir yolculuğun kutlaması için bir aradayız. Otizm bir eksiklik değil, farklı bir bakış açısıdır. Burada gördüğünüz eserler, kızımın kelimelerle ifade edemediklerinin renklerle ortaya çıkmış halidir. Bu süreçte sabrı, sevgiyi ve umudu bana öğreten kızım Ayşegül ile gurur duyuyorum. Bize bu imkânı sunan başta Belediye Başkanımız olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" Eğitmen Nimet Erdoğan: "Sanat, çocukların dünyasını anlamamızı sağlıyor" Ayşegül’ün öğretmeni Nimet Erdoğan ise Engelsiz Sanat Eğitimi çalışmalarının önemine dikkat çektiği konuşmasında, "Engelsiz Sanat Eğitimi branşımızda 2021 yılından bu yana çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Her yıl Otizm Farkındalık Haftası kapsamında bir öğrencimizin sergisini düzenliyoruz. Bu yıl Ayşegül’ün üç yıllık emeğini hep birlikte görüyoruz. Ayşegül’ün çizgileri, detaylara verdiği önem ve kendine özgü anlatımı bizlere farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Öğrencilerimiz sayesinde dünyaya daha dikkatli ve daha duyarlı bakmayı öğreniyoruz" ifadelerine yer verdi. Özel bireylerin potansiyeline dikkat çeken sergi, 25 Nisan tarihine kadar ziyaret edilebilecek.
"Kanser tedavisinde hedefe yönelik yaklaşımlar umut veriyor"
06 Nisan 2026 Pazartesi - 10:44 "Kanser tedavisinde hedefe yönelik yaklaşımlar umut veriyor" Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, kanser tedavisinde son yıllarda yaşanan bilimsel gelişmelerin, hastalara daha kişiselleştirilmiş ve etkili tedavi seçenekleri sunduğunu belirterek özellikle kişiselleştirilmiş tedavilerin onkoloji alanında önemli bir dönüşüm sağladığını ifade etti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl dünya genelinde yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası görüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Kaytan Sağlam, kanserin halen küresel ölçekte en önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu söyledi. Türkiye’de de her yıl 200 binden fazla yeni kanser vakasının tanı aldığını belirten Prof. Dr. Kaytan Sağlam, erken tanı ve doğru tedavi planlamasının hayati önem taşıdığını vurguladı. "Hedefe yönelik tedaviler tümörün biyolojisini hedef alıyor" Kanser tedavisinde klasik yöntemlerin yanı sıra son yıllarda geliştirilen hedefe yönelik tedavilerin, tümör hücrelerinin biyolojik özelliklerini hedef aldığını belirten Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, "Hedefe yönelik tedaviler kanser hücrelerinin büyümesini sağlayan belirli moleküler mekanizmalar üzerinde etkili olurken spesifik olarak tümör hücrelerini yok edebiliyor. Tümörün biyolojisini bilmek, patoloji ve genetik uzmanları yardımı ile moleküler düzeyde hastalığı tespit ederek ilgili molekülü bloke ederek hastalığın hızla kontrolünü sağlamak mümkün olmakta. Kanser tedavilerinde farklı disiplinlerdeki hekimlerin ortak akıl ve bir ekip ile tedaviyi üstlenmeleri hem daha az yan etki hem de daha etkili, hastalarımızı daha az yoran tedavileri beraberinde getirmiştir" dedi. "Kişiye özel tedavi dönemi güçleniyor" Onkolojide artık kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımının giderek daha fazla önem kazandığını ifade eden Prof. Dr. Kaytan Sağlam, hastaların genetik ve moleküler özelliklerinin tedavi planlamasında belirleyici olduğunu söyledi. Sağlam, "Her kanser aynı değildir. Aynı organda ortaya çıkan kanserlerde bile tümörün genetik yapısı farklı olabilir. Bu nedenle moleküler analizler ve biyobelirteçler sayesinde hangi hastanın hangi tedaviden daha fazla fayda göreceği belirlenebilmektedir. Bu yaklaşım, tedavi başarısını artırırken gereksiz tedavilerin de önüne geçebilir" ifadelerini kullandı. "Radyoterapi ile kombine tedaviler başarıyı artırabiliyor" Hedefe yönelik tedavilerin birçok hastada radyoterapi ve diğer tedavi yöntemleriyle birlikte uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Kaytan Sağlam, multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çekti. Kaytan Sağlam, "Kanser tedavisi artık tek bir yönteme dayanmıyor. Cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin uygun kombinasyonları hastaya özel olarak planlanıyor. Bu multidisipliner yaklaşım, özellikle ileri teknolojiye sahip radyoterapi yöntemleriyle birlikte uygulandığında tedavi başarısını önemli ölçüde artırabiliyor. Erken evre hastalıklarda küratif tedaviler daha ön planda cerrahi ve radyoterapi veya kemoterapi/hedefli tedaviler ve radyoterapi gibi farklı disiplinlerin ortak tedavileri ile uzun sağkalımlar ve kür oranları oluşturmaktadır. Bununla beraber ileri evre ve metastatik hastalıklar da son dönemlerde tümör konseylerinde tartışılarak kemo-immunoterapiler ile birlikte stereotaktik vücut radyoterapisi yöntemi ile dirençli odaklar tespit edilerek etkili (ablatif) doz belli bir noktada yoğunlaştırılabilmektedir. Bu şekilde hem hastanın etkili olan immunoterapisi veya hedefli tedavileri devam edebilmekte hem de bu tedavilere dirençli tümör odakları hızla yok edilebilmektedir" dedi. Radyoterapi teknolojilerindeki gelişmelere de değinen Kaytan Sağlam, "Radyoterapi uygulamalarında bilgisayar teknolojileri ile birleşerek görüntü kılavuzluğunda, tümör odaklarını daha net görerek yapılabilmesi metastatik odakların da daha etkili tedavi yapılabilmesine imkan sağlamıştır. Radyoterapi teknolojileri ile birlikte 5-6 haftalara uzayan tedaviler meme kanseri, prostat kanseri gibi pek çok tümörde daha kısa sürede tamamlanabilir hale gelmiştir. Bu hastaların uyumunu da arttırmıştır. Erken ve geç dönem izlemlerinde de yan etki profilinin tolerabıl olduğu ve artmadığı gözlemlenmiştir" diye konuştu. "Erken tanı ve düzenli kontroller hayati önem taşıyor" Kanserle mücadelede erken tanının hâlâ en önemli faktörlerden biri olduğunu vurgulayan Kaytan Sağlam, düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Kaytan Sağlam, "Kanser birçok türde erken evrede yakalandığında tedavi şansı oldukça yüksektir. Bu nedenle özellikle risk grubundaki bireylerin düzenli tarama programlarına katılması ve vücuttaki olağan dışı belirtileri ihmal etmemesi büyük önem taşır" dedi. Tarama programları ve aşılar kanserle mücadelede kritik rol oynuyor Meme kanseri taramalarının artmasıyla birlikte vakaların önemli bir bölümünün erken evrede yakalanabildiğini belirten Kaytan Sağlam, aynı hassasiyetin diğer kanser türlerinde de gösterilmesi gerektiğini söyledi. Kaytan Sağlam, "Meme kanseri taramalarının artması ve kadınların bu konudaki hassasiyetleri ile artık vakaların yüzde 75’i erken evre olarak görülmektedir. Aynı hassasiyeti erkeklerin de göstermesi prostat kanserlerinde de fark oluşturacaktır" dedi. Türkiye’de uygulanan tarama programlarına da değinen Kaytan Sağlam, "Yurdumuzda da tarama programları içinde kolonoskopi ve endoskopi bulunmaktadır. 45-50 yaş, herhangi bir şikayeti olmayan bireylerin endoskopi ve kolonoskopi yaptırması kanser sıklığında her iki cinste de 3. sırada sıklıkla görülen barsak tümörlerini çok erken yakalayarak hastalıktan kurtulmak mümkündür. Maalesef bu konuda kişilerin direnci barsak ve rektum tümör sıklığını düşürmememizde en önemli etkendir" ifadelerini kullandı. HPV aşısı kadınlarda yüzde 90’a ulaşmalı HPV aşısının önemine dikkat çeken Kaytan Sağlam, "Dünyada 160 ülkede günümüzde HPV aşıları ve aktif tarama programları etkin olarak yapılmaktadır. Serviks kanseri artık gelişmiş ülkelerde tamamen yok olmuş ve hiç yeni vaka görülmemekte iken yurdumuzda aşı karşıtlığı ve maddi sorunlar nedeniyle HPV aşısı yaptıran kişi sayısı çok azdır. Hatta tıp fakültesi öğrencileri arasında yaptığımız bir değerlendirmede de aşılanmış öğrencilerimizin yüzde 5 gibi çok düşük oranda olduğunu üzülerek tespit ettik" dedi. Kaytan Sağlam, yalnızca kadınların değil erkeklerin de aşılanmasının önemine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: "Sadece kız çocukların -kadınların aşılanması yüzde 90’lara ulaşmalı ki bu hastalık ortadan kaldırılabilsin. Eğer erkek ve kadınlar birlikte aşılanabilirse yüzde 60 bireyin aşılanması da epidemiyolojik olarak başarıyı birlikte getirecektir. Dolayısı ile erkekten kadına ve kadından erkeğe bulaşı önlemek ve hastalığı ortadan kaldırabilmek için her iki cinste de aşılanma yapılması önem arz etmektedir." Sağlıklı yaşam alışkanlıkları kanser riskini azaltabilir Kanserde genetik yatkınlığın tamamen ortadan kaldırılamayacağını belirten Kaytan Sağlam, yaşam tarzının hastalık riskini önemli ölçüde etkilediğini söyledi. Kaytan Sağlam, "Kanserdeki genetik yatkınlığın önüne geçmek mümkün olamamaktadır. Fakat beslenme şeklimizi düzenlemek, egzersiz yapmaya dikkat etmek, sigara vg bilinen risk faktörlerinde uzaklaşmak, rutin kontrollerimizi yaptırmak, aşılanmak gibi farkındalıklarımızın arttırılması ile kanser hastalığını yaşamımızı kısaltan bir hastalık olmaktan çıkarabilir ve daha uzun sağkalım sürelerini beraberinde getirebilir" dedi.
OMSAN otomotiv lojistiğindeki konumunu uluslararası sahada güçlendirdi
06 Nisan 2026 Pazartesi - 10:08 OMSAN otomotiv lojistiğindeki konumunu uluslararası sahada güçlendirdi OYAK OMSAN Lojistik, Renault Slovenya-Romanya hattıyla Avrupa pazarında ölçekli büyüme dönemine girdiğini duyurdu. Otomotiv lojistiğindeki konumunu uluslararası sahada pekiştirdiğini duyuran şirket, yönünü Asya Pasifik bölgesine çevirdi. OYAK 2030 vizyonu doğrultusunda büyüme stratejisini hayata geçiren OMSAN Lojistik, uluslararası operasyon ağını yeni bir eşikle güçlendirdi. Şirket, Renault Fransa ile markanın bitmiş araçlarının Slovenya’dan Romanya’ya taşınmasına yönelik önemli bir anlaşmaya imza attı. Bu adımın OMSAN’ın yurt dışı taşımacılığında ulaştığı operasyonel olgunluğunu teyit ettiği belirtildi. Şirket Avrupa pazarında kalıcı büyüme hedefleri açısından kritik bir dönüm noktasını aşarken yönünü Asya Pasifik bölgesine çevirdi. "Anlaşma Avrupa’da derinleşmenin yansıması" Yapılan anlaşmayı değerlendiren Yönetim Kurulu Başkanı Ergun Arıburnu, güçlü operasyonel kabiliyetini, organizasyonel disiplinini ve uluslararası kalite standartlarına uyumunu sahada kanıtlayan OMSAN’ın bölgesinde büyük üreticiler için güvenilir bir çözüm ortağı haline geldiğini bildirdi. Ergun Arıburnu, OMSAN Lojistik’in Renault Fransa ile yaptığı anlaşmayı yalnızca yeni bir hat ya da yeni bir operasyon olarak görmediklerini kaydetti. Arıburnu, tamamlanmış araçların Slovenya’dan Romanya’ya taşınmasına yönelik gelişmenin, yeni bir dönemin Avrupa koridorlarında derinleşme, yeni hatlarla ağını genişletme ve katma değeri yüksek sektörlerde uzun vadeli iş birlikleri kurma hedefinin somut bir yansıması olduğunu vurguladı. "Gelişme uluslararası alanda yetkinliğin tescili" Söz konusu anlaşmayı OMSAN’ın uluslararası ölçekte ulaştığı yetkinliğin bir tescili olarak gördüklerinin altını çizen Ergun Arıburnu, "Otomotiv lojistiği, hata payı olmayan, yüksek disiplin ve kusursuz planlama gerektiren bir alan. Renault gibi küresel bir markanın Avrupa hattında OMSAN’a güvenmesi, yıllardır sahada inşa ettiğimiz operasyon kültürünün doğal bir sonucudur" dedi. Avrupa’da kalıcı oyuncu olma stratejiyle hareket ettiklerini dile getiren Ergun Arıburnu, "Yüksek hacimli, zaman hassasiyeti yüksek ve kalite standartları son derece sıkı otomotiv lojistiği operasyonlarında elde edilen bu başarı, OMSAN’ın yalnızca taşıyan değil, planlayan, yöneten ve değer üreten bir lojistik oyuncusu olarak konumlandığını ortaya koyuyor" bilgisini verdi. "Globalde kalıcı bir güç haline gelmeyi hedefliyoruz" OMSAN’ı otomotiv lojistiğinde Avrupa ve yakın coğrafya ile birlikte global ölçekte kalıcı bir güç haline getirmeyi hedeflediklerine dikkat çeken Arıburnu şunları söyledi: "Slovenya - Romanya hattı bu yolculukta önemli bir eşik. Bundan sonra daha fazla hat, daha fazla ülke ve daha fazla katma değer üreten iş modeliyle yolumuza devam edeceğiz. Diğer taraftan yönümüzü Asya Pasifik’e çevireceğiz. OMSAN’ın büyümesi, sadece hacimle değil, kalite, güven ve sürdürülebilirlikle tanımlanacaktır."